Hasan Tahsin Kocabaş’tan NEO TV’de çarpıcı çıkış: Kral çıplak diyeceğim, çünkü öyle!
İzmir televizyonculuğunun deneyimli isimlerinden Hasan Tahsin Kocabaş, NEO TV ekranlarında yaptığı değerlendirmelerde hem medya düzenine hem siyasete hem de İzmir’in yerel yönetim anlayışına ilişkin dikkat çeken açıklamalarda bulundu. Televizyon haberciliğinde 35 yılı geride bıraktığını vurgulayan Kocabaş, gazeteciliğin temelinin muhabirlik ve muharrirlik olduğunu belirterek, “Muhabirlik yapmayan, haber yazmayan, haberden anlamayana asla gazeteci denmemeli” dedi.
- Ege Postası
- 01.05.2026 - 11:09
- Güncelleme: 02.05.2026 - 08:55
Kocabaş, Türk medyasının özellikle 15 Temmuz darbe girişiminin ardından keskin biçimde ayrıştığını ifade ederek, gazetecilerin siyasi kimlikler üzerinden tanımlanmasına da sert çıktı. Kocabaş, “CHP’li gazeteci, AK Partili gazeteci meslek için utançtır” sözleriyle medya dünyasındaki kamplaşmaya dikkat çekti.
“35 KEMİKSİZ YIL VAR TELEVİZYON HABERCİLİĞİMDE”
Televizyon haberciliğindeki geçmişini anlatan Hasan Tahsin Kocabaş, mesleğe TRT’de başladığını, ardından HBB, Interstar ve İzmir’deki yerel ile bölgesel kanallarda görev yaptığını belirtti.
Kocabaş, şunları söyledi: “Bunu artık bastıra bastıra söylüyorum. Yani 35 kemiksiz bir yıl var televizyon haberciliğimde. TRT’de başladık. HBB, Interstar, İzmir’deki bütün yerel ve bölgesel kanallarda iyi kötü görev aldık, muhabirlik yaptık. Bir kere ben şunun altını çizeyim. Öyle doğaçlama lafına çok gıcık olurum. Muhabirlik yapmayan, haber yazmayan, haberden anlamayana asla gazeteci denmemeli.”
Kocabaş, günümüzde medya kavramının farklı bir noktaya taşındığını ancak gazeteciliğin özünün değişmemesi gerektiğini ifade etti.
“SABAH RESİMLERİ 8 NİSAN 2002’DE BAŞLADI”
Uzun yıllar sunduğu “Sabah Resimleri” programına da değinen Kocabaş, programın 8 Nisan 2002’de başladığını hatırlattı. “Ben uzun yıllar, 8 Nisan 2002’de başladım Sabah Resimleri’ne. Agresiflik derecesi çok yüksekti. O dönem kaldırıyordu beni. Ben AK Parti ile yaşadım aslında. Benim programım AK Parti ile yaşadı. AK Partililer de daha demokrattı.”
Programın değişip değişmediğine ilişkin de konuşan Kocabaş, aslında Sabah Resimleri’nin kendi hayatının içinde devam ettiğini söyledi: “Peki Sabah Resimleri nasıl değişti? Şimdi değişmedi aslında. Ben kendi özel hayatımda Sabah Resimleri’ni sürekli yapıyorum aslında. Otobüste yapıyorum, metroda yapıyorum, pazarda yapıyorum. Ben pazara girdiğim zaman mesela eşim benimle pazara pek girmek istemez. Neden? Çünkü o girdiğinde bir saatte alışveriş yapıyor, ben girdiğimde iki saatte çıkamıyorum. Biz oradan memleket kurtarıyoruz, yeni memleket kuruyoruz.”
