İzmir’e Lütuf Dağıtılmaz, Hizmet Getirilir
AK Parti Genel Sekreteri ve İzmir Milletvekili Eyyüp Kadir İnan’ın açıklamalarını okuduğumda, insan ister istemez şu soruyu soruyor:
Bu konuşma İzmir için mi yapıldı, yoksa İzmir’e rağmen mi?
Bakın…
Sayın İnan’ın sözlerinde sertlik var.
Yüksek ses var.
Bol miktarda “biz” var.
Ama bir şey eksik: İzmir’in ruhu.
Şunu kabul edelim: İzmir zor bir şehir.
Siyasetçiyi yutar, öğütür, geri tükürür.
Tehditten hoşlanmaz.
Azardan hiç hoşlanmaz. “Biz verdik, siz anlamadınız” diline ise alerjisi vardır.
Şimdi gelelim asıl meseleye…
Sayın İnan, konuşmasında İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’ı yerden yere vuruyor.
Çöp diyor, körfez diyor, altyapı diyor.
Yetmezmiş gibi “nezaketimizi zayıflık sandınız” diyerek dozu artırıyor.
Ama durun bir dakika.
Cemil Tugay, bakanlıklara kimin için geldi?
Kendi şahsi talebi için mi?
Hayır.
İzmir’in yıllardır çözülemeyen, merkezi idareyi ilgilendiren meseleleri için geldi.
Yani mesele şu: Ortada bir belediye başkanı var.
Kapı kapı dolaşıp çözüm arıyor.
Bir de iktidar temsilcisi var.
Çözüm üretmek yerine kürsüden fırça atıyor.
İşte İzmir tam da burada irkiliyor.
Çünkü İzmir’e hizmet lütuf değildir.
İzmir’e çözüm getirmek iyilik değildir.
Bu, anayasal bir görevdir.
Sayın İnan’ın konuşmasında hissedilen şey şu: “Sustuk, bekledik, sabrettik… artık yeter!”
İzmir bu dili sevmez.
İzmir şunu sorar: “Bugüne kadar sustuysan, neden sustun?”
“Yetkin varken neden çözmedin?”
Ve en önemlisi…
Bu üslup İzmir’de kimi kenetler biliyor musunuz?
CHP’yi.
Evet, yanlış duymadınız.
CHP’nin İzmir’de bu kadar güçlü olduğu bir şehirde,
Bu ton,
Bu sertlik,
Bu üstten konuşma…
CHP ile İzmirliyi birbirine daha da sıkı bağlar.
Siyasetin acı gerçeğidir bu.
Bakın…
AK Parti’de İzmir için samimiyetle çalışan, gerçekten çözüm arayan, sessiz ama etkili isimler var mı?
Var.
Ama böyle çıkışlarla ne oluyor?
O emekler "kaşıkla toplanıp kepçeyle dağıtılıyor."
İzmirli şunu sever:
Zor zamanda yanında duran siyasetçiyi.
Yetkisi olsun ya da olmasın, sorumluluk alanı. “Ben buradayım” diyeni.
Ama İzmir şunu affetmez: Parmak sallamayı.
Ayar vermeyi.
Ve “biz olmasak siz yoksunuz” havasını.
Son bir not…
İzmir, kimsenin misafiri değildir.
Ama kimse de bu şehrin ev sahibi olduğunu iddia edemez.
İzmir’in tek ev sahibi vardır: İzmirli.
Gerisi gelip geçer.