Meslek Fabrikası önünde eksik fotoğraf: En kritik isimler yok!
İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin Meslek Fabrikası çatısı altında faaliyet yürüttüğü eski DGM binasının Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne devredilmesi sonrası tahliye işlemleri ile ilgili çalışmalar da başladı. Konak Kaymakamlığı’nın pazartesiye kadar verdiği tahliye süresi ise bugün sabah doldu. Binayı boşaltmayacaklarını duyuran İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, oturma eylemi başlattığını duyurdu…
Ancak; açıklama farklı eylem farklı…
İzmir’de bir eylem var…
Ama eksik.
Hani bazı fotoğraflar vardır ya…
Kadraj güzel, ışık fena değil…
Ama fotoğrafa bakarsın, bir şey eksiktir.
İşte tam olarak öyle bir eylem.
Meslek Fabrikası için verilen süre dolmuş.
Ortada “siyasi karar” var.
Hatta daha iddialısı: “İzmir’in mallarına çöküyorlar.”
Cümle sert.
Cümle iddialı.
Cümle meydan okuyan cinsten…
İyi de…
Bu kadar “siyasi” bir meselede, peki siyasetin kendisi nerede?
İl başkanı yok, Milletvekilleri yok, partinin sahadaki aktörleri yok.
Peki, kim var?
Davet edilenler var.
Davet edilmeyenler yok.
İşin özü bu…
Küçük bir araştırma yaptım.
Sonuç kısa ve net: “Vekillere davet gitmemiş.”
Şimdi burada durup düşünmek lazım…
Bir eylem düşünün; “Siyasi” diye tanımlanıyor.
Ama siyasetin ana aktörleri kapının dışında bırakılıyor.
Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu?
Sayın Cemil Tugay çıkıyor, “Zorla tahliye olursa fiziksel olarak burada olacağız” diyor.
İyi, güzel, güçlü bir çıkış.
Ama insan sormadan edemiyor: Madem bu iş bu kadar kritik, madem bu kadar “siyasi” madem “fiziksel olarak orada olacağız” diyorsunuz…
Dokunulmazlığı olan milletvekilleri nerede?
Yok.
Niye yok?
Çünkü davet yok.
CHP İzmir’de uzun zamandır konuşulan bir şey var: Dağınıklık...
Hatta biraz daha açık söyleyelim: Herkes kendi sahasını çiziyor.
Ortak mücadele mi?
Birlik fotoğrafı mı?
Aynı cümleyi kuran kadro mu?
Yok.
Ortaya ne çıkıyor biliyor musunuz?
Ne tam bir direniş…
Ne de tam bir siyasi refleks.
Ortaya çıkan şey şu:Davetiyeli eylem.
Listeye adın yazıldıysa varsın.
Yazılmadıysa yoksun.
Siyaset böyle yapılmaz.
Çünkü siyaset, davetiye ile değil, krizle, refleksle ve birlikte duruşla yapılır.
Bugün İzmir’de eksik olan tam da bu…
Ve en acısı şu: Sorun karşı tarafta değil, sorun, içerideki dağınıklıkta.
Kısacası…
Ortada bir eylem var.
Ama ruhu yok.
Ortada bir iddia var.
Ama kadrosu yok.
Ortada bir “siyasi karar” söylemi var, ama siyasetin kendisi sahada yok.
Şimdi tabloyu biraz daha netleştirelim.
CHP açısından bu kadar kritik bir mesele…
“Siyasi” diye tarif edilen bir kriz…
Ama ortada ne vekil var, ne il başkanı.
Bu sadece bir eksiklik değil.
Bu, doğrudan bir tercih.
Çünkü siyaset boşluk kaldırmaz.
Eğer birileri yoksa, bilin ki ya çağrılmamıştır ya da istenmemiştir.
Soruyu açık soralım: Vekiller neden yok?
Cevap daha da açık: “Davet yok.”
Peki, neden yok?
Asıl mesele tam burada başlıyor.
Acaba…
Başkan Cemil Tugay, koltuğa oturduğu günden beri yıldızının barışmadığı isimlerle
aynı karede görünmek istemediği için mi?
Siyasi alanı paylaşmak istemediği için mi?
Ya da daha net söyleyelim: “Sahne benim” demek istediği için mi?
Bakın, siyaset ego kaldırır, ama kriz yönetimi kaldırmaz.
Bugün yaşanan tam olarak bu…
Kişisel mesafeler, partisel refleksin önüne geçmiş durumda.
Ve ortaya çıkan manzara ağır: CHP İzmir’de dayanışma yok.
Birlik yok.
Ortak akıl yok.
Herkes kendi kulvarında.
Herkes kendi hesabında.
Peki CHP İzmir il başkanı Çağatay Güç? nerede?
Yok.
Sahada yok, meydanda yok, krizde yok.
Şimdi soralım: Bu tabloyla mı “İzmir’in malına sahip çıkılacak?”
Bu dağınıklıkla mı “siyasi mücadele” verilecek?
Bu eksik kadroyla mı kamuoyuna mesaj verilecek?
Gerçek şu: Bu iş sadece bir bina meselesi değil, bu iş, CHP İzmir’in fotoğrafıdır.
Ve o fotoğrafta…
Kimler var diye değil, kimler yok diye bakılıyor artık.
Oysa bugün bambaşka bir ton duyduk.
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay çıktı ve dedi ki: “İzmir’in malını vakıflara vermeye çalışanlar akılları başlarına toplarlar…
Gereksiz bir kavga içinde değiliz.
Zorla tahliye olursa fiziksel olarak burada olacağız.”
Sözler net.
Mesaj güçlü.
Hatta meydan okuma var.
Ama…
Siyaset sadece cümle kurmak değildir.
O cümlenin arkasını doldurmaktır.
Sayın Başkan…“Fiziksel olarak burada olacağız” diyorsunuz.
Peki kim olacağız?
Kim?
Siz mi?
Belediye bürokratları mı?
Yoksa gerçekten siyasi bir duruş mu?
Çünkü bu ülkede bir gerçek var: Sokakta, eylemde, kriz anında en önde kim olur?
Milletvekilleri...
Neden?
Çünkü dokunulmazlıkları var.
Çünkü siyasi ağırlıkları var.
Çünkü iktidarla karşı karşıya gelinen anlarda o yükü taşıyacak pozisyondalar.
Ama İzmir’de ne görüyoruz?
Böyle bir tabloda milletvekilleri yok.
Niye yok?
Çünkü davet yok.
Şimdi en kritik soruyu soralım: Sayın Başkan…
Madem “zorla tahliye olursa burada olacağız” diyorsunuz, o zaman dokunulmazlığı olan vekiller neden sahada yok?
Madem bu kadar kararlısınız, neden o kararlılığı güçlendirecek siyasi aktörleri oyunun dışında bırakıyorsunuz?
Bu bir çelişki.
Hem “siyasi” diyeceksiniz…
Hem siyasetin en güçlü figürlerini dışarıda tutacaksınız.
Olmaz.
Siyaset, yalnız başına verilen bir poz değildir, siyaset, birlikte verilen bir fotoğraftır.
Ve bugün o fotoğrafta…
En çok olması gerekenler yok.
Sayın Başkan…
Sözleriniz güçlü.
Ama sahadaki kadro o sözleri taşımıyor.
Ve siyaset…
Eksik kadroyla oynanan bir oyun değildir.
İzmir'e en güzel "daynışma" örneğini AK Partili milletvekillerinin veriyor...