Prof. Dr. Esra Akın’dan NEO TV’de çarpıcı açıklamalar: Savaş varsa vicdan sınavı var
NEO TV ekranlarında yayınlanan “Aramızda Kalsın” programına konuk olan Prof. Dr. Esra Akın, savaş etiğinden insan onuruna, sivillerin korunmasından çocukların yaşadığı travmaya kadar birçok başlıkta dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu. Akın, savaşın ancak ağır hak ihlalleri ve zorunlu savunma koşullarında tartışılabileceğini vurgulayarak, “Önce diplomatik ve barışçıl çözümler aranmalı” dedi.
- Ege Postası
- 09.03.2026 - 13:16
- Güncelleme: 09.03.2026 - 13:34
NEO TV’de yayınlanan 'Aramızda Kalsın' programına katılan Prof. Dr. Esra Akın, savaşın etik boyutuna ilişkin yaptığı değerlendirmelerle dikkat çekti. Akın, savaşın yalnızca askeri ya da siyasi bir başlık olmadığını, aynı zamanda insanlık, vicdan, ahlak ve hak kavramları üzerinden ele alınması gereken ağır bir mesele olduğunu söyledi. Programda savaşın haklılığı, uluslararası sözleşmelerin işlevi, sivil halkın korunması, teknoloji ve yapay zekânın savaş alanındaki rolü, göç, ekonomik krizler ve çocukların yaşadığı psikolojik yıkım gibi çok sayıda konuya değinen Akın, özellikle sivillere yönelik saldırılar ve soykırım benzeri süreçlerde etikten söz etmenin mümkün olmadığını vurguladı.
“21. YÜZYILDA SAVAŞI KONUŞMAK YÜREKLERİMİZİ ACITIYOR”
Akın, savaşların tarih boyunca farklı gerekçelerle var olduğunu ancak bugün gelinen noktada insanlığın artık bu konuyu çok daha derin bir vicdani ve etik bakışla değerlendirmesi gerektiğini söyledi.
Devam eden savaş süreçlerinin yalnızca doğrudan muhatabı olan ülkeleri değil, tüm dünyayı etkilediğini belirten Akın, şu ifadeleri kullandı:
“Devam eden savaş süreci ilk başlarda Haziran ayında bir ön deneme ile biliyorsunuz vuku buldu. Sonrasında acaba süreç tekrar canlanır mı diye düşünürken maalesef böyle bir döngünün içerisinde her birimiz şu an doğrudan etkilenmiyor, dolaylı olarak etkileniyor da olsak sürecin içerisinde kalmış durumdayız. Tabii yüzyıllar öncesine baktığımızda geçmişten günümüze, antik çağdan itibaren insanların hep bir savaş halinde olduğunu, bazen toprak elde etmek, bazen ilgili toplumda hüküm sürmek adına farklı boyutlarda o savaş süresinin içerisinde olduğunu bilmekteyiz. Ve 21. Yüzyılda bu kadar insan değişir dönüşürken, dünya bu kadar her noktada bambaşka bakarken savaşı konuşmak gerçekten yüreklerimizi acıtıyor.”
“SAVAŞTA HAKLILIK OLUR MU?”
Programda savaşın etiğine ilişkin temel sorunun, bir savaşın hangi şartlarda “haklı” sayılabileceği olduğunu belirten Akın, savaşın keyfi bir tercih ya da siyasi irade gösterisi olarak görülemeyeceğini söyledi.
Akın, bir savaşın ancak toprak bütünlüğüne yönelik doğrudan ve kasıtlı saldırı, halkın insan haklarının ağır biçimde ihlali, onur kırıcı ve insanlık dışı muameleler gibi durumlarda; üstelik tüm diplomatik ve barışçıl yollar tükendikten sonra savunma hakkı çerçevesinde tartışılabileceğini ifade etti.
“Eğer sizin doğrudan topraklarınıza hiçbir neden yokken zarar verici bir yaklaşım olmuşsa ya da halkınız gerçekten insan hakları yönünden tamamen ihlal edilecek, yani insanlık onuruna yakışmayacak davranışlara maruz bırakılıyor, kasti bir süreç içerisindeyse sizin topraklarınız ancak o zaman bir savaştan bahsedilebilir. Diplomatik ve barışçıl çözümler bir nihayete erememişse, dolayısıyla gerçekten kendinizi, halkınızı, milletinizin onurunu korumak durumunda kaldığınızda bir savaştan bahsedebiliriz.”
