Hedefteki Çeşme ve itibar cellatlığının "klinik" hali
Son aylarda dikkatle izliyorum... Çeşme Belediyesi'nin attığı her adım mercek altında. Başkan Lal Denizli'nin her eylemi, her kelimesi didik didik ediliyor.
Normal mi?
Elbette normal.
Siyasetçinin hesabı sorulur, belediye denetlenir, kamu adına soru sorulur. Buna kimsenin itirazı olamaz.
Fakat son dönemde Çeşme’de yaşananların denetimle, gazetecilikle, kamu yararıyla uzaktan yakından ilgisi yok. Karşımızda aleni, sistematik ve son derece acımasız bir itibarsızlaştırma kampanyası var.
Bir bakıyorsunuz "uyuşturucu" iftirası... Bir bakıyorsunuz "imar rantı" yaygarası... Bir bakıyorsunuz "rüşvet" iddiası...
Her gün yeni bir manşet, yeni bir algı operasyonu…
PEKİ SONUÇ? KOCA BİR HİÇ!
Hatırlayın...
Lal Denizli’ye yönelik o akıl almaz uyuşturucu operasyonunu. Çağırdılar ifadeye. Polis eşliğinde Adli Tıp’a sevk ettiler. Kan verdirdiler, saç teli verdirdiler.
Sonuç ne çıktı?
Koca bir "negatif".
Günlerce televizyon ekranlarında kurulan mahkemeler, atılan o çirkin manşetler, koro halinde yapılan yargısız infazlar bir anda çöktü. Peki özür dileyen oldu mu? "Yanılmışız, günahını aldık" diyen çıktı mı?
Hayır.
Çünkü amaç gerçeği ortaya çıkarmak değilse, sonuç kimsenin umurunda olmaz.
Bugün de sahneye aynı oyunu koyuyorlar. Çeşme'nin hizmetleri, yatırımları, turizm projeleri, vizyonu konuşulmuyor.
Varsa yoksa dedikodu...
Varsa yoksa karalama...
Neden?
Çünkü bazı çevreler için başarılı olmak kadar tehlikeli bir şey yoktur. Özellikle de genç, dinamik ve toplumda karşılığı olan bir kadın siyasetçiyseniz, o hedef tahtasına oturtulmanız çok daha kolay olur.
120 BİN LİRALIK RÜŞVET YALANININ ALTINDAN ÇIKAN AİLE DRAMI
Şimdi bakıyoruz; yine genç bir kadın belediye başkanının yönettiği Çeşme Belediyesi hedefte. Özellikle iktidar medyası günlerdir köpürtüyor: "120 bin liralık lüks cep telefonu rüşveti..." "Organize imar rantı..."
Fakat gelin görün ki işin arka planı tam bir kara komedi. Daha doğrusu tam bir "aile içi dram".
Şikayetçi kim?
Çeşme Belediyesi'nde çalışan mimar Efe Sağlamer.
Kimi şikayet ediyor?
Boşanma aşamasındaki eşi, İmar Müdür Vekili Buğçe Sağlamer’i.
İddiaya göre; eşine defalarca şiddet uygulayan bir koca var ortada. Kadın haklı olarak boşanma davası açıyor. Belediye içinden de şiddet gören kadın müdüre sahip çıkılıyor. Ve ne tesadüftür ki... Tam da bu sürecin ortasında sayın koca savcılığın yolunu tutup rüşvet ve usulsüzlük iddialarını patlatıyor.
Buraya kadar "öfkesine yenik düşmüş bir eşin intikam alma çabası" deyip geçebilirsiniz. Ama durun!
İşin asıl bam teli başka yerde.
O KLİNİK RAPORU VE ASIL "KÖTÜLÜK" PROBLEMİ
Elimde bir belge var.
Bizzat psikiyatristler tarafından şikayetçi Efe Sağlamer hakkında hazırlanmış bir Klinik Yatış Öneri Raporu. Aynen aktarıyorum: "Tedaviye Dirençli Majör Depresif Bozukluk, Yaygın Anksiyete Bozukluğu, Alkol Kötüye Kullanımı..."
Bitmedi!
Doktorlar, "Hastanın güvenliği ve tedavisinin düzenlenmesi amacıyla psikiyatri kliniğinde yatışının uygun olduğu" kanaatine varıyor. Kendisinin bu öneriyle 1 ay hastanede yattığı iddia ediliyor.
Şimdi soruyorum: Ağır psikiyatrik sorunları olan... Alkol kullanımıyla ilgili ciddi sıkıntılar yaşayan... Eşine şiddet uyguladığı iddia edilen ve boşanma aşamasında olan birinin hezeyanlarıyla, koskoca bir belediye günlerce zan altında bırakılır mı?
Hadi savcılar her şikayeti işleme koymakla mükellef diyelim...
Peki ya o malum medya?
"Rüşvet", "Yolsuzluk" manşetleri atarken, haberin kaynağının elinde "Klinik Yatış Önerisi" olan bir adamın intikam senaryosu olduğunu hiç mi merak etmedi?
Yoksa asıl dert başkaydı da...
Bu raporlu intikam hırsı, tam da aradıkları o "altın fırsat" mıydı?
Mesele sadece Çeşme değil. Mesele sadece Lal Denizli de değil. Mesele, itibar cellatlığının bu ülkede ne kadar ucuzladığı.
Bir yanda klinik raporlu, öfkesine yenik düşmüş bir eş... Diğer yanda linç tezgahına sürülmek istenen genç bir kadın siyasetçi...
Kararı siz falan vermeyin.
Ortada sizin karar vereceğiniz bir durum yok.
Çünkü ortada hukuki bir dava değil; acil tedavi edilmesi gereken büyük bir "kötülük" problemi var!