Dolar 32,8523
%1.08
Euro 35,2922
%0.9
Altın 2.486,130
%2.2
Bist-100 10.740,00
%2.57

Pzt

-8°

Sal

-12°

Çar

-3°

Kendine güvenen örgütün kantarına çıksın!

Yerel seçimlere doğru CHP’de kongreye yönelik çalışmalar devam ediyor…

CHP, Türk siyasi tarihinin önemli mihenk taşlarından, Cumhuriyetin kurucu iradesinin partisi…

Ve geçen yüz yıl içinde demokrasiye her zaman katkı koymuş birçok eksiğine rağmen sosyal demokrasinin, hak savunuculuğunun başını çekmiş bir siyasi partidir…

Rahmetli babam hiçbir siyasi partiye üye olmamış ancak sosyalizme gönül vermiş iyi bir solcu ve yurtseverdi…

Devrime inanan ve devrimin halk tarafından yapılacağını savunan bu nedenle de “siyasi partilerde devrim yapılamayacağını” belirterek, partilere üye olan arkadaşlarını ciddi şekilde eleştiri bombardımana tutardı…

Bu nedenle hiçbir siyasi partiye üyeliği olmadan yaşamıştı…

Ve CHP'de Ecevit döneminde “Toprak işleyenin, su kullananın" sloganına dikkat çekerdi… O dönem CHP’nin toprak reformu için yaptığı çalışmaların köylüyü heyecanlandırdığını kurulan ağalık sistemine başkaldırı olarak algılandığını söylemişti.   

İşte babamın anlattığı dönemlere şöyle biraz geriye dönüp baktığınızda  o dönemler Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Sekreteri Bülent Ecevit tarafından 11 Ağustos 1969 tarihli basın toplantısında ilk defa söylediği “Toprak işleyenin, su kullananın” sloganı Türkiye'de özellikle devrimci kesim tarafından benimsendi ve 1969 seçimleri için ortaya koyduğu, Düzen Değişikliği Programı isimli manifestosunda bu slogan doğrultusunda Türk köylüsünün toprak ve su ağalığının "sömürüsünden kurtarılacağı" ifade edilmişti.

O dönemler Ecevit'in "alâmet-i farikası" haline gelen bu slogan, buna mukabil olarak sağdan komünizm suçlamaları getirmiş ve parti içi muhalefet, bu sloganın gerçekleşmesinin yasal olarak mümkün olmadığını, mülkiyet hakkının ihlali anlamına geleceğini savundu. 

1970 yılında gerçekleşen 20. CHP kurultayında, bu grup sloganın partiye oy kaybettiğini öne sürdü.

Slogan CHP'nin 1973 seçimleri için olan manifestosunda da yer aldı…

İşte bu çelişkilerle dolu olan CHP için, rahmetli babam “Türkiye’de solu CHP’liler bitirdi” diye ifade etmişti…

Bu yaşananlara ve her şeye rağmen düzen partileri içerisinde olan “CHP’de parti içi demokrasi“ yaşatılmaya devam ediyor…

CHP’de Deniz Baykal döneminde tek kişiyle yönetilen bir parti olmasına rağmen, kongrelerde ve kurultaylarda demokrasi sonuna kadar işletilmiştir.

Bugüne gelelim!

CHP’de bugüne kadar il başkanlığı yapmış ve yarım asra tanıklık yapmış kişilerin verdiği demeçleri hayretle okudum…

CHP İzmir'de il eski başkanlarından Tacettin Bayır, Bedri Serter, Selçuk Ayhan, Ekrem Bulgun ve Alaattin Yüksel kongreye yönelik açıklamalarında kongrenin yapılması ve adayların yarışması dışında birçok şey anlatılmış…

Hani demokrasi…

Kime göre kişiye göre mi?

Demokrasi…

Konuşan il başkanlarına bakarsanız, Tacettin Bayır, Bedri Serter ve Ekrem Bulgun atanarak İl Başkanlığı koltuğuna oturdular… Hangisi örgütün kantarına çıkarak seçildi.

İl başkanlığı döneminde delegenin sandıkta hakkını aramak için kendi koltuğunu yok sayan, örgütün hakkını savunmak için Aziz Kocaoğlu ile kavga eden Tacettin Bayır’dan açıkçası daha kapsayıcı, örgütün hakkını savunan il kongresinde yarışı savunan bir açıklama beklerdim…

Ama demokrasiye inanmış ve iki dönem vekillik yapmış olan Bayır’ın “Kılıçdaroğlu’nun onayının alınmasını savunması” bence hiç şık olmadı…

Bedri Serter ona ‘il başkanı oldu’ dememiz ne kadar doğru olur o da başka bir tartışma konusu…

O koltuğa nasıl oturduğunu en iyi bilenlerden biriyim…

Açıklamasını okurken, gülmekten koltuktan düşecektim. Aynen söyle demiş;  “Aslanoğlu birilerine bağlı. Birilerine danışmadan hiçbir yol alamadı.” acaba kendisi kime bağlıydı… Kendi iradesiyle mi il başkanlığı yaptı…

Atandıktan sonra hangi belediye başkanı ile il yönetim kurulu görev dağılımını yaptın?

Neyse çok fazla konuşmaya ya da yorum yapmaya gerek yok!

O dönem Deniz Baykal’ın “Örgüte Ekrem Bulgun’u seçin” talimatına rağmen, çıkıp aday olup seçim kazanan isim olmuştu…

Aynı Selçuk Ayhan’ın  “Uzlaşı adayı ne demek? İnsanlar iradesini kullanamazsın biz birini önerelim onun etrafında birleşelim demek! Ben bu tip şeyleri sevmiyorum” diyerek yaşananlara tepki gösterdiğini görüyorum…

Oysa her şeye rağmen “demokrasi kültürünü” yaşatmış bir siyasi hareket için sandığı koymak en doğru hareket olması gerekmez mi?

Delege seçimlerinde sandık, ilçe başkanlığı seçimlerinde sandık, ama il başkanlığı seçiminde “Genel Başkan kimi işaret edecek?” bu zihniyet sağ partilerin zihniyetidir…

CHP içinde kendi varlıklarını sürdürmek isteyen ve “demokrasi düşmanlığı” yapan bu isimlerin bu mücadelesine katkı koymamak gerekiyor…  CHP içinde demokrasi mücadelesi veren kişilerin bu anlayışla mücadele etmesi gerekiyor…

Tek adaylı kongrede liderin işaret ettiği isim ‘aday olsun’ yaklaşımı AK Parti’nin uzun yıllardan beri yaptığı bir sistemdir…

 AK Parti’ye alanlarda “tek adam” eleştirisi yapanlar kendi koltuklarını korumak için İzmir İl Kongresi öncesi demokratik bir yarışla seçimlerin yapılmaması için “tek adaylı” bir kongreye gidilmesi için “ALİ CENGİZ OYUNLARINDAN “ vazgeçilmelidir…

Sandık er meydanıdır…

Kilosuna, boyuna, posuna güvenen gelsin aday olsun örgütün kantarına çıksın…

Anlamakta güçlük çektiğim olay ise şu; sanki ilk defa İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı seçimlere müdahale etmiş… 

CHP İzmir il başkanlığı ilk defa böyle bir durumla karşı karşıya gelmiş…

Aziz Kocaoğlu 2. döneminden itibaren il kongrelerine her zaman müdahale edilmiştir…

Bu nedenle CHP’de yukarıdan il kongresine müdahale yapılmasını doğru bulmuyorum adayların çıkıp delegeler önünde kantara çıkması gerekiyor…