Dolar 32,4061
%0.15
Euro 34,5333
%0.3
Altın 2.454,130
%0.63
Bist-100 9.739,00
%-0.77

Pzt

-8°

Sal

-12°

Çar

-3°

Cemil Tugay'ın Yalnızlığı ve Parti İçi İhanet

Yerel seçim rüzgarları İzmir'de esmeye başladığında, hepimiz bir şeylerin değişeceğini, havada bir rekabetin kokusunun olduğunu hissettik. Ancak bu seferki yarış, sadece projelerin ve vizyonların çarpıştığı masum bir arena değil. AK Partili Hamza Dağ ile CHP'li Cemil Tugay arasındaki bu rekabet, giderek ısınırken, rekabetin dozu da kaçınılmaz olarak artıyor.

 Ancak, rekabetin sağlıklı sınırlar içinde kalması gerekirken, bazı durumlar bu sınırları aşarak politikanın ahlaki yüzünü karartıyor. Bu noktada, özellikle CHP içinde yaşanan gelişmeler, dikkatimi çekiyor ve içimi derinden rahatsız ediyor.

Parti içi gerilimler, her ne kadar siyasi partilerin doğasında var olsa da, 1 Nisan sonrası kurultayda hesaplaşmaya dönüşecek gibi görünüyor… Bu gerilimlerin, partinin birliğini ve bütünlüğünü tehdit etmesi kabul edilemez.

Yanlış atamalar, adaylarla ilgili yapılan eleştiriler ve özellikle sessiz protestolar, partinin iç dinamiklerinde ciddi bir rahatsızlık yaratıyor. Ancak asıl mesele, siyasetin "belden aşağı" yapılmasına varan noktadır. Belediye başkan adaylarına yönelik bu tarz saldırılar, sadece adayların kişilik haklarına zarar vermekle kalmıyor, aynı zamanda siyasi etiğe ve demokratik değerlere de ciddi bir darbe vuruyor.

İzmir'in kaderi, bir avuç siyasi hesaplaşmanın oyuncağı olmamalı. Ne var ki, CHP içinde bazı kişiler tarafından kendi adayına karşı yürütülen bir itibar suikastı var… 

Evet, yanlış duymadınız “itibar suikastı”

CHP'nin İzmir Büyükşehir Belediye Başkan adayı Cemil Tugay'a yönelik başlatılan itibar suikastı kampanyası, kendi partisinden bazı isimler tarafından yürütülüyor olması, siyasetin ne kadar acımasız ve yalnız bir arena olabileceğini bir kez daha gösteriyor. Bu, sadece bir kişiye yapılan bir saldırı değil, aynı zamanda demokrasiye ve siyasi ahlaka yapılan bir saldırıdır.

Bu durum, siyasetin karanlık yüzünü bir kez daha gözler önüne seriyor. Tugay'a ait emniyet ve savcılıklar üzerinden belge arayarak siyasi kariyerine zarar vermeye çalışanlar, ellerinde yeterli belge bulamayınca bu sefer de sahte sosyal medya hesapları üzerinden bir "itibar suikasti" girişiminde bulunuyorlar. Bu, sadece Tugay'a yapılmış bir saldırı değil, aynı zamanda demokrasiye ve adil siyasi rekabete yapılmış bir darbedir.

Peki, bu saldırılar karşısında Tugay'ın ekibinden neden bir ses çıkmıyor?

Bu suskunluk, onların bu oyunların kimler tarafından yapıldığını bildiklerini ama bir nedenle karşılık vermekten çekindiklerini mi gösteriyor?

Yoksa Cemil Tugay gerçekten de güçlü bir siyasi ekip etrafında toplayamamış mı?

Bu soruların cevapları ne olursa olsun, bir gerçek var ki; siyaseti kirleten bu tür ahlaksız taktikler, ne İzmir'e ne de Türk siyasetine yakışmıyor. 

Öncelikle şunu belirtmeliyim ki, politikacıların özel hayatlarına yönelik saldırılar, demokrasiye yapılmış saldırılardır. Cemil Tugay’ın özel hayatına dair ortaya atılan belgeler, gerçek dışı bilgilerle harmanlanmış sahte hesaplar üzerinden yayılıyor. Bu durum, söz konusu belgelerin doğruluğu ve kaynağı hakkında ciddi şüpheler uyandırıyor.

İktidar medyasının bu belgeleri servis etmesi ve üzerinde durması da ayrı bir tartışma konusu. Bilgi kirliliği ve yanıltıcı haberlerin siyasi bir araç olarak kullanılması, toplumsal kutuplaşmayı daha da derinleştiriyor.

Bir gazeteci olarak, yıllardır siyasetin içindeyim ve ‘eleştiriyle iftiranın’ arasındaki ince çizgiyi çok iyi biliyorum. Eleştiri, siyasetin doğasında var olan ve demokrasinin vazgeçilmez bir parçası.

 Ama iftira?

O, siyasi ahlakın en dibine vurmak demek.

Ve maalesef Cemil Tugay'a yapılanlar, bu çizgiyi aşarak, ona karşı açılmış bir "itibar suikasti" kampanyasına dönüşmüş durumda.

Düşünün, Karşıyaka Belediye Başkanlığı yaparken tüm samimiyeti, ve dürüstlüğüyle herksin takdirini kazanan bir adam, büyükşehir belediye başkan adayı olduğunda ansızın hedef tahtasına oturtuluyor.

Ve bu hedef gösterme işini kim yapıyor?

Kendi partilileri.

 Peki, ama neden?

Bu sorunun cevabı, siyasetin karanlık koridorlarında saklı…

 Ama şu bir gerçek ki, Cemil Tugay'a yönelik bu saldırıların amacı sadece bir kişiyi itibarsızlaştırmak değil, aynı zamanda İzmir'in siyasi geleceğine de ipotek koymak. Bu durum, siyasi rekabetin çok ötesinde, bir ahlak meselesi…

Biz burada, bir adayın siyasi görüşünü, projelerini, vizyonunu eleştirebiliriz. Bu, demokrasinin gereğidir. Ancak özel hayata dair yalanlarla, asılsız iddialarla saldırmak, kişilik haklarına yapılan bir tecavüzdür.

 Bu, ne CHP'ye ne İzmir'e ne de siyasete yakışır.

Cemil Tugay'ın "suçları" nedir?

 İzmir'e hizmet etmek mi?

 Vizyon sahibi olmak mı?

Yoksa sadece aday olmak mı?

Eleştirinin bir amacı vardır: Yol göstermek, yanlışları düzeltmek, daha iyisini yapabilmek için bir fırsat sunmak. Ancak Cemil Tugay'a yönelik bu itibar cellatlığı, eleştirinin en temel amacını hiçe sayıyor. Bu durum, sadece Tugay'a değil, CHP'ye, İzmir'e ve siyasi ahlaka yapılan bir saldırıdır. Seçimlerden intikam almak amacıyla iftiraya varan eleştiriler, sahte sosyal medya hesapları üzerinden yapılan karalamalar, partinin ve dolayısıyla demokrasimizin temellerine zarar veriyor.

Siyasette rekabet elbette olacaktır.

Fakat bu rekabetin adil, saygılı ve ahlaki bir zeminde yapılması gerekir. Bir adayın kişisel hayatını hedef almak, iftira atmak, yalan haberler yaymak, hiçbir siyasi etikle bağdaşmaz. Siyasi görüşler ne olursa olsun, herkesin bu tür saldırılara karşı çıkması, siyasi ahlakın korunması için mücadele etmesi gerekmektedir.

Cemil Tugay'a yapılanlar, bir vicdan muhasebesi yapmamız için bir fırsattır. Parti içi dengeler, kişisel çıkarlar ya da grup hesapları bir yana, öncelikle insan olmanın ve adaletin gereği neyse onu yapmak zorundayız. İzmir'in kaderi, dar siyasi hesapların değil, geniş vizyonlu, adil ve dürüst siyasetin elinde şekillenmeli.

Bizler, medya mensupları olarak, bu tür karalama kampanyalarını lanetlemeli ve siyasi rekabetin adil, şeffaf ve ahlaki kurallar çerçevesinde yürütülmesi için elimizden geleni yapmalıyız. Cemil Tugay'a yapılanlar, yarın başka bir siyasi figüre de yapılabilir. Bugün susanlar, yarın kendileri hedef olduğunda seslerini duyurmak isteyeceklerdir.

Siyaseti, bu tür ahlaksız taktiklerin pençesinden kurtarmak, hepimizin görevi. İzmir ve Türkiye, daha iyi bir siyasi kültürü hak ediyor. Bu yolda, Cemil Tugay'a ve benzeri durumlarla karşılaşan tüm siyasetçilere yapılan haksızlıklara karşı çıkmak, sadece onların değil, hepimizin sorumluluğu.