YENİ Partili Yavuzyılmaz’dan NEO TV'de özelleştirme tepkisi: Vatandaş şirketlerin zorunlu müşterisine dönüşecek
YENİ Parti Zonguldak Milletvekili Deniz Yavuzyılmaz, Boğaz köprüleri ve otoyolların özelleştirilmesine yönelik hazırlıkları sert sözlerle eleştirdi. Özelleştirmelerin geçiş ücretlerinde ciddi artışlara ve özel sektör tekeline yol açacağını savunan Yavuzyılmaz, “İktidara geldiğimizde bu özelleştirme süreci yapılmışsa hepsi iptal edilecek” dedi.
- Ege Postası
- 09.09.2026 - 14:34
- Güncelleme: 09.09.2026 - 14:58
EGE POSTASI - YENİ Parti Zonguldak Milletvekili Deniz Yavuzyılmaz, NEO TV’de yayınlanan Manşet programında Senem Gökdağ’ın sorularını yanıtladı.
İktidarın özelleştirme politikasını eleştiren Yavuzyılmaz; Boğaz köprüleri, otoyollar ve çevre yollarının özel şirketlere devredilmesi durumunda vatandaşların daha yüksek geçiş ücretleriyle karşı karşıya kalacağını savundu. Özelleştirme planının kamu yararı taşımadığını ileri süren Yavuzyılmaz, devlet tarafından işletilen yolların özel şirketlerin işlettiği yollara göre çok daha düşük ücretli olduğuna dikkat çekti.
“KAMUSAL HİZMETLERDE KÂR-ZARAR HESABI YAPILMAMALI”
AK Parti’nin geçmişte gerçekleştirdiği özelleştirmelere zarar ve verimsizlik gerekçesi sunduğunu belirten Yavuzyılmaz, şunları söyledi:
“AKP, daha önce yaptığı özelleştirmelere gerekçe olarak özelleştirmeyi planladığı kurum, kuruluş veya şirketlerin zarar ettiğini, yeterince verimli olamadıklarını, giderlerinin çok yüksek olduğunu ve bunun da Maliye ile Hazine’ye yük teşkil ettiğini göstermişti. Oysa o özelleştirmelerde de büyük hatalar yapıldı. Zira vatandaşın anayasal hakkı olan bazı hizmetlere ulaşımında aslında kâr-zarar hesabı yapmamak gerekiyor.
Türkiye’de birçok belediye şu anda zarar ediyor ama buna rağmen belediyeler kapatılmıyor, hizmet vermeye devam ediyor. Kamusal hizmetler zaten vatandaşın vergileriyle finanse edildiği için orada bir zarar tartışması söz konusu değil. Ancak tabii ki verimli çalıştırılmaları gerekir. Söz konusu Boğaz köprüleri ve devletin ücretli olarak işlettiği otoyollar olduğunda ise durum daha karmaşık hale geliyor.”
“DEVLETİN İŞLETTİĞİ YOLLAR VATANDAŞ İÇİN ALTERNATİF”
Devletin işlettiği köprü ve otoyollardaki ücretlerin, yap-işlet-devret modeliyle işletilen yollara göre daha düşük olduğunu ifade eden Yavuzyılmaz, açıklamasını şöyle sürdürdü:
“Devlet bu Boğaz köprülerini ve otoyolları ücretli olarak işletiyor ancak aldığı rakamlar, yap-işlet-devret modeliyle işletilen köprü ve otoyollarda özel şirketlerin aldığı araç geçiş ücretlerine göre çok daha düşük. Bu yollar vatandaş için bir alternatif teşkil ediyor. Vatandaşımız, özel sektörün yüksek fiyatlarla işlettiği yollardan geçmek yerine devletin ücretli olarak işlettiği otoyolları kullanma şansına sahip oluyor.
AKP, yıllar içinde vatandaşların vergileriyle maliyeti karşılanmış olan bu Boğaz köprüleri ve otoyollardan hâlihazırda ücret alıyor. Bugüne kadar güçlü bir toplumsal itiraz gelmediği için de ‘Ben buradan para alıyorum, daha yüksek ücret alırsam ayrı bir problem doğabilir. Bunun yerine 30 yıllık gelirlerini satayım’ diyor. Yani köprüyü satmıyor ama gelirlerini satıyor. Devletin kendisi işlettiğinde elde edebileceği gelirlerin çok daha altında bir rakama bu gelirleri pazarlamayı hedefliyor.”