“ELEŞTİRİNİN SAĞCISI VE SOLCUSU TARAFINDAN KABUL EDİLMEDİĞİ BİR DÖNEMDEYİZ”
Kocabaş, artık bazı şeylere nokta koyma aşamasına geldiğini belirterek, Türkiye’de eleştirinin kabul edilmediği bir döneme girildiğini söyledi. “Beni biraz şöyle söyleyeyim; ben artık nokta koyacağım. Çünkü anlatamıyorsunuz. Eleştirinin bile sağcısı ve solcusu tarafından kabul edilmediği bir dönemdeyiz. Bilginin değersizleştiği bir dönemden geçiyoruz.”
Kocabaş, kültürel bir söz üzerinden eleştirinin gerekliliğine dikkat çekerek şu ifadeleri kullandı: “Oysa bir laf vardır bizim kültürümüzde: Tabak deriyi sevdiği için yerden yere vurur. Tabii kimse kimseyi yerden yere vurmasın ama gerçekleri de göstermek lazım.”
“15 TEMMUZ’DAN SONRA TÜRK MEDYASI KARPUZ GİBİ İKİYE YARILDI”
Türk medyasındaki kırılmanın 15 Temmuz hain darbe girişiminden sonra derinleştiğini belirten Kocabaş, medyanın keskin biçimde ikiye ayrıldığını söyledi. “Açıkçası bir kırılma söyleyeyim. Bu 15 Temmuz hain girişiminden hemen sonradan itibaren Türk medyası karpuz gibi ikiye yarıldı. Ben bunu kabul edemem.”
Kocabaş, gazetecilerin siyasi aidiyet üzerinden tanımlanmasına da sert sözlerle karşı çıktı: “Daha aşırısını söyleyeyim. Belki herkes şaşırır ama ben gazetecilerin oy vermelerinin bile yanlış olduğuna inanırım. Gazetecilerin siyasete fiilen girmelerinden, CHP’li gazeteci, AK Partili gazeteci denmesinden rahatsızım. AK Partili gazeteci de CHP’li gazeteci de meslek için utançtır.”
“BASININ TEMELİ MUHABİRLİK VE MUHARRİRLİKTİR”
Türkiye’de basının yaklaşık 200 yıllık geçmişi olduğunu belirten Kocabaş, gazetecilik mesleğinin temel taşlarının unutulduğunu vurguladı. “Bu ülkenin topraklarında neredeyse 200 yıldır basın var. Ve temeli muhabirlik ve muharrirliktir. Bugün hobi olsun diye bu işi yapanlar var. Hele sosyal medyanın dayatması...”
Kocabaş, gazeteciliğin asıl muhatabının izleyici ve vatandaş olduğunu söyledi:“Peki burada neyi kaybediyoruz? Bizim muhatabımız kim? Bizim muhatabımız bizi izleyenler. Evlerinde, iş yerlerinde, artık sosyal medyayla telefonlarında, YouTube’larında bizi izleyenler.”
“VATANDAŞ KONUŞAMIYOR, BUNU BASININ YAPMASI LAZIM”
Kocabaş, toplumun farklı kesimlerinin yaşadığı sorunları dile getiremediğini, bu noktada basının devreye girmesi gerektiğini belirtti. “Onlar diyorlar ki; ya ben emekliyim. Bak dört bin lira verip benimle alay ediyorlar ama ben konuşamıyorum. Ben çünkü dinletemiyorum. Birinin yapması lazım bunu. Kim? Basın.”
Okullardaki güvenlik sorunlarına da dikkat çeken Kocabaş, şu ifadeleri kullandı: “Ya da öteki diyor ki; ben artık çocuğumu okula göndermekten korkuyorum. Çünkü kapıda dolaşan serserilere ‘Ne yapıyorsunuz?’ diyen bir sistem yok. Onun yerine minnacık çocukların çantalarını kontrol eden bir sistem geldi.”
“BUGÜN YAŞADIĞIMIZ HİÇBİR OLAY BUGÜN OLUŞMUYOR”
Programda gündemi konuşacaklarını, gazetelere ve haberlere bakacaklarını söyleyen Kocabaş, yaşanan olayların tarihsel arka planına da dikkat çekti. “Tabii ki bu işin klasik tarafı var. Gündemi konuşacağız, gazetelere bakacağız, haberlere bakacağız. NEO TV haber merkezi bizim önümüze neler koyacak, onları bekleyeceğiz. Ama bunun dışında ben şunu da koymak istiyorum: Bugün yaşadığımız hiçbir olay bugün oluşmuyor. Tarihi arka planı var hepsinin.”
Kocabaş, yaklaşık 4-5 aydır Türkiye’de saygın bir kurumun arşivinden yararlandığını belirtti: “Ben yaklaşık 4-5 aydır bir kurumun arşivinden yararlanıyorum. Türkiye’de çok saygın bir kurumun arşivinden. 1930’lar, 40’lar, özellikle 50’ler... 50’lerden itibaren bugünkü Türkiye’nin izlerini görüyoruz aslında.”
“VEKİL BİZİM VEKİLİMİZ, BİZ NİYE DÜĞME İLİKLİYORUZ?”
Kocabaş, milletvekilliği kavramı üzerinden siyasetçi-vatandaş ilişkisini de eleştirdi. Bir avukat örneği veren Kocabaş, vekil kavramının yanlış anlaşıldığını söyledi. “Sana bir soru sormak istiyorum. Avukatın var mı? Ya da avukatla bir işin oldu mu hiç? Sen avukatın ofisine gittiğinde düğmeni ilikler, arz-ı endam eder misin? Etmezsin. Niye? O senin vekilin çünkü.”
Kocabaş, aynı yaklaşımın milletvekilleri için de geçerli olması gerektiğini vurguladı: “Peki biz niye vekillerin karşısında düğme ilikliyoruz? Niye vekillere yalakalık yapmaya çalışıyoruz? O vekil. Aşağılamak için demiyorum asla. Kimse kimseye yapmayacak. O beni ciddiye alacak. Ben ona gitmeyeceğim, o bana gelecek.”
Milletvekillerinin halktan kopuk bir görüntü verdiğini savunan Kocabaş, şunları söyledi: “Onlar çünkü utanmadan Meclis lokantasında et yiyorlar. Ama Kurban Bayramı geliyor, et yiyemeyenlerin sayısı katlanarak artıyor. Onlar vekaletlerinin ne demek olduğunu unutmuşlar. Hatırlatmak gerekir.”
“MESLEK FABRİKASI OLAYI İZMİRLİYE ANLATILAMADI”
İzmir’de yaşanan Meslek Fabrikası tartışmasına da değinen Kocabaş, sürecin kamuoyuna doğru anlatılamadığını savundu. “İzmir’de geçtiğimiz günlerde Meslek Fabrikası olayı yaşandı. İzmirliye anlatamadılar bunu. Çünkü İzmirli sadece izledi. Bir iletişim problemi olduğunu düşünüyorum. Korkunç. Bak korkunç.”
Geçmişte siyasetçi ve gazeteci ilişkisinin daha sağlıklı olduğunu belirten Kocabaş, bugünkü iletişimsizliği eleştirdi: “Ben sizi eleştiriyorum. Makam sahibisiniz. Diyorum ki sokakta yürürken kimseye selam vermiyor. Bundan 20 yıl önce olay şuydu: Telefon gelirdi. ‘Ya Hasan Tahsin nereden çıkardın? O gün şöyle dalgındım, şöyle bir olay vardı. Yoksa ben böyle bir şey yapar mıyım?’ derdi. Not alır ve bunu anlatırdım. Derdim ki; yanlış anlaşılmasın, başkanın hakkına girmiş olmayalım. Adamın gerginliği varmış. Akşam sütlaç yerken dişi kırılmış. Yani bir şey olmuş.”
Kocabaş, o dönemde karşılıklı saygı bulunduğunu ancak bugün bunun kalmadığını söyledi: “Bir saygı vardı. Televizyona gelirlerdi. Ama şimdi yok. Herkes birbirini gıyabında yargılıyor.”
“140 KARAKTERLE SOSYAL MEDYADA İNFAZ EDİLENLER VAR”
Sosyal medyanın yargılama aracına dönüştüğünü ifade eden Kocabaş, özellikle X üzerinden yapılan linç kültürünü eleştirdi. “Eskiden Twitter’dı, şimdi X oldu. 140 karakterle hiçbir mahkeme kararı yoktur ama sosyal medyada infaz edilenler vardır. Böyle bir şey var mı?”
Kocabaş, siyasetin her kesiminde trol düzeninin oluştuğunu söyledi: “Herkesin trolü var. Bana bugün CHP’liler ‘Trolümüz yok’ demesin. Çünkü kıratın yanında duran ya huyundan ya suyundan etkilenir. Korkunç bir ortam. Ve konuşamıyoruz. Konuşmayınca da o şey artıyor.”
“KRAL ÇIPLAK DİYECEĞİM”
Kocabaş, artık bazı konularda daha açık konuşacağını belirterek, “Kral çıplak” ifadesini kullandı. “Buradan da ilan edeyim. Çünkü artık o boyuta mı geldik? Kral çıplak diyeceğim. Çünkü öyle.” Yerel yönetimlere dönük sert eleştirilerde bulunan Kocabaş, bazı belediye başkanlarının halktan kopuk olduğunu savundu: “Kaşık kadar ilçenin bir belediye başkanı, o kaşık kadar ilçenin içinde halkın dörtte üçü tarafından iki buçuk yıldır görülmüyorsa, o başkanda bir sorun var.”
Belediye meclis üyelerine de sert sözlerle yüklenen Kocabaş, şu ifadeleri kullandı: “Belediye başkanlarını, belediye meclis üyelerini saymıyorum. Çünkü onları muhtemelen kiloyla bir yerlerden ucuza aldılar.”
“MESLEK FABRİKASI’NDA BÖYLE CEHALET, BÖYLE İLGİSİZLİK GÖRDÜM”
Meslek Fabrikası sürecinde yaşananları eleştiren Kocabaş, özellikle strateji eksikliğine dikkat çekti. “Meslek Fabrikası’nda net söylüyorum, böyle cehalet, böyle bir ilgisizlik gördüm. Böyle strateji olmaz.” Kocabaş, konuyla ilgili Suat Selen Göğüs Hastalıkları Hastanesi’nde araştırma yaptığını da anlattı: “İki gün önce, iki tam gün boyunca ben ne yaptım biliyor musun? Suat Selen Göğüs Hastalıkları Hastanesi’nde dedektif gibi dolaştım. Fotoğraflar çektim, güvenlik yakaladı beni. Onlara yalan söyledim. ‘Bu fotoğrafları Bilal Saygılı istedi’ dedim. Asla öyle bir şey yok. Fotoğraf çektim.”
Kocabaş, söz konusu alanla ilgili şu değerlendirmeyi yaptı: “Çünkü baştan beri söylüyorum. Kardeşim orası gasilhane değil. Ve orası sadece ölü yıkanan bina değil. Arkası var onun. O bina daha büyük. O büyük olan taraf Suat Selen’in kreşi olmuş şimdi. Gittim gördüm.”
“CHP’Lİ İZMİR MİLLETVEKİLLERİ DİRAYETSİZLİKLERİNDEN DOLAYI KAÇIRDILAR”
Meslek Fabrikası sürecinde CHP’li milletvekillerinin yeterince etkin olamadığını savunan Kocabaş, Aziz Kocaoğlu’nun ise üzerine düşeni yaptığını ifade etti. “Meslek Fabrikası’nı, kusura bakmasınlar, Cumhuriyet Halk Partili İzmir milletvekilleri dirayetsizliklerinden dolayı kaçırdılar. Aziz Kocaoğlu üstüne düşeni yaptı. Para verdik, şerhi kaldırdı.”
Kocabaş, Vakıflar mevzuatındaki değişikliklere de dikkat çekti: “Vakıflar mevzuatı 2025’te değiştiriliyor. Bir madde değiştiriliyor. Kanun bu. Meclis. Hani kanun, yasama! Öyle diyoruz ya. Demokrasi, yasama, yürütme, yargı. Bir de biz varız. Siz kimsiniz? Basın. Hadi canım sen de.”
Kocabaş, milletvekillerinin bu değişikliklerden haberdar olmamasını eleştirdi: “Nasıl milletvekillerinin haberi yok? Hiç kimse o maddeyi okuyup da değerlendirmemiş mi? O yasa duruyor mu? Bak bugün AK Parti o yasayı kullanıp İzmir’in, kadim İzmir’in ortasında, Agora ve çevresinde, Çankaya’da, Mezarlıkbaşı’nda, Kemeraltı’nda istediği yeri alabilir.”
“2025’TE TREN KAÇTI”
Sürecin adım adım geliştiğini belirten Kocabaş, uyarıların zamanında dikkate alınmadığını söyledi. “2025’te tren kaçtı. Adım adım gitti. Gasilhanenin adı listeye girmeden iki gün önce ben bunu öğrendim. Sayın Cemil Tugay’ı sosyal medyadan uyardım.” Meslek Fabrikası tartışmasında Beyazıt Baba üzerinden yapılan anlatımlara da değinen Kocabaş, şu ifadeleri kullandı: “Meslek Fabrikası’nda uydurulan bir zavallı adam var. Öldü gitti. Beyazıt Baba. Allah rahmet eylesin. Onu nasıl monte ettiler gayrimüslimlerin oraya bilmiyorum. Beyazıt Baba diye biri var. Bir Bektaşi babasıdır, dedesidir. Ama bu adamcağızın sorumluluk sahası Tilkilik. Halkapınar neresi? Orası neresi?”
“ATATÜRK’ÜN İMZASINI TAŞIYAN KARARI BİLE GERÇEKTEN OKUYAN YOK”
Meslek Fabrikası’nın tarihsel geçmişine de değinen Kocabaş, Atatürk dönemindeki kararın yanlış anlatıldığını savundu. “Sonra 9 Eylül’de olaylar yaşanmış. Burası bir süre kalmış. Sonra belediyeye Atatürk’ün emriyle... Bak Atatürk’ün imzasını taşıyan o kararı bile gerçekten okuyan kimse yok. Diyorlar ki Atatürk verdi. Vermedi, sattı.”
Kocabaş, kararın içeriğine ilişkin şunları söyledi: “Hatta denmiş ki orada bu belediyenin parası yok, garip bunlar. Bunlara uygun bir şey yapın. Yazıyor. Osmanlıcayı mı çeviremediler, ne yaptılar anlamadım.”
Kocabaş, 1970’lere kadar İzmir gazetelerinde bölgenin “Belediye Un Fabrikası” olarak geçtiğini belirtti: “Aşağı yukarı 70’lere kadar İzmir’de yayınlanan bütün gazetelerde Belediye Un Fabrikası diye geçiyor. En son 60’ta Selahattin Akçiçek başkanken bir defa büyük bir ekmek fabrikası, bugünkü gibi ucuz ekmek, halk ekmek yapmak istemiş. Olmamış ama orası belediyenin.”
“ORASI İZMİR BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ’NİN KILIÇ ARTIĞIDIR”
Kocabaş, Meslek Fabrikası olarak bilinen alanın İzmir Büyükşehir Belediyesi açısından tarihsel bir miras olduğunu belirterek şunları söyledi: “Orası İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin, hatta orası İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin bir nevi kılıç artığıdır. Şimdi kılıç artığını yanlış kullanıyorlar ya, ben doğrusunu kullanayım. Bir zafer var. Hani nasıl kiliseler camiye çevrilir? Un fabrikasında Allah razı olsun makineleri bırakıp kaçmışlar. Onlar da bizim olmuş.”
“ÇALIŞMAYAN YEREL YÖNETİMLER, TİYATRO GİBİ KAVGA EDEN MECLİSLER”
Kocabaş, yerel yönetimlerin çalışmadığını ve belediye meclislerinin tiyatro sahnesine döndüğünü söyledi. “İzmir’in aydınları? Bak bugün 1 Mayıs. İşçiyiz, güçlüyüz, kazanacağız. Tabii tabii. Kaç para asgari ücret? Çok güzel. Olduğu gibi bak. Ya olduğun gibi görün ya göründüğün gibi ol. Çalışmayan yerel yönetimler. Tiyatro gibi Büyükşehir Meclisi’nde kavga edenler.”
“İZMİR KİMLİĞİ DEDİĞİN ŞEYİN İÇİNİ DOLDURACAĞIZ”
İzmir kimliği üzerine de değerlendirmelerde bulunan Kocabaş, bu kavramın içinin doldurulması gerektiğini söyledi. “Bana soruyorlar; İzmir kimliği ne diye. Cebinde ne taşıyorsun diyorum. Yeni nüfus taşıyorum diyor. Yeni nüfus ne? Kimlik o değil mi? İşte onun içini dolduracağız. İzmir çünkü özel.”
Kocabaş, halkın daha fazla sürece dahil edilmesi gerektiğini belirtti: “Ben aslında başka bir şey istiyorum. Eğer olursa, ben halkı katmak istiyorum. Duyulsun halk. Bir sistem kuralım. Vatandaşlar belli zamanlarda arasın burayı. Telesekreter gibi derdini anlatsın. Çünkü dışarıda her türlü provokasyon var, her türlü dolandırıcılık var.”
“BU ÜLKEDE BAKAN VAR, VALİ VAR, SAVCI VAR; PEKİ BİZ NİYE HELVA YİYEMİYORUZ?”
Dolandırıcılık ve güvenlik sorunlarına dikkat çeken Kocabaş, devlet kurumlarının daha etkin olması gerektiğini savundu. “Bu ülkede bakanlar var mı? Var. Valiler var mı? Var. Savcılar var mı? Var. Emniyet müdürleri var mı? Var. E niye biz helva yiyemiyoruz? Kim bu adamlar? Günde kaç kere telefonumuz çalıyor hepimizin. Kim bu adamlar?”
“İZMİR SAATLİ BOMBA”
Okullardaki güvenlik sorunlarına da dikkat çeken Kocabaş, İzmir için sert bir uyarıda bulundu. “Okullar... Bak yemin ediyorum sana. Son bir yıldır araştırsınlar. Okullara dikkat edin, okullara dikkat edin. Ben Kahramanmaraş’ı, Mersin’i bilmem. Ama İzmir’de... Bak İzmir saatli bomba.”
Kocabaş, İzmir’deki yöneticileri iletişimsizlikle eleştirdi: “Milli Eğitim Müdürü uyuyor, Emniyet Müdürü uyuyor, Vali Bey’de iletişim sıfır.”
“KONUŞALIM DİYECEĞİM, BİLMİYORSUNUZ ÇÜNKÜ”
Kocabaş, yeni dönemde yöneticileri ekrana davet etmek istediğini, bunu da sertlikten çok nezaketle yapacağını belirtti.“Benim niyetim bu sefer o. Gülerek, tebessümle, nazik nazik, böyle Zeki Müren edalarıyla belki de biraz. Konuşalım diyeceğim, konuşalım. Bilmiyorsunuz çünkü. Konuşalım diyeceğim.”
Kocabaş, İzmir Valisi’ni de programa davet etmek istediğini söyledi: “Vali Bey de gelsin. Kusura bakmasın ben Vali Bey ile yaşıtım. Bugün pek çok idareciyle yaşadım. Cemil Bey’le de yaşadım. Cemil Bey babasıyla beraber Van’da koştururken ben İzmir’de babamla Eşrefpaşa pazarına gidiyordum. Bıraksınlar da İzmir’i de ben bileyim biraz yani. Ama gelin konuşalım, kızmadan tartışalım. Kızdıralım birbirimizi. Ama merak edin, ne diyor bu adam diye.”
“VİCDANLA CÜZDAN ARASINDAKİ FARK YENİDEN ANLAŞILIRSA HER ŞEY GÜZEL OLACAK”
Kocabaş, medya ve siyasette temel sorunun vicdan ile cüzdan arasındaki ayrımın unutulması olduğunu söyledi. “Bu ülkenin medyası da bu ülkenin siyaseti de vicdanla cüzdan arasındaki farkı tekrar teşhis ve tespit ettiğinde ülkede her şey muhteşem olacak.”
Parti ayrımı yapmadan doğruları destekleyeceğini, yanlışları eleştireceğini ifade eden Kocabaş, şunları söyledi: “Ben gazeteciyim kusura bakmasınlar. AK Parti’nin de yaptığı güzel işler var, sonuna kadar desteklerim. CHP’nin de güzel işleri var, belediyelerin de sonuna kadar desteklerim. Kötüleri de var ama hepsinin. Ama kusura bakma; hükümetliyim, korkayım, onu da söylemeyeyim. Ben büyük olayların adamı değilim. Makroda mutluluk arayan biri değilim.”
“ZEYBEKLİK YAPANA ZEYBEKLİK YAPARIZ”
Kocabaş, kendisine saygıyla yaklaşan herkese aynı karşılığı vereceğini belirtti. “Zeybeklik yapana zeybeklik yaparız. Saygıyla yaklaşanı başımızın üstünde tutarız. Ama bir şey de söyleyeyim: Ben İzmir’de sadece televizyonda 35 yılımı verdim. Çoğunun encamını cebimde taşıyorum.”
NEO TV’YE ÖVGÜ: “İZMİR BU DURUMU HAK ETMİYOR”
NEO TV ile ilgili de değerlendirmelerde bulunan Kocabaş, kanalın başında “çılgın” bir arkadaşlarının bulunduğunu söyleyerek Mithat Umutoğulları’na ilişkin de dikkat çeken ifadeler kullandı. “NEO TV’nin biliyorsun başında bir arkadaşımız var. Oldukça çılgın bir arkadaş. Sağlığa çok önem veriyor. Bana da taktı bu günlerde kafayı. Gözaltlarını düzelttireceğim diye tuttu.”
Mithat Umutoğulları’nı uzun yıllardır tanıdığını belirten Kocabaş, şunları söyledi: “Sevgili Mithat’ı ben 30 senedir belki tanıyorum. Onun bugüne kadar İzmir’de yaptığı medya girişimlerini de yakından biliyorum. Çok değerli hepsi kesinlikle. Çünkü İzmir bu durumu hak etmiyor.”
“İZMİR’DE 4 TELEVİZYON VARDI, NEDEN YOK OLDU KİMSE MERAK ETMEDİ”
İzmir medyasının yıllar içindeki kaybına dikkat çeken Kocabaş, yerel televizyonların yok oluşunun sorgulanmadığını belirtti. “İzmir bu durumu hak etmiyor. 4 tane televizyon vardı. Neden yok oldu kimse merak etmedi. Gazeteler, kopyala yapıştırıcılar çoğaldı. İzmir’de dolaşan bir mösyö tık var. Allah muhafaza eline düşersek hayatımız kayar.”
“MİTHAT’LA ÇOK KAVGA ETTİĞİMİZ ZAMANLAR VAR AMA TEMELİNDE ANLAYIŞ VAR”
Kocabaş, Mithat Umutoğulları ile geçmişte sert tartışmalar yaşadığını ancak aralarındaki ilişkinin temelinde anlayış ve hatır olduğunu söyledi. “Sevgili Mithat’la daha önce de konuşmuştuk ama benim başka sorumluluklarım vardı. Ben 10 yıl Büyükşehir’de başkan danışmanlığı yaptım. Mithat’la çok kavga ettiğimiz zamanlar var. Bak öyle böyle değil. Ama temelinde en azından anlayış var. Selam hakkı var.”
Kocabaş, sözlerini şu ifadelerle tamamladı: “İçilen kahvenin hatırının 40 yıldan fazla olduğunu bildiğine inanıyorum.”
Yorum Yazın