İki cami arasında binar: Cemil Tugay kimi ikna edebilir?
Aylardır AK Parti saflarına katılacağı konuşulan ancak derin sessizliğini koruyan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, en sonunda Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde Cumhurbaşkanı Erdoğan ile bir araya geldi.
Görüşmenin hemen ardından kameraların karşısına geçen Tugay, masada sadece İzmir'in gündemindeki konuların ve kentin geleceğine yönelik projelerin yer aldığını açıkladı.
Açıkladı açıklamasına ama…
Açık konuşalım, bu resmi açıklamaya kimsede en ufak bir inanç kalmadı.
Haftalardır kulisler cayır cayır yanıyordu. İktidara yakın medyaya baksanız, Cemil Tugay Külliye’nin merdivenlerini çoktan tırmanmış, rozeti takmak için gün sayıyordu. Ankara’da atılan her adım, İzmir’de "Acaba bugün mü geçiyor?" fısıltılarına dönüştü.
Ve sonunda o görüşme gerçekleşti.
Tugay, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile buluştu.
Açıklama ne oldu peki?
"İzmir'in gündemindeki konuları ve projelerimizi paylaştık..."
Yani diyor ki: "Aramızda sadece hizmet konuştuk."
Kim inanır buna?
Siyasette "sadece projeleri konuştuk" demek, fırtına öncesi sessizliğin resmî dilidir. Bir Büyükşehir Belediye Başkanı, arkasında aylardır süren "parti değiştiriyor" iddiaları varken Külliye’ye çıkacak, bir saat görüşecek ve o masada siyasetin "S"si dahi konuşulmayacak, öyle mi?
Geç Sayın başkan bunu…
İzmir kulisleri şimdi tek bir soruyla çalkalanıyor: Bu görüşme, Tugay’ın CHP’deki pozisyonunu güçlendirme hamlesi miydi, yoksa adım adım hazırlanan o beklenen "büyük transferin" nezaket provası mı?
Gelin, vitrindeki süslü cümleleri söküp atalım ve masanın altında aslında neyin pazarlığının yapıldığına daha yakından bakalım...
Gelin bu tablonun önümüze koyduğu o büyük denkleme bakalım.
Farz edelim ki iddialar gerçekleşti ve Cemil Tugay rozeti değiştirdi…
Peki, sonra ne olacak?
Siyasette her hamlenin bir maliyeti vardır ama bu hamlenin faturası sadece CHP’ye değil, en çok da Tugay’ın kendisine çıkacak gibi görünüyor.
Neden mi?
Anlatayım.
Yaklaşık çeyrek asırdır CHP sandığından şaşmayan, siyasi bagajı son derece belirgin bir kentten bahsediyoruz. İzmir’de seçmenin refleksi bellidir. Tugay yarın çıkıp "Ben kente daha iyi hizmet getirmek için, tıkanan kanalları açmak için bu kararı aldım" dese bile, sokaktaki karşılığı bu kadar duygusuz olmayacaktır. O kutuplaşmış siyasi atmosferde, Kordon'da, Alsancak'ta, Karşıyaka'da halkın arasına çıktığında karşılayacağı o soğuk rüzgarı hesaba katmamış olabilir mi?
Hiç sanmıyorum.
Ama asıl büyük paradoks, geleceğe dair hesaplarda saklı.
Diyelim ki geçti ve önünde iki buçuk yıllık bir belediye başkanlığı dönemi var.
Peki sonrası?
Önümüzdeki yerel seçimde AK Parti’nin İzmir adayı Cemil Tugay mı olacak?
İşte orada durup iki kere düşünmek lazım…
Birincisi; CHP seçmeninden aldığı oyu bir daha rüyasında bile göremez, o kapı bir daha açılmamak üzere kapanır.
İkincisi ve belki de daha önemlisi; AK Parti tabanı bu transfere nasıl bakar?
İzmir’de %30’ların üzerinde kemikleşmiş bir AK Parti seçmeni var. Kentte yıllardır emek veren, teşkilatın içinden yetişmiş, "öz İzmirli" olarak kabul görüp benimsenmiş isimler dururken; dün CHP’den seçilmiş bir ismin yarın kendi adayları olarak önlerine konmasını bu taban ne kadar içine sindirir?
Yüzde yüz bir sadakatle sandığa giderler mi?
Ciddi bir soru işareti. Yani iki tarafın da seçmen bloğunda amansız bir "kabul görmeme" riski var.
Özetle; bu olası transfer, Cemil Tugay’a belki iki buçuk yıl boyunca Ankara’nın musluklarını rahatça açma konforu sağlar. Hizmet üretirken eli rahatlar, projelerini tamamlar.
Ama siyasi istikbal açısından bakarsanız…
Bir daha aday olabilme şansını adeta pamuk ipliğine bağlar.
Kendi siyasi geleceğini, iki yıllık bir idari rahatlık uğruna riske atan bir aktör fotoğrafı çıkar ortaya. Günün sonunda Tugay için bu karar, İzmir’de iki buçuk yıl boyunca her gün rüzgara karşı yürümek demektir.
Ve o rüzgar, bazen en tecrübeli siyasetçileri bile yerinden etmeye yeter.
AK Parti cephesinde olan durumu biraz daha açalım…
Cemil Tugay’ın bu hamlenin sadece CHP seçmeninde değil, AK Parti İzmir teşkilatının tam merkezinde yarattığı ağır bir rahatsızlık var. Yıllardır İzmir’in her sokağında, sandık başlarında, en zor siyasi iklimlerde bile partinin yükünü çeken, gecesini gündüzüne katan teşkilat mensupları için bu durum tam anlamıyla bir kırılma noktası. Çünkü AK Partililer İzmir’de son dönemler partinin yükselen oylarını görüyor…
Ve hiç olmadığı kadar umutlu, bu nedenle Tugay’ın gelişinin yanlış olduğunu düşünüyor…
Kendinizi AK Partili teşkilat üyelerinin yerine koyun ve düşünün; kentin her köşesinde, yeri geldiğinde kendilerine muhalif olan seçmene rağmen göğüs göğüse siyaset yapan isimler var. İzmir Milletvekilleri Mahmut Atilla Kaya gibi, Ceyda Bölünmez Çankırı gibi kentin dinamiklerini bilen, yıllardır sokakta AK Parti tabelasını ve siyasetini cesurca taşıyan aktörlerin emeği ortadayken… Bir anda dışarıdan, "paraşütle" bir ismin gelip o koltuğa oturması veya gelecekte aday olarak sunulması teşkilat hafızasında kabul edilebilir bir şey değil.
İzmir siyasetini biraz olsun yakından takip edenler bilir; bu filmin fragmanlarını daha önce de izledik. AK Parti, geçmişte İzmir’de sırf teşkilatın içine sindiremediği, tabanın benimsemediği aday dayatmaları yüzünden potansiyel olarak kazanabileceği kulvarlarda dahi kan kaybetti, seçimi kaybetti. Sandıkta teşkilatın coşkusu ve inancı yoksa, kağıt üzerindeki stratejilerin hiçbir karşılığı olmuyor. Hele hele bu İzmirli muhalif seçmenin oyunu alarak AK Parti’ye giden ve belediye başkanlığında başarılı olmamış bir isim olursa bu tepkinin şiddeti de etkisi’de daha büyük olacaktır…
İşin daha da can sıkan tarafı, Ankara kulislerinden sızan o "arabuluculuk" detayı…
İddialara göre Tugay’ın bu temasları, AK Parti’nin İzmirli milletvekillerini, kentte yıllardır taşın altına elini koyan aktörlerini tamamen baypas ederek, Murat Kurum üzerinden yürütülmüş. İşte bu yöntem, İzmir cephesinde bardağı taşıran son damla oldu. Kentin kendi vekillerini, kendi dinamiklerini devre dışı bırakıp idari koridorlar üzerinden transfer pazarlığı yapmak, İzmir AK Parti teşkilatında Tugay’a karşı devasa bir tepki dalgası yarattı.
Şimdi soruyorum size: Teşkilatın yok sayıldığı, kentin öz evlatlarının emeğinin üstünün çizildiği ve kente tepeden inme bir adayın getirildiği bir denklemde hangi başarıdan söz edilebilir?
AK Parti İzmir teşkilatı, bunca yıllık emeğin ve mücadelesinin bir çırpıda yok sayılmasına sessiz kalmaz, kalmayacaktır. Tugay belki Ankara’da bürokrasi koridorlarını aşmış olabilir; ama İzmir’de hem solun "ihanet" öfkesiyle hem de sağın "emek hırsızlığı" tepkisiyle aynı anda yüzleşmek zorunda kalacak.
Kısacası bu transfer, gerçekleştiği takdirde kimseye zafer getirmeyecek; aksine iki taraf için de siyasi bir çıkmaza dönüşecektir.
Yani anlayacağınız; siyasette zaman zaman radikal hamleler yapılır, riskler alınır. Ancak bir hamle yaparken hem geldiğiniz evin kapısını sonsuza dek yüzünüze kapatıyor hem de gitmeye çalıştığınız evin ev sahiplerini karşınıza alıyorsanız; orada strateji değil, büyük bir basiretsizlik var demektir.
Cemil Tugay, Ankara koridorlarında bürokratik engelleri aşmak veya koltuğunu iki buçuk yıl daha rüzgarsız bir limanda tutmak istiyor olabilir. Fakat unuttuğu çok temel bir kural var: Siyaset, kağıt üzerindeki kurgularla değil, sokaktaki insanın vicdanıyla yapılır.
İzmirli CHP seçmeni için bu hamle tek bir kelimeyle özetlenecektir: İhanet.
Yıllardır o sokaklarda bedel ödeyen AK Parti teşkilatı içinse anlamı nettir: Emek hırsızlığı.
İki tarafın da içine sindiremediği, tabanların benimsemediği, öz evlatların baypas edildiği bir denklemden siyasi bir zafer çıkmaz. Olsa olsa her gün biraz daha eritip bitiren ağır bir “siyasi yalnızlık” çıkar.
Ankara’daki masa başı hesaplar İzmir’in sokaklarına tosladığında, Külliye’deki o bir saatlik görüşmenin faturası sanıldığından çok daha ağır ödenecektir.
Bekleyip görelim; rüzgara karşı yürümeye çalışan Tugay, o koltukta iki yıl rahat mı edecek, yoksa İzmir siyaset tarihinin en yalnız figürüne mi dönüşecek?