“BOĞAZ GEÇİŞLERİNDE TEKEL OLUŞACAK”
İstanbul’daki köprü ve tüneller üzerinden örnek veren Yavuzyılmaz, özelleştirmenin özel sektör tekeline yol açacağını ileri sürdü:
“Şu anda İstanbul’da dört tane Boğaz geçişi var. Bunlardan üçü Boğaz köprüsü, biri de denizin altından geçilen Avrasya Tüneli. 15 Temmuz Şehitler Köprüsü ve Fatih Sultan Mehmet Köprüsü kamu tarafından, yani devlet tarafından işletiliyor. Üçüncü Boğaz köprüsü olan Yavuz Sultan Selim Köprüsü ise özel sektör şirketi tarafından yap-işlet-devret modeliyle işletiliyor. Avrasya Tüneli de aynı şekilde işletiliyor.
Devletin işlettiği iki Boğaz köprüsü özelleştirilir ve bu özelleştirme ihalelerini Yavuz Sultan Selim Köprüsü ile Avrasya Tüneli’ni işleten şirketler alırsa İstanbul’daki Boğaz geçişlerinde doğrudan bir tekel oluşacak. Bu özelleştirme, vatandaşımız açısından bir buçuk veya iki katlık araç geçiş ücreti artışından daha fazla bir fatura ortaya çıkaracak.
Bu ihaleleri Türkiye’de kim alacak? Tabii ki AKP’ye yakın şirketler alacak. Yanlarına yabancı bir ortak bulmaları da isteniyor. Böylece AKP’nin genel seçimler öncesinde yapmayı planladığı bu özelleştirme ihalelerindeki peşinatları, yabancı finans kuruluşlarından alınan kredilerle ödeyecekler.”
“UYUŞMAZLIKLAR YABANCI TAHKİME TAŞINACAK”
İktidar değişikliği durumunda özelleştirme ihalelerinin iptali için harekete geçeceklerini söyleyen Yavuzyılmaz, yabancı ortaklıklar nedeniyle hukuki sürecin uluslararası boyut kazanabileceğini belirtti:
“İleride hükümet değiştiğinde, biz iktidara geldiğimizde bu ihalelerin iptali sürecine gideceğiz. Öyle olunca finansal uyuşmazlık nedeniyle konu yabancı tahkime, Londra veya Paris tahkimine gidecek. Finans kuruluşunun merkezi hangi ülkedeyse konu o ülkenin tahkimine taşınacak ve iş içinden çıkılması daha zor bir hale gelecek.”
“59 LİRALIK GEÇİŞ ÜCRETİ 110 LİRAYA ÇIKACAK”
Köprü ücretlerini karşılaştıran Yavuzyılmaz, özelleştirmenin ardından fiyatların özel şirketlerin işlettiği köprülerin seviyesine çıkarılacağını savundu:
“15 Temmuz Şehitler Köprüsü ve Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’ndeki araç geçiş ücreti binek otomobiller için 59 lira. Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nde ise 110 lira. Aynı şirketler, kardeş şirketler veya iç içe geçmiş yandaş şirketler bu özelleştirme ihalelerini aldığında, ‘Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nden geçiş 110 lira, bu da aynı Boğaz geçişi’ diyecek.
Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nün ücretini 59 liraya düşürmeyeceğine göre Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’ndeki araç geçiş ücretini 110 liraya çıkaracak. Peki, bununla duracak mı? Hayır. Ücretleri kademe kademe artıracak. Üç Boğaz köprüsü ve Avrasya Tüneli özel şirketlerde olacağı için bu şirketlerin patronları bir masanın etrafında oturup birlikte karar verecek. Rakamlar önce iki katına, ardından daha yüksek seviyelere çıkacak.
Bir AKP kurnazlığıyla genel seçimlerden önce zam yapmama yoluna da gidecekler. Genel seçimler biter ve AKP iktidarda kalmaya devam ederse vatandaşın canını okuyacaklar.”

“VATANDAŞ ŞİRKETLERİN ZORUNLU MÜŞTERİSİ OLACAK”
Boğaz geçişlerindeki yoğunluk nedeniyle şirketlerin gelirlerini ancak zam yaparak artırabileceğini söyleyen Yavuzyılmaz, şöyle konuştu:
“Vatandaşımız Anadolu Yakası’ndan Avrupa Yakası’na kanat takıp uçarak veya ışınlanarak gidemeyeceğine göre bu şirketlerin zorunlu müşterisine dönüşecek. ‘Şirketler özelleştirme ihalesini alırsa daha fazla araç geçer, zam yapmadan da gelirini artırır’ diye düşünülebilir ama bu mümkün değil.
