İzmir Sağlığında sessiz sedasız bir devrim: Süper müdür mü geliyor?
Şöyle bir bakıyorum da…
İzmir’in yıllardır çözülemeyen, konuşula konuşula kronikleşen bazı sağlık meseleleri vardı.
Hastanelerden gelen şikayetler…
Uzayan kuyruklar…
Yorulan sağlık personeli…
Memnuniyetsiz vatandaş…
Sistemin içinde sıkışıp kalmış sorunlar…
Ve bütün bunların üzerine İzmir İl Sağlık Müdürlüğü koltuğuna yeni bir isim oturdu: Doç. Dr. Ayhan Kul.
Hani halk arasında güzel bir söz vardır ya…
Bir geldi, pir geldi.
Tam da öyle…
Ama öyle gürültüyle değil, şovla değil. “Ben geldim” havasıyla hiç değil.
Sessiz sedasız…
Derinden…
Sadece işine odaklanarak…
İzmir sağlığında dikkat çeken bir değişimin kapısını aralıyor.
RAKAMLAR BAZEN HER ŞEYİ ANLATIR
Bakın, lafı dolandırmaya gerek yok, Sağlık Bakanlığı’nın verileri ortada.
İzmir İl Sağlık Müdürlüğü kısa süre içinde vatandaş memnuniyetinde ciddi bir sıçrama yakaladı.
Memnuniyet oranında yüzde 74’lük artıştan söz ediliyor.
Yüzde 74…
Dile kolay.
Bu oran öyle masa başında hazırlanmış bir başarı hikayesiyle açıklanamaz.
Bu, sahaya inmenin sonucudur.
Bu, vatandaşı dinlemenin sonucudur.
Bu, sağlık personeliyle sağlıklı bir ilişki kurmanın sonucudur.
Bu, “sorun var mı?” diye beklemek yerine, “sorun nerede?” diye yola çıkmanın sonucudur.
MAKAM ODASINA SIĞMAYAN BİR YÖNETİM ANLAYIŞI
Doç. Dr. Ayhan Kul’un farkı da burada başlıyor.
Makam odasının rahatlığına teslim olmuyor.
Deri koltukların rehavetine kapılmıyor.
Önüne gelen dosyaları imzalayıp günü kurtarmıyor.
Ne yapıyor?
İzmir’in dört bir yanındaki sağlık tesislerini geziyor.
Hastanelere gidiyor.
Sorunları yerinde görüyor.
Vatandaşı dinliyor.
Sağlık çalışanlarıyla doğrudan temas kuruyor. Bunu ben söylemiyorum çalışanlar söylüyor...
Yani meseleyi raporlardan değil, hayatın içinden okuyor.
Bürokrasi dediğin de biraz böyle olmalı zaten.
Az konuşmalı.
Çok gezmeli.
Çok dinlemeli.
Ve hızlı çözmeli.
YERİNDE TEŞHİS, ANINDA NEŞTER
Sağlıkta en önemli şey nedir?
Teşhis.
Peki, yönetimde en önemli şey nedir?
Yine teşhis.
Sorunu doğru görmezseniz, çözümü de doğru kuramazsınız.
Ayhan Kul’un yaptığı şey tam olarak bu…
Sorunu Ankara’dan gelen yazışmalarla değil…
Makam odasına düşen şikayetlerle değil…
Sahada, yerinde, gözünün önünde tespit ediyor.
Sonra da bürokratik hantallığa teslim olmadan müdahale ediyor.
Vatandaşın şikayetine kulak veriyor.
Personelin derdini duyuyor.
Sistemin tıkanan damarlarına dokunuyor.
İşte bu yüzden İzmir sağlığında sessiz ama etkili bir hareketlilik var.
İNSANIN AKLINA SÜPER VALİ GELİYOR
Bütün bu tablo bana bir ismi hatırlatıyor: Rahmetli Recep Yazıcıoğlu’nu.
Namı diğer…
Süper Vali.
O da böyleydi.
Makama hapsolmazdı.
Sahaya inerdi.
Vatandaşın arasına karışırdı.
Sorunu yerinde görürdü.
Hantal bürokrasinin ezberini bozardı.
Devleti soğuk bir duvar olmaktan çıkarıp, vatandaşın kapısını çalan bir iradeye dönüştürürdü.
Recep Yazıcıoğlu’nu unutulmaz yapan şey buydu.
Bugün İzmir sağlık yönetiminde Doç. Dr. Ayhan Kul’un ortaya koyduğu tarz da bu yüzden dikkat çekiyor.
Çünkü bu şehir artık sadece yönetici istemiyor.
Bu şehir sahada ter döken, çözüm üreten, temas kuran, dinleyen ve sonuç alan bürokratlar istiyor.
İZMİR’İN BÖYLE BÜROKRATLARA İHTİYACI VAR
İzmir zor şehir.
Beklentisi yüksek.
Eleştirisi sert.
Hafızası güçlü.
Sabırsızdır ama hakkı teslim etmeyi de bilir.
İyi çalışanı görür.
Samimi olanı hisseder.
Şov yapanla iş yapanı ayırır.
Ayhan Kul’un kısa sürede ortaya koyduğu performans bu yüzden önemli.
Çünkü ortada laf değil, sonuç var.
Orada burada yapılan protokol ziyaretlerinden değil…
Sahada kurulan temastan söz ediyoruz.
Kâğıt üzerinde kalan vaatlerden değil…
Vatandaş memnuniyetine yansıyan bir değişimden söz ediyoruz.
SON SÖZ
Doç. Dr. Ayhan Kul daha yolun başında.
Ama başlangıç çok güçlü…
İzmir sağlığında yıllardır biriken sorunlara karşı sessiz, sakin ama kararlı bir dokunuş var.
Umarım bu tempo düşmez.
Umarım bu saha refleksi kaybolmaz.
Umarım makamın konforu, sahadaki enerjinin önüne geçmez.
Ve umarım Doç. Dr. Ayhan Kul, yıllar sonra sadece “İzmir İl Sağlık Müdürü” olarak değil…
İzmir sağlığında iz bırakmış bir bürokrat olarak anılır.
Çünkü bu kentin mazeret üretenlere değil…
Koltuğuna yaslananlara değil…
Dosyaların arkasına saklananlara hiç değil…
Sahaya çıkan, dinleyen, çözen ve iz bırakan bürokratlara ihtiyacı var.