Nilüfer Çınarlı Mutlu’nun Konak karnesi: Vaat çok, sonuç...
Konak Belediye Başkanı Nilüfer Çınarlı Mutlu’nun iki yılı geride kaldı.
İki yıl…
Bir belediye başkanını anlamak için az değil.
Verilen sözlerin sahaya yansıyıp yansımadığını görmek için yeterli.
Vitrinle gerçeği birbirinden ayırmak için de öyle.
Bugün dönüp Konak’ın son iki yılına baktığımızda karşımıza ne yazık ki güçlü bir hizmet hikayesinden çok; çöp krizleriyle, zam tartışmalarıyla, lüks makam aracı polemikleriyle ve belediye içinde giderek büyüyen siyasi gerilimlerle anılan bir tablo çıkıyor.
Kısacası Konak’ta geçen iki yıl, UMUT büyüten değil, soru işaretlerini çoğaltan bir dönem oldu.
Bazı belediye başkanları vardır.
Koltuğa oturur oturmaz şehir nefes alır.
Bazıları da vardır.
Koltuğa oturur oturmaz şehir mazeret dinlemeye başlar.
Konak Belediye Başkanı Nilüfer Çınarlı Mutlu’nun iki yılına bakınca önümde duran tablo tam olarak bu.
Bol slogan.
Bol vitrin.
Bol savunma.
Ama iş temel belediyeciliğe gelince, ortada insanın içini ferahlatan bir başarı hikayesi yok.
“Adil kent, eşit yurttaşlık…”
İyi. Güzel. Hoş.
Peki, Konak sokakları ne diyor?
Esnaf ne diyor?
Parti içindeki yol arkadaşları ne diyor?
Asıl mesele burada başlıyor.
Bir belediyenin en temel görevi nedir?
Çöpü toplamak.
Sokağı temiz tutmak.
Vatandaşa yaşadığı yerde “bu kent sahipsiz değil” duygusu vermek.
Ama Konak’ta iki yıldır en çok konuşulan şey ne?
Toplanamayan çöpler.
Bitmeyen temizlik şikayetleri.
Sokakları mesken tutan hurdacılar.
Ve bütün bunlara verilen cevap da hazır: "İller Bankası kesintileri, Çöp kamyonu eksik,Bütçe sıkıntısı…”
İyi de vatandaşın aklına gelen soru da çok net: Konak gibi İzmir’in kalbinde yer alan bir ilçede, belediye iki yıldır çöp toplama meselesini bile rayına oturtamıyorsa, hangi büyük vizyondan söz ediyoruz?
Daha kötüsü şu: Bir yanda “para yok” deniyor.
Öte yanda kamuoyuna yansıyan lüks makam aracı tartışmaları patlıyor.
İddia ne?
Merbel üzerinden aylık 276 bin liraya kiralanan Volvo XC60.
Yetmiyor.
Bir de çakar tartışması.
Şimdi burası çok önemli.
İşçinin maaşı konuşulurken…
Temizlik sorunu büyürken…
Vatandaş kemer sıkarken…
Belediye başkanının kapısına dayanan tartışma ne?
Lüks araç.
Olur mu?
Elbette olur.
Türkiye’de bal gibi olur.
Ama sonra da kimse çıkıp “halkçı belediyecilik” nutku atmasın.
Çünkü halkçılık, çöp dağlarının arasından çakarlı makam aracıyla geçerken yapılan bir gösteri değildir.
Halkçılık, önce vatandaşa mahcup olmaktır.
Önce görüntüye değil ihtiyaca para harcamaktır.
Bir başka kırılma da esnaf cephesinde yaşandı.
Memlekette kriz var.
Esnaf zaten can çekişiyor.
Siftah yapmadan kepenk kapatan insanlar var.
Tam da böyle bir dönemde belediyenin ruhsat ve katı atık ücretlerinde yüzde 1600’lere varan artışlarla anılması, “biz esnafın yanındayız” cümlesini havada bırakmıştır.
Bakın…
Belediyecilik sadece afiş belediyeciliği değildir.
Belediyecilik biraz da vicdan işidir.
Ölçü işidir.
Zamanlama işidir.
Vatandaşın boğazı sıkılıyorken, belediyenin elini onun cebine biraz daha sert atması, adına ne denirse densin, siyaseten de vicdanen de savunulacak bir şey değildir.
Gelelim en can sıkıcı meseleye…
Hani hep derler ya…
“Katılımcı yönetim.”
“Demokratik anlayış.”
“Şeffaf belediyecilik.”
İşte o lafların samimiyeti, insanın kendi yakınına nasıl davrandığında belli olur.
Başkan Mutlu’nun, mecliste farklı düşündükleri için kendi partisinden meclis üyelerini disipline göndermesi, ihraç tartışmalarının fitilini ateşlemesi, ardından parti içinden çok sert tepkilerin yükselmesi şunu gösterdi: Konak’ta sorun sadece çöp değil,sorun sadece bütçe de değil, sorun aynı zamanda tahammül meselesi.
Eleştiriye tahammül var mı?
Farklı sese alan açılıyor mu?
Yoksa mantık şu mu: “Benim dediğim olacak, itiraz eden de bedel ödeyecek.”
Siyasette en tehlikeli eşik budur.
Çünkü bir belediye başkanı önce muhalefeti değil, kendi çevresindeki kırılmayı yönetebilmelidir.
Kendi partisinde huzur üretemeyen bir anlayışın, kente huzur üretmesi zaten zordur.
Sözün özü şu:
Nilüfer Çınarlı Mutlu’nun iki yılına dönüp baktığımızda karşımıza dört fotoğraf çıkıyor:
Çöp meselesi çözülememiş.
Lüks araç tartışması gölge düşürmüş.
Esnaf zam yükü altında ezilmiş.
Parti içi krizler büyümüş.
Yani ortada, “Konak nefes aldı” dedirtecek güçlü bir icraat toplamı değil; “Konak niye hala toparlanamadı?” sorusunu büyüten bir tablo var.
Elbette önünde üç yıl daha var.
Elbette her siyasi hikaye tersine çevrilebilir.
Ama bunun için önce aynaya bakmak gerekir.
Mazerete değil gerçeğe yaslanmak gerekir.
Vitrine değil sokağa kulak vermek gerekir.
Çünkü Konak afiş istemiyor.
Temizlik istiyor.
Adaletli harcama istiyor.
Esnafa nefes istiyor.
Kavga değil hizmet istiyor.
Ve en önemlisi…
Konak’ın hafızası güçlüdür; kimse merak etmesin, bu şehir yapılan hizmeti de yazar, beceriksizliği de… ve görünen o ki bu gidişle Nilüfer Çınarlı Mutlu’nun hanesine “umut” değil, ağır bir hayal kırıklığı kazınacak.
Ama durun…
Bugün çöpleri, zamları, çakarlı araçları konuşuyoruz. Ama Konak’ta asıl konuşulacak mesele belki de henüz tam olarak konuşulmadı. Çünkü belediye binasının sessiz koridorlarında, son bir yıldır yeni bir güç haritası çiziliyor… Ve o haritanın tam ortasında bir isim var: Umut Tunç. Devamı, çok daha çarpıcı olacak.
Bekleyin…