DEM Partili Akın’dan NEO TV’de çarpıcı açıklamalar: İnsanların yüzde 70’i adalet meselesine olumsuz bakıyor
DEM Parti İzmir Milletvekili İbrahim Akın, NEO TV’de Kürt sorunu ve çözüm süreci, NATO zirvesi, adalet sistemi, Tunç Soyer süreci ve Çeşme projesine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Akın, “Terörsüz Türkiye” başlığıyla yürütülen tartışmanın aslında Kürt sorunu ve çözüm politikası ekseninde ele alınması gerektiğini belirterek, Orta Doğu’da ABD ve İsrail öncülüğünde yeni bir dizayn sürecinin yaşandığını söyledi. Akın, Türkiye’de hukuk ve adalet sisteminin çöktüğünü savunarak, Tunç Soyer ve Ekrem İmamoğlu davaları üzerinden yargı süreçlerini eleştirdi. NATO için yapılan harcamalara da tepki gösteren Akın, 12 milyar liralık masrafın halk, emekli ve asgari ücretli için kullanılabileceğini ifade etti.Çeşme projesine de sert çıkan Akın, ilçenin altyapı ve su sorunu olduğunu, projenin İzmir halkına katkı sağlamayacağını ve bölgeyi rant alanına dönüştüreceğini söyledi. Akın, projeye karşı odalar, sendikalar, kitle örgütleri ve halkla birlikte mücadele edeceklerini vurguladı.
- Ege Postası
- 09.07.2026 - 10:58
- Güncelleme: 09.07.2026 - 11:12
EGE POSTASI - DEM Parti İzmir Milletvekili İbrahim Akın, NEO TV’de yayınlanan Gündemin Ötesi programında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Akın, Kürt sorunu ve çözüm süreci tartışmalarından NATO zirvesine, adalet sisteminden Çeşme projesine kadar birçok başlıkta açıklamalarda bulundu.
AMERİKA VE İSRAİL BÜYÜK ÖLÇÜDE ORTA DOĞU’YU DİZAYN ETMEYE ÇALIŞIYORLAR
“Terörsüz Türkiye” tartışmalarına ilişkin konuşan Akın, meselenin yalnızca güvenlik başlığıyla ele alınamayacağını belirterek, “Sorun biraz aslında terörsüz Türkiye değil. Aslında bence hem yerel hem de bölgesel bir Kürt sorunu tartışması ve çözüm politikası var. Aslında bugün NATO meselesi bir ölçüde tanımlanmış açıklamalar da yaptılar. Görebildiğimiz kadarıyla bu mesele Suriye’deki gelişmelerle bağlantılı olarak. Orta Doğu’da yeniden yapılandırma girişimleri var. Amerika ve İsrail büyük ölçüde Orta Doğu’yu ve tabi uluslararası bütün güçler Orta Doğu’yu yeniden dizayn etmeye çalışıyorlar” dedi.
Akın, bu yeniden dizayn sürecinin içinde Kürt sorununun da yer aldığını ifade ederek, “Bu dizayn etme işi içerisinde tabi ki yılların devam eden, yüzyıldır belki de devam eden bir Kürt sorunu var ve bir tartışma, bir çözüm süreci başladı. O nedenle buna her ne kadar terörsüz Türkiye kavramıyla başka anlam ifade etmek isteseler de biz Meclis’te şunu yaşadık ve gördük ki gelen herkes aslında Kürt sorununu konuştu, adıyla konuştu” ifadelerini kullandı.
SÜREÇ ASLINDA BU KADAR UZATILACAK BİR SÜREÇ DEĞİL
Sürecin uzamasına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Akın, “İsmiyle konuştuğu yani sermaye grubundan, sivil toplum örgütlerine, bu işin mağduru olan herkes aslında bunu böyle konuştu. Dolayısıyla bunu aslında eşyayı adıyla çağırmak lazım, böyle bakmakta fayda var diye düşünüyoruz. Çünkü başka türlü bakıldığında basit bir terör meselesi olarak kavramlaştırmayı, bunun çözüldüğü zaman da her şey çözecek diye bakılmaya çalışılıyor” dedi.
Türkiye’nin farklı kimlik ve inançların özgürce yaşayabileceği bir zemine ihtiyaç duyduğunu vurgulayan Akın, “Geçen de yerel basında zaman zaman sordular. Türkiye’nin her tarafında bu mesele konuşuluyor. Biliyorsunuz 20 ayı geçen bir süreç oldu. Ekim’in başında başladı. Bizim açımızdan bu süreç aslında bu kadar uzatılacak bir süreç değil. Ama hem dünya tarihi hem de bu sorunun sadece Türkiye içerisinde devletle çatışma halinde olan örgüt arasındaki bir sorunla sınırlı olmadığını bildiğimiz için biz sabırla bekliyoruz aslında” ifadelerini kullandı.
Akın, çözümün Türkiye halklarının tamamı için önemli olduğunu belirterek, “Çünkü çözülmesi halinde Türkiye’nin bütün halklarının daha iyi, daha refah, daha eşitlikçi, daha özgürlükçü, daha mutlu bir hayatı yaşayacağına biz inanıyoruz. Ama böyle bir politikayı sürdürmek isteyenler de aslında bu sorunun çözülmesini istemiyorlar. İktidar içerisinde de var, muhalefet içerisinde de var böyle bakanlar ve yapmak isteyenler. O nedenle biz bu meseleyi bütünlükler olarak bakıldığında diyoruz ki Türkiye’de farklı kimlikten, inançtan insanlar var ve bu inançları ve kimliklerini özgürce yaşayabilirlerse savaşın, çatışmanın, şiddetin gerek olmadığı; sözün, siyasetin, demokrasinin gerçekten barış içerisindeki bir ortamın sağlandığı bir zemin sağlayabiliriz diye düşünüyoruz” diye konuştu.
SİYASETTEN TUTUKLADILAR VE ORADA HUKUKİ BİR ŞEY YOK
Selahattin Demirtaş ve geçmiş çözüm süreci üzerinden değerlendirme yapan Akın, “Demirtaş meselesi bizim için şunun için önemli; 11 yıl önce de bu çözüm süreci biliyorsun başlamıştı. Ancak o çözüm süreci bizim gördüğümüz, eğer toplumsal uzlaşı daha demokratik bir ortam olursa bizim sözümüzün yani demokrasiden ve barıştan yana sözümüzün daha geniş kamuoyuyla buluşturulduğunu da gördük ki aslında biz derdimizi anlatabiliyoruz. Bizim sözümüzün toplumsal karşılığı var” dedi.
Akın, Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın hukuki değil siyasi gerekçelerle tutuklandığını savunarak, “Ancak o gün koşullarda iktidarın aleyhine geliştiği için, yani tek başına iktidar olamayan bir 7 Haziran sonucu olduğu için, arkasından Kasım’da seçim yenilenerek mesela Demirtaş’ı da o günkü bizim eş başkanımız olan Figen Yüksekdağ ve diğer arkadaşlarımızı bence siyasetten tutukladılar ve orada hukuki bir şey yok. Konuşmaları tamamen bir vekil olarak, bir genel başkanlık konuşmalarıydı. Hakaret yoktu, herhangi bir şey yoktu” ifadelerini kullandı.
Kobani sürecine de değinen Akın, “Sadece Twitter üzerinden o günkü biliyorsunuz Kobani’deki gelişmeler karşısında MYK’nın bir Twitter üzerinden yaptığı açıklama vardı. Bizim arkadaşlarımız gerçekten 11 yıldır olağanüstü koşullarda. Onlar içeriye alındı. Biz de o alınmalar sonrası yaklaşık 11 yıldır kayyumlarla her türlü politik saldırılara maruz kaldık” diye konuştu.
NATO’NUN ALDIĞI KARARLARDAN BİR TANESİNE İNSAN BİRAZ ÜZÜLÜYOR
Yeni döneme ilişkin hem olumlu hem de kaygılı olduklarını belirten Akın, “Yeni bir dönem yaşanıyor. Biz bunu zorluklarına, güçlüklerine, uzamasına rağmen olumlu buluyoruz, olumlu olduğumuz taraflarını özellikle anlatmak da istiyoruz. Ancak olumsuz bulduğumuz taraflar da şurası; tamamen politik hesaplar ve çıkarlar, kendi siyasi hedeflerine bağlı planlamalar üzerine olmamalı. Böyle olursa açıkçası bunun güvenilirliği kalmaz ve sonuç olarak insanlar güvenmediği bir işin tarafı da olmazlar” dedi.
Akın, NATO’nun silahlanmaya dönük kararlarını eleştirerek, “Dolayısıyla şu anda barıştan yana, demokrasiden yana, çözümün üretilmesinden yana taraf olan insanlar o taraf olma pozisyondan geri çekiliyorlar. Savaş karşıtı olanlar, silahtan yana olanlar daha fazla öne çıkmış oluyorlar. Örneğin NATO’nun aldığı kararlardan bir tanesi insan biraz üzülüyor. Daha fazla silaha yatırım. Bütçemizden yüzde 2’den değil yüzde 5’e çıkartacak bir bütçe ayırması meselesi bizim için çok talihsiz bir şeydir açıkçası” ifadelerini kullandı.
Akın, “Dolayısıyla negatif yanlar büyümeye başladı. Bizim de kaygılarımız artmaya başladı. Bir an önce bu meselede artık Meclis’ten çıkan kararlar gereği adım atılmasını bekliyoruz biz” dedi.
BU SADECE TUNÇ SOYER İLE İLGİLİ DEĞİL BENCE
Eski İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer ile görüştüğünü belirten Akın, “Tunç Soyer’den bahsedince bugün Tunç Soyer ile bir görüşme yaptım. Yaklaşık bir ay önceki yaptığım görüşmede 7 aydır son tutuklama gerekçesiyle iddianamesinin hala gelmediğini, belki yazıldı ama bizi daha fazla tutmak için iddianame beklediği gibi bir değerlendirme yaptı” dedi.
Akın, hukuki sürecin yalnızca Soyer özelinde değerlendirilmemesi gerektiğini ifade ederek, “Açıkçası aslında hukuksuzca, normal olmayan koşullarda. Mesela gerekçesi biliyorsunuz kooperatif meselesiyle ilgili. Bir insanın tutulabilmesi örneklerini Tunç Soyer’de de yaşıyoruz. Bu sadece Tunç Soyer ile ilgili değil bence. Örneğin şu andaki İstanbul İmamoğlu davası da böyle. Orada birçok insan bugün biraz daha bırakıldı. Ama bu insanlar suçsuz yere gerekçesiz bir şekilde yargılansa bile yargılanmalarının koşulları onları sabahları operasyonlarla gözaltına alıp cezaevine atmak değildi” diye konuştu.
Akın, yargılamaların daha medeni şekilde yapılabileceğini belirterek, “Pekala hakkındaki iddialara gidip ifadelerini verirlerdi ve doğal olarak daha medeni bir şekilde yargılama süreci de olabilirdi. Varsa bir sorun tabii ki. Ama dediğiniz gibi gerçekten artık kimin başına ne zaman ne geleceğinin belli olmadığı, kuralsızlığın egemen olduğu, hukukun ortadan kaldırıldığı bir durumla karşı karşıyayız. Şimdi adalet meselesi gerçekten artık Türkiye’de en geniş anlamda bir adalet kavramıyla soruna bakabilmeye ihtiyaç var” dedi.
İNSANLARIN YÜZDE 70’İ ADALET MESELESİNE OLUMSUZ BAKIYOR
Türkiye’de hukuk ve adalet sistemine güvenin zedelendiğini savunan Akın, “Hukukumuzun ne kadar siyasallaştığı ve bağımsız hukuk sistemimizin çöktüğü gerçekte olduğu kadar adaletsizlik sadece yargılama süreçlerinde değil, oraya varıncaya kadar hayatın bütün pratiklerinde adaletsizlik var. Yani yola çıktığında adaletsizlik var, ekonomik adaletsizlik var. Kadınlara dönük adaletsizlik var. Gençlerin eğitim sistemi içerisindeki rolleri ve görevlerini yerine getirirken adaletsizlik var” ifadelerini kullandı.
Kamusal hizmetlerin zayıfladığını belirten Akın, “Kamusal hizmetlerin neredeyse sıfırlandığı, tamamen özelleştirildiği bir hayatla biz karşı karşıya kaldık ve neredeyse ülkemiz devlet olarak, kamu olarak aslında bakarsan benim çok net gördüğüm; sermayenin ihtiyacı için yasa çıkartan, onlar için yöneten, onların ihtiyaçlarını karşılamak için güvenlik sistemi kurulan, askerlerin, polislerin neredeyse onların bekçiliğini yaptığı bir rejimle karşı karşıyayız biz aslında” dedi.
Akın, çevre ve yaşam alanları üzerinden örnek vererek, “Bunu ben hayatın her alanında yaşıyorum. Bir köylü kendi topraklarını askerden, polisten korumak zorunda kalabilir mi? Bir Orman Genel Müdürlüğü’nün saldırısı karşısında yapabilir mi? Bir Çevre Bakanlığı’nın karşısında çevreyi korumak zorunda kalabilir mi? Ama böyle yaşıyoruz biz. Türkiye halkı mahallesi, kamusal hizmet göremediği bir yerde her türlü adaletsizlikle karşı karşıya yaşıyor” diye konuştu.
Akın, “Dolayısıyla ben gördüğüm şu, Türkiye hukuk sistemi ve adalet sistemi çökmüş durumda. Ona karşı inanç meselesi, iktidarda olan, iktidarda olmayan hiçbiri için fark etmeksizin herkesin mesela yüzde 30’ları, yüzde 35’leri değil mi şu anda adalet kavramıyla insanların vardır, yoktur tartışmasına verdiği cevap yüzde 70’i adalet meselesine olumsuz bakıyor” ifadelerini kullandı.
12 MİLYAR MASRAF ETMİŞLER
NATO için yapılan harcamalara tepki gösteren Akın, “Yani NATO demek güvenlik meselesi gibi sadece sınırlı bakılıyor. Oysa NATO’nun kuruluş gerekçesi sadece bu değil aslında. Ama biz biliyoruz ki asıl esası bu. NATO bir savaş örgütü aslında bakarsınız. Onun için her türlü hizmet hazırladılar. 12 milyar liralık masraf etmişler. Bizim bildiğimiz sadece bakın. Bilmediğimiz daha neler var bilmiyoruz” dedi.
Akın, bu paranın halk için kullanılması halinde çok daha büyük fayda sağlayacağını belirterek, “12 milyarlık masrafları inanın bu halk için yapıldığında neler olacağını biz değerlendirdik. Mesela 428 bin tane asgari ücret ediyor. Bu inanılmaz bir rakam aslında bildiğimiz açısından bakıldığında. Ve Ankara’nın önemli caddeleri elbette insanlar biraz artık alay konusu yapıyor. İyi ki NATO geldi, yollarımız düzeldi, asfaltlar yapıldı diyorlar” ifadelerini kullandı.
Yoksulluğun görüntülerle kapatılmaya çalışıldığını savunan Akın, “Ama ahlaki olmayan, siyasal olarak çözülmüşlüğünün sebebi olabilecek görüntüler de başka bir şey. Yoksulluk dibe vurmuş olan yerlerde görüntüyle orayı kapatıyorlar. Boyuyorlar, brandayla kapatıyorlar orası. Bu şu demektir aslında, ben bu halkın yoksulluğuyla ve o görüntüsüyle utanıyorum demektir. Ve utancını kapatmak için başka bir görüntü veriyor oraya” dedi.
Akın, “Birilerine yaranmak için bir sürü masraf ediyor. Mesela o masrafı edeceğine o insanlara o para verirse var ya, orası daha güzel bir şey olabilir. Ama o insanlara beş kuruşluk katkısı olmayan birçok bütçeden para harcıyorlar. Sözde orayı kapatıyorlar. Ama orası zaten NATO sonrası da sökülüp atılacak ve çöpe gidecek paralar. Bu kadar insanların bütçesini harcayabilen bir anlayış var. Ben onun için şunu diyorum. NATO geldiğinde harcanan parayı düşündüğümüzde bu ülkenin asgari ücreti de bu ülkenin emeklisi de pekala bu paralarla çok daha iyileştirilebilirdi. Demek ki para var, parayı nereye kullanacağını, kime vereceğini iktidar kendine göre planlıyor. Halkın bütçesi için, halk için kullanmıyor” diye konuştu.
BENCE ÇOKLU KRİZLE KARŞI KARŞIYA KALDIK
Dünyada ve Türkiye’de çoklu kriz yaşandığını belirten Akın, “Bu dünyadaki genel gidişat karşısında biz aslında bir sistemin neredeyse her boyutuyla bakalım. Sadece ekonomi politikasıyla değil, sadece toplumsal sorunların çözülmesiyle değil. Bir bütün olarak asla sistem bende çöküş yaşıyor. Bu kriz yaşıyor bu anlamda. İklim krizi yaşıyor, ekonomik kriz yaşıyor, toplumsal kriz yaşıyor. Bence çoklu krizle karşı karşıya kaldık” dedi.
Akın, toplumun örgütsüzlük nedeniyle siyaseten birbirine düşürüldüğünü ifade ederek, “Şimdi burada nasıl çıkılacak meselesinde? İnsanlar yani güçsüz olunca, örgütsüz olunca, hedefleri belli olmayınca ve kolektif bir gelecek tabiri içerisinde olmayınca genellikle bizim ülkemizde ve Orta Doğu ülkelerinde çok daha yaygın bir şekilde benim gördüğüm birbirine düşüren siyaset üretiliyor ve siyasette daha çok birbirleriyle kavga etmek üzerine kurulmuş bir yapısal mücadele haline geliyor” diye konuştu.
Siyasetin koltuk ve iktidar odaklı hale geldiğini belirten Akın, “Şimdi buna hizmetçilik, koltukçuluk, iktidarcılık bir sürü kavramlar kullanılabilir. Ama ortak hedefler, bir yurttaşlık bilinciyle gelecek olmayan toplumun ister istemez ufku daralıyor, umutsuzlaşıyor ve dolayısıyla psikolojik, sosyal ve aynı zamanda ahlaki çöküntülerle karşı karşıya kalıyor. Bizim toplumumuz şu anda bence bir çöküş yaşıyor. Bu çöküşe karşı itiraz var, öfke var. Ama bu öfke ve itirazı nasıl yönetileceğini ve hangi siyasal meseleyle yöneteceği konusu bence bizim kolektif sorunumuz” dedi.
DEM Parti’nin çoğulcu yapısına dikkat çeken Akın, “Biz de hem parti olarak şöyle bir yaklaşım içindeyiz. Hedefimiz buna dönük biraz olabilir. DEM Parti aslında tekçi bir parti değil, çoğulcu parti. Biz 6 tane partinin ortak hayatını 15 yıldır devam ettiriyoruz. Mesela partilerin kendi iç yapısını bile düşündüğünde, tek tek partiler bile birlikte siyaset yapmak konusunda çok zorlanıyorlar” ifadelerini kullandı.
AKP ÇOK KÖTÜ. HAKİKATEN KÖTÜ. MHP DE ZATEN ONUN PARÇASI
Türkiye’de otoriter rejim ilişkilerinin güçlendiğini savunan Akın, “Ya bir otoriter rejim inşa ederek yapılıyor ya otoriter bir lider var onun etrafında bir iktidar ilişkisi çerçevesinde sürdürülüyor ama bizim hayalimiz şu aslında; ya biz bu ülkede yaşıyoruz. Farklılıklarımız var, farklı görüşlerimiz var ama farklılıklarımız bizim birbirimizle düşmanlaşmamızı gerektirmiyor. Ortak geleceğimiz konusunda bilip siyaset yapabilirsek bu halka da iyilik yaparız, birlikte bir mücadele pratiği örgütleriz” dedi.
Akın, demokratik koşulların güçlendirilmesi gerektiğini belirterek, “Ve birçok ülkenin bazılarının yaşadığı asgari demokratik koşulları yaşarız. Ve bunların başarı hikayesini daha çok büyütebiliriz diye bahsediyoruz. O nedenle mesela bizim bu çözüm sürecinden beklentimiz şu. Mesela bizde şöyle bakan arkadaşlarımız var: AKP çok kötü. Hakikaten kötü. MHP de zaten onun parçası, onu destekliyor. Onlar da öyle” ifadelerini kullandı.
Müzakere ve mücadele kavramlarına dikkat çeken Akın, “Şimdi biz iyilik, kötülük kavramlarına, güven güvensizlik ve yakınlık kavramlarına bakmaktan öte, ya iktidarda bunlar var şimdi diye bakıyoruz. Biz bunlarla mesela süreci konuşmayacağız da neyi konuşacağız diye bakıyoruz” dedi.
Akın, müzakerenin işbirliği gibi gösterilmesine tepki göstererek, “Ama algı şöyle bakılıyor. Bu meseledeki yapılan müzakereyi bir işbirliği gibi kavramlaştırılıyor. Kategorik olarak aslında bir müzakere etme duygusu ve düşüncesi bile kalmamış. Düşmandır, konuşulmaz, onunla kavga edilir diye bakılıyor. Ama şimdi bu ülkede yaşıyor. Yarısı diyelim ki bu halkın bu ilişkiler içerisinde bir parçası. Şimdi bunu yok sayamazsın ki” diye konuştu.
DEM Parti’nin yaklaşımını anlatan Akın, “Dolayısıyla hem iktidarda olmaları sebebiyle hem de böyle birbirini yok sayma üzerine kurulamayacak bir siyaset açısından bakıldığında biz meseleyi müzakere ve mücadele konusunda tanımlamaya çalışıyoruz. Evet bizim de farklı görüşte olan, iktidarda olan sorunun çözmesi gerekenlerden müzakere ve mücadele konusunda tanımlamaya çalışıyoruz ve mücadele edeceğiz. Ama aynı zamanda insanlarla diyalog kuracağız, demokratik ilişki kuracağız ve aynı zamanda hedeflerimizi gerçekleştirmeye çalışacağız diye bir perspektife sahibiz” ifadelerini kullandı.
Yerel yönetimlerde halkın özne olması gerektiğini savunan Akın, “Biz mesela DEM Parti eğer diyelim ki yerellerde bu koşullar daha iyi sağlanabilirse model geliştirmekten yanayız. Bir siyasetin sadece yöneticileri arasındaki ilişkiyle sınırlanmasının doğru olmadığını düşünüyoruz. Halkın özne olmadığı, yurttaşın kendisinin geleceğiyle ilgili söz ve karar sahibi olmadığı bir siyasetin kalıcılığı yok. Bugün koşullarda muhalifse liderler ekseninde siyaset tanımlanıyor ve liderlere bağlı olarak insanlar tercihlerini vermeye çalışıyor. Oysa bu çok yanlış bir şey” dedi.
Akın, halkın örgütlü olmaması halinde geleceğinin başkaları tarafından yönetileceğini belirterek, “Evet çok yanlış bir şey. Şimdi ben onun politikasının ne olduğunu bilmezsem, bana ne getireceğini bilmezsem, onun iyiliği kötülüğü ya da iyi konuşuyor kötü konuşuyor üzerine yaparsam bunun geleceği yok ki. Dolayısıyla biz şöyle bakıyoruz hayata gerçekten. Bu ülkede halk örgütlü olmazsa, kendi savunmasına sahip çıkamazsa, hem yerelindeki ilçesinden, mahallesindeki muhtarından, büyükşehirinden, iktidarına kadar yani sadece sürgün olan, özne olmayan, yurttaş olmayan bir halkın geleceğini herkes idare etmeye çalışır ve yönetmeye çalışır. Umutlu olmazlar” diye konuştu.
Akın, DEM Parti’nin kendi pratiğine ilişkin de özeleştiri yaptığını belirterek, “Biz bunun çözülmesi gerektiğini düşünüyoruz ve biz de kendi içimizde özeleştiri veriyoruz. Bu mevcut saldırgan, otoriter, tekçi zihniyet karşısında başka türlü bir siyaseti toplumsallaştıramadık. Halkın bu işin içerisinde özne olmasını sağlayamadık. Elbette olağanüstü koşullar yaşadık. Birçok arkadaşımız cezaevinde. Yani düşünebiliyor musunuz? Türkiye’de ben şimdi cezaevinden geldiğim için onu da söyleyeyim. Yaklaşık 4500 civarında 30 yıl üzerinde yatan arkadaşımız varmış” dedi.
Cezaevi koşullarına ve Türkiye’nin siyasal atmosferine dikkat çeken Akın, “Bakın dünyada böyle bir hikaye yok. En fazla yatanlar var 15 yıllar, 20 yıllar. Birkaç tane daha örnek var 30 yıl yatan ama dünyada böyle bir örnek yok bakın. Bu kadar ağır bir saldırı ve ağır bir tahkimat var bu ülkede. Dolayısıyla kolay bir ülkede değiliz biz. Orta Doğu’nun hemen kıyısında, içinde yarısı Avrupa’ya dönmüş, yarısı Orta Doğu’ya dönmüş, Araf’ta kalmış, bu kültürü gerçekleştirmemiş bir ülkedeyiz aslında” ifadelerini kullandı.
Akın, “O nedenle yani her gittiğimde gördüğümde bir kez daha nasıl bir hayat içerisinde olduğumuzu görüyoruz. Tabi bunun bilen var, bilmeyen var. Bu gerçekle yüzleşen var, yüzleşmeyen var. O nedenle lafımı farklı açılardan uzatmış gibi olabilir ama aslı özeti şu. Bu ülkenin gerçekten yeni bir toplumsal geleceği tahayyül etmeye, onun siyasetini kurmaya ve onun hikayesini yazarak birlikte örgütlemeye ihtiyaç var. Örgütsüz toplum her zaman birileri tarafından kullanılıyor ve yönetiliyor. Bu partiler içerisinde de var bu durum. Yani partiler de çok örgütlü değil. Halka dayanan partiler maalesef söz konusu değil” dedi.
TUNÇ SOYER’LE BERABER GEÇMİŞ DÖNEMİNDE BUNUN DAVASINI DA YAPMIŞTIK
Çeşme projesine ilişkin de konuşan Akın, ilçenin Türkiye’nin önemli turizm merkezlerinden biri olduğunu belirterek, “Çeşme aslında bizim en önemli turizm merkezlerimiz ve orası giderek değerleri çok yükselen, her metrekaresi neredeyse milyarlar değerindeki değerle ölçülen yerler. Oralardaki özellikle kamu arazilerini şimdi bir kısım şirketlere peşkeş çekmek istiyorlar” dedi.
Akın, projenin yeni olmadığını ve daha önce hukuki mücadele yürüttüklerini ifade ederek, “Şimdi bu yeni bir durum değil aslında bakarsan. Biz Tunç Soyer’le beraber geçmiş döneminde bunun davasını da yapmıştık. Birçok derneklerin içinde olduğu, kişilerin içinde olduğu davalar açılmıştı. Bu proje o zaman iptal edilmişti. O zaman kim destekliyordu? Ticaret Odası destekliyordu bunu. Büyük ölçüde bu Kanal İstanbul projesiyle bağlantılıydı” ifadelerini kullandı.
Kanal İstanbul benzetmesi yapan Akın, “Nasıl bağlantılı? Orası da bir rant alanı aslına bakarsanız. İşte kanal yaparak etrafında hiç olmadık bir şekilde inşaatlaştırarak oraya bir başka kent yapmak istiyorlar ve o kenti de orada tamamen uluslararası sermayeye satmak istiyorlar. Hatta satıyorlar şu anda. O satışlardan sonra elde edilen parayla kanalı yapacaklarını düşünüyorlar. Böyle bir durum var orada” dedi.
Çeşme projesine karşı çıkanların “ihanet” söylemiyle hedef alındığını söyleyen Akın, “Çeşme’deki durum şöyle, bir kısım İzmir milletvekilleri, mesela buna itiraz eden ismi de söylememe gerek yok, ihanet ediyor diye bahsediyor. Böyle bir laf ediyorlar bizim buna itirazımız karşısında. Böyle bir ihanet ya da hainlik kavramları çok meşhur ya artık kullanılıyor bu laflar. Artık itibar kaybolunca en kötü kavramlarla böyle bir laf kullanma alışkanlıkları başladı maalesef. Şimdi Çeşme projesinde çok tehlikeli durum şu” diye konuştu.
ÇEŞME’NİN ALTYAPISI YOK BÖYLE BİR PROJE İÇİN
Çeşme projesinin altyapı ve su sorunu nedeniyle büyük risk taşıdığını söyleyen Akın, “Bir kere Çeşme’nin altyapısı yok böyle bir proje için. İkincisi Çeşme’nin suyu yok. İzmir’in suyu olmadığı gibi. Şu anda biz en pahalı suyu bu İzmir’de kullanıyoruz. Böyle bir durum var. Üçüncüsü bu proje yapıldığında İzmir halkına ve oradaki halka herhangi bir getirisi yok. Tamamen bir grupla, sermaye grubuna orası alan açılacak” dedi.
Akın, projeye kamucu bir anlayışla karşı çıktıklarını belirterek, “Şimdi nereden bakarsanız sorunun aslında bakarsanız. Dolayısıyla buna itiraz etmeyip de ne itiraz edeceğiz biz kamucu bir anlayış olarak bakıldığında? Ha ben inşaat şirketim olabilir, o inşaat şirketi orada bir yatırım yapmak isteyebilir. Çok param olabilir, biriken beşe çıkmak isteyebilir. Bir kısım sermaye grubu, ben bunun tercihini yaparım. Onlar tercih yapsınlar ama ben kamucu bir anlayış bakımından bakıldığında, İzmir halkı için bakıldığında bu projenin arkasında durmak bence açıkçası İzmir halkına tersten kötülük yapmaktır” ifadelerini kullandı.
Su krizine dikkat çeken Akın, “Hani ben ihanet kavramı falan kullanmayayım, gerek yok ama gerçekten kötülük yapmaktır. Bir kere Çeşme’nin dediğim gibi su meselesinin çözülebileceğini söylüyorlar ama bizim suya daha büyük ihtiyacımız olacak. Türkiye inanılmaz bir iklim kriziyle karşı karşıya. Mesela su meselesi şu anda Türkiye’de inanın benzinle mazottan daha kıymetli hale geliyor. Bazen ondan daha pahalı hale geliyor” dedi.
Akın, projenin su tüketimine ilişkin de eleştirilerde bulunarak, “Şimdi suyu üreteceklerini düşünüyorlar. 36 ton suyu harcayacaklarmış 8-12 tane şeye. Şimdi mesela öyle bir durum var ki bazı şehirlerimizden daha fazla su harcayacaklar orada. Özellikle golf sahalarının biliyorsunuz hem ekolojik tahribatı yapan alan onlardır” diye konuştu.
ŞİMDİ 24 BİN KONUT YAPMAYI DÜŞÜNÜYORLARMIŞ 24 BİN KONUT DEMEK…
Çeşme projesinin bölgeyi rant alanına dönüştüreceğini savunan Akın, “Şimdi ayrıca orasını gerçekten çok kötü bir şekilde rant haline getirecekler. Doğasını bozacaklar. Ayrıca o vardır. Dolayısıyla bütün olarak bakıldığında İzmir’in trafiğini en fazla arttıracak faktörlerden birisidir. Geçmişte 40 bin insanın gelmesini hedefliyorlarmış. Şimdi 24 bin konut yapmayı düşünüyorlarmış orada. 24 bin konut demek dünya demek yani” dedi.
Akın, projenin altyapı, trafik, su kaynakları ve yaşam alanları açısından büyük baskı yaratacağını belirterek, “Dolayısıyla bizim altyapımız, yol trafiğimiz, yaşamımız, kirlenmemiz, su kaynaklarımızın hepsinin gidecek bir projeye niye destek vereceğiz, biz niye katılacağız bu projeye anlaşılır gibi değil. Bizim aslında şunun ihtiyacımız var. Bu kentleri daha fazla betonlaştırarak değil, bu kentlere katılım gelmeyi engelleyen, daha çok köylerimizi, daha kısa alanlarımızdaki yaşamı destekleyen ve kent yoğunlaşması azalan bir politika ihtiyacımız var” ifadelerini kullandı.
Kentleşme ve iklim krizine dikkat çeken Akın, “Nüfusun bir yerlerde 15-20 bin lira geldiği bir nüfusu kimse istemiyor aslında. Dünya tersine dönüyor. Bu kentleşmenin yarattığı her türlü iklimsel başka krizler yaşanıyor. Ama bizimkiler hala da para için, rant için gözü körüne gidiyorlar ve böyle iş yapıyorlar” dedi.
Akın, Çeşme projesine karşı mücadele edeceklerini vurgulayarak, “Özetle Çeşme projesi bana göre çok tehlikeli bir proje. Ve asla kabul edilmesi gereken bir proje değil. Buna destek olmaya çalışan yerel yöneticilerimiz falan olduğunu duyuyorum. Ama vallahi açıkçası biz bunun karşısında mücadele edeceğiz. Şimdiden söylüyorum, kim yapmaya çalışıyorsa biz bunun karşısında açıkça mücadele edeceğiz. Bütün odalarıyla, sendikalarıyla, kitle örgütleriyle, halkıyla kimi yanımızda bulabilirsek onunla bu mücadele edeceğiz” diye konuştu.
Yorum Yazın