Cemil Tugay önce İnan’ı mı ikna etti?
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’ın AK Parti’ye katılacağını yazdım.
Hem de öyle kenarından köşesinden değil…
İddialı yazdım.
Hatta daha da ileri gittim: “Cemil Tugay AK Parti’ye katılmazsa gazeteciliği bırakırım” dedim.
Bu sözün ardından ne oldu?
Tugay’a yakın kalemler hemen harekete geçti.
“Olmaz.”
“İmkânsız.”
“Böyle bir görüşme yok.”
“Böyle bir hazırlık yok.”
“Cemil Tugay AK Parti’ye geçmez.”
Neredeyse bir tek, “Mithat Umutoğulları bu iddiayı rüyasında gördü” demedikleri kaldı.
Cemil Tugay da transfer iddialarını reddederken işi aile meselesine kadar götürdü.
Annesinin kendisini evlatlıktan reddedeceğini, eşinin ise boşayacağını söyledi.
Yani verilen mesaj şuydu: “AK Parti’ye geçmem siyasi olarak değil, ailevi olarak da mümkün değil.”
Peki, ben ne yaptım?
İddiamdan vazgeçmedim.
Bugün de vazgeçmiş değilim.
Çünkü siyasette söylenen sözlere değil, atılan adımlara bakılır.
Hele konu Cemil Tugay ise…
Bugün söylenen sözün yarın hangi siyasi gerekçeyle değişeceğini kestirmek kolay değildir.
MURAT KURUM ZİYARETİ SADECE BELEDİYECİLİK Mİ?
Geçtiğimiz hafta Cemil Tugay, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’u ziyaret etti.
Görüşmenin resmi açıklaması son derece normaldi: İzmir’in öncelikli ihtiyaçları, devam eden çalışmalar ve kentin talepleri değerlendirildi. Elbette bir büyükşehir belediye başkanı bir bakanla görüşebilir.
Hatta görüşmelidir.
İzmir’in sorunları için Ankara’nın kapısını çalmak suç değildir.
Fakat siyasette bazı ziyaretler yalnızca fotoğrafta görünenlerden ibaret değildir.
Fotoğrafın önü kadar…
Arkasında kimin durduğu da önemlidir.
Randevuyu kim aldı?
Görüşmenin zeminini kim hazırladı?
Öncesinde kim, kiminle konuştu?
Asıl mesele burada başlıyor.
ÖNDEKİ EN BÜYÜK ENGEL EYYÜP KADİR İNAN’DI
Cemil Tugay’ın AK Parti’ye geçmesinin önündeki en önemli siyasi engellerden biri, AK Parti Genel Sekreteri ve İzmir Milletvekili Eyyüp Kadir İnan’la yaşadığı sert kavgaydı.
Meslek Fabrikası tartışması sırasında Tugay, İnan’a şöyle seslenmişti: “Ben senin korkulu rüyanım. Senin ipliğini pazara çıkaracağım.İçimdeki savaşçıyı göreceksin.”
İnan’ın yanıtı da aynı sertlikte olmuştu: “Elinden geleni ardına koyan namerttir. Hodri meydan.”
Böyle bir kavganın ardından Cemil Tugay’ın AK Parti’ye katılması kolay mıydı?
Değildi.
Çünkü mesele sadece parti genel merkezinin vereceği karar değildi.
AK Parti’nin İzmir’deki en etkili isimlerinden biriyle yaşanan bu açık hesaplaşmanın ortadan kaldırılması gerekiyordu.
Başka bir ifadeyle…
Ankara’ya giden yolun üzerindeki İnan engelinin aşılması gerekiyordu.
PEKİ, O ENGEL AŞILDI MI?
Gelelim Ankara ve İzmir siyasi kulislerinde konuşulan asıl iddiaya… Yaptığım görüşmelerde bana aktarılanlara göre Cemil Tugay, geçtiğimiz günlerde Eyyüp Kadir İnan’ı aradı.
Meslek Fabrikası tartışması sırasında söylediği sözlerden dolayı “ÖZÜR DİLEDİĞİ” ileri sürülüyor.
Yine aynı kulis bilgilerine göre iki isim arasındaki buzlar bu telefon görüşmesinin ardından eridi.
