Mahkeme koltuk verdi, meydan lideri seçti
Siyasette bazen anketler yalan söyler.
Bazen televizyon ekranları da...
Ama meydanlar yalan söylemez.
İşte CHP'nin aynı gün, aynı saatte yaşadığı iki ayrı bayramlaşma tablosu bunun en net ispatıdır.
Bir tarafta...
Mahkeme kararıyla yeniden CHP Genel Merkezi koltuğuna oturtulan Kemal Kılıçdaroğlu.
Diğer tarafta...
Partinin üyeleri tarafından seçilmiş genel başkanı Özgür Özel.
İki lider.
İki meydan.
İki fotoğraf.
Ve iki bambaşka hikaye...
Özgür Özel'in Güven Park tercihi sıradan bir organizasyon kararı değildi.
Tam anlamıyla siyasi satranç hamlesiydi.
Çünkü siyaset bazen kürsüde değil, kalabalığın içinde kazanılır.
Ortaya çıkan manzara ise çok netti.
Genel Merkez bahçesinde birbirinden kopuk, heyecansız, zoraki bir kalabalık...
Güven Park'ta ise coşkulu, inançlı ve ortak bir hedef etrafında birleşmiş büyük bir insan seli...
Bir tarafta protokol.
Diğer tarafta taban.
Bir tarafta nostalji.
Diğer tarafta gelecek.
Asıl dikkatimi çeken ise başka bir şey oldu.
Yıllardır Kemal Kılıçdaroğlu'na demediğini bırakmayan televizyon kanalları...
Bir zamanlar onu hedef tahtasına koyan ekranlar...
O gün birdenbire Kılıçdaroğlu hayranına dönüştü.
Canlı yayın üstüne canlı yayın.
Övgü üstüne övgü.
Peki neden?
Çünkü Kılıçdaroğlu'nun hedefinde muhalefet yoktu.
Ekonomik kriz yoktu.
Yoksulluk yoktu.
Geçim derdi yoktu.
Hedefinde kendi partisi vardı.
Kendi yol arkadaşları vardı.
Kendi seçmeni vardı.
Dahası...
Yıllardır iktidarın CHP'ye yapıştırmaya çalıştığı suçlamaları bu kez CHP kürsüsünden dillendirdi.
İşte yandaş ekranların asıl sevinci buydu.
Fakat hesap tutmadı.
Çünkü siyaset laboratuvarda yapılmıyor.
İnsanlar artık kimin ne söylediğinden çok, neden söylediğine bakıyor.
Ve CHP tabanı da o gün tercihini açık biçimde ortaya koydu.
Öfkesini de gösterdi.
Tavrını da...
O günün kazananlarından biri de Mansur Yavaş'tı.
Sessiz ama net.
Sakin ama kararlı.
Bağırmadan mesaj veren bir siyasetçi profili çizdi.
Özgür Özel'in yanında durarak aslında sadece bir fotoğraf vermedi.
Bir pozisyon aldı.
Ve Ankara'ya şu mesajı gönderdi: "Bu kavganın dışında değilim."
Şimdi CHP'nin önünde yeni bir sınav var.
Kurultay süreci...
Asıl mücadele şimdi başlayacak.
Bir tarafta delegeler.
Bir tarafta üyeler.
Bir tarafta sokak.
Diğer tarafta mahkeme kararlarıyla şekillenen bir denklem.
Ve herkes aynı soruyu soruyor:
Bu süreç CHP'yi güçlendirecek mi?
Yoksa partiyi iç tartışmaların içine mi hapsedecek?
Bu arada halkın gündemi değişmedi.
Market fiyatları değişmedi.
Kiralar düşmedi.
Emeklinin maaşı artmadı.
Gençlerin işsizlik sorunu çözülmedi.
Bayram tatilinde oteller boş kaldı.
Çünkü insanların tatil yapacak değil, ay sonunu getirecek parası kalmadı.
Türkiye'nin gerçek gündemi budur.
Ankara'daki koltuk savaşları değil.
Ve gelelim son söze...
Güven Park'ta ortaya çıkan fotoğraf aslında çok şey anlattı.
Mahkeme kararlarıyla koltuk kazanılabilir.
Ama liderlik kazanılamaz.
Liderlik; Kalabalığın gözünde, sokağın nabzında, Halkın kalbinde kazanılır.
O gün Güven Park'ta tescillenen şey tam da buydu.
Dönelim diğer tarafa Kemal Kılıçdaroğlu’un konuşmasına…
CHP Genel Başkanlığı’na mahkeme kararıyla “atanmış” olmanın ağırlığını omuzlarında taşır gibi değil de, sanki yıllardır CHP’yi tek başına arındırmış bir lider edasıyla konuştu.
Ne dedi?
“Tertemiz bir kurultay yapacağız, Partimizin güvenli limanını inşa edeceğiz” dedi.
Sonra da asıl bombayı patlattı. “Arkamızdan sinsice sızan, ruhunu satmış FETÖ ajanlarını zamanında fark edemediğim için özür diliyorum” dedi.
Vay vay vay…
Demek mesele buraya geldi.
Demek Kemal Bey şimdi CHP içindeki rakiplerini, Özgür Özel’i ve onun yanında duranları FETÖ imasıyla hedef alıyor.
Peki, insan sormaz mı?
Siyasetin en tuhaf anlarından biri nedir biliyor musunuz?
Dün kendisine söylenen bir iftirayı...
Bugün başkalarına söylemeye başlamasıdır.
Kemal Kılıçdaroğlu'nun bayramlaşma konuşmasını izlerken aklıma ilk gelen şey buydu.
Kürsüye çıktı ve dedi ki: "FETÖ ajanlarını zamanında fark edemediğim için özür diliyorum."
İyi de...
İnsan ister istemez soruyor: Sayın Kılıçdaroğlu...
Kimdi bu fark edemediğiniz insanlar?
Kim getirdi onları CHP'nin en kritik noktalarına?
Kim danışman yaptı?
Kim milletvekili yaptı?
Kim yan yana yürüdü?
Kim "çok memnun olduk" dedi?
Bu soruların cevabını vermeden yapılan her FETÖ konuşması biraz eksik kalmıyor mu?
Özgür Özel'e bu sözler sorulduğunda verdiği cevap oldukça dikkat çekiciydi.
Dedi ki: "Bunlar geçmişte TGRT'nin, A Haber'in Kemal Bey'e attığı iftiralardı. Şimdi aynı ifadeleri Kemal Bey kullanıyor."
Ve ardından şu cümleyi kurdu: "Benim FETÖ'cülerle ilişkim de danışmanım da olmadı,” işte tam burada siyaset duruyor.
Ve hafıza konuşmaya başlıyor.
Çünkü Türkiye'nin yakın siyasi tarihine dönüp baktığınızda karşınıza ilginç fotoğraflar çıkıyor.
2012 yılında CHP Genel Merkezi'nde FETÖ yapılanmasının Amerika'daki önemli isimlerinden Faruk Taban ve beraberindeki heyet ağırlanıyor.
2013 yılında ABD ziyaretinde yine aynı yapıya yakın kuruluşlarla görüşmeler gerçekleştiriliyor.
O görüşmelerin ardından kamuoyuna yapılan açıklama ne?
"Çok memnun olduk."
Bu sözleri söyleyen Özgür Özel değildi.
Kemal Kılıçdaroğlu'ydu.
Daha bitmedi.
Aykan Erdemir...
Yıllarca CHP milletvekilliği yaptı.
Sonrasında FETÖ bağlantıları nedeniyle hakkında soruşturmalar açıldı.
Bugün kırmızı bültenle aranıyor.
Partiye kim taşıdı?
Özgür Özel mi?
Hayır.
Kemal Kılıçdaroğlu.
Fatih Gürsul; "FETÖ üyeliği" suçlamasıyla yargılandı ve ceza aldı.
Peki, görevi neydi?
CHP Genel Başkan Başdanışmanı.
O göreve kim getirdi?
Özgür Özel mi?
Hayır.
Yine Kemal Kılıçdaroğlu.
Zaman Gazetesi ziyaretleri...
Ekrem Dumanlı ile görüşmeler...
MİT TIR'ları tartışmaları...
Fethullah Gülen'e geçmiş olsun mesajları gönderen isimlerle kurulan yakın ilişkiler...
Bunların tamamı siyasi tarihin kayıtlarında duruyor.
Kimse silmedi.
Kimse unutmadı.
Şimdi bütün bunlar ortadayken, Kılıçdaroğlu'nun çıkıp FETÖ üzerinden kendi partisindeki insanları hedef alması ister istemez şu soruyu gündeme getiriyor:
Bu bir özeleştiri mi?
Yoksa siyasi hesaplaşma mı?
Çünkü özeleştiri insanın önce kendisine dönüp bakmasıyla başlar.
Başkalarına parmak sallayarak değil.
İşin daha ilginç tarafı ise şu...
Yıllarca Kılıçdaroğlu'nu "FETÖ ile iş birliği yapmakla" suçlayan ekranlar bugün onu dakikalarca canlı yayınlıyor.
Düne kadar yerden yere vuranlar bugün alkışlıyor.
Düne kadar "terörle yan yana" diyenler bugün methiyeler diziyor.
Hayat gerçekten garip.
Ama siyaset daha da garip.
Ezcümle...
Kemal Bey’e düşen artık başkalarını suçlamak değil, kendi döneminin siyasi muhasebesini yapmaktır.
Çünkü FETÖ sopasını eline alıp CHP içinde dolaşan birinin, önce o sopanın kendi geçmişine değip değmediğine bakması gerekir.
Yoksa ne olur?
Millete “arınma” diye anlattığınız şey, dönüp dolaşıp siyasi intikam gösterisine dönüşür.
Ve en önemlisi…
Geçmişinde bu kadar temas, bu kadar fotoğraf, bu kadar danışman, bu kadar yakınlık tartışması olan bir siyasetçinin, bugün başkalarına FETÖ iması yapması…
Siyaseten cesaret değil.
Siyaseten hafıza kaybıdır.