Baba ocağı”nın kapısını kıranlar…
Türkiye siyaseti dün öyle bir güne uyandı ki…
Sadece CHP değil…
Türkiye demokrasisi de ağır bir sınav verdi.
CHP’ye yönelik verilen “mutlak butlan” kararının ardından Genel Merkez önünde yaşananlar, sıradan bir siyasi kriz değildi. Polis önce arka kapıdan, sonra ön kapıyı kırarak CHP Genel Merkezi’ne girdi. Biber gazları, müdahaleler, gazetecilerin bina dışına çıkarılması…
Açık konuşalım…
Dün yaşananlar, Türk siyasi tarihine “kara bir leke” olarak geçti.
Ama mesele sadece polis müdahalesi değildi.
Mesele…
CHP’nin içine sürüklendiği tabloydu.
Genel Merkez önünde atılan sloganlar dikkat çekiciydi. “AK Parti’nin umudu Kılıçdaroğlu…”
Bu slogan boşuna atılmadı.
Çünkü sokaktaki öfke artık sadece bir kurultay tartışmasına değil, CHP’nin içeriden dizayn edilmeye çalışıldığına yönelik bir tepkiye dönüşmüş durumda.
Daha vahimi ise şuydu…
Kemal Kılıçdaroğlu’na yakın bazı isimlerin, arkalarına kim olduğu tartışmalı kişiler alarak Genel Merkez önüne gelmesi…
İddialar ağır…
Bazılarının AK Parti bağlantılı olduğu konuşuluyor, bazılarının başka siyasi yapılarla ilişkili olduğu, hatta suç örgütleriyle anılan isimlerin görüntülere yansıdığı iddia ediliyor.
Parti kimliği soruluyor…
Gösteren yok…
İşte tam da bu yüzden dün CHP Genel Merkezi önünde yaşanan tablo, basit bir siyasi gerilim değil, açık bir provokasyon görüntüsü verdi.
Sonra ne oldu?
Kapılar kırıldı…
Polis içeri girdi…
Biber gazı kullanıldı…
Ve o görüntüler…
Türkiye demokrasi tarihine utanç kareleri olarak geçti.
Ama beni asıl rahatsız eden başka bir görüntü vardı.
Dışarıda insanlar gaz yerken…
CHP’nin ağır yara aldığı konuşulurken, bazı isimlerin Genel Merkez’de özel kalemde oturup çikolata yemesi…
Evet…
Yanlış okumadınız.
Bu utanç verici fotoğrafı…
Dışarıda demokrasi yerlerde sürükleniyor.
Kapılar kırılıyor.
Gazeteciler dışarı atılıyor.
Parti binası savaş alanına dönmüş.
Ama içeride ne var?
Kemal Kılıçdaroğlu'na yakın olan isimler Özel Kalem koltuklarına yayılmış ellerinde çikolata.
Yüzlerinde tuhaf bir rahatlık, yahu bu nasıl bir vicdan körlüğüdür?
Bu nasıl bir siyasal arsızlıktır?
Partinizin kapısı kırılırken, insanlar gaz yerken, liderlik makamı polis zoruyla boşaltılmak istenirken siz orada çikolata mı ikram ediyorsunuz?
Bu kare sadece ayıp değil.
Bu kare siyasi ahlak iflasıdır.
Çünkü o çikolata, sıradan bir ikram değildir.
O çikolata, “Bina düşse de bize koltuk düşer” zihniyetinin sembolüdür.
O rahatlık, partiye değil makama bağlı olanların rahatlığıdır.
O tebessüm, demokrasinin değil, küçük hesapların tebessümüdür.
Açık söyleyelim: Parti binası çökerken Özel Kalem’de çikolata yiyenlerin derdi CHP olamaz.
Memleket hiç olamaz.
Onların derdi olsa olsa kendi küçük iktidar adacıklarıdır.
CHP’ye girmeye çalışanların siyasetinin özeti işte bu fotoğraf…
Bir tarafta mücadele edenler, diğer tarafta koltuğun keyfini çıkaranlar…
Bir tarafta direnenler, diğer tarafta çikolata ikramıyla meşgul olanlar…
CHP’nin yıllardır yaşadığı kırılmanın özeti tam da bu aslında.
Çünkü bazıları için siyaset hala makam odasından ibaret.
Tam bu atmosferde CHP Genel Başkanı Özgür Özel çıktı sahneye…
Kararı yırttı: “Bu karar siyasi tanımıyorum” dedi.
Ve ardından şu cümleyi kurdu:“Baba ocağını bunun için yıktılar…”
O an aslında işin rengi değişti...
Çünkü gün boyunca CHP tabanında hakim olan duygu şuydu: “Her şey bitti…”
Ama akşam saatlerinde Özgür Özel’in yaptığı hamle o atmosferi tersine çevirdi.
Makam odasını terk etti, genel Merkezi bıraktı, Ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne doğru yürüyüş başlattı.
Sokaktaki havaya baktım.
Öfkeye baktım.
Atılan sloganlara baktım.
Ve en çarpıcı slogan şuydu: “AK Parti’nin umudu Kılıçdaroğlu’ydu!”
Ardından gelen cümle daha da ağırdı: “Hain Kılıçdaroğlu!”
Bu slogan sıradan bir öfke patlaması değil.
Bu, CHP tabanında Kemal Kılıçdaroğlu adına birikmiş derin kırılmanın açık ilanıdır.
İşte siyasette bazı anlar vardır…
Tarihin yönü orada değişir.
Yağmur altında yapılan o yürüyüş…
TOMA’nın üzerine çıkan Özgür Özel’in verdiği görüntü; “Biz sokaktayız, mücadele edeceğiz” mesajı…
Bir anda yenilmişlik havasını dağıttı.
Ne dedi Özgür Özel? “Makamı, binayı arkada bıraktık. O boş binada dursunlar.”
Bu cümle sıradan bir siyasi çıkış değildi.
Bu, “Siz binayı alın, biz halkı alıyoruz” demenin en yalın haliydi.
Ardından CHP’nin kuruluş ruhuna yaslandı: “CHP kurulduğunda binası yoktu. Karargâh çadırlarında kuruldu. Meclis odamız artık yeni genel merkezimizdir.”
İşte o anda hava değişti.
Yılgınlık dağıldı.
Teslimiyet çöktü.
Korku geri çekildi.
Çünkü Özgür Özel, o akşam koltuğunu değil, iddiasını savundu.
TOMA’nın üzerine çıkıp halka seslendiği an ise gecenin kırılma noktasıydı.
O görüntü, “CHP bitti” diyenlere verilmiş en net cevaptı.
Bir de kameraya dönüp söylediği o cümle…
“Utanıyorum ben ya…”
İşte siyasette aranan samimiyet bazen tam da böyle patlar.
Promptersız.
Danışmansız.
Cilasız.
Doğrudan yürekten.
Özgür Özel’in o yapmacıksız isyanı, halkın kalbine tam da buradan dokundu.
Çünkü insanlar o an şunu gördü:
Ortada poz veren bir lider değil, gerçekten canı yanan bir adam vardı.