Dahası var…
Murat Kurum randevusunun alınmasında da Eyyüp Kadir İnan’ın devreye girdiği konuşuluyor.
Altını özellikle çiziyorum: Bunlar şu an için taraflarca doğrulanmış resmi açıklamalar değil. Bunlar siyasi kulislerde konuşulan ve birden fazla kaynaktan teyit etmeye çalıştığım iddialar.
Murat Kurum görüşmesinin kapısını Eyyüp Kadir İnan mı açtı?
Bu soruların yanıtı “evet” ise…
Mesele yalnızca bir bakanlık ziyaretinden ibaret değildir.
Bu, AK Parti’ye uzanan yol üzerindeki en büyük engellerden birinin kaldırılması anlamına gelir.
Bugün elimizde resmi bir AK Parti üyelik formu yok.
Rozet takılmış değil.
Taraflardan yapılmış açık bir transfer açıklaması da bulunmuyor.
Ama siyasette yalnızca sonuca bakılmaz.
Sonuca götüren taşların nasıl döşendiğine de bakılır.
Benim gördüğüm şu: Cemil Tugay’ın AK Parti’ye giden yolunun önündeki taşlar birer birer temizleniyor.
Önce CHP’den ayrıldı.
Sonra Ankara ile temaslarını artırdı.
Şimdi de Eyyüp Kadir İnan’la arasındaki gerilimin sona erdiği konuşuluyor.
Bütün bunlar tesadüf mü?
Olabilir.
Ama siyasette bu kadar tesadüf art arda geliyorsa…
Artık ona tesadüf denmez.
Hazırlık denir.
Ben iddiamın hala arkasındayım.
Cemil Tugay’ın AK Parti’ye katılacağına ilişkin söylediğim söz ortada.
Ancak bir noktayı net biçimde ifade etmek gerekir: Cemil Tugay’ın bu kadar yoğun Ankara mesaisi yalnızca İzmir’e hizmet getirme arayışıyla açıklanamaz.
Ortada kalan bir Cemil Tugay var.
Siyasi olarak yalnızlaşmış, CHP ile bağlarını koparmış, İzmir’de güçlü bir toplumsal destek oluşturamamış bir belediye başkanı…
Böyle bir tabloda AK Parti rozeti, Tugay açısından iki anlama gelir:
Birincisi, fırtınalı siyasette kendisine güvenli bir liman bulmak…
İkincisi ise iktidarın gücünü arkasına alarak belediye başkanlığının kalan bölümünü daha rahat geçirmek…
Tugay açısından bu hesabın anlaşılmayacak bir tarafı yok.
Fakat aynı hesabın AK Parti açısından doğru olup olmadığı ciddi biçimde tartışılmalıdır.
Çünkü Cemil Tugay, seçildiği günden bu yana İzmirli seçmenin önemli bir bölümünün tepkisiyle karşılaşan, sokakta güçlü bir desteğe sahip olmayan bir belediye başkanı görüntüsü veriyor.
AK Parti’ye katılması, sanıldığı gibi CHP seçmenini parçalamayabilir.
Tam tersine…
Dağınık ve kırgın CHP seçmenini yeniden konsolide eder…
Bu nedenle Cemil Tugay transferi, AK Parti için siyasi bir kazançtan çok siyasi bir yüke dönüşebilir.
AK Parti’nin İzmir’de son iki yılda elde ettiği siyasi ivmeyi, örgütsel toparlanmayı ve seçmende yarattığı güven duygusunu gölgeleyebilir.
Çünkü siyasette her transfer güç kazandırmaz.
Bazı transferler oy getirir.
Bazıları ise yalnızca sorun getirir.
AK Parti’nin önündeki asıl soru şudur: Cemil Tugay’ı partiye almak, İzmir’de yeni bir siyasi alan mı açacak?
Yoksa…
CHP seçmenini yeniden birleştirip AK Parti’nin son iki yılda elde ettiği siyasi başarıyı riske mi atacak?
Benim gördüğüm tablo açık: Cemil Tugay açısından AK Parti rozeti bir kurtuluş olabilir.
Ama AK Parti açısından aynı rozet, taşınması ağır bir siyasi yük haline gelebilir.