Şu anda iki Boğaz köprüsünden maksimum sayıda araç geçiyor. Köprülerin doluluk oranı en yüksek seviyede, daha fazla artamaz. Şirket, devletin şu anda köprü geçişlerinden elde ettiği kâr tutarını özelleştirme bedeli olarak öder ve araç geçiş sayısını da artıramazsa nasıl para kazanacak? Mecburen araç geçiş ücretlerine zam yapacak. İkinci yol ise özelleştirme ihalesini devletin şu anda elde ettiği kârın altında bir bedelle almak.”
“GELİRLER DÜŞÜK, GİDERLER YÜKSEK GÖSTERİLİYOR”
Hazine ve Maliye Bakanlığının özelleştirme öncesinde kamuoyunu yanılttığını öne süren Yavuzyılmaz, İzmir’deki otoyolları örnek gösterdi:
“Bunun işaretlerinin verildiğini görüyoruz. Hazine ve Maliye Bakanlığı, bizim açıklamalarımıza yanıt verirken söz konusu köprü ve otoyolların gelirlerini daha düşük, giderlerini ise olduğundan daha yüksek göstererek kamuoyunu yanıltıyor. Böylece daha şimdiden özelleştirme sürecine şaibe bulaştırılıyor.
İzmir-Çeşme Otoyolu, Karayolları Genel Müdürlüğünün ücretli olarak işlettiği 56 kilometrelik bir yol. Aynı bölgede yap-işlet-devret modeliyle işletilen Menemen-Aliağa-Çandarlı Otoyolu var. O da 56 kilometre ve özel şirket tarafından işletiliyor. Coğrafya aynı, uzunluklar aynı, otoyolların standartları aynı. Şerit sayıları, viyadük yapıları ve köprü geçişleri de aynı.
Devletin işlettiği 56 kilometrelik yol için araç geçiş ücreti 53 lira. Yap-işlet-devret modeliyle işletilen yolun geçiş ücreti ise 205 lira. Biri 53, diğeri 205 lira; yani dört kat daha pahalı.
İzmir-Aydın Otoyolu’nda da durum aynı. Devletin işlettiği yolun kilometre başına araç geçiş ücreti 74 kuruş. Yap-işlet-devret modeliyle işletilen Aydın-Denizli Otoyolu’nun kilometre başına araç geçiş ücreti ise 3 lira 57 kuruş. Yani beş kat daha pahalı. Zamları hemen yapmayacaklar ancak zaman içinde yavaş yavaş gerçekleştirecekler.”
“ANKARA, İSTANBUL VE İZMİR ŞİMDİLİK KAPSAMA ALINAMADI”
Çevre otoyollarının özelleştirilmesi konusunu altı ay önce gündeme getirdiklerini hatırlatan Yavuzyılmaz, iktidarın o dönemde iddiaları yalanladığını söyledi:
“Biz bugüne kadar neyi kurtardık, onu anlatayım. Bir denizyıldızını da olsa kurtarmaya çalışıyoruz. İlk açıklamalarımızın ardından Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı ile Hazine ve Maliye Bakanlığından yalanlama gelmişti. ‘Bu özelleştirmeyi nereden çıkarıyorsunuz, bunlar hayal ürünüdür ve gerçeği yansıtmıyor’ demişlerdi.
Ben Boğaz köprüleri ve otoyolların özelleştirilmesi kapsamına çevre otoyollarının da gireceğini söylemiştim. Ankara, İstanbul, İzmir, Bursa ve Gaziantep çevre otoyollarının özelleştirme kapsamına alınacağını belirtmiştim. Çevre otoyollarıyla ilgili yapılan ihalelere özelleştirme maddesi konulduğunu da belgelemiştim.
Ayrıca ‘AKP çevre otoyollarını özelleştirmeyi aklına getirmeyecek bir parti değil’ demiştim. Çünkü 2010 yılında zaten bir özelleştirme kararı almıştı. O kararda Ankara, İzmir ve İstanbul çevre otoyollarını özelleştireceğini yazmıştı. ‘Bu kararı bir kere alan yine alır’ demiş ve belgesini yayımlamıştım. Ancak sürekli yalanladılar. Sonuçta kimin doğru söylediği ortaya çıktı.”
