Dervişoğlu sert çıktı: İmralı canisi umuda değil mezara kavuşuncaya kadar buradayız
İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, “86 milyon vatandaşımıza vatan olmuş bu Anadolu, huzura; binlerce Türk’ün, Kürt’ün ve bebeklerin katili İmralı canisi umuda değil mezara kavuşuncaya kadar buradayız” dedi. “Türk bayrağı ile sorunu olanın, bizimle selamı olmaz” şeklindeki açıklamalara da sert çıkan Dervişoğlu, “Güzel de; toplumsal barış adı altında cici demokrasi toplantılarına katılanlara bakınca, selamdan çok daha fazlasını aldıklarını görüyoruz” şeklinde konuştu. Dervişoğlu, “Toplumsal barış; Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyete, 100 yıllık zulüm düzeni diyenlerle mi olacakmış? Toplumsal barış, Lozan’a lanet okuyanlarla mı olacakmış?” diye sordu.
- Ege Postası
- 04.02.2026 - 15:11
İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin TBMM grup toplantısında konuştu.
Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat 2023’te meydana gelen depremlere değinen Dervişoğlu, “Bu bir doğal afetti. Ama sonuçları, doğal değildi. Çünkü bu yıkım, yalnızca yer kabuğunun hareketiyle açıklanamaz. Bu yıkım; yönetim tercihlerinin, ihmallerin ve denetimsizliğin sonucudur. Bilim insanlarının uyarıları vardı. Risk haritaları vardı. Resmî raporlar vardı. Peki, devlet bu depremi bekliyor muydu? Bekliyordu elbette! Devletin elinde plan yok muydu? Vardı elbette! İşte, mesele tam da burada başlıyor. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin, deprem gerçeğiyle yüzleştiğini gösteren en somut belge, 18 Ağustos 2011 tarihinde, Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren; ‘Ulusal Deprem Stratejisi ve Eylem Planı’dır.’ Bu belge, tesadüfen yazılmış bir metin değildir. Bilim insanlarının, uzmanların, kamu kurumlarının katkısıyla hazırlanmış, devletin kendi resmî yol haritasıdır” dedi.
“Devletin eylem planı yoksa; bu ihmaldir”
Bu planın 2023 yılında sona erdiğine işaret eden Dervişoğlu, “Aradan yaklaşık üç yıl geçti. Ve bugün itibarıyla, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin yürürlükte olan yeni bir “Ulusal Deprem Stratejisi ve Eylem Planı” dahi yoktur. Bu, basit bir bürokratik gecikme değildir. Bu, devletin deprem meselesini gündeminden düşürmesidir. Bu bir bilgi eksikliği değildir. Bu bir kaynak yokluğu değildir. Bu bir kader değildir. Bu, yönetim sorumluluğunun terk edilmesidir. Bugün İstanbul ve Marmara Bölgesi için beklenen deprem, bir söylenti değildir. Bir kehanet değildir. Bilimsel olarak öngörülen, sonuçları hesaplanmış, olacağı bilinen bir risktir. Ve bu risk karşısında, devletin hâlâ güncel bir eylem planı yoksa; bu artık ihmaldir. Ve bu ihmalkarlığın bedeli ise enkaz altında ödenmektedir” ifadesini kullandı.
İYİ Parti’den araştırma önergesi
“Bu iktidar başta olmak üzere hiçbir kişi ve kurum, bir sonraki büyük depremde ‘kader’ deme lüksüne sahip değildir” diyen Dervişoğlu, “Çünkü kader; bilinmeyene denir. Oysa burada her şey bilinmektedir. Risk, bilinmektedir. Tehlike, bilinmektedir. Yapılması gerekenler, bilinmektedir. Ama yapılmamaktadır. İşte tam da bu nedenle; İYİ Parti olarak, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne bir Meclis Araştırma Önergesi sunduk. Bu araştırma önergesini; artık mutat hale geldiği gibi AKP ve MHP oylarıyla reddedilsin diye vermedik. Bu önergeyi; bir kez olsun, sürekli tekrar edilen o, ‘Birlik ve beraberliğe ihtiyaç duyduğumuz günler’ lafı gerçek anlamını bulsun diye verdik. Bu önergeyi; ‘beka’ diye tarif edilen o soyut ve havada dolaşan kelime bir kere olsun, insanımızın geleceği düşünülerek, gökten yere insin diye verdik. Çünkü beka; millet, hayattaysa anlamlıdır. İnsan güvendeyse gelecek mümkündür. Ve devlet ancak sorumluluk alıyorsa devlettir. Aşk ile çalışan yorulmuyor ya, Bakalım hangi aşka düşmüşsünüz? Koltuk aşkına mı, millet aşkına mı?” şeklinde konuştu.
“Tüm yumurtalarımızı aynı sepete koymuş durumdayız”
Deprem meselesinin yalnızca yerin altıyla ilgili olmadığına vurgu yapan Dervişoğlu, “Deprem, yerin üstünü nasıl yönettiğinizle de ilgilidir. Ve ne yazık ki Türkiye’de bugün, yerin üstü de plansızdır. Bakınız; Türkiye aynı anda hem büyük bir risk hem de büyük bir fırsat ile karşı karşıyadır. Riskimiz şudur: Tüm yumurtalarımızı aynı sepete koymuş durumdayız. Nüfusumuzu birkaç büyük şehirde, ekonomimizi birkaç merkezde, üretimi ve geliri, dar bir alanda toplamış durumdayız. Bu, sadece adaletsiz bir tablo değil aynı zamanda son derece kırılgan bir tablodur. Rakamlar ortadadır. Nüfusumuzun üçte biri sadece dört ilimizde yaşamaktadır. En kalabalık on il, Türkiye nüfusunun yarısından fazlasına sahiptir. Ekonomideki yoğunlaşma ise bundan da ağırdır. Milli gelirimizin üçte biri tek başına İstanbul’da üretilmektedir. Yarısı, en büyük dört ilde. Üçte ikisi, en büyük on ilde. Yani Türkiye’nin ekonomisi üç birimse; bir birimi İstanbul’da, bir birimi sonraki dokuz ilde, bir birimi de kalan yetmiş bir ilde üretilmektedir. Şimdi sormak zorundayız: Allah korusun, bu merkezlerde yaşanacak büyük bir sarsıntının, bir afetin, bir kesintinin, ülkemize nelere mal olacağını gerçekten hesapladınız mı?” dedi.
“Anadolu’ya yeniden yerleşmeliyiz”
Bu tablonun risk yönetimi, kalkınma ve toplumsal huzur açısından sürdürülebilir olmadığının altını çizen Dervişoğlu, "Çünkü bu yapı, bir yanda aşırı yığılma diğer yanda ise geride bırakılmış şehirler üretmektedir. Bir yanda fırsata boğulan merkezler diğer yanda potansiyeline ulaşamayan Anadolu vardır. Bu, planlama eksikliğinin sonucudur. Bu, devletin mekânı, üretimi ve kaynağı bir bütün olarak ele almamasının sonucudur. Çünkü eğer bir ülkede plan yoksa yatırım dağılmaz, üretim dengelenmez, nüfus orantılı yayılmaz. Ve bugün olduğu gibi de ülke sağlıklı büyüyemez! Ve sonunda ekonomi, birkaç lokomotif şehrin sırtına yüklenir. O şehirler de bir süre sonra bunu taşıyamaz hale gelir. İşte bu yüzden diyoruz ki: Anadolu’ya yeniden yerleşmeliyiz. Bu bir ikamet planlaması değildir. Bu, bir güvenlik çağrısıdır. Bu, bir kalkınma çağrısıdır. Bu, bir devlet aklı çağrısıdır. Anadolu’ya yeniden yerleşmek; büyükşehirlerden memlekete dönüş de değildir. Anadolu’ya yeniden yerleşmek; insanımızı, üretimi, sanayiyi, tarımı, lojistiği, eğitimi ve yatırımı akılcı biçimde ülke sathına yaymaktır. Anadolu’ya yeniden yerleşmek; Türkiye’nin dört bir yanında yıldız şehirler çıkarmaktır. En az on beş şehrimizi cazibe merkezi haline getirmektir. Ekonomik olarak Türkiye’ye, bir Türkiye daha eklemektir” ifadesini kullandı.
“Zarar hanemize yazılan 53,1 milyar dolar”
İktidarın “Kaynak yok” söylemine tepki gösteren Dervişoğlu, “Kaynak var. Hem de fazlasıyla var! Bakın birkaç örnek vereyim. Yaklaşık 100 milyar dolarlık kaynak var! Bildiğiniz gibi enerji üretimi çok kârlı bir iş. Bundandır ki talibi çok oluyor. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı,
2024 yılında güneş ve rüzgâr enerji üretimi için ihale yaptı. Yapılan birçok başvuru ile firmaları yarıştırdı. Böylelikle uygun bir fiyattan elektrik alınmasını sağlamış oldu. Bu da yetmedi, firmalara dedi ki devlete de katkı payı vereceksiniz. Onu da aldı. Peki, benzer bir iş için;
bağımsız idari otorite olan “Enerji Piyasası Denetleme Kurulu” 2023 yılında ne yaptı?
Enerji Ulusal Planında öngörülenin çok üzerinde bir kapasiteyi, ülkenin enerji geleceğini ihale yapmadan, ‘önce gelene veririm’ diyerek dağıttı. Çantacılar geldi, ön lisansları aldı. Burada megawatt başına 100 bin dolarlık bir rant doğdu. Sonra bunların fiyatı, 200 bin dolara yükseldi.
Önce 13 bin megawatt dağıtacağım dedi; baktı ki bu iş çok ballı, 33 bin 500 megawatta çıkardı.
Bakanlık, firmaları yarıştırıyor, inşaat sürelerini kısıtlıyor, asgari sermaye istiyor, teminat talep ediyorken; EPDK, bunların hiçbirini yapmayıp ülkenin gelecek 20 yılını ipotek altına alacak uygulamaların altına imza attı. Bunun sonucunda da ihale yapılmadığından; yandaşa, çantacıya dağıtıldığından; vatandaşa elektrik daha pahalı satılıyor. Devletin katkı payı alamadığı,
yatırımların, ne zaman bitirileceğinin dahi bilinmediği bir ortamda; zarar hanemize yazılan 53,1 milyar dolar oluyor. Bu hesaba, çantacıların yarattığı rant da dahil değil. 53,1 milyar dolar, 45 tane Osmangazi Köprüsü ediyor arkadaşlar. Osmangazi Köprüsü demişken, oradaki 10 milyar dolar kazık da hala duruyor!” şeklinde konuştu.
“Alın size kaynak”
Çinli Trendyol'a da geçtiğimiz yıl bir kıyak yapıldığını savunan Dervişoğlu, “Hiç kimsenin savunamadığı bir kanun geçirildi. Ve iktidar, yıllık 1.5 milyar doları Trendyol'un cebine koydu.
Komisyoncuların rakamını, varın siz hesap edin! Bakın, sadece bu üç başlıktaki kamu zararını toplarsanız; yirmi yılda, yaklaşık 93 milyar dolar ediyor! Kaynakları saçıp, kaynak yok diye ağlayan iktidara sesleniyorum: Alın size, sadece 3 kalemde 93 milyar dolar kaynak! İşte Anadolu’ya yeniden yerleşmek için size kaynak! İşte doğal afetlere karşı mücadele için size kaynak! İşte memura işçiye yaşanabilir bir maaş verebilmek için kaynak! İşte emeklinin hak ettiği insanca yaşam için size kaynak!” dedi.
“Bu iktidar fakirden yana değil”
Tüm bunlara rağmen iktidarın emekliden, asgari ücretliden, esnaftan, çiftçiden ve öğrenciden kestiğini vurgulayan Dervişoğlu, “Hatta onlar da yetmedi, kredi kartı limitinden kesiyorlar!
Bu ‘Bütçede para yok’ meselesi falan değil. Bu bir tercih meselesidir. Vatandaşın helal oyları ile seçilen iktidarın tercihi Türk milletinden yana değildir! Altını çizerek tekrar söylüyorum:
Milletten güç alan, oy alan ve milletin iradesini temsil ettiğini iddia eden bu iktidar; Türk milletinden, fakirden, fukaradan, garipten yana değildir. Kaynak sana, bana, bize, Türk milletine yok! Yoksulluğumuzun ve yoksunluğumuzun kaynağı, bu iktidarın yolsuzluğu geçim kaynağı yapmasıdır!” değerlendirmesini yaptı.
“Türkiye’de kredi kartı zaruri bir tüketim aracı oldu”
Kredi kartlı limiti düzenlemesine değinen Dervişoğlu, “Buradan açıkça söylüyorum: Sizin ekonomi politikalarınız nedeniyle Türkiye’de kredi kartı zaruri bir tüketim aracıdır.
Hayatta kalmanın bir yoludur. Onu bu hale getiren de iktidarın ta kendisidir. Sayelerinde kredi kartı; marketten alınan peynir, zeytin, süt demektir. Çocuğun okul taksiti demektir.
Hastane masrafı demektir. Esnaf için döndürdüğü sermayesi, çiftçinin tohumluğu, mazot parasıdır. Bu ülkede milyonlarca insan; borcu, borçla çevirerek ayakta duruyor. Yani sorun kredi kartı değil. Kimse bayılarak borçlanmıyor. İnsanı buna mecbur bırakan sizin yarattığınız soygun düzendir. Siz, geliri eriten enflasyonun, adaletsiz vergi sisteminin, yetersiz maaşların üzerine gitmek yerine vatandaşın hayat damarını sıkarsanız; bu ekonomi düzelmez daha da kilitlenir” dedi.
“Devlet, Suriye konusunda dediğimize gelmiştir”
Suriye’deki gelişmelere dair Dervişoğlu, “Suriye konusunda bugün gelinen noktada bir gerçeği açıkça teslim edelim: Devlet, bizim dediğimize gelmiştir. Sahadaki gelişmeler, aylardır-yıllardır uyardığımız bir hakikati bütün çıplaklığıyla ortaya koymuştur. Şunu artık herkes görmüştür:
Suriye’de sonuç üreten şey; laf cambazlığı, komisyon tiyatrosu ya da kişilere atfedilen hayali roller değildir. 1,5 yıldan fazla zamandır yaptığımız uyarılar ortadadır. ‘Mesele terör olunca sonuç üretecek şey askerî kararlılıktır, devlet ciddiyetidir ve sahayı okuyabilen güvenlik aklıdır’ dedik. İşte durum ortadadır. Ancak, bugün Şam yönetimiyle YPG arasında varılan mutabakatı da doğru okumalıyız. Eğer alınan bir mesafe de varsa bu; ne Öcalan’la kurulan muhataplığın ne de iç siyasete malzeme yapılan akla ziyan söylemlerin ürünüdür. Bu, Türk güvenlik bürokrasisinin kararlılığı ve askerî seçeneklerin masada tutulması sayesindedir. Buradan çok net konuşuyorum:
Öcalan’ı muhatap almanın, onu bir pazarlık unsuru gibi sunmanın, ona siyasi bir rol atfetmenin ne kadar akıl dışı ne kadar ahlaksız ne kadar devlet ciddiyetine aykırı olduğu bizzat sahada görülmüştür. Türkiye’nin bekası adına elde edilen ve edilebilecek kazanımların, teröristbaşının yahut yeni yetme Apocuların dahliyle elde edilmediği ve edilemeyeceği açıktır. PKK’nın ve YPG’nin geri adımı askerî baskı sonucu gelmiştir. Gerisi sonradan yazılmış masallardır” ifadesini kullandı.
“PKK’yı, Suriye’de siyasal makyajla yeniden üretmeye çalışan hiçbir modele göz yummayın”
“Madem devlet aklı buraya gelebiliyor madem sahadaki gerçek bu kadar net; şimdi ne yapılacaktır? Aynı ihanet korosunun bu sefer de YPG’ye mi kredi açması söz konusu olacaktır?” diye soran Dervişoğlu, “Yine ehli vatan, aklı başında devlet insanlarını uyarıyorum:
PKK’yı, Suriye’de siyasal makyajla yeniden üretmeye çalışan hiçbir modele ve açılıma göz yummayın! Bu milletin evladıysanız buna müsaade etmeyin! PKK’yı, tam ve kalıcı biçimde ezecekken, onu dolaylı yollarla yeniden ayağa kaldıracak, hiçbir siyasal manevraya izin vermeyin. Suriye’de yapılması gereken bellidir: Terör örgütünün askerî ve siyasî kapasitesi bir daha dirilemeyecek şekilde tasfiye edilmelidir. Elinde askerimizin kanı olan unsurların, devlet yapıları içine sızmasına asla müsaade edilmemelidir. Bu dosya, iç siyaset hesabıyla, oy matematiğiyle, ‘süreç’ masallarıyla bir kez daha sulandırılmamalıdır. Buradan altını çizerek söylüyorum: Eğer niyetiniz gerçekten ülkenin güvenliği ve bölgesel istikrarsa, yapmanız gereken şey çok nettir. Devletin sahada kurduğu bu dengeyi, siyasi heveslerle bozmayın. Yanlış muhataplar yaratmayın. Yanlış aktörleri büyütmeyin. Yanlış umutlar dağıtmayın. Suriye’de bugün görülen tablo, bir gerçeği teyit etmiştir: Devlet, kişilerle değil; kurumlarla, kararlılıkla ve güçle sonuç alır” şeklinde konuştu.
“İran’ın kaderine, İran halkı karar vermelidir”
İran’a yönelik Amerikan müdahalesi tartışmalarına değinen Dervişoğlu, “Ortadoğu’ya dışarıdan yapılan hiçbir askerî müdahale; istikrar, barış ve refah getirmemiştir. Aksine bu müdahaleler; iç savaş, yoksulluk, yozlaşma ve kitlesel göç dalgaları üretmiştir. İran’daki mevcut rejim ciddi bir meşruiyet krizi yaşamaktadır. Evet, İran halkının itirazları haklıdır. Ancak bu gerçekler, uluslararası hukuku ve bölgesel güvenliği tehlikeye atan hiçbir dış müdahaleyi meşru kılmaz. Hele de işin içinde şeytan ortağı Netanyahu’nun dahli varsa. İran’ın kaderine, İran halkı karar vermelidir. Dönüşüm dışarıdan zorla değil; içeriden daha demokratik ve daha kapsayıcı yöntemlerle gerçekleşmelidir. İran devleti, mevcut otoriter yapısını daha demokratik ve kapsayıcı bir sistemle ikame ettiğini dünyaya derhal ilan etmelidir. İran’ı ve bölgeyi istikrara kavuşturacak yol budur. Şuna inanıyoruz: İran’ın geleceği; zorbalara, mollalara, kuklalara değil İran halkına aittir.” dedi.
“Şeytanı komplolarda aramaya gerek yok!”
İYİ Parti’nin 6 Şubat depremlerinden sonra özellikle kaybolan çocukların durumunu tespit edilmesi için TBMM’ye bir araştırma önergesi verdiğini hatırlatan Dervişoğlu, “Sadece önerge vermekle de kalmadık. Depremden sonra bölgeye yaptığımız ziyarette, Kurucu Genel Başkanımız Sayın Meral Akşener, bugün konuşulan olumsuzluklara işaret ederek tedbirler alınmasını söyledi. Marmara Bölgesi’nde – Kocaeli’nde yaşanmış depremlerde olup bitenlere atıfta bulunarak çeşitli uyarılarda bulundu. Meclis grubuna da talimat vererek konuyla ilgili Araştırma Önergesi verilmesini söyledi. Bizde bu önergeyi verdik. Sizce sonuç ne oldu? AKP ve MHP oylarıyla önergemiz reddedildi. O gün koşulması gerekeni Meclis’te konuşturmayı muvaffak olabilseydik bugün bu olumsuzluklar yaşanmayacaktı. İYİ Parti erken uyarı sistemi olarak her zaman vazifesini yapıyor. Yaptığı bu doğrular üzerinden milletin İYİ Parti’ye sahip çıkmasının zamanı gelmiştir. Medyada günlerdir boca edilen şeytani belgeleri, resimleri, videoları düşünürken bunu da unutmayalım. Şeytanı, komplolarda aramaya gerek yok!
Depremde kaybolan çocuklarımızı araştırmayan bir zihniyetin kime ve neye hizmet ettiği malumdur” ifadesini kullandı.
“Bu millet bu ülkenin şeytanlarını oylarıyla taşlayacak”
Dervişoğlu, “Gazze’de, Doğu Türkistan’da bebeklerin, masumların öldürülmesi şeytanlığın ta kendisidir. İmralı’daki bebek katilini barış güvercini yapmak şeytanlığın ta kendisidir. Al Bayrağa el uzatmak, terörü, teröristi kutsamak şeytanlığın ta kendisidir. Tüm bunlar, gizli-saklı adalarda, ayinlerde yaşanmadı. Gözümüzün önünde gerçekleşti. Şeytan, ayrıntıda gizli değil ayan beyan açıktadır. Bu millet bu ülkenin şeytanlarını oylarıyla taşlayacaktır inşallah. Şeytan, Ortadoğu’da; şeytan, İmralı’da; şeytanlar aramızdadır. Tüm bunlar; bizi kimin yönettiği veya yönetmeye talip olduğu sorusuna götürmelidir” açıklamasını yaptı.
“Selamdan fazlasını aldıklarını görüyoruz”
İmralı sürecine değinen Dervişoğlu, “Türkiye’yi başka bir Türkiye yapmak istiyorlar.
Kim istiyor bunu? Bir yanda ABD ve İsrail ortaklığı, aynı anda ise iktidar ve komisyoncu tüm ortakları istiyor. Bize diyorlar ki, İsrail PKK’yı kullanacakmış. Ne yapacakmış kullanıp?
Türkiye’yi bölecekmiş. E peki siz ne yapıyorsunuz? Teröristbaşı Apo’yu muhatap alarak;
Türk yerine Türkiyeli diyerek; eşit yurttaşlık adı altında, çift kimlikli bir anayasa propagandası yaparak siz ne yapmış oluyorsunuz ey şeytanın ortakları? Türkiye’yi var eden tarihi eğip bükerek, Türk milletini var eden tüm değerleri çiğneyerek, bizi önce zihinlerde bölerek ne yapmış oluyorsunuz ey şeytanın ortakları? Komplo mu bunlar? Yoksa gözümüzün önünde yaşananlar mı? İktidar oy peşinde de diğer muhalefet unsurları bunun dışında mı? ‘Türk bayrağı ile sorunu olanın, bizimle selamı olmaz’ diyorlar. Çok güzel… Güzel de toplumsal barış adı altında, cici demokrasi toplantılarına katılanlara bakınca selamdan çok daha fazlasını aldıklarını görüyoruz. Toplumsal barış; Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyete, 100 yıllık zulüm düzeni diyenlerle mi olacakmış? Toplumsal barış, Lozan’a lanet okuyanlarla mı olacakmış?” diye sordu.
“Gün gelir hesap vermek mecburiyetinde kalırsınız”
“Kaderine razı olmak zorunda değilsin” diyerek Türk millerine seslenen Dervişoğlu, “Daha iyisini, en iyisini hak ediyorsun. Sana söz: Vakti geldi! Bil ve daima hatırla: Cumhuriyet, vatandaşına güven veren devlettir. Cumhuriyet, herkes için adalet demektir. Cumhuriyet, geleceği elbirliğiyle kurmaktır. Sorumlu siyaset, Türk bayrağı ile sorunu olanlara selam çakmak değil onlara selam bile vermemektir. Türkiye’yi “İYİ”lik kurtaracaktır. O yüzden tavsiyem odur ki, kimse kötülerin kayığına binmesin! Gün gelir hesap vermek mecburiyetinde kalırlar. 86 milyon vatandaşımıza vatan olmuş bu Anadolu huzura; binlerce Türk’ün, Kürt’ün ve bebeklerin katili İmralı canisi umuda değil mezara kavuşuncaya kadar biz buradayız.” diye ekledi.
Yorum Yazın