CENEVRE SÖZLEŞMESİ VURGUSU
Akın, Saraybosna’dan Hiroşima’ya, Birinci ve İkinci Dünya Savaşları’ndan günümüzde yaşanan çatışmalara kadar insanlık tarihinin savaş kaynaklı büyük yıkımlarla dolu olduğunu belirtti. Bu nedenle özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrasında uluslararası toplumun bir araya gelerek bazı sınırlar koyduğunu hatırlatan Akın, Cenevre Sözleşmesi'nin bu noktada tarihi bir dönüm noktası olduğuna işaret etti.
Akın, savaşlarda sivillere zarar verilmemesi, esirlere kötü muamele uygulanmaması ve şiddetin sınırlandırılması gerektiğini belirterek, uluslararası kuralların varlığına rağmen uygulamada ciddi ihlaller yaşandığını söyledi.
“Aslında baktığımızda düşünün Saraybosna’da yaşanılanları, Hiroshima’yı, 1. ve 2. Dünya Savaşı’nda ne yazık ki vuku bulan eylemleri. Tabii ki etikten bahsetmemiz mümkün değil ama dünya bir araya gelmiş. Özellikle 2. Dünya Savaşı’ndan sonra Cenevre Sözleşmesi’ni imzaladı.”
“SOYKIRIMIN OLDUĞU YERDE ETİKTEN SÖZ EDİLEMEZ”
Sivil halkın hedef alındığı, çocukların öldüğü, kadınların ve masum insanların zarar gördüğü bir ortamda etik zeminin tamamen çöktüğünü ifade eden Akın, özellikle soykırım niteliği taşıyan süreçlerin insanlığa ait bir yaklaşım olarak görülemeyeceğini söyledi. “Soykırımın olduğu yerde, gerçekten şiddetin olduğu, sivil halkın öldüğü, biliyorsunuz son ne yazık ki süreçte de çocuklarımızı kaybediyoruz, mümkün değil ki etikten bahsedelim. Keşke sözleşmelere uyulsa.”
TOPRAK BÜTÜNLÜĞÜ VE İNSAN ONURU ÖN PLANDA
Prof. Dr. Akın, savaş tartışmasının merkezinde yalnızca güvenlik değil, aynı zamanda insan onuru ve bedensel bütünlük kavramlarının da yer aldığını vurguladı. Halkın zulme maruz bırakıldığı, şiddetin sıradanlaştığı ve insanlık onurunun sistematik biçimde ihlal edildiği durumlarda savunma hakkının her millet için meşru bir hak olduğunu ifade etti.
Akın, insanın doğası gereği etik ve ahlaki bir varlık olduğunu; düşünme, muhakeme etme, vicdan ve merhamet gibi değerlerin insana yön verdiğini söyledi. Ancak savaşın bu değerleri aşındırdığını ve insanı kendi özünden uzaklaştırabildiğini kaydetti.
“ÖNCE DİPLOMATİK VE BARIŞÇIL ÇÖZÜMLER”
Akın’a göre savaşın etik sınırı tam da burada başlıyor. Zulmün olmadığı, sivillerin zarar görmediği, çocukların, yaşlıların ve kadınların korunabildiği bir düzeni savunmanın esas olduğunu belirten Akın, askeri yöntemin ancak en son çare olarak değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
“Ama asıl ahlaki sınırlılık şurada başlıyor: Önce diplomatik ve barışçıl çözümler. Onlar nihayete ermediğinde de biraz önce söylediğimiz başlıklarda o ahlaki ve etik duruşu sergilemek zorundayız. Çünkü insana yakışan zaten bu.”
TEKNOLOJİ, YAPAY ZEKA VE ASİMETRİK GÜÇ
Akın, savaşın modern yüzünde artık teknoloji ve yapay zekâ sistemlerinin de önemli bir rol oynadığını, ancak bu durumun ülkeler arasında yeni bir eşitsizlik alanı doğurduğunu söyledi.
