Dolar 44,0736
%0.18
Euro 51,0925
%-0.18
Altın 7.308,460
%1.77
Bist-100 12.793,00
%-2.19

Pzt

-8°

Sal

-12°

Çar

-3°

'Seçkin ve mümtaz belediye meclis üyesi'

Zamanın bir yerinde bir kış günü akşamüstü, Fuar’daki toplantı salonunda belediye meclis toplantısı henüz yeni başlamıştı. Dışarıda gök gürültülü sağanak yağmur bütün şiddetiyle devam ediyordu. 

Toplantının açılış konuşmasını etrafına gülücükler dağıtarak sürdüren Belediye Başkanı, “Yüce meclisin seçkin ve mümtaz üyeleri, biraz sonra belediyemizin faaliyet raporunu görüşüp oylayacağız. Kentimize yapılan hizmetlere verdiğiniz çok değerli katkılarınız için hepinize şükranlarımı ve teşekkürlerimi sunuyorum…”

Meclis toplantısını izleyen belediyenin üst düzey bürokratları, misafirler ve elleri fotoğraf makinelerinin deklanşörlerinde bulunan basın mensupları, Başkanın zaman zaman esprilerle sürdürdüğü açış konuşmasını kimi zaman kahkahalarla kimi zaman gülümseyerek dinliyordu. 

Bir fabrikada işçilik yapan Belediye Meclis Üyesi Abbas ise meclis toplantısı sona erince,  iki gün önceki sağanak yağmurdaki gibi bu gece de evine nasıl gideceğini düşünüyordu. “Bir pardösüm bile yok” diye hüzünlendi...

Sezen Aksu’nun, “Bir Kedim Bile Yok” adlı şarkısı geldi usuna. Kendi kendine sövündü: “Ulan! Abbas, belediye meclis üyeliği senin neyine oğlum? Evinin kirasını bile zor ödüyorsun. Bu kış kıyamet gününde çoluk çocuğunun üstü başı yarı çıplak. memleket meselelerini halletmek sana mı kaldı?” 

Etrafındaki belediye meclis üyesi arkadaşlarına göz gezdirdi. Birçoğu doktor, mühendis, müteahhit, tüccar ve iş adamıydı. Hatta içlerinde, milli futbol takımımızın eski antrenörü, eski bir senatör ile üniversite öğretim üyesi profesör olanlar bile vardı.

Hepsinin işi düzeni ve ekonomik durumu yerindeydi.  Toplantı sona erince özel otolarına atlayıp, bir eğlenceden ya da bir tiyatrodan çıkıyorlarmış gibi güle oynaya mutlu bir şekilde dağılırlarken, o kendini, hep orta yerde kalmış gibi hissederdi.

İki gün önceki meclis toplantısından sonra bu günkü gibi dışarıda çok şiddetli sağanak yağmur vardı. Meclis toplantısı sona erince vakit kaybetmemek için koşarak geldiği Montrö’den, Karşıyaka’ya hareket eden son belediye otobüsüne, başından aşağıya bir kova su boca edilmiş gibi sırsıklam binmişti.

Gecenin o saatinde işlerinden evine dönen otobüsteki yolcuların, kendisine acıyarak baktığını görünce, kendi kendine sessizce mırıldandı, “Hey millet, kentinizin seçkin ve mümtaz belediye meclis üyesine iyi bakın. Nasıl görünüyorum? Bir enayiden ve bir zavallıdan farkım var mı?