Gaziantep Çevre Otoyolu ile Bursa Çevre Otoyolu’nun 34 kilometrelik bölümünün özelleştirme kapsamına alındığını ifade eden Yavuzyılmaz, sözlerini şöyle sürdürdü:
“2010 yılındaki karara atıf yapılarak Gaziantep Çevre Otoyolu ve Bursa Çevre Otoyolu’nun 34 kilometrelik kısmı özelleştirme kapsamına alındı. Peki, nereyi alamadılar? Biz zamanında Ankara, İzmir ve İstanbul’u gündeme getirince vatandaşlarımızdan çok büyük bir tepki geldi.
Bu tepki üzerine 5 Eylül 2026 tarihinde gece yarısı yayımlanan Resmî Gazete’deki Cumhurbaşkanı kararıyla buraları özelleştirme kapsamına alamadılar. Ancak alamamış olmaları, ileride almayacakları anlamına gelmiyor. Apronda bekliyorlar.
Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu çevre otoyollarının özelleştirileceğini yalanladı. Şimdilik özelleştirme kapsamına almadılar. Önümüzdeki kabine değişikliğinde Abdulkadir Uraloğlu’nu gönderirler, yerine yeni birisi gelir ve her şeye sıfırdan başlarlar. Yalanlayan kişiden kurtulunca veya onu sessiz hale getirince dönüp yalanladıkları işi gerçekleştiriyorlar. Milletvekilleri yalanladıysa onları yeniden milletvekili yapmıyorlar. Yenileri geliyor, öncekilerin de itiraz edecek hâli kalmıyor.”
“VATANDAŞ HANGİ YOLDAN GİDECEK?”
Özelleştirme planını “vatana ihanet planı” olarak nitelendiren Yavuzyılmaz, ulaşım hakkının engelleneceğini savundu:
“Hepsi bu vatana ihanet planı olan özelleştirmenin bir ayağı ve parçası olmuş oluyor. Vatandaşlarımızın bu konuda uyanık ve dikkatli olduğunu, neyin doğru neyin yanlış olduğunu ayırt edebildiklerini düşünüyorum. Mutlaka bunun cevabını vereceklerdir.
Vatandaş İstanbul’dan Ankara’ya gitmek için yola çıkacak. Kuzey Marmara Otoyolu’na bakacak, çok pahalı. ‘Buradan gitmeyeyim’ diyerek KGM’nin işlettiği Anadolu Otoyolu’na girecek. Bir bakacak ki orası da özelleştirilmiş. İstanbul’dan Ankara’ya hangi yoldan gidecek? Tarlalardan mı gidecek?
O zaman Türkiye’de traktör satışları patlayacak. Vatandaş özel şirketlerin işlettiği yollardan gidemeyince otomobilini tarlada süremeyeceğine göre herhâlde traktör alacak. Bunun başka yolu yok. Bu, Anayasa’ya da aykırıdır. Vatandaşın ulaşım hakkını tekeller yoluyla sınırlandıran ve engelleyen bir durum oluşturacaktır.”
“TÜRKİYE’NİN TİCARET AĞI DA ŞİRKETLERİN KONTROLÜNE GEÇECEK”
Özelleştirmenin yalnızca binek araç sahiplerini etkilemeyeceğini vurgulayan Yavuzyılmaz, nakliye ve üretim sektörlerinde de tekelleşme riski bulunduğunu dile getirdi:
“Türkiye’de yalnızca köprü ve otoyol işletmeciliğini özel sektör yapısı oluşmuyor. Nakliyeci şirketler, ürününü yetiştirip satmak için kara yollarını kullananlar var. İşletmeyi AKP’ye yakın şirketlerin eline veriyorsunuz. Bu şirketler sadece otoyol işletmeciliği yapmıyor. Taşımacılık, tarım ve enerji alanlarında da adeta bir kartel durumundalar.
Araç geçiş ücretlerini artırarak rakiplerini bertaraf edebilecekleri bir kontrol mekanizmasının başına geçiyorlar. Bu yollardan sadece binek araçlar geçmiyor; kamyonetler, kamyonlar ve tırlar da geçiyor. Türkiye’nin ticaret ağı, demiryolları özellikle yük taşımacılığında geri planda kaldığı için ağırlıklı olarak kara yollarına dayanıyor.
Bu yolların AKP’ye yakın şirketlerin eline geçmesi şuna benziyor: Aklınızı, kalbinizi, organlarınızı ve beyninizi siz kullanabiliyorsunuz ama damarlarınız size ait değil. Kan akışınız bir başkası tarafından yönetiliyor. İstediği anda damarları tıkayabiliyor. Bu, hayati bir risk oluşturuyor ve vatandaşın yaşamını tehdit ediyor.”
“BU BİR YATIRIM DEĞİL, YALANCI BAHAR VAADİ”
Özelleştirmeleri bir evin satılmasına benzeten Yavuzyılmaz, elde edilecek gelirin iktidarın kısa vadeli finansman ihtiyacı için kullanılacağını öne sürdü:
“Buna yatırım demek mümkün değil. Şöyle düşünün: Bir eviniz var ve o evde oturuyorsunuz. Evde sürekli kumar oynayan, borçlanan ama ağzı iyi laf yapan hayırsız bir evladınız var. Bir gün geliyor ve ‘Kumar borcum var ama borcu boş verin. Biz niye bu evde oturuyoruz? Evi satalım, daha iyi standartlarda kiralık bir eve çıkalım. Daha güzel televizyonumuz, daha güzel koltuklarımız olsun; boya badana da yaptıralım. Hem borcumu ödeyeyim hem de lüks içinde yaşayalım’ diyor.
Bu, bir veya iki yıllık yalancı bahar vaadi. AKP’ninki de böyle bir şey. Bir yıl, iki yıl geçtikten sonra 30 yıllık gelirleriniz gidiyor. Bir taraftan evi kaybediyorsunuz. Bir veya iki yıl sonra kirayı nasıl ödeyeceksiniz?
Bu bir veya iki yıllık süreyi belirleyen şey genel seçimler. AKP bir yandan borç ödemek, diğer yandan siyasetini finanse etmek zorunda. Bunu başaramazsa seçimi kaybedeceğini biliyor. ‘Seçimi bir şekilde atlatabilirsem, yabancı ortaklı şirketlere yüksek kâr vaat ederek bizim iktidarda kalmamızın onlar için de daha iyi olduğunu anlatırım’ diye düşünüyor. Takvimi ortaya koyarak güvence oluşturuyor ve meseleyi Türk yargısının dışına çıkarıyor.”
“AKP’YE SADECE SİYASİ PARTİ OLARAK BAKMAK EKSİK OLUR”
AK Parti’ye yönelik dış politika eleştirilerinde de bulunan Yavuzyılmaz, şu ifadeleri kullandı:
“AKP’ye sadece siyasi bir parti olarak bakmak eksik bir değerlendirme olur. AKP bundan daha farklı bir yapı. Zaman zaman ABD Başkanı Trump’a da ekranlardan seslendim. Dünyada Tayyip Erdoğan’dan daha yukarıda olup ‘Aptal olma’ başlığıyla bir mektup yazıp gönderen ve bunu Amerika’da çerçeveletip asan tek kişi olabilir.
Bunca kurnazlığa rağmen Türkiye’de Amerikan Büyükelçiliğine boş yere masraf yapıyor. Buna hiç gerek yok; burada AKP Genel Merkezi var. O görevi en iyi şekilde zaten yapıyor. Amerika’nın çıkarlarına uygun kararlar alıyor ve o sözlerin dışına çıkmıyor. Bazen kendince haylazlık yapıyor, sopanın ucu gösterildiğinde tekrar aynı hizaya geliyor.
AKP’nin, tırnak içinde ‘dış güçler’ dediğimiz güçleri memnun etmek gibi bir kaygısı ve zorunluluğu var. Bunu yerine getiriyor. Tek yapması gereken kendi vatandaşını kandırmak ve kendisine oy vermesini sağlamak. O da olmazsa Üsküdar’daki gibi milli iradeyi sakatlayarak devlet gücünü kötüye kullanıyor. Meşruiyetini kaybetmeyi göze alıyor ancak kaybettiği meşruiyeti yine yurt dışından sağlamaya çalışıyor.”
“ÖZELLEŞTİRME İÇİN GEREKLİ ŞARTLAR OLUŞMUŞ DEĞİL”
Özelleştirme kararlarının belirli gerekçelere dayanması gerektiğini kaydeden Yavuzyılmaz, köprü ve otoyolların zarar etmediğini vurguladı:
“AKP’nin bu özelleştirme süreci Anayasa’ya aykırıdır ve tekeller oluşturur. Ayrıca özelleştirme yapılabilmesi için bazı şartlar var. Elimde 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanun var. Bir sabah uyanıp ‘Burayı özelleştirin’ diyemezsiniz. Bunun sebeplerinin ve gerekçelerinin olması gerekir. Kamu zararı veya verimsiz işletilme gibi gerekçelere ihtiyaç var.
Bu gerekçeler köprü ve otoyolların işletilmesinde yok. Çünkü buraların gelirleri yüksek, giderleri oldukça düşük. Daha farklı tedbirler alınabilir ve işletme geliştirilebilir. Ancak ortada köprü veya otoyol işletmeciliği konusunda bir başarısızlık varsa 23 yıldır iktidarda olan ben değilim. Bu da AKP’nin başarısızlığıdır. Hangi tarafa dönseniz AKP’nin kusuru ortaya çıkıyor.”
“DEVLETİN GELİRİ 600 DEĞİL, 804 MİLYON DOLAR”
Hazine ve Maliye Bakanlığının açıkladığı gelir ve gider rakamlarının gerçeği yansıtmadığını savunan Yavuzyılmaz, belgelerde yer alan verileri şöyle açıkladı:
“Hazine ve Maliye Bakanlığı yaklaşık 600 milyon dolarlık gelir ve 300 milyon dolarlık bakım-onarım masrafı olduğunu söylüyor. Neredeyse ‘Buralar zarar ediyor’ diyecek. Ancak sayıları manipüle etse bile aradaki makas kapanmıyor.
2026 yılı Kurumsal Mali Durum ve Beklentiler Raporu’nda köprülerin ve otoyolların net gelir tutarı belirtilmiş. Gelir demiyorum, net gelir tutarı yaklaşık 600 milyon dolar. Tablonun altında otoyol ve köprülerin net gelirleri hesaplanırken yüzde 20 KDV ile yüzde 10 belediye payının düşüldüğü yazıyor. Bu rakamları eklediğimizde devletin geliri 804 milyon dolara ulaşıyor.
Vatandaş araç geçiş ücretini KDV ve belediye payıyla birlikte ödüyor. Vatandaşın ödediği gider, devletin geliri oluyor. KDV dâhil 804 milyon dolar Karayolları Genel Müdürlüğü ve Hazine’nin kasasına giriyor. Hazine ve Maliye Bakanlığı ise ‘600 milyon dolar gelir var’ diyor. Doğruyu söylemiyor. Tablonun üzerinde açıkça ‘otoyol ve köprü net gelirleri’ yazıyor.
Bakanlık yıllık bakım ve onarım masrafının 300 milyon dolar olduğunu söylüyor. Ancak 2025 yılı faaliyet raporunda otoyolların bakım ve onarım gideri 5 milyar 300 milyon lira olarak yazıyor. Bunun dolar karşılığı 126 milyon dolar. Yani 300 milyon dolar değil, 126 milyon dolar.”
“30 YILLIK KÂR 18 MİLYAR DOLAR”
Kamu işletmelerinin kârının düşük gösterilerek özelleştirme bedelinin aşağı çekilmek istendiğini öne süren Yavuzyılmaz, şunları kaydetti:
“Kârı düşük gösterince özelleştirme ihalelerinde rakamlar da daha düşük olacak. Bizim ortaya koyduğumuz rakamlardan hareket edildiğinde 30 yıllık kâr 18 milyar dolar oluyor. Hazine ve Maliye Bakanlığının açıklamasına göre ise 9 milyar dolardan daha düşük bir kâr ortaya çıkıyor. Arada devasa bir fark, yani bir peşkeş payı var.
Vatandaşımız bugüne kadar da soyuldu. 2025 yılında 15 Temmuz Şehitler Köprüsü’nün geliri 87 milyon dolar, gideri 2 milyon dolar ve kârı 85 milyon dolar. Kâr oranı yüzde 97. Daha verimli işletmek dediğinizde ne yapacaksınız, kâr oranını yüzde 99’a mı çıkaracaksınız?
Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nün 2025 yılındaki geliri 102 milyon dolar, gideri 4 milyon dolar ve kârı 98 milyon dolar. Kâr oranı yüzde 96. AKP, Boğaz köprülerinden geçen vatandaşlara uygulanacak araç geçiş ücretinin sadece yıllık giderleri karşılayacak seviyede olmasını isteseydi 15 Temmuz Şehitler Köprüsü’nün geçiş ücretinin 2 lira, Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nün geçiş ücretinin ise 3 lira olması gerekirdi.
Vatandaşın uğradığı zararın haddi hesabı yok. Köprüler özel şirketlere geçtiğinde aslında 2 veya 3 lira olması gereken ücret 110 liraya çıkmış olacak. Böyle bir garabetle karşı karşıyayız.”
“İKTİDARA GELDİĞİMİZDE İHALELER İPTAL EDİLECEK”
Özelleştirme ihalelerini alan şirketlere yönelik inceleme başlatılacağını ifade eden Yavuzyılmaz, şöyle konuştu:
“İktidara geldiğimizi ve yabancı ortaklı yandaş şirketlerin bu ihaleleri kelepir fiyatlardan aldığını düşünelim. AKP’nin yandaş şirketleri oldukça kriminal ve sabıkalı şirketler. Sadece bu konuda değil, başka birçok konuda sakıncalı işleri var. Bunların hepsi önümüze gelecek.
Kendilerini savunmak istiyorlarsa tahkime gider ve mal varlıklarını kaybetmemek için mücadele ederler. O güne kadar da mal varlıklarını yurt dışına kaçırmamaları için elimizden geleni yapacağız.”
“ELEKTRİK DAĞITIMININ YÜZDE 100’Ü ÖZELLEŞTİRİLDİ”
Türkiye’deki diğer özelleştirmeleri de değerlendiren Yavuzyılmaz, kritik sektörlerde kamu-özel sektör dengesinin korunması gerektiğini söyledi:
“Köprü ve otoyollarda özelleştirme sürecini sıfırdan başlayan bir konu gibi konuşuyoruz. Ancak diğer özelleştirmelerde maalesef çok yol kat edildi. Türkiye’de elektrik üretiminin sadece yüzde 17’si kamu tarafından gerçekleştiriliyor. Kalanı, AKP’nin özelleştirmeleri sonucunda özel şirketler tarafından işletiliyor. İyi ve doğru işletmeler de var, yanlış işletmeler de var.
Özelleştirmelerin büyük bölümü peşkeş ihalesi şeklinde yapıldığı için özellikle AKP’ye yakın şirketler torpilli şirketler olarak hareket ediyor. Özelleştirmeyle devraldıkları tesis, kuruluş ve şirketlere yatırım yapmadan, kasayı boşaltarak ve kârı doğrudan başka yerlere aktararak ilerliyorlar. Bunun sonucu vatandaşa kötü hizmet olarak dönüyor.
Elektrik üretiminin sadece yüzde 17’si kamuda. Elektrik dağıtımının yüzde sıfırı kamuda; yüzde 100’ü özelleştirildi. Elektrik perakende şirketlerinin de yüzde sıfırı kamuda, tamamı özel şirketlerde. Elektrik iletimi de özelleştirme kapsamında.
Önce kurtarabileceklerimizi kurtarmamız, ardından özel sektör ile kamu arasında bir denge oluşturmamız gerekiyor. Türkiye’de her şeyi kamu yapmamalı, zaten yapamaz. Ancak kritik alanlarda mutlaka kamu bulunmalı ve özel sektör tekeline izin vermeyecek bir denge kurulmalı.”
“ÖZELLEŞTİRME SÜRECİNİN TAMAMI İPTAL EDİLECEK”
Yavuzyılmaz, iktidar değişikliğinde Boğaz köprüleri, otoyollar ve çevre yollarına ilişkin özelleştirme kararlarını iptal edeceklerini belirterek şu ifadeleri kullandı:
“İktidara geldiğimizde, son yayımlanan Cumhurbaşkanı kararıyla özelleştirme kapsamına alınan Boğaz köprüleri, otoyollar ve çevre otoyollarıyla ilgili süreç o güne kadar tamamlanmışsa hepsi iptal edilecek. Bu kadar açık ve net. Çünkü bu Anayasa’ya aykırı.
Anayasa’yı uyguluyorsanız ve ona tabiyseniz bunu iptal etmek zorundasınız. Bu bir tercih de değil. Aksi takdirde vatandaşlarımızın kullanabileceği başka bir yol kalmıyor.”
“ERDOĞAN’IN ADAYLIĞI İÇİN ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ GEREKİYOR”
Erken seçim ve anayasa değişikliği tartışmalarını da değerlendiren Yavuzyılmaz, iktidarın kısa vadeli kararlarla hareket ettiğini savundu:
“Mevcut AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yeniden aday olması için bir anayasa değişikliği veya Meclisin seçimlerin yenilenmesi yönünde karar alması gerekiyor. Mecliste gerekli sayı yakalanamazsa anayasa değişikliğini zorlamaya çalışacaklar. Planlar da bunun üzerine kuruluyor.
‘Devlete ait yüksek kârlı köprüleri ve otoyolları mı özelleştirelim, ülke beşe mi bölünsün? Bugün bölünmüyorsa sorun yok, on yıl sonra bölünmesine neden olacak tohumları atalım’ anlayışıyla hareket ediyorlar. Onları ilgilendiren anı yaşamak ve günü kurtarmak. Sonrasında önlerine ne çıkarsa ona bakacaklar. Bugün yan yana yürüdüklerine yarın kazık atabilirler. Kazık atamayacaklarını düşündükleri tek ülke Amerika Birleşik Devletleri.
Yurt dışındaki yönlendiricilerinin talimatlarıyla süreci şekillendirecekler. Bu soruyu AKP’ye de sorsanız cevap veremez. Çünkü Amerika’dan ne zaman bir telefon geleceğini ve kendilerine ne söyleneceğini onlar da bilmiyor.”
“ERKEN SEÇİM TARİHİNE AKP TEK BAŞINA KARAR VEREMEZ”
Yavuzyılmaz, erken seçim kararına ilişkin de dikkat çeken iddialarda bulundu:
“Türkiye’de yapılacak erken seçimin ne zaman olacağına AKP tek başına karar veremez. Tayyip Erdoğan da karar veremez. CIA’in elemanlarıyla AKP’nin yetkilileri ve Beyaz Saray’ın yetkilileri yan yana gelir veya bir telefon trafiği gerçekleşir. Ardından tarihe karar verirler ve o kararı uygulayabilecek yöntemleri zorlarlar.”
“BU OYUNU BOZABİLECEK TEK PARTİ YENİ PARTİ”
YENİ Parti’nin iktidarın politikalarına karşı “asimetrik siyaset” ürettiğini söyleyen Yavuzyılmaz, muhalefete yönelik operasyonlarla özelleştirme gündeminin üzerinin örtülmek istendiğini savundu:
“Türkiye’de bu oyunu bozabilecek tek bir siyasi parti var, o da YENİ Parti. Şu anda AKP’ye karşı asimetrik siyaset üretebilen, onun planlarını bozabilen ve tüm dünyaya bu ülkeyi yönetebilecek güçte, yetenekte ve devlet kültürüne sahip kadroları bulunduğunu gösteren lokomotif parti YENİ Parti’dir. Bu oyun ancak böyle bozulabilir.
Bunu bildikleri için YENİ Parti’ye ve muhalefet bloğuna sürekli operasyon yapıyorlar. Muhalefeti operasyon yağmuru altında tutup başını kaldıramaz hale getirmek istiyorlar. Üsküdar Belediyesiyle ilgili süreç ile özelleştirme kararlarının aynı anda gelişmesi tesadüf değil.
Muhalefetin sadece Üsküdar’ı konuşmasını ve özelleştirme konusunun gündemde kalmamasını istediler. Ancak bunu başardığımızı düşünüyorum. Üsküdar konusunda mücadele verildi, veriliyor ve verilecek. Aynı zamanda özelleştirme konusunu Türkiye’nin gündeminde tutarak vatandaşlarımıza yaratacağı sorunları ve bizim ne yapacağımızı anlatıyoruz.”
“DEVLET HAFIZASI BÜTÜN BUNLARI KAYDEDİYOR”
Yavuzyılmaz, iktidar değişikliğinin ardından hukuka aykırı olduğunu savunduğu işlemlerle ilgili harekete geçileceğini söyleyerek açıklamasını şöyle tamamladı:
“Bir suç işlenir, ardından zaman geçer ve bu suçu işleyenler hesap verir; yargılanır ve ceza alır. Suçu işleyenin yakalanması, suçun sabit hale gelmesi ve yargılanmasına kadar geçen bir süre vardır. Biz şu anda o sürenin içindeyiz.
Bu sürenin sonunda yapılan tüm anayasal suçlarla ilgili işlemler mutlaka gerçekleştirilecek. Devlet hafızası bunları kaydediyor. Devlet hafızası, bütün siyasi partilerin ve iktidarların üzerinde bir hafızadır. Milletin hafızasında saklanır ve devlet kendisini orada yedekler.
İktidara geldiğimiz anda, hemen ertesi gün harekete geçeceğimiz dosyalar şimdiden elimizde mevcut. Bu suçu işleyenler, ‘Suçu işledik, halkın gözünün içine baka baka yaptık ama bir şey olmadı’ diye sevinebilir. Üsküdar’ı aldıktan sonra tavana kadar sıçrayıp alkışlayabilirler. Ancak günün sonunda bu suça bulaşanlar hesap vermekten kaçamayacak.”


Yorum Yazın