Savunma sanayisinde gelişmiş ülkelerin üstün teknolojileri kullanabildiğini, buna karşılık ekonomik olarak geri kalan ülkelerin aynı imkânlara sahip olmadığını belirten Akın, yapay zekâ destekli hedef tespiti ve saldırı planlaması gibi yöntemlerin savaşlarda asimetrik bir güç yapısı oluşturduğunu ifade etti.
“Burada da aslında bir hakkaniyetsizlik ortaya çıkmış. Ülkeler kendi gelir düzeyleri bağlamında böyle bir süreci ilerletmekteler. Eğer ülkenin ekonomisi buna uygunsa teknolojinin nimetlerinden gerçekten üst düzeyde yararlanabiliyor. Ama ülkeler belli koşullara sahipse tabii ki burada da yine karşılıklı bir asimetrik güç ilişkisi, yani dengesiz güç ilişkisinden bahsetmek kaçınılmaz.”
SAVAŞ SADECE CEPHEDE YAŞANMIYOR
Savaşın yalnızca ölüm, yaralanma ve yıkım anıyla sınırlı olmadığını belirten Akın, asıl derin etkilerin savaş sonrasında ortaya çıktığını söyledi. Göç, ekonomik kriz, salgın hastalıklar, eğitim hayatının aksaması ve toplumsal düzenin çökmesi gibi sonuçların savaşın uzun vadeli yüzü olduğunu ifade eden Akın, bu etkinin yalnızca savaşan ülkelerle sınırlı kalmadığını vurguladı.
Yakın coğrafyada yaşanan Suriye örneğini hatırlatan Akın, komşu ülkelerin de göç dalgaları, ekonomik baskılar, kültürel uyum sorunları ve siyasi sonuçlarla karşı karşıya kaldığını belirtti.
“EN BÜYÜK BEDELİ ÇOCUKLAR ÖDÜYOR”
Programda çocukların savaş ortamında yaşadığı travmaya ayrı bir başlık açan Akın, çocukların hem fiziksel hem de psikolojik olarak en kırılgan grup olduğunu söyledi.
Yetişkinlerin soyut düşünme ve olayları anlamlandırma kapasitesine sahip olduğunu, ancak çocukların duydukları sesleri, gördükleri yıkımı ve ölümleri anlamlandırmakta çok daha derin zorluk yaşadığını belirten Akın, savaş travmasının etkilerinin yıllar sonra da sürdüğünü kaydetti. “Deprem sonrası bile biliyorsunuz yıllardır halen çocuklarımızın o psikososyal desteği sağlanmaya çalışılıyor. Çocuklar için uzun bir yolculuk oldu. Hatta bununla ilgili nitel bazı çalışmalar var. Şöyle yaklaşımlar var: Halen evin içerisinde bir ses olsa acaba bomba var mı, ya da gök gürlese acaba savaş mı başladı diye düşünüyorum diyen, savaşa maruz kalıp yetişkinlik sürecinde bu söylemleri sürdüren çocuklar var.”
“ETİK YOKSA KONTROLSÜZ GÜÇ BAŞLAR”
Savaş etiğinin devre dışı kaldığı noktada kontrolsüz güç kullanımının başladığını belirten Akın, bu durumda artık hedefin kim olduğunun, binada kimlerin bulunduğunun, zarar görenlerin çocuk mu kadın mı sivil mi olduğunun önemini yitirdiğini söyledi. “İşte savaş etiği olmadığında ilgili süreci yönetenler bu bakış açısıyla bakmadıklarında kontrolsüz bir güç kullanmaya başlıyorlar. Yani zarar verilen binanın nerede olduğu, hangi bina olduğu, içinde kimlerin olduğu önem arz etmiyor. Bazen de kasıtlı olarak da böyle eylemler yönetilebiliyor.”
ARİSTOTELES HATIRLATMASI
Akın, etik düşünüşün savaş zamanında bile kaybedilmemesi gerektiğini vurgularken, Aristoteles’in yaklaşımına da atıf yaptı. Etik düşünülmediği noktada vicdan, merhamet ve iyilikten söz edilemeyeceğini belirten Akın, felaketin asıl burada başladığını söyledi.“Etik düşünülmeyen noktada insana ait duygular yoktur. İnsana ait muhakeme yoktur. Vicdandan, merhametten, iyilikten bahsedemeyiz.”
