Dolar 47,7043
%0.17
Euro 55,2519
%0.43
Altın 6.682,040
%2.92
Bist-100 13.776,70
%-0.16

Pzt

-8°

Sal

-12°

Çar

-3°
Yankı Bağcıoğlu’ndan NEO TV’de iktidara dış politika ve savunma sanayi notu: 10 üzerinden 5,5

Yankı Bağcıoğlu’ndan NEO TV’de iktidara dış politika ve savunma sanayi notu: 10 üzerinden 5,5

CHP Genel Başkan Yardımcısı Yankı Bağcıoğlu, NEO TV’de gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Bağcıoğlu, iç siyasette yaşanan gelişmelerin dış politika, milli savunma ve milli güvenlik başlıklarından bağımsız ele alınamayacağını belirterek, “İç siyasetteki bu olumsuz gelişmeler ve milli savunma, milli güvenlik birbirinden ayırt edilemez” dedi. Bağcıoğlu, dış politika ve savunma sanayi alanındaki iktidar performansına ilişkinse, gereksiz iç politika saikleriyle yapılan hamlelerin Türkiye’nin ulusal menfaatlerini zaman zaman tehlikeye düşürdüğünü söyledi. “10 üzerinden bir not verilirse bence 5,5 en fazla olur” diyen Bağcıoğlu, savunma sanayinde başarılı üretim, ürün ve projelerin bulunduğunu ancak sadece prototip aşamasında kalan, seri üretime geçmeyen ve reklam-lansman amacıyla kullanılan projelerin de olduğunu belirtti. CHP’deki butlan sürecine ilişkin konuşan Bağcıoğlu, en tatmin edici çözümün butlan heyetinin CHP’yi bir an önce olağanüstü kurultaya götürmesi olduğunu söyledi.

  • Ege Postası
  • 03.07.2026 - 14:54
  • Güncelleme: 03.07.2026 - 15:15

EGEPOSTASI- CHP Milli Savunma Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Yankı Bağcıoğlu, NEO TV’de “Kent ve Siyaset” programında Mehmet Ali Deniz’in sorularını yanıtladı.

Bağcıoğlu; CHP’ye yönelik “butlan” süreci, NATO Zirvesi, Ege ve Akdeniz’deki gelişmeler, savunma sanayi, askeri sağlık sistemi, Ayyıldız Karargâhı ve askeri arazilerle ilgili dikkat çeken açıklamalarda bulundu.

“İÇ SİYASETTEKİ BU OLUMSUZ GELİŞMELER VE MİLLİ SAVUNMA, MİLLİ GÜVENLİK BİRBİRİNDEN AYIRT EDİLEMEZ”

Bağcıoğlu, CHP’ye yönelik “butlan” sürecini yalnızca parti içi bir mesele olarak görmediğini ifade ederek, bu gelişmelerin dış politika ve milli güvenlik başlıklarından ayrı düşünülemeyeceğini söyledi.

Bağcıoğlu, “Bu iç siyasetteki durum, örneğin bir butlan atanması, dış politikayla veya milli güvenlikle birbirinden bağımsız tutulamaz. Hep söylediğimiz şey şu; bu tamamen birinci partinin, milli savunma, dış politika ve diğer konularda etkin olan, iktidarın yanlışlarını açıkça ifade eden, düzeltici önerilerini getiren ana muhalefet partisinin paralize edilmesi maksadıyla yapılmış bir eylemdir” dedi.

Sürecin sadece “koltuğu kaybettik, geri alalım” yaklaşımıyla açıklanamayacağını savunan Bağcıoğlu, “Bu tamamen Türkiye’nin milli güvenliğiyle, hatta daha da ileri gidiyorum, milli hak ve menfaatlerinin korunmasıyla ve bekasıyla alakalı bir durum olarak değerlendirilir” ifadelerini kullandı.

Dünyanın çok ciddi bir güvenlik ortamından geçtiğini belirten Bağcıoğlu, savaş, gerginlik ve barış dönemleri arasındaki sınırların artık eskisi gibi net olmadığını söyledi. Çankırı üzerinde bir insansız hava aracının F-16 tarafından düşürülebilmesi, Türkiye bağlantılı bir tankerin insansız araçların saldırısına uğrayabilmesi ve Doğu Akdeniz’de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin geleceğini etkileyecek gelişmelerin yaşanabileceğini vurguladı.

“BU GERÇEKTEN KABUL EDİLEMEZ BİR DURUM”

Bağcıoğlu, NATO Zirvesi’nde Türkiye’nin hak ve menfaatlerini etkileyebilecek kararlar alınabileceğini belirtti. Ekonominin halkın birinci önceliği olduğunu dile getiren Bağcıoğlu, emeklilerin ve TSK personelinin yaşadığı ekonomik sorunlara da dikkat çekti.

“Yüzde 15, yüzde 14, yüzde 17 maaş zammıyla bu insanların yaşaması mümkün mü?” diye soran Bağcıoğlu, Türk Silahlı Kuvvetleri’nde emeklilerin büyük bölümünün yoksulluk sınırının altında maaş aldığını söyledi. Emekli astsubayların, binbaşıların, uzman erbaşların ve devlet memurlarının açlık sınırının altında maaş aldığını belirten Bağcıoğlu, “Bu gerçekten kabul edilemez bir durum” dedi.

Bağcıoğlu, Türkiye’nin ciddi güvenlik tehditlerinin bulunduğu bir coğrafyada yer aldığını belirterek, Karadeniz’de Rusya-Ukrayna Savaşı’nın Türkiye açısından özellikle deniz güvenliği boyutuyla önemli olduğunu söyledi. İktidarın Ukrayna-Rusya politikasında Montreux Sözleşmesi’nin tavizsiz uygulanması bakımından doğru bir yaklaşım sergilediğini ifade eden Bağcıoğlu, savaşan ve savaşmayan yabancı harp gemilerinin Karadeniz’e çıkışının engellenmesinin çatışmayı kontrol edilebilir sınırlar içinde tuttuğunu kaydetti.

Ancak burada bir çelişki bulunduğunu belirten Bağcıoğlu, savaş başlamadan önce Montreux Sözleşmesi’nin önemine dikkat çeken 103 amirale yönelik soruşturma ve gözaltı süreçlerini hatırlattı. Bağcıoğlu, “O amirallere ‘askeri vesayet mi istiyorsunuz, darbeci misiniz’ denildi. Şimdi ise Karadeniz’de gerginliğin artmaması ve çatışmanın genişlememesi Montreux sayesindedir denilerek bu sahipleniliyor” dedi.

“KİMSENİN BİR KARIŞ TOPRAĞINDA, DENİZİNDE GÖZÜMÜZ YOK”

Bağcıoğlu, NATO Zirvesi’nde Rusya’ya karşı stratejik bazı kararlar alınabileceğini belirtti. NATO’nun Rusya’ya karşı doğrudan askeri bir eyleme girişmesini ihtimal dışı gördüğünü söyleyen Bağcıoğlu, Ukrayna’ya silah yardımının artırılması ve savaş sonrası dönemin değerlendirilmesinin gündeme gelebileceğini ifade etti.

Türkiye’nin bu süreçte bugüne kadar izlediği denge politikasını sürdürmesi gerektiğini belirten Bağcıoğlu, “Yurtta sulh, cihanda sulh ilkesinin gerçek anlamda uygulanması lazım. Biz kimsenin bir karış toprağında, semasında, denizinde gözümüz yok. Ama aynı şekilde kendi egemen toprağımızda, havamızda, denizimizde kimsenin gözü olmaması için elimizden geleni yaparız” dedi.

“Yurtta sulh, cihanda sulh” anlayışının bazı çevrelerce teslimiyetçi bir politika gibi değerlendirildiğini söyleyen Bağcıoğlu, bu yaklaşımın Türkiye’nin başarılı olmasını sağlayan en önemli ilkelerden biri olduğunu vurguladı.

“EGE’DE YUNANİSTAN ULUSLARARASI HUKUKTAN DOĞAN HER ŞEYİ İHLAL ETMEYE DEVAM EDİYOR”

NATO Zirvesi’nin dikkatle takip edilmesi gerektiğini vurgulayan Bağcıoğlu, NATO toplantılarının Avrupa Birliği zirveleri gibi şeffaf ilerlemediğini, devlet başkanları, hükümet başkanları ve ilgili askeri-sivil bürokratların katıldığı süreçlerde kararların genellikle sonuç bildirgesiyle öğrenildiğini söyledi.

Bağcıoğlu, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in de bu konuda iktidarı en üst düzeyde uyaracağını belirtti.

Ege’deki gelişmelere ilişkin konuşan Bağcıoğlu, Yunanistan’ın uluslararası hukuktan doğan yükümlülükleri ihlal etmeye devam ettiğini savundu. Lozan ve Paris anlaşmalarıyla Ege’de 22, Akdeniz’de ise Meis olmak üzere toplam 23 adanın gayri askeri statüde olduğunu hatırlatan Bağcıoğlu, “Bırakın silah koymayı, askerileştirilemez bile” dedi.

Bağcıoğlu, Yunanistan’ın İsrail ile iş birliği içinde bazı adalara füze ve hava savunma sistemleri konuşlandırmaya çalıştığını, İran gerekçesinin ise bu adımlar için bahane olarak kullanıldığını öne sürdü. Bu girişimlerin askeri gereklilik açısından anlamlı olmadığını savunan Bağcıoğlu, asıl amacın Lozan ve Paris anlaşmalarını aşındırmak olduğunu ifade etti.

Güven artırıcı önlemler kapsamında iki ülke silahlı kuvvetleri arasında karşılıklı ziyaretlerin sürdüğünü belirten Bağcıoğlu, bu görüşmelerin olumlu olduğunu ancak Yunan devlet adamlarının Türkiye’yi tahrik edici açıklamalarının süreci zehirlediğini söyledi.

“TÜRKİYE’Yİ TAHRİK EDİCİ AÇIKLAMALAR YAPIYOR”

Bağcıoğlu, Yunanistan’dan gelen açıklamaların iki ülke arasındaki iyi komşuluk ve barış sürecini zedelediğini belirtti. Askeri bir eylemin mecbur kalınmadıkça gündeme gelmemesi gerektiğini ifade eden Bağcıoğlu, “Ama siyaseten ve diplomatik olarak da biraz sesimizin çıkması lazım” dedi.

Akdeniz’in ise “kaynayan kazan” halinde olduğunu belirten Bağcıoğlu, Birleşmiş Milletler üzerinden Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne ilişkin yeni bir plan gündeme gelebileceğine dair basına yansıyan iddiaların dikkatle takip edilmesi gerektiğini söyledi.

Türkiye’nin garantörlük haklarının kademeli olarak sona erdirileceği, askerlerin çekileceği ve tek devletli bir yapı içinde iki toplumlu bir modelin gündeme getirileceği yönündeki iddialara işaret eden Bağcıoğlu, sürecin NATO tarafından denetlenmesi iddiasına da karşı çıktı. Bağcıoğlu, “NATO bölümü mümkün değil. Çünkü NATO’nun görev tanımında böyle bir şey yok. Asla kabul edilemez” dedi.

“AKDENİZ’DE BAŞKA BİR OLUŞUM VAR”

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin güvenliğinin Türkiye’nin güvenliği olduğunu vurgulayan Bağcıoğlu, Kıbrıs Türk halkının haklarının korunmasının Türkiye açısından doğrudan milli güvenlik meselesi olduğunu söyledi.

Geçen hafta Milli Savunma Bakanlığı’nın Kıbrıs Türk halkının refahı, güvenliği ve iki toplumun egemenliği konusunda yaptığı açıklamadan memnuniyet duyduğunu ifade eden Bağcıoğlu, aynı söylemin devletin diğer kurumlarında da sürüp sürmeyeceğinin takip edilmesi gerektiğini kaydetti.

Akdeniz’de ABD, İsrail, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve Yunanistan arasında ekonomik ve siyasi bir birliktelik oluştuğunu söyleyen Bağcıoğlu, deniz yetki alanları, enerji hatları ve elektriğin taşınması gibi başlıklarda gelişen bu sürecin nereye evrileceğine dikkat edilmesi gerektiğini belirtti.

“Bu kuşatmayı kırmamız lazım” diyen Bağcıoğlu, Türkiye’nin ekonomik imkanlarının sınırlı olduğunu ancak deniz güvenliği alanında atılacak adımlarla Akdeniz’de etkinliğin artırılabileceğini söyledi.

“ONUN DA HESABININ SORULMASI LAZIM AMA MAALESEF UNUTULUYOR”

Bağcıoğlu, Karadeniz’de yürütülen “Karadeniz Uyumu Harekatı”nın denizde yasa dışı eylemlerin engellenmesine yönelik olarak başlatıldığını, daha sonra Ukrayna, Rusya ve Romanya’nın da dahil olmasıyla çok uluslu bir nitelik kazandığını hatırlattı.

Benzer bir yaklaşımın Akdeniz Kalkanı Harekatı için de geliştirilebileceğini belirten Bağcıoğlu, Mısır ile ilişkilerin geçmişe kıyasla iyi olduğunu söyledi. Ancak geçmişte Mısır’la ilişkilerin iç politika saikleriyle koparıldığını ve bunun deniz yetki alanlarında kayıplara yol açtığını savunan Bağcıoğlu, “Onun da hesabının sorulması lazım ama maalesef unutuluyor” dedi.

Bağcıoğlu, Mısır, Suriye, Libya ve Lübnan gibi ülkelerin Akdeniz Kalkanı Harekatı’na sembolik düzeyde dahi dahil edilmesinin Türkiye’nin bölgedeki kuşatmayı kırmasına katkı sağlayabileceğini söyledi. Bu katılımın geniş kapsamlı askeri bir birliktelik olmak zorunda olmadığını belirten Bağcıoğlu, limanlardan çıkan gemilerin bildirilmesi veya bölgedeki temasların paylaşılmasının bile politik ve kısmi askeri etki yaratabileceğini ifade etti.

İsrail’e ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Bağcıoğlu, Netanyahu yönetiminin Türkiye’ye yönelik açıklamalarını iç kamuoyuna dönük hamleler olarak gördüğünü söyledi. İsrail’in konvansiyonel bir savaşta Türkiye ve Türk Silahlı Kuvvetleri ile baş etmesinin mümkün olmadığını ifade eden Bağcıoğlu, Türkiye’nin NATO ülkesi olduğunu ve NATO’nun Türkiye’ye destek sağlamaması halinde ittifakın varlık nedeninin tartışılacağını belirtti.

Bununla birlikte İsrail’in Türkiye’ye karşı siber imkanlar, toplumsal hassasiyetler, ekonomi ve lobi faaliyetleri üzerinden farklı yöntemler kullanabileceğini söyleyen Bağcıoğlu, F-35 sürecinde İsrail lobisinin devreye girdiğini ve CAATSA yaptırımlarının kaldırılmaması yönünde girişimlerde bulunduğunu ifade etti.

Bağcıoğlu, iktidarın İsrail ve Mısır’la ilişkilerinde geçmişte yaptığı hatalara ilişkin özeleştiri yapması gerektiğini belirterek, Gazze’de yaşanan insanlık dramına dikkat çekti.

“10 ÜZERİNDEN BİR NOT VERİLİRSE BENCE 5,5”

Bağcıoğlu, dış politika ve savunma sanayi alanındaki iktidar performansına ilişkin değerlendirmesinde, gereksiz iç politika saikleriyle yapılan hamlelerin Türkiye’nin ulusal menfaatlerini zaman zaman tehlikeye düşürdüğünü söyledi.

“10 üzerinden bir not verilirse bence 5,5 en fazla olur” diyen Bağcıoğlu, savunma sanayinde başarılı üretim, ürün ve projelerin bulunduğunu ancak sadece prototip aşamasında kalan, seri üretime geçmeyen ve reklam-lansman amacıyla kullanılan projelerin de olduğunu belirtti.

Türkiye’de savunma sanayinin son 23 yılın ürünü olmadığını ifade eden Bağcıoğlu, TUSAŞ’ın 1973 yılında kurulduğunu hatırlatarak, savunma sanayinin bütün Cumhuriyet hükümetlerinin, milletin vergileri ve bağışlarıyla sağladığı katkıların ve Türk Silahlı Kuvvetleri personelinin oluşturduğu konseptlerin ortak eseri olduğunu söyledi.

Bağcıoğlu, Anka, Kızılelma, Bayraktar, diğer İHA/SİHA sistemleri ve milli gemilerle gurur duyulması gerektiğini; ancak geçmişe vefa ve minnet gösterilmeden “sadece son 20 yılda bunlar yapıldı” demenin geçmişe haksızlık olacağını belirtti.

“DEVLET YÖNETİMİNDE KANDIRILMAK, ALDATILMAK YOK”

Milli gemi projelerinin geçmişine de dikkat çeken Bağcıoğlu, bu projelerin 1990’larda başladığını, merhum Oramiral Vural Bayazıt ve daha sonra merhum Oramiral Özden Örnek’in projelerde önemli rol oynadığını söyledi.

Savunma sanayinde bugün gelinen noktada geçmişte yaşanan tasfiyelerin de etkili olduğunu savunan Bağcıoğlu, pilot ve gemi komutanı bulmakta zorluk yaşanan dönemleri hatırlattı. “Biz kandırıldık, aldatıldık demek diye bir şey yok. Devlet yönetiminde kandırılmak, aldatılmak yok” diyen Bağcıoğlu, devletin iradesiyle gerekli tedbirlerin zamanında alınması halinde savunmanın bugün daha ileri seviyede olabileceğini söyledi.

S-400 alımını da eleştiren Bağcıoğlu, opsiyon dahil 2,5 milyar dolarlık bir proje olduğunu belirterek, bu kaynağın Hisar ve Siper hava savunma sistemlerine aktarılması halinde milli sistemlerin çok daha ileri noktaya taşınabileceğini savundu.

S-400’lerin sisteme entegre edilemediği için kullanılamadığını ifade eden Bağcıoğlu, Ankara’da düzenlenen zirvelerde İtalya’dan SAMP/T ve ABD’den Patriot sistemlerinin koruma için geldiğini, esas gurur duyulması gerekenin ise Ankara’nın tamamen milli hava savunma sistemleriyle korunabilmesi olacağını söyledi.

“BAHÇELİ’NİN GRUP KONUŞMASI ÇOK ETKİLİ VE YERİNDEYDİ”

Bağcıoğlu, askeri sağlık sisteminin yeniden kurulması gerektiğini uzun süredir gündeme getirdiklerini belirterek, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin bu konudaki grup konuşmasını “çok etkili ve yerinde” bulduğunu söyledi.

NATO’da 32 ülke arasında askeri sağlık sistemi olmayan iki ülke bulunduğunu belirten Bağcıoğlu, bunlardan birinin Türkiye, diğerinin ise ordusu bulunmayan İzlanda olduğunu ifade etti.

Askeri sağlık sistemindeki personelin tamamını FETÖ’cü ilan eden yaklaşımları sert sözlerle eleştiren Bağcıoğlu, bu kişilerin önemli bölümünün bugün fizik tedavi ve rehabilitasyon merkezleri ile diğer hastanelerde görev yaptığını belirtti.

“Askeri sağlık sistemi eşittir asker hastaneleri değildir” diyen Bağcıoğlu, askeri sağlık sisteminin kıtalardan, gemilerden ve birliklerdeki sağlık personelinden başlayarak asker hastaneleri, uzmanlık hastaneleri, uçuş ve dalış tabipliği, GATA benzeri askeri tıp akademisi, hemşire, doktor, sağlık astsubayı ve sağlık personeli yetiştiren eğitim yapılarıyla tamamlanan bütüncül bir sistem olduğunu söyledi.

Gazilerin ortez ve protez bakımlarının yapıldığı fizik tedavi ve rehabilitasyon merkezlerinin de bu sistemin parçası olduğunu vurgulayan Bağcıoğlu, “4 tane hastaneyi açtık, al bunlar senin demekle bu iş olmuyor” dedi.

Bağcıoğlu, bugün düğmeye basılsa askeri sağlık sisteminin eski haline gelmesinin en az 12 yıl, bazı uzmanlara göre 20 yıl sürebileceğini belirtti. Ukrayna örneğini hatırlatan Bağcıoğlu, savaş tecrübesinin askeri sağlık sistemini geliştirdiğini, Türkiye’nin çevresinde bu kadar çatışma varken askeri sağlık sisteminin yeniden tesis edilmemesini “büyük ihmal” olarak nitelendirdi.

“TEK TİP KUVVET YAPISINA GİTME GİBİ BİR HATAYA DÜŞMEMELERİ LAZIM”

Ayyıldız Karargâhı’na ilişkin değerlendirmelerde bulunan Bağcıoğlu, Etimesgut’ta inşa edilen yapının görsel olarak etkileyici olduğunu ve üç kuvvetin müşterek harekat kabiliyetini, koordinasyonunu, komuta-kontrol ve muhabere süreçlerini daha sağlıklı yürütmesi açısından doğru bir düşünce olduğunu söyledi.

Ancak bu yapılırken kuvvetlerin kendi kurumsal yapılarının korunması gerektiğini vurgulayan Bağcıoğlu, “Tek düze, tek tipe indirmemek lazım. Deniz Kuvvetleri’nin ayrı, Hava Kuvvetleri’nin ayrı, Kara Kuvvetleri’nin ayrı yerleşik düzeni, kurumsal aidiyeti, kurumsal yapısı ve işletim usulleri farklıdır. Bütün kuvvetler böyle olacak, tek tip silahlı kuvvetler, tek tip kuvvet yapısına gitme gibi bir hataya düşmemeleri lazım” dedi.

Bağcıoğlu, her kuvvetin kendi usulleri, örfleri, adetleri ve gelenekleriyle yaşadığını belirterek, bunların yok edilmemesi gerektiğini söyledi.

Yeni karargâha taşınmanın ardından Ankara’nın en değerli bölgelerinde bulunan Milli Savunma Bakanlığı, Genelkurmay Başkanlığı, Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri binaları ile arazilerinin ne olacağının açıklanması gerektiğini vurgulayan Bağcıoğlu, İstanbul’da son 10 yılda askeri arazilerin önemli bölümünün rezidans ve AVM projelerine tahsis edildiğini söyledi.

Askeri arazilerin ranta açılmasının ciddi bir sorun olduğunu belirten Bağcıoğlu, bu alanların milletin malı olduğunu ifade etti. TSK personelinin barınma sorunu çözülmemişken, lojmanlar dökülürken ve personel yoksulluk sınırının altında maaş alırken bu tür rantların tek taraflı olarak bir gruba aktarılmasının kabul edilemez olduğunu söyledi.

Bağcıoğlu, ileride bu rant süreçlerinde hangi makamların nasıl rol oynadığının, takas protokollerinde TSK’nın ne kazandığının ve hangi arazilerin hangi gerekçelerle verildiğinin inceleneceğini belirtti.

“CUMHURİYET HALK PARTİSİ BURADA ÇOK DİRAYETLİ VE TUTARLI BİR DURUŞ SERGİLEDİ”

Bağcıoğlu, terörsüz Türkiye süreci ve komisyon tartışmalarına ilişkin de konuştu. CHP’nin bu süreçte başından itibaren dirayetli ve tutarlı bir duruş sergilediğini ifade eden Bağcıoğlu, İmralı’nın ziyaret edilmemesi, komisyon raporuna şehitler, gaziler ve Atatürk vurgusunun eklenmesi gibi sembolik de olsa önemli hamlelerin CHP’den geldiğini söyledi.

CHP’nin süreci en başından beri bir demokratikleşme paketi olarak değerlendirdiğini belirten Bağcıoğlu, kadın cinayetleri, çocuk istismarı, çocuk işçiliği, gizli tanıklık, kayyum uygulamaları ve diğer antidemokratik uygulamalar dahil 29 başlık hazırlandığını söyledi.

Ancak komisyon kurulurken bu başlıkların göz ardı edildiğini savunan Bağcıoğlu, sürecin silahsızlanma, çatışmasızlık ve bir kişinin özgürlüğüne endekslenmiş gibi göründüğünü ifade etti.

Şehit aileleri ve gazilerin hassasiyetine dikkat çeken Bağcıoğlu, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in Harp Malulü Gaziler, Şehit Dul ve Yetimleri Derneği’nde yaptığı konuşmada “Şehit aileleri ve gazilerin yüzlerine bakamayacağımız hiçbir sürecin içinde olmayız” dediğini hatırlattı. Bağcıoğlu, bu ilkenin kendisi için de temel prensip olduğunu söyledi.

Bağcıoğlu, “Şehit aileleri, gaziler ve ömürlerini bu uğurda adamış emekli askerlerin yüzlerine bakamayacağımız hiçbir sürecin içinde en azından ben olmam” dedi.

“EYLÜL’DE BAŞLATIP BİR YILLIK OLAĞAN KURULTAYI FALAN BUNLAR ZATEN KABUL EDİLEMEZ”

CHP’deki butlan sürecine ilişkin konuşan Bağcıoğlu, en tatmin edici çözümün butlan heyetinin CHP’yi bir an önce olağanüstü kurultaya götürmesi olduğunu söyledi.

Seçilmiş CHP yönetiminin de kurultay istediğini belirten Bağcıoğlu, kurultay delegelerinin başvuruları ve Parti Meclisi’nin durumunun ortada olduğunu ifade etti.

“Eylül’de başlatıp bir yıllık olağan kurultayı falan bunlar zaten kabul edilemez. Bunlar insanın aklıyla alay etmek olur” diyen Bağcıoğlu, Yargıtay’ın adil ve olumlu bir karar vermesinin de ihtimal dahilinde olduğunu söyledi.

Tüm yasal girişimlerin sonuçsuz kalması halinde yeni bir oluşum seçeneğinin de gündeme gelebileceğini belirten Bağcıoğlu, bunun Özgür Özel tarafından da dile getirildiğini söyledi.

Bağcıoğlu, kararın bir an önce verilmesi gerektiğini vurgulayarak, “Ekstra bir şey istemiyoruz, adil bir karar verilmesini istiyoruz. Bunların bir an önce yapılması lazım” dedi.

Türkiye’nin çevresinde çok ciddi milli güvenlik ve dış politika gelişmeleri yaşandığını ifade eden Bağcıoğlu, NATO Zirvesi’nde Türkiye’nin milli menfaatlerine uygun kararlar çıkıp çıkmayacağının, Amerika’dan meşruiyet için bazı tavizler verilip verilmeyeceğinin takip edilmesi gerektiğini söyledi.

“DEVAM EDENLER GELİR, DEVAM ETMEYENLER DE KENDİ YOLLARINA BAKARLAR”

Bağcıoğlu, seçmene verilen mesajın net olduğunu belirterek, CHP’nin yolunu “Kuvayı Milliye’nin yolu” olarak tanımladı.

“Bu yol, Türkiye Cumhuriyeti’nin hak ve menfaatlerinin korunmasının yolu” diyen Bağcıoğlu, CHP’nin Cumhuriyeti kuran ve kurtaran parti olduğunu söyledi.

CHP’nin bir şahıs partisi olmadığını vurgulayan Bağcıoğlu, “Bu bireysel parti değil, kadro partisi. Bu kadro partisi de Atatürk’ün, İsmet İnönü’nün döneminden gelen Kuvayı Milliye hukukunu taşıyan bir parti. Bu yolda devam edenler gelir, devam etmeyenler de kendi yollarına bakarlar” ifadelerini kullandı.

Yorum Yazın

Yukarıdaki alan boş bırakılamaz

Yorum yazma kurallarını okudum ve kabul ediyorum.

Yukarıdaki alan boş bırakılamaz
Yukarıdaki alan boş bırakılamaz
Yorumlar
Yeniden eskiye
Eskiden yeniye
Öne çıkanlar

Bu habere hiç yorum yapılmamış... İlk yorum yapan sen ol.