Dolar 44,7094
%0.05
Euro 52,6043
%0.04
Altın 6.816,640
%0.04
Bist-100 14.059,00
%-0.11

Pzt

-8°

Sal

-12°

Çar

-3°

'Tugay bağırıyor, İzmir ikna olmuyor'

İzmir siyasetinde bazen öyle cümleler kurulur ki, ilk duyduğunuzda zannedersiniz yer yerinden oynayacak.

Ama sonra bir bakarsınız…

Söz büyük.
Etki küçük.
Ses yüksek.
Karşılık zayıf.

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’ın Meslek Fabrikası gerilimi sırasında kurduğu cümleler de tam olarak böyleydi.

AK Parti Genel Sekreteri Eyyüp Kadir İnan'ı hedef alarak söylediği “Ben senin korkulu rüyanım… Senin ipliğini pazara çıkaracağım…”

İlk bakışta sert.
İlk bakışta iddialı.
İlk bakışta meydan okuyan bir ton.

Ama siyaset, ilk bakışla yürümez.
Siyaset hafızayla yürür.
Siyaset ağırlıkla yürür.
Siyaset, geçmişinizin bugünkü cümlenize verdiği kuvvetle yürür.

İşte tam bu yüzden Cemil Tugay’ın bu çıkışı kulağa sert gelse de kamuoyunda güçlü bir etki üretmiyor.

Çünkü insan dinlediğinde sanıyor ki; karşımızda göreve geldiği ilk günden beri iktidarla açık mücadele yürüten, CHP’nin muhalif çizgisini net biçimde temsil eden, siyasal duruşunu tavizsiz şekilde ortaya koymuş bir belediye başkanı var.

Oysa gerçek tablo öyle değil.

Tam tersine…

Cemil Tugay, seçildiği günden bu yana ne iktidarla mesafesini net koyabilmiş bir siyasi profil çizebildi, ne de CHP seçmenine “işte beklenen muhalefet dili budur” dedirtebildi.
Zaman zaman yumuşak, zaman zaman mesafesiz, zaman zaman da kendi siyasi hattıyla çelişen bir görüntü verdi.

Şimdi birdenbire yükselen bu tonun o yüzden inandırıcılığı eksik kalıyor.

Çünkü dün susup bugün bağırınca, insanlar sözün şiddetine değil, samimiyetine bakar.

Ve açık konuşalım…

Bu yazının en kritik noktası tam da burasıdır:

Cemil Tugay’ın bugüne kadar ortaya koyduğu siyasi arka plan, AK Parti Genel Sekreteri Eyyüp Kadir İnan gibi son dönemde İzmir siyasetinde daha görünür, daha atak, daha mücadeleci bir figürle aynı ringde yürüyebilecek güçte görünmüyor.

Çünkü Eyyüp Kadir İnan artık sıradan bir siyasi aktör değil.

Son dönemde sadece AK Parti adına konuşan bir isim olarak değil; sahada pozisyon alan, gündem kuran, karşı tarafı cevap vermeye zorlayan, siyasi tansiyonu yöneten bir profil olarak öne çıkıyor.
İzmir’de muhalefete karşı en net, en doğrudan ve en sert siyasi dili kullanan isimlerden biri haline gelmiş durumda.

Yani karşınızda öylesine bir isim yok.
Karşınızda siyaset kuran, alan daraltan, rakibini köşeye sıkıştıran bir aktör var.

Hal böyleyken…

Cemil Tugay’ın çıkıp Eyyüp Kadir İnan’a yüksek perdeden meydan okuması, güçlü bir siyasi hamle gibi değil; boyunu aşan bir kavgaya aceleyle girme çabası gibi görünüyor. Yani Anlayacağınız Başkan Tugay sert kayaya çarptı…

Çünkü herkes taşıyabileceği kavganın içine girmelidir.

Eyyüp Kadir İnan’la açıktan çatışmak için sadece mikrofon karşısında sert cümle kurmak yetmez.
Bunun için sağlam bir siyasi geçmiş gerekir.
Tutarlı bir muhalefet çizgisi gerekir.
Kendi partinizden güçlü destek gerekir.
Sahada gerçek bir karşılık gerekir.

Peki Cemil Tugay’da bunlar var mı?

İşte asıl mesele bu.

Kendi partisinden tam destek alamayan…
İzmir kamuoyunda beklenen heyecanı üretemeyen…
Muhalefet seçmeninde güçlü bir sahiplenme duygusu oluşturamayan bir büyükşehir belediye başkanının, bugün kalkıp “korkulu rüya” tonu kullanması doğal durmuyor.

Doğal durmayınca da ikna etmiyor.

Nitekim sahadaki görüntü de bunu gösterdi.

Yurt dışından döndü, alana geldi.
Ama ortaya çıkan manzara neydi?

Bir avuç yakın siyasi isim.
Birkaç belediye başkanı.
Bir kısım sendikacı.

Hepsi bu.

Ortada büyük bir toplumsal sahiplenme yok.
Ortada CHP tabanını ayağa kaldıran güçlü bir dayanışma fotoğrafı yok.
Ortada “işte İzmir buraya yığıldı” dedirtecek bir tablo yok.

O zaman insan ister istemez soruyor:

Bu çıkış kimin için?
Bu sertlik neden şimdi?
Bu meydan okuma neyin telafisi?

Düne kadar daha kontrollü, daha yumuşak, daha dikkatli giden bir siyasi dil…
Bugün birdenbire sertleşiyor.

Neden?

Bu gerçekten köklü bir muhalefet refleksi mi?
Yoksa başarısız yönetimin, tutarsız siyasi çizginin ve kamuoyunda karşılık bulmayan performansın üstünü örtme gayreti mi?

