Mazeret üretmeden belediyecilik: Konak’ta iki yılın hikayesi
Belediyecilik bazen asfalt dökmektir.
Bazen çöp toplamaktır.
Bazen park yapmaktır.
Ama asıl belediyecilik, bütün bunları yaparken bir kente karakter kazandırmaktır.
İşte Konak Belediye Başkanı Nilüfer Çınarlı Mutlu’nun iki yıllık dönemine bakınca görülen tam da budur.
Çünkü ortada yalnızca “şunu yaptık, bunu açtık” diye sıralanan klasik bir faaliyet listesi yok.
Ortada bir belediyecilik anlayışı var.
Bir yön tayini var.
Bir şehir iddiası var.
Nilüfer Çınarlı Mutlu, göreve geldiği günden bu yana Konak’a sadece hizmet götürmeye değil, Konak’ın ruhunu yeniden ayağa kaldırmaya çalışan bir profil çiziyor. Bunu yaparken de sığınılacak en kolay yere, yani “şartlar çok kötü” bahanesine yaslanmıyor. Tam tersine, ülkenin ağır ekonomik tablosunu, kent yoksulluğunu, personel yükünü, çarpık yapılaşmayı ve kronik sorunları inkâr etmeden; ama bunların arkasına da saklanmadan yol almaya çalışıyor.
Bugün Türkiye'de birçok belediye başkanı konuşuyor.
Ama çok azı gerçekten dert anlatıyor.
Daha da azı, o derdi çözmek için somut bir yön gösteriyor.
Konak’ta son iki yıla bakıldığında ise sosyal belediyecilikle temel belediyeciliğin aynı cümlede buluştuğu bir tablo ortaya çıkıyor. Mutluluk Kahveleri, giysi marketleri, istihdam ofisleri, çocuk oyun evleri, kadın danışma merkezleri, sıcak çorba dağıtımı, hijyen destekleri, ikinci el eşya hattı… Bunlar vitrine konmuş süslü projeler değil. Bunlar doğrudan hayatın içine dokunan işler. Çünkü yoksulluğun derinleştiği bir ülkede sosyal destek, artık “ek hizmet” değil, belediyeciliğin omurgasıdır.
Bir başka önemli başlık da şu: Konak’ta belediyecilik sadece yardım dağıtan bir mekanizma gibi düşünülmüyor.
Aynı zamanda dönüştüren, yön veren ve hazırlık yapan bir akıl işletiliyor.
Doğalgazı olmayan mahallelerin doğalgaza kavuşması, kentsel dönüşüm için uygulama imar planlarının hızlandırılması, mikro bölgeleme hazırlıkları, metruk binaların yıkımı, yeni hizmet binasının yıl sonuna kadar tamamlanmasının hedeflenmesi…
Bunlar günü kurtarma siyaseti değil, gelecek inşa etme iradesidir.
Hele hele Konak gibi deprem riski taşıyan, yılların ihmalini sırtında taşıyan bir ilçede bu adımlar sıradan değil, hayati önemdedir.
En dikkat çekici işlerden biri de metruk binalarla mücadele.
Çünkü metruk bina dediğiniz şey sadece terk edilmiş duvar değildir.
Güvenlik sorunudur.
Uyuşturucu sorunudur.
Kent estetiği sorunudur.
Toplumsal çürümenin görünür halidir.
Bu yüzden yüzlerce metruk yapının yıkılması, yalnızca fiziki temizlik değil, sosyal bir müdahaledir. Aynı şekilde ruhsatsız hurdacılara karşı verilen mücadele de sıradan bir zabıta faaliyeti olarak okunamaz.
Bu, kentin düzenini savunma meselesidir.
Başkan Mutlu’nun sunumunda öne çıkan bir başka fark da kadın emeğine ve gençlere verdiği özel ağırlık oldu. Ne işte ne eğitimde olan genç kadınların temizlik hizmetlerinde istihdam edilmesi, kadınların sanayide farklı alanlarda eğitim almasının teşvik edilmesi, Roman yurttaşlara meslek edindirme perspektifi sunulması… Bunlar yalnızca belediye hizmeti değil; aynı zamanda sosyal bakışı olan bir yerel yönetim anlayışının göstergesi.
Konak’ın yalnızca bugünüyle değil, hafızasıyla da ilgilenen bir yönetim anlayışı görüyoruz.
300 yıllık hamamın sanat galerisine dönüştürülmesi, kültürel miras müdürlüğünün kurulması, kent rotalarının oluşturulması, 'Altınpark Arkeopark, Çakaloğlu Han ve Sabun Müzesi' gibi projelerin ilerletilmesi…
Bunlar önemli.
Çünkü Konak dediğiniz yer, yalnızca nüfus yoğunluğu olan bir ilçe değil; İzmir'in belleğidir. O belleğe sahip çıkmadan Konak yönetilemez.
Bir de şu var: Bugün siyasette en kolay şey, şeffaflıktan söz etmektir.
En zor şey ise gerçekten şeffaf olmaktır.
Mahalle mahalle komşu buluşmaları yapmak, müdürlükleri vatandaşla doğrudan temas ettirmek, belediyeyi masa başından değil sokaktan yönetmek… Bunlar kulağa basit gelebilir. Ama Türkiye’de yurttaşın kamu kurumuna ulaşmakta bu kadar zorlandığı bir dönemde, bu yaklaşım ciddiye alınması gereken bir tercihtir. Çünkü belediyecilik biraz da vatandaşa “sana kapımız açık” diyebilmektir.
Elbette her şey güllük gülistanlık değil.
Zaten Başkan Mutlu da bunu söylemiyor.
Ekonomik tablonun parlak olmadığını açıkça ifade ediyor.
Personel yükünü, mali baskıyı, inşaat sektöründeki sıkıntıları saklamıyor.
Ama tam da bu yüzden bu iki yıllık tablo önem taşıyor.
Çünkü marifet, imkân bolluğunda iş yapmak değil.
Asıl marifet, zorluğun içinde yönünü kaybetmemek.
Başkan Mutlu’nun Konak’ta çizdiği profil, tam da buna işaret ediyor:
Mazeret üretmeyen, sosyal belediyeciliği merkezine alan, 'kentsel dönüşümü ertelemeyen, kadınları, gençleri, çocukları ve yoksulları' görmezden gelmeyen bir yerel yönetim çizgisi…
Konak henüz hikayesini tamamlamış değil.
Ama iki yılın sonunda görünen şu: Bu ilçede sadece günü geçiren bir belediyecilik yok.
Bu ilçede iz bırakmak isteyen bir irade var.
Ve açık söyleyelim…
Bugün Türkiye’de birçok belediye koltuğu dolu olabilir.
Ama her koltukta gerçekten belediye başkanlığı yapan biri oturmuyor.
Konak’ta ise o koltukta, kente bakmayı bilen bir isim oturuyor.
Anlayacağınız, bu ülkede siyaset büyüdükçe, vatandaşa dokunan iş azaldı.Bunu Lanman toplantısında soru olarak sorduğumdan burada da yazmamda önemli bir konu olduğunu vurgulamak isterim...
Ama Nilüfer Çınarlı Mutlu, tam tersini yaptı.
Sokağa inen projelerle, halka değen hizmetlerle, vatandaşın hayatına doğrudan dokundu.
Ve en önemlisi...
Siyasetin bu kadar sert ve belirleyici olduğu bir düzende, o koltuğu polemik üretmek için değil, belediye başkanlığı yapmak için kullandı.
Yani sadece o makamda oturmadı...
O makamın hakkını verdi.