Tunç Soyer’den mahkemede beraat çağrısı: İzmir’de hakimler var dedirtin
Kooperatif davasında savunma yapan İzmir Büyükşehir Belediyesi önceki dönem Başkanı Tunç Soyer, 15,5 aydır tutuklu olduğunu ve hakkında somut delil bulunmadığını savunarak mahkeme heyetine beraat çağrısı yaptı. Soyer, “Vereceğiniz beraat kararı hâlâ adaletin mümkün olduğunu gösterecek, memleketin her yerinde ‘İzmir’de hakimler var’ dedirtecektir” dedi.
- Ege Postası
- 16.10.2026 - 15:13
- Güncelleme: 16.10.2026 - 16:43
EGEPOSTASI - İzmir Büyükşehir Belediyesi önceki dönem Başkanı Tunç Soyer, kooperatif davasında yaptığı savunmada 15,5 aydır tutuklu olduğunu belirterek önüne somut bir delil konulmadığını savundu. “Bu sürece son vermenizi rica ediyorum” diyerek mahkeme heyetine beraat çağrısı yapan Soyer, “Vereceğiniz beraat kararı hâlâ adaletin mümkün olduğunu gösterecek, memleketin her yerinde ‘İzmir’de hakimler var’ dedirtecektir” dedi.
“15,5 aydır tek kişilik hücrede tutularak cezalandırılmam nasıl mümkün olabilir?”
Kooperatif davası kapsamında Buca Kırıklar Cezaevi’nde 15 aydan fazla süredir tutuklu bulunan İzmir Büyükşehir Belediyesi önceki dönem Başkanı Tunç Soyer, bugün görülen duruşmada mahkeme heyetine savunmasını sundu. Hakkındaki suçlamaları reddeden Soyer, tutukluluğunun devam etmesini eleştirerek somut delil bulunmadığını savundu.
Soyer, savunmasına mahkeme başkanına hitap ederek başladı:
“Sayın Başkan, hoş geldiniz. Yargılamaya yeni katıldığınızdan şu an her şey sizin için çok berrak olmayabilir. Müsaade ederseniz 5-6 dakika içinde elimden gelen katkıyı vermeye çalışacağım. Düşünmenize faydası olur ümidiyle bir soru ile başlayacağım.
Nitelikli dolandırıcılık, zimmet, evrakta sahtecilik gibi yüz kızartıcı suçlarla itham edilen bir insanın önüne, aleni olarak yaptığı, başka birçok insanın da konuşmacı olarak katıldığı tören konuşmaları dışında tek bir somut delil konmadan 15,5 aydır tek kişilik hücrede tutularak cezalandırılması nasıl mümkün olabilir?”
“Her şey kanuna uygun görünüyor ama altında hukuksuzluk var”
Tutukluluk sürecini anlatan Soyer, emniyette ifade vermesinden mahkeme aşamasına, avukatlarının dilekçelerinden iddianamelere kadar yaşanan süreci değerlendirdi. Tutukluluk incelemelerinde kararların değişmediğini belirten Soyer, yargılamanın görünürde kanuna uygun yürütüldüğünü ancak gerçekte hukuksuzluk bulunduğunu ileri sürdü.
Soyer, savunmasında şu ifadeleri kullandı:
“Her şey son derece kanuni görünüyor. Önce Emniyet Müdürlüğünde ifadeniz alınıyor. Sonra bir mahkeme huzuruna çıkıyorsunuz. Sorgulamalara muhatap oluyorsunuz. Avukatlar sayısız dilekçeler yazıyor. Yüzlerce sayfalık bir iddianame ile karşılaşıyorsunuz. Uzun günler, gece geç saatlere kadar süren yargılamalar başlıyor. Her ay tutukluluğunuz gözden geçiriliyor. Yine yüzlerce sayfalık iddianameler yazılıyor. Yeni savcılar, yeni hakimler, yeni heyetler görevlendiriliyor. Uzun uzun suçsuzluğunuzu anlatmaya çalışıyorsunuz, iki satırlık şablonlarla tutukluluğun devamına karar veriliyor. Bu böylece aylarca devam edip gidiyor ve her şeyin kanuna uygun olduğu iddia ediliyor.
Oysa bu görüntünün, iddianın altında net bir hukuksuzluk gerçeği var.”
“15,5 ayda benimle ilgili somut hiçbir değişiklik olmadı”
Soyer, 1 Temmuz 2025’te emniyette verdiği ifadeyle 4 Temmuz’da tutuklandığı sırada mahkemede verdiği ifadelerin aynı olduğunu belirtti. Aradan geçen sürede savunmasını değiştirmesini gerektirecek yeni bir delil, tanık beyanı veya raporla karşılaşmadığını söyledi.
Soyer, “01 Temmuz 2025 günü Emniyet Müdürlüğünde verdiğim ifade ile 3 gün sonra 4 Temmuz günü tutukluluğuma karar veren Sulh Ceza Mahkemesinde verdiğim ifadelere lütfen bakın. Satır satır, cümle cümle aynı ifadeleri bugün huzurunuzda da tekrar ediyorum. O günden beri aynı cümleleri kurmaya devam ediyorum, çünkü o günden beri sözlerimin üzerine yeni bir söz kurmamı gerektirecek bir delil de bir tanık beyanı da bir rapor da önüme konmamıştır. Mevcut iddiaların hepsini de yargılama sürecinde tek tek çürüttük” dedi.
Tutukluluk sürecinde kendisiyle ilgili yeni bir kanıt ortaya konulmadığını savunan Soyer, “Kısacası 15,5 ayda benimle ilgili somut hiçbir değişiklik olmamış, yeni hiçbir kanıt ileri sürülmemiştir. Tek değişiklik aynı suçlamalarla 2 kez daha tutuklanmam olmuştur. Üstelik gelen MASAK Raporu, verilen ifadeler, ek bilirkişi raporları suçsuzluğumu tekrar tekrar kanıtlamıştır” ifadelerini kullandı.
“Hangi fiilim nedeniyle suçlandığım sorusuna cevap veremediler”
Tutukluluk incelemelerine SEGBİS üzerinden katılmadığı döneme de değinen Soyer, suçlamaların somutlaştırılmadığını ileri sürdü. İkinci kez tutuklanmasından sekiz ay sonra, açılış törenlerinde yaptığı konuşmalar üzerinden zimmet suçuna iştirak etmekle suçlandığını belirtti.
Soyer, “Aylar boyunca SEGBİS üzerinden yapılan tutukluluk gözden geçirmelerine katılmadım. Çünkü suçlamanın adı dışında bir bilgisi olmayan hakimler, hangi fiilim nedeniyle suçlandığım sorusuna cevap veremediler. Nihayet, ikinci kez tutuklanmamdan 8 ay sonra, 2 iddianamede de toplam 11 satırda, açılışlarda yaptığım konuşmalarda zimmet suçuna iştirak ederek suç işlediğim iddia edildi. Bir de hangi evrak olduğu belli olmayan bir evrakta sahtecilik suçu var ki, artık ona söyleyecek söz bulamıyorum” diye konuştu.
“Masum bir insanın mağduriyeti hangi gerekçeyle meşru gösterilebilir?”
Mahkeme heyetine seslenen Soyer, yaşadığı sürecin başka insanların başına gelmesi durumunda nasıl değerlendirileceğinin düşünülmesini istedi.
Soyer, “Sayın Başkan, beni tanımadığınız için empati yapmanız kolay olmayabilir ama benim yerime bir yakınınızı koyun. Masum bir insanın bu kadar saçma ve ağır bir mağduriyet yaşamasını hangi gerekçe size meşru gösterebilir?” ifadelerini kullandı.
Hukukun herhangi bir siyasi, dini, etnik veya şahsi gerekçeyle suçsuz bir insanı cezalandırmak için kullanılmasının topluma zarar vereceğini savunan Soyer, adalet duygusunun zedelenmesinin toplumsal çözülmeye yol açacağını söyledi.
Soyer, “Hukuk, siyasi, dini, etnik veya şahsi hangi nedenle olursa olsun, suçsuz bir insanı cezalandırmak için araçsallaştırılırsa o toplum ne Atatürk'ün hedeflediği muasır medeniyet seviyesine çıkabilir ne de toplumu ve devleti ayakta tutan dinamikler varlığını sürdürebilir” dedi.
Adalet duygusunun zarar görmesinin toplumun farklı alanlarına yansıyacağını belirten Soyer, “Adalet duygusunun zedelendiği yerde ortaya çıkan toplumsal çürüme ve çözülme, insanları her gün biraz daha birbirinden ve toplumdan, devletten uzaklaştırır, parçalar ve dağıtır. Dağılma, eğitimden sağlığa, spordan ekonomiye hayatın her alanında kendini gösterir” ifadelerini kullandı.
“Vereceğiniz beraat kararı adaletin mümkün olduğunu gösterecek”
Davanın yalnızca kendi yaşadığı mağduriyetten ibaret olmadığını belirten Soyer, yargılama sürecinin hukuka ve adalete duyulan güveni de etkilediğini savundu. Mahkeme heyetinden sürece son vermesini isteyen Soyer, beraat kararı verilmesi çağrısında bulundu.
Soyer, “Sayın Başkan, Sayın Heyet, bu dava sadece benim nesnesi olduğum bir kurgu değildir. Empatiyi bir kenara bırakın; bu kurgu, hukuka ve adalete güveni yok eden, zararı bana verdiğinden çok daha derinlere uzanan bir süreç yaratmıştır. Bu sürece son vermenizi rica ediyorum. Vereceğiniz beraat kararı hâlâ adaletin mümkün olduğunu gösterecek, memleketin her yerinde ‘İzmir'de hakimler var’ dedirtecektir. Umarım anlattıklarım dosyayı kavrayışınıza biraz olsun ışık tutmuştur” diye konuştu.
Özkan Yücel’i andı, ailesine ve İzmirlilere teşekkür etti
Savunmasında kendisine destek olan ailesine, avukatlarına ve dostlarına teşekkür eden Soyer, hayatının son savunmasını kendisi için yapan avukatı Özkan Yücel’i de andı.
Soyer, “Bu vesileyle, ilk günden beri suçsuzluğumu bilerek ve fedakârca yanımda duran aileme, avukatlarıma, dostlarıma huzurunuzda bir kez daha sonsuz teşekkür ediyorum. Özellikle, hayatının son savunmasını benim için yapan, mükemmel insan, mükemmel hukukçu, can dostum Özkan Yücel'i rahmetle, saygıyla, minnetle anıyorum” dedi.
Belediye başkanlığı dönemine ve İzmir halkıyla ilişkisine de değinen Soyer, “15 yıl boyunca aşkla yaptığım belediye başkanlığı görevinde ve sonrasında beni hayatımın en kıymetli koltuğuna, gönül makamına oturtan tüm İzmirlileri sevgi ve saygıyla selamlıyorum” ifadelerini kullandı.
“Kooperatif üyelerinin evleri elbet bitecek”
Soyer, savunmasının son bölümünde İstanbul’da bir binanın çökmesi sonucu beş kişinin hayatını kaybettiği habere değinerek kentsel dönüşüm ve kooperatif projeleri hakkında konuştu. Deprem riski taşıyan bir ülkede binaların deprem olmadan yıkılmasının korkutucu olduğunu belirten Soyer, kooperatif üyelerinin evlerine kavuşacağına inandığını dile getirdi.
Soyer, sözlerini şu ifadelerle tamamladı:
“Sayın Başkan, sözlerimi bitirmeden son bir hususu arz etmek istiyorum. Geçen hafta İstanbul'da sabaha karşı çöken bir binada 5 kişinin öldüğü haberlerini izlemişsinizdir. Büyük depremler üreten aktif faylar üzerine oturan bir ülkede, deprem olmadan yıkılan binalar olması çok korkutucu.
Haberi izlerken aklımdan geçen bir cümleyi huzurunuzda paylaşmak isterim. Kentsel dönüşümde kooperatif üyelerinin evleri elbet bitecek ve en kısa süre içinde evlerine yerleşecekler. Bir gün Allah korusun İzmir'de bir deprem olsa ve çevrelerindeki binalar yıkılsa, sağlam bir binada oturuyor olmalarına şükredip, kahvelerini içerken belki benim adımı akıllarına getirirler.
İşte o gün için şimdiden hepsine hakkımı helal ediyorum, onların canı sağ olsun.”
Bugün mahkemede yaptığım Savunma " Sayın Başkan, Hoşgeldiniz. Yargılamaya yeni katıldığınızdan şu an her şey sizin için çok berrak olmayabilir. Müsaade ederseniz 5-6 dakika içinde elimden gelen katkıyı vermeye çalışacağım. Düşünmenize faydası olur ümidiyle bir soru ile başlayacağım. Nitelikli dolandırıcılık, zimmet, evrakta sahtecilik gibi yüz kızartıcı suçlarla itham edilen bir insanın önüne, aleni olarak yaptığı, başka birçok insanın da konuşmacı olarak katıldığı tören konuşmaları dışında tek bir somut delil konmadan 15,5 aydır tek kişilik hücrede tutularak cezalandırılması nasıl mümkün olabilir? Her şey son derece kanuni görünüyor. Önce Emniyet Müdürlüğünde ifadeniz alınıyor. Sonra bir mahkeme huzuruna çıkıyorsunuz. Sorgulamalara muhatap oluyorsunuz. Avukatlar sayısız dilekçeler yazıyor. Yüzlerce sayfalık bir iddianame ile karşılaşıyorsunuz. Uzun günler, gece geç saatlere kadar süren yargılamalar başlıyor. Her ay tutukluluğunuz gözden geçiriliyor. Yine yüzlerce sayfalık iddianameler yazılıyor. Yeni savcılar, yeni hakimler, yeni heyetler görevlendiriliyor. Uzun uzun suçsuzluğunuzu anlatmaya çalışıyorsunuz, iki satırlık şablonlarla tutukluluğun devamına karar veriliyor. Bu böylece aylarca devam edip gidiyor ve her şeyin kanuna uygun olduğu iddia ediliyor. Oysa bu görüntünün, iddianın altında net bir hukuksuzluk gerçeği var. 01 Temmuz 2025 günü Emniyet Müdürlüğünde verdiğim ifade ile 3 gün sonra 4 Temmuz günü tutukluluğuma karar veren Sulh Ceza Mahkemesinde verdiğim ifadelere lütfen bakın. Satır satır, cümle cümle aynı ifadeleri bugün huzurunuzda da tekrar ediyorum. O günden beri aynı cümleleri kurmaya devam ediyorum, çünkü o günden beri sözlerimin üzerine yeni bir söz kurmamı gerektirecek bir delil de bir tanık beyanı da bir rapor da önüme konmamıştır. Mevcut iddiaların hepsini de yargılama sürecinde tek tek çürüttük. Kısacası 15,5 ayda benimle ilgili somut hiçbir değişiklik olmamış, yeni hiçbir kanıt ileri sürülmemiştir. Tek değişiklik aynı suçlamalarla 2 kez daha tutuklanmam olmuştur. Üstelik gelen MASAK Raporu, verilen ifadeler, ek bilirkişi raporları suçsuzluğumu tekrar tekrar kanıtlamıştır. Aylar boyunca SEGBİS üzerinden yapılan tutukluluk gözden geçirmelerine katılmadım. Çünkü suçlamanın adı dışında bir bilgisi olmayan hakimler, hangi fiilim nedeniyle suçlandığım sorusuna cevap veremediler. Nihayet, ikinci kez tutuklanmamdan 8 ay sonra, 2 iddianamede de toplam 11 satırda, açılışlarda yaptığım konuşmalarda zimmet suçuna iştirak ederek suç işlediğim iddia edildi. Bir de hangi evrak olduğu belli olmayan bir evrakta sahtecilik suçu var ki, artık ona söyleyecek söz bulamıyorum. Sayın Başkan, Beni tanımadığınız için empati yapmanız kolay olmayabilir ama benim yerime bir yakınınızı koyun. Masum bir insanın bu kadar saçma ve ağır bir mağduriyet yaşamasını hangi gerekçe size meşru gösterebilir? Sayın Başkan, Sayın Heyet, Hukuk, siyasi, dini, etnik veya şahsi hangi nedenle olursa olsun, suçsuz bir insanı cezalandırmak için araçsallaştırılırsa o toplum ne Atatürk'ün hedeflediği muasır medeniyet seviyesine çıkabilir ne de toplumu ve devleti ayakta tutan dinamikler varlığını sürdürebilir. Adalet duygusunun zedelendiği yerde ortaya çıkan toplumsal çürüme ve çözülme, insanları her gün biraz daha birbirinden ve toplumdan, devletten uzaklaştırır, parçalar ve dağıtır. Dağılma, eğitimden sağlığa, spordan ekonomiye hayatın her alanında kendini gösterir. Sayın Başkan, Bu dava sadece benim nesnesi olduğum bir kurgu değildir. Empatiyi bir kenara bırakın; bu kurgu, hukuka ve adalete güveni yok eden, zararı bana verdiğinden çok daha derinlere uzanan bir süreç yaratmıştır. Bu sürece son vermenizi rica ediyorum. Vereceğiniz beraat kararı hâlâ adaletin mümkün olduğunu gösterecek, memleketin her yerinde “İzmir'de hakimler var” dedirtecektir. Umarım anlattıklarım dosyayı kavrayışınıza biraz olsun ışık tutmuştur. Sayın Başkan, Bu vesileyle, ilk günden beri suçsuzluğumu bilerek ve fedakarca yanımda duran aileme, avukatlarıma, dostlarıma huzurunuzda bir kez daha sonsuz teşekkür ediyorum. Özellikle, hayatının son savunmasını benim için yapan, mükemmel insan, mükemmel hukukçu, can dostum Özkan Yücel'i rahmetle, saygıyla, minnetle anıyorum. 15 yıl boyunca aşkla yaptığım belediye başkanlığı görevinde ve sonrasında beni hayatımın en kıymetli koltuğuna, gönül makamına oturtan tüm İzmirlileri sevgi ve saygıyla selamlıyorum. Sayın Başkan, Sözlerimi bitirmeden son bir hususu arz etmek istiyorum. Geçen hafta İstanbul'da sabaha karşı çöken bir binada 5 kişinin öldüğü haberlerini izlemişsinizdir. Büyük depremler üreten aktif faylar üzerine oturan bir ülkede, deprem olmadan yıkılan binalar olması çok korkutucu. Haberi izlerken aklımdan geçen bir cümleyi huzurunuzda paylaşmak isterim. Kentsel dönüşümde kooperatif üyelerinin evleri elbet bitecek ve en kısa süre içinde evlerine yerleşecekler. Birgün Allah korusun İzmir'de bir deprem olsa ve çevrelerindeki binalar yıkılsa, sağlam bir binada oturuyor olmalarına şükredip, kahvelerini içerken belki benim adımı akıllarına getirirler. İşte o gün için şimdiden hepsine hakkımı helal ediyorum, onların canı sağolsun. "
— Tunç Soyer (@tuncsoyer) October 16, 2026



Yorum Yazın