Bence cevap çok açık…

Bu çıkış, derin bir siyasi iddianın değil; artan sıkışmışlığın ürünüdür.

Çünkü gerçek muhalefet başka bir şeydir.
Sonradan üretilmiş muhalefet başka bir şey.

Gerçek muhalefette omurga vardır.
Tutarlılık vardır.
Geçmişten gelen bir ağırlık vardır.

Sonradan üretilmiş muhalefette ise gürültü vardır.
Öfke vardır.
Ama inandırıcılık yoktur.

Cemil Tugayın bugün verdiği görüntü de ne yazık ki ikinci kategoriye daha yakın duruyor.

Üstelik İzmir öyle herhangi bir şehir değil.
Yıllardır 'CHPnin kalesi' denilen bir şehir.
Yıllardır iktidara mesafeli duran güçlü bir siyasi damar taşıyan bir şehir.

Böyle bir şehirde muhalefet yapmak, öfkeyle birkaç cümle kurmaktan ibaret olamaz.
Böyle bir şehirde muhalefet; derinlik ister, örgütlülük ister, destek ister, kararlılık ister.

Cemil Tugay ise bugüne kadar ne iktidarla kurduğu ilişkiyi sağlıklı sürdürebildi, ne de bunun yerine güçlü bir muhalefet hattı inşa edebildi.

Ne tam yakın durabildi…
Ne tam karşı durabildi…

İkisinin arasında kaldı.

Ortaya da inişli çıkışlı, kararsız, tutarsız bir siyasi performans çıktı.

O yüzden bugün kurduğu en sert cümleler bile, dönüp dolaşıp aynı yere çarpıyor:

Söz var.
Ama siyasal ağırlık yok.

Meydan okuma var.
Ama karşılığı yok.

Bağırmak var.
Ama doldurmak yok.

Sonuç mu?

Bu yaşananlar büyük bir siyasi hesaplaşmanın işareti değil.
Bu yaşananlar, yönetilemeyen ilişkilerin, kurulamayan dengenin ve büyütülemeyen liderliğin dışa vurumudur.

Ve İzmir kamuoyu artık şunu çok daha net görüyor: Siyasette korkulu rüya olmak öyle mikrofonda bağırmakla olmaz.
Önce kendi gölgenizi büyüteceksiniz.
Sonra karşınızdakine meydan okuyacaksınız.

Cemil Tugay ise bugün hala o ilk eşiği aşabilmiş görünmüyor...

Şimdi gelelim asıl konumuza;  Başkan Cemil Tugay’ın ardına sığındığı "İzmir’in malına çöküyorlar" çıkışı, kendi tabanını konsolide etmeye ve arka plandaki beceriksizliği perdelemeye yönelik bir hamleden ibaret.

Neden mi?

Gelin siyasi sloganları bir kenara bırakıp somut gerçeklere, yani matematiğe ve icraata bakalım.

Hedefe konulan AK Parti Genel Sekreteri Eyyüp Kadir İnan, çok yakın bir zamanda Bergama’da devasa bir "Millet Bahçesi" projesinin CHP’li Bergama Belediyesi’ne devrini sağlamadı mı?

İçinde yürüyüş yolları, sosyal tesisleri, kafeteryası, dükkanları ve gelir getirici onca alanı olan bu devasa kompleksi CHP’li bir belediyeye kendi elleriyle devreden bir isim; neden Meslek Fabrikası'ndaki 3 adet küçük taşınmaz için kriz çıkarsın?

Mantık bunun neresinde?

Oysa devlet aklı ve kurumlar arası iletişim tam da bu günler içindir. Cemil Tugay, kavga edip alanı polis ablukası üzerinden bir siyasi şova dönüştürmek yerine doğru ve nezaketli bir bürokratik ilişki kurabilseydi; bu taşınmazlar Vakıflar'a devredilmiş olsa dahi Büyükşehir Belediyesi tarafından kullanılmaya devam edilebilirdi..

 

Gelelim işin en can alıcı, en iddialı kısmına.

Başkan Tugay’ın "İzmirliler burada meslek sahibi oluyor" diyerek yeri göğe sığdıramadığı Meslek Fabrikası'nda aslında ne oluyor?

AK Partili isimlerin açıkladığı çok vahim bir durum var: Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) ile gerekli sözleşmeler yapılmadığı için, bu fabrikada verilen eğitimlerin sertifikaları geçersiz!

Yani ortada meslek edindiren bir fabrika değil, insanlara geçerliliği olmayan kağıt parçaları dağıtan bir sistem zafiyeti var. Hal böyleyken, içi boşaltılmış bir eğitim modeli üzerinden mülkiyet kavgası vermek, kamuoyunun aklıyla alay etmek değil midir?

Meslek Fabrikası'nın düştüğü bu bürokratik ve işlevsel çıkmazı gördükçe, insanın aklına ister istemez "Alsancak Tekel Fabrikası" geliyor. Eyyüp Kadir İnan’ın öncülüğünde, İzmirlilerin kullanımına kazandırılan o muazzam dönüşümü, o kültür ve yaşam alanını gördükten sonra vizyon farkını anlamamak imkansız.

Alsancak’ta o devasa kompleksi İzmir’in kalbine bir cazibe merkezi olarak yerleştiren irade, yarın Meslek Fabrikası'nın alanında ne kadar başarılı, ne kadar geçerli ve ayakları yere basan bir projeyle karşımıza çıkacaktır

Bugün koparılan onca yaygaranın sonunda, Eyyüp Kadir İnan'ın İzmir'in faydasına olacak yepyeni ve çok daha güçlü bir hamleyle bu tartışmaya son noktayı koyacağı aşikar.  Bu konuda İzmirlileri hiç mahcup etmeyecektir.