BİLGİ KİRLİLİĞİ VE İÇ SAVAŞ RİSKİ
Akın, savaş ortamında yalnızca silahlı çatışmaların değil, bilgi kirliliğinin de ciddi bir tehdit olduğunu belirtti. Yanlış haberlerin dolaşıma sokulması, algı yönetimi, grupların saf değiştirmesi ve toplumun neyin doğru neyin yanlış olduğunu ayırt edemediği bir kaos ortamının oluşmasının savaşın seyrini doğrudan etkileyebileceğini söyledi.
Bu durumun zaman zaman dış savaşın iç savaşa dönüşmesine kadar uzanabildiğini kaydeden Akın, güven duygusunun çökmesinin toplumsal parçalanmayı derinleştirdiğini dile getirdi.
HAKLI SAVAŞ-HAKSIZ SAVAŞ AYRIMI
Akın, savaşın haklılığına ilişkin değerlendirmesinde bir kez daha aynı noktaya döndü: Haklılık, yalnızca gerçek ve ağır bir zarar söz konusu olduğunda başlar. Toplumun sosyal, ekonomik, insani ve toprak bütünlüğü açısından ağır ihlaller yaşadığı durumlar dışında savaşın anlamlı ve meşru kabul edilmesinin mümkün olmadığını söyledi. “Ama diğer türlü keyfe keder yaklaşım, asla zaten anlamlı bir süreçten bahsetmemiz mümkün değil. Yani haklılık boyutu sadece bizim gerçekten zarar gördüğümüz noktada başlar.”
SAVAŞIN PSİKOLOJİK VE TOPLUMSAL YIKIMI
Akın, savaş görüntülerinin yalnızca savaş bölgelerinde yaşayanları değil, doğrudan çatışmanın parçası olmayan toplumları da derinden etkilediğini söyledi. Bombalanan evler, yaralı yüzler, feryatlar ve ölüm korkusunun uzaktan tanıklık eden toplumlarda da büyük bir kaygı ve güvensizlik ürettiğini belirtti.
Bir sabah uyanıldığında günlük hayatın, işin, eğitimin, sağlığın ve barınmanın bir anda yok olabildiğini ifade eden Akın, ebeveynlerini kaybeden çocuklar, evlatlarını kaybeden anne babalar ve yerinden edilen milyonlarca insanın savaşın en ağır bilançosunu oluşturduğunu vurguladı.
“ÜLKELERİN DE ETİK BİR DURUŞU OLMALI”
Prof. Dr. Akın, savaşan taraflara doğrudan müdahil olmaktan değil, mağdurların yanında duran, diplomatik çözümü destekleyen ve insani yardımı önceleyen etik bir uluslararası duruştan söz edilmesi gerektiğini belirtti.
Bir ülkenin savaş mağdurlarının yanında yer almaması, ölen çocukların acısını görmezden gelmesi ya da güçlü tarafa politik kaygılarla destek vermesi halinde orada etik bir duruştan söz edilemeyeceğini söyledi. “Ülkelerin de bir duruşunun olması gerektiğini düşünüyorum. Evet belki çok rijit değil, belki doğrudan taraf değil ama barışçıl çözümleri yönetmeye katkı sağlayacak bir duruşları, bir çabaları olmalı.”
“ÖLEN İNSANIN DA ONURU KORUNMALI”
Akın, savaşlarda yalnızca yaşayanların değil, hayatını kaybedenlerin de insan onuruna uygun biçimde muamele görmesinin vicdani bir yükümlülük olduğunu vurguladı. Sokaklarda bırakılan cenazelerin görüntülerine dikkat çeken Akın, ölüye saygının da savaş etiğinin bir parçası olduğunu ifade etti.
“İnsanın ölürken dahi, öldükten sonra dahi onurunun korunması bizim etik olarak vicdani bir yükümlülüğümüz.”
SİLAH TİCARETİ VE ETİK SORUNU
Savaş etiği tartışmasında silahın savunma dışında farklı amaçlarla kullanılmasının ve ticaretinin de ayrı bir etik sorun oluşturduğunu belirten Akın, bireysel silahlanma konusunda bile sıkı denetimler varken, daha geniş çaplı silah dolaşımının da aynı sorumlulukla ele alınması gerektiğini söyledi.
Silahın özünde zarar verme potansiyeli taşıdığını vurgulayan Akın, savunma dışında yürütülen silah ticaretinin etikle bağdaşmadığını ifade etