Marka mı bu… Emek mi? İzmir’de Son Dakika savaşı
Şimdi asıl mesele şu…
Son yıllarda sosyal medyada öyle bir atılım yaptı ki, “İzmir’de son dakika” denince insanların aklına tek bir ekran geliyor, tek bir isim geliyor, tek bir yayın dili geliyor.
Sokağa çık, sor.
“İzmir’de Son Dakika kimin?”
Verecekleri cevap belli…
Bunun için mahkemeye gerek yok.
Çünkü mahkeme dosyalarından önce İzmir’in hafızası var.
Çünkü o hafıza; bilbordları görüyor… Sokak reklamlarını görüyor… dijital reklamlara dökülen bütçeyi görüyor… Gece gündüz harcanan emeği görüyor… “marka” dediğin şeyin, kağıtta değil sokakta büyüdüğünü biliyor.
Ama gel gör ki…
Birileri çıkıyor, elinde bir dosya, dilinde bir cümle: “Bu marka benim.”
Hah!
Tam burada duralım.
Çünkü bazı cümleler vardır, insanın boğazına takılır.
“Bu marka benim” cümlesi de öyle.
Eğer ortada yılların emeği, yatırımı, görünür bir bilinirliği, herkesin tanıdığı bir yayın kimliği varsa…
Sonradan çıkıp “benim” demek…
Kusura bakmayın ama adına ne derseniz deyin; bana göre bunun adı emek hırsızlığına göz kırpmaktır.
Gelelim işin “can alıcı” yerine…
Uzmanlar ne diyor?
Diyor ki:
Sosyal medya üzerinden haber paylaşımı, video içerik üretimi, dijital yayıncılık dediğin faaliyet…
41. maddeye oturur.
Neden?
Çünkü 41. maddede açık açık yazıyor:
Elektronik ortamlarda haber ve eğlence ile ilgili bilgi sağlanması
Haber muhabirliği, foto muhabirliği
Film, televizyon, radyo programları yapımı
Yani Instagram, Facebook, X… yani dijital yayıncılığın kalbi.
Peki, 38. madde?
O daha çok altyapı, iletim, haberleşme, haber ajansı gibi “teknik” bir zemine işaret ediyor.
16.madde mi?
Onu hiç yormayalım.
Defter, kalem, matbaa, kağıt… fiziki ürünler dünyası.
Dijital yayıncılıkla uzaktan yakından alakası yok.
Şimdi asıl soru geliyor:
2019’da “İzmir’de son dakika reklam ve haberleşme limited şirketi” adına Kadir Barış gidip 41. maddeden tescile başvuruyor.
01.04.2019.
Yani dijital yayıncılığın tam göbeğinden.
Markasını da alıyor.
Aradan 4 ay geçiyor…
Gazeteci Egeli Gazete'den Mustafa Yılmaz gidip 38 ve 16. maddelerden başvuruyor.
Ve sonra dönüp mahkemede: “Bu marka benim.”
Şimdi ben soruyorum: İyi güzel kardeşim madem bu marka senindi…
Niye doğrudan dijital yayıncılığın sınıfından değil de, alakasız sınıflardan başvuruyorsun?
Niye 41 değil de 16?
Niye “İzmir’de son dakika” gibi sosyal medya refleksi olan bir işi, sanki kırtasiye rafına koyuyormuşsun gibi tescile taşıyorsun?
Ve en önemlisi…
İzmir gibi herkesin birbirini tanıdığı, kim ne yapıyor herkesin bildiği bir şehirde…
Yıllardır yayın yapan bir yapının karşısına çıkıp “benim” demek…
Sadece hukuki bir iddia değil.
Aynı zamanda ahlaki bir sınav…
Bakın.
Mahkeme “hak” dağıtır.
Ama kamuoyu “vicdan” dağıtır.
Ve bu işte vicdanın sorduğu soru çok nettir:
Bir markayı marka yapan şey tescil mi… yoksa emek mi?
Benim cevabım net:
Tescil bir evraktır.
Ama emek… Hayatın ta kendisidir.
O yüzden…
Emeği görmezden gelip evrakla konuşanların bu şehirde kazanacağı tek şey şudur:
Kağıt üstünde bir iddia…
Sokakta ise koca bir ayıp.
Yani anlayacağınız Başkası markayı büyütürken kenardan izleyip, iş parlayınca “o benimdi” demek; girişimcilik değil, “düpedüz emek hırsızlığıdır.” denir başkada birşey değil…