Bornova’ya operasyon: Hata mı, siyasi pusu mu?
Günlerdir İzmir’den, Bornova’dan yükselen bir gürültü var.
Neymiş efendim?
Bornova Belediyesi’nde "bankamatik" personeli skandalı varmış. Başka bir belediye başkanının ricasıyla işe alınan biri işe gitmemiş.
AK Parti grubu meclisi ayağa kaldırmış durumda. Başkanvekilleri çıkmış, en tumturaklı kelimeleri seçerek, "Kamu vicdanı kanadı, güven zedelendi, Bornova Belediye Başkanı Ömer Eşki derhal istifa etmeli" diye yeri göğü inletiyor. İktidara yakın medyanın manşetlerini, televizyon ekranlarındaki o koro halindeki linç kampanyasını saymıyorum bile.
Hedef tahtasına Ömer Eşki konulmuş, oklar peş peşe fırlatılıyor.
Peki, işin aslı astarı ne?
Gelin şu meseleyi eğri oturup doğru konuşalım.
Bir belediye başkanı ne yapar, ne yapamaz?
Belediyecilik zor iştir. Bornova dediğiniz yer, 2500 civarında personeli olan devasa bir çark.
Şimdi soruyorum size: Bir belediye başkanı, sabahın köründe eline mesai çizelgesini alıp kapıya dikilebilir mi?
"Ahmet geldi mi?
Mehmet nerede?
Ayşe Hanım bugün kart bastı mı?" diye tek tek yoklama mı yapacak?
Dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir dev kurumda bir tepe yönetici bu işe bakmaz. Bakması fiilen imkansızdır…
Bir rica üzerine biri işe alınmış olabilir. Siyasette, hele ki Türkiye siyasi ikliminde bunlar ne ilktir ne de son olacaktır. Asıl mesele, o kişi işe alındıktan sonra işe gelip gelmediğinin denetimidir. Burada da sorumluluk şirket müdüründedir, birim amirindedir. Nitekim durum fark edilince şirket yetkilileri zaten tutanakları tutmuş, gerekli yasal işlemler yapılmış.
Çark işlemiş yani.
Zaten Başkan Ömer Eşki de dünkü mecliste tartışmalara son noktayı koydu: “Bizim böyle bir niyetimiz olsaydı işe gidiş gelişleri zapturapt altına almak için PDKS (Personel Devam Kontrol Sistemi) kurdurmazdık…”dedi… Yani belediye başkanın kötü bir niyeti olaydı koltuğa oturduğu gün personelin giriş çıkışını kontrol altına almak için bu sistemi kurdurmazdı…
Şimdi gelelim asıl dikkat çekilmesi gereken, ezber bozan yer burası.
Bizim siyasi kültürümüzde bir kriz patladığında, bir açık bulunduğunda koltuk sahiplerinin ne yaptığı bellidir.
Ya "üç maymunu" oynar, olayı hasıraltı ederler.
Ya "Haberim yoktu, dış güçlerin operasyonu" diyerek topu taca atarlar.
Ya da günah keçisi olarak en alt kademeden bir garibanı bulup bütün suçu, ihaleyi onun üstüne yıkarlar.
Ama Ömer Eşki bunların hiçbirini yapmadı.
Çıktı ve dürüstçe, "Evet, böyle bir durum yaşandı" dedi. Sorumluluğu bir şirket müdürünün üzerine yıkıp aradan sıyrılma kurnazlığına tenezzül etmedi. Bu bile ne kadar dürüst siyasetçi olduğunu ortaya koymaz mı?
Çok daha önemlisi ve bence bu yazının kilit cümlesi şu: "Ortada doğan bir kamu zararı varsa, bunu bizzat karşılayacağız."
Başkan Eşki’nın bu açıklaması inanıyorum ki; herkesi şok etmiştir…
Türk siyasetinde bir yöneticinin makamından çıkıp "Kamu zararını karşılayacağım" cümlesini kurduğunu en son ne zaman duydunuz?
Ben gerçekten hatırlamıyorum.
Ama aynı Ömer Eşki, ezdirmemesi gereken yeri de bildi, tavrını koydu: "Meselenin para olmadığını hepimiz biliyoruz. Buradaki mesele, fırsatını bulup siyasi infaz yapmak... Öyle kelle verecek adam da değilim ben!"
Net bir duruş mu?
Kesinlikle net bir duruş… Hem hatayı kabullenip telafi etme erdemini gösteriyor hem de fırsatçılara pabuç bırakmıyor.
Gelelim 'istifa' diye bağıranlara…
AK Parti grubunun "istifa" çağrılarına ve iktidar medyasının günlerdir bu işi "asrın skandalı" gibi sunup CHP'li belediyeler üzerinden yürüttüğü o sistematik algı operasyonuna gelirsek...
İnsanın aklıyla alay etmeyin Allah aşkına.
Oysa biz bu ülkede neler gördük…
Üçer beşer maaş alan, yönetim kurulu üyeliklerinden servet edinen bürokratlar gördü bu ülke…
İşe gitmeden, hatta o şehirde bile yaşamadan yıllarca bankamatikten tıkır tıkır maaş çeken kadrolular gördü…
İhalelerde yaşanan tuhaflıkları, çöpe giden milyonlarca liralık kamu zararlarını, liyakatsizliğin dibine vurulduğu mülakat sistemlerini gördü…
Şimdi dün Bornova meclis’in istifa naraları atan grup başkan vekiline soruyorum: Tüm bu devasa skandallar yaşanırken, içinizden bir tane, evet sadece bir tane bakan, belediye başkanı veya üst düzey yetkili çıkıp da "Kamu vicdanı yaralandı, çok özür dilerim, hatayı üstleniyorum, zararı da cebimden karşılıyorum ve istifa ediyorum" dedi mi?
Demedi.
Günlerce kamuoyunda bu konular konuşuldu, siyasi partilerin genel başkanları alanlarda miting meydanlarında konuştu, bir tek tık çık mı?
yok…
Ama bugün kalkmışsınız, işini hakkıyla yapmaya çalışan, hatayı fark edip kurumsal sistemi (PDKS) düzelten, dahası zararı üstlenme erdemi gösteren bir belediye başkanının yakasına yapışmış "İstifa et" diye bağırıyorsunuz. Üstelik kimsenin de başkana "İhmali olan müdürler için iç soruşturma başlattınız mı?" diye sormak gibi bir derdi yok.
Kusura bakmayın ama...
Maksadınızın Bornova halkının hakkını, hukukunu korumak olmadığını; meselenin üzüm yemek değil bağcıyı dövmek olduğunu artık bütün İzmir görüyor.
Başkan Ömer Eşki’nin seçildiği günden beri Bornova'da sergilediği performans, yaptığı dürüst işler birilerini fena halde rahatsız etmiş belli ki. Bulunan ilk fırsatta, ufak bir aralıktan sızıp "Acaba nasıl yıpratırız, nasıl itibarsızlaştırırız, buradan nasıl bir siyasi rantiye çıkarırız" telaşına düşülmüş.
Oysa ortada yapılmış bir yanlış varsa…
Bunu alıp belediye başkanının boynuna asılacak bir siyasi afişe çevirmek yerine,
o yanlışı yapan bürokratları çağırıp, kapalı kapılar ardında hesap sorup, gereğini yapıp, konuyu orada bitirmek daha dürüst, daha devlet ciddiyetine yakışır bir yöntem olmaz mıydı?
Ama mesele çözmek değilse…
Mesele büyütmekse…
Mesele hizmet değil de siyaset üretmekse…
İşte o zaman böyle oluyor.
Bir personel hatası, bir anda manşet operasyonuna dönüşüyor.