Dolar 45,3532
%0.24
Euro 53,5211
%0.56
Altın 6.875,620
%0.87
Bist-100 15.063,00
%0.15

Pzt

-8°

Sal

-12°

Çar

-3°

İzmir Medyasının İtibar Cellatları

Uzun yıllardır gazeteciliğin içindeyim.

Ama itiraf etmeliyim ki bugüne kadar daha çok mutfakta olmayı tercih ettim. Haberin hazırlanmasında, gündemin oluşmasında, ekranın arkasındaki emeğin örgütlenmesinde yer aldım. Kalemin yükünü, haberin sorumluluğunu ve medyanın ne kadar hassas bir alan olduğunu yıllar içinde çok iyi öğrendim.

Bugün ise sevgili babam Mithat Umutoğulları’ndan izin alarak yeni bir sayfa açıyorum.

Bundan sonra sahibi olduğum Egepostası.com’da köşe yazılarımla sizlerle olacağım.

İlk yazıma da öyle sıradan bir konuyla değil, son birkaç gündür İzmir medyasının büyük bir iştahla kaleme aldığı bir meseleyle başlamak istiyorum.

Çünkü ortada sadece bir haber yok.

Ortada gazetecilik adına sorgulanması gereken ciddi bir tavır var.

Ortada seçici bir hassasiyet var.

Ortada bazı isimler söz konusu olunca dut yemiş bülbüle dönenlerin, bazı isimler söz konusu olunca nasıl birer “itibar celladına” dönüştüğünü gösteren ibretlik bir tablo var.

Ve ben de ilk yazımda tam olarak buradan başlamak istiyorum: İzmir medyasının bu çok seçici adalet duygusundan

Gelelim şimdi konumuza…

SPK’nın bir kararını almışlar, daha savcı dosyaya bakmadan, daha iddianame yazılmadan, daha mahkeme kapısı açılmadan hükmü vermişler.

Kimi manşeti atmış.

Kimi sosyal medyada servis etmiş.

Kimi de büyük bir “kamu yararı” hassasiyetiyle olayı köpürtmüş.

Ne güzel duyarlılık!

Ne büyük gazetecilik refleksi!

Ne müthiş bir adalet aşkı!

Ama insan sormadan edemiyor: Bu duyarlılık neden sadece bazı iş insanları söz konusu olduğunda ortaya çıkıyor?

İş siyasetçilere gelince neden dut yemiş bülbüle dönüyorsunuz?

İş belediyelerdeki yolsuzluk iddialarına gelince neden üç maymunu oynuyorsunuz?

İş kamu kaynakları, ihaleler, imar dosyaları, belediye şirketleri, şaibeli ilişkiler, siyasi bağlantılar olunca neden aynı manşetleri göremiyoruz?

Neden?

Çünkü mesele gazetecilik değilse, mesele başka bir şeydir.

Şimdi konumuza gelelim, SPK, İzmir merkezli AVOD şirketine ilişkin borsadaki hisse alım-satım işlemleri ve KAP açıklamaları nedeniyle Burak Kızak ile Nazım Torbaoğlu hakkında Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunulmasına karar verdi.

Ayrıca iki isim hakkında borsa ve teşkilatlanmış diğer piyasalarda 2 yıl süreyle işlem yapma yasağı uygulanacağını açıkladı.

Buraya kadar tamam.

Bu bir haber midir?

Haberdir.

Yazılır mı?

Yazılır.

Kamuoyuna duyurulur mu?

Duyurulur.

Ama sorun burada başlamıyor.

Sorun, bu kararın bazıları tarafından sanki kesinleşmiş mahkeme hükmü gibi sunulmasında başlıyor.

SPK suç duyurusunda bulunmuş.

Yani ortada bir idari kurul kararı ve savcılığa yapılacak bir başvuru var.

Peki bizim bazı medya organları ne yapıyor?

Savcıdan önce savcı oluyor.

Hakimden önce hüküm veriyor.

Mahkemeden önce infaz ediyor.

Sonra da adına gazetecilik diyor.

Hayır kardeşim.

Bunun adı gazetecilik değil, bunun adı “itibar cellatlığıdır.”

Bir insan hakkında suç duyurusunda bulunulması, o insanın suçlu olduğu anlamına gelmez.

Bir işlem yasağı kararı, mahkumiyet kararı değildir, idari tedbir, yargı hükmü değildir.

Bunları bilmeden haber yapan varsa, cahildir.

Bilerek böyle yapan varsa, niyeti başkadır.

Bu kadar net.

Üstelik aynı medya düzeninin tuhaf bir seçiciliği var.

Siyasetçilerle ilgili dosyalar önlerine geliyor, susuyorlar.

Belediyelerde dönen iddialar konuşuluyor, susuyorlar.

Kamu kaynaklarıyla ilgili vahim iddialar gündeme geliyor, susuyorlar.

İhale iddiaları var, susuyorlar.

İmar iddiaları var, susuyorlar.

Parti içi çıkar ilişkileri konuşuluyor, susuyorlar.

Ama iş bir iş insanına gelince bir anda aslan kesiliyorlar.

Bir anda hukukçu oluyorlar.

Bir anda piyasa bekçisi kesiliyorlar.

Bir anda kamu vicdanı adına kılıç sallamaya başlıyorlar.

İyi de kardeşim…

Bu hassasiyetiniz neden seçici?

Bu gazetecilik refleksiniz neden kişiye göre çalışıyor?

Bu “kamu yararı” aşkınız neden bazı dosyalarda derin uykuya yatıyor?

Birileri hakkında haber yaparken “iddia” demeyi unutuyorsunuz.

Birileri hakkında suç duyurusu varken “mahkumiyet” havası estiriyorsunuz.

Ama bazı siyasetçiler söz konusu olunca “süreç devam ediyor”, “yargıya taşındı”, “iddialar araştırılıyor” diye kırk takla atıyorsunuz.

Demek ki mesele hukuk değil.

Demek ki mesele ilke değil.

Demek ki mesele gazetecilik hiç değil.

Burak Kızak ve Nazım Torbaoğlu bu süreçle ilgili hukuki bir girişimde bulunur mu, bilemem. SPK kararına karşı nasıl bir yol izlerler, onu da bilemem.

Yargı sürecinde ne çıkar, onu da bugünden kimse bilemez.

Ama şunu çok iyi bilirim: Suç duyurusunu mahkumiyet gibi sunmak, gazetecilik değildir, işlem yasağını “kesin suç” gibi pazarlamak, haber değildir.

Bir idari kararı alıp insanları kamuoyu önünde infaz etmek, basın özgürlüğü değildir.

Hele bunu yaparken aynı cesareti siyasetçiler karşısında gösteremiyorsanız, hiç kusura bakmayın, orada gazetecilikten değil, seçilmiş hedeflerden söz ederiz.

Bu şehirde yazılması gereken çok şey var.

Hem de öyle böyle değil.

Kamuoyunun bilmesi gereken nice dosyalar var.

Sorulması gereken nice sorular var.

Üzerine gidilmesi gereken nice iddialar var.

Ama bazıları için kalemler susuyor.

Bazıları için manşetler yumuşuyor.

Bazıları için haber dili inceliyor.

Bazıları için “bekleyelim, görelim” deniyor.

Ama bazı isimler için daha ilk kararda infaz mangası kuruluyor.

İşte mesele tam da bu.

Haber yapmak başka şeydir.

Hedef göstermek başka şeydir.

Kamuoyunu bilgilendirmek başka şeydir.

İtibar suikastı yapmak başka şeydir.

Gazetecilik başka şeydir.

Cellatlık başka şeydir.

Son sözüm şu: Bir de bu manşetleri atanlara bakmak lazım.

Kim bunlar?

Geçmişlerinde ne var?

Haklarında açılmış davalar var mı?

Bugüne kadar kimlerin dosyasını büyüttüler, kimlerin dosyasını görmezden geldiler?

Madem bu kadar ahlak bekçisisiniz, önce kendi sicilinizi kamuoyunun önüne koyun.

Kendinize gelince “iddia”, başkasına gelince “suç” diyemezsiniz.

Kendinize gelince “yargı süreci”, başkasına gelince “infaz” diyemezsiniz.

Bu kadar kolay değil.

Başkalarının itibarını manşetlerde lime lime edenler, önce kendi aynalarına bakacak.

Çünkü kirli aynalarla kimseye temizlik dersi verilmez.

Ve unutmayın: İtibar cellatlarının en büyük korkusu, bir gün kendi dosyalarının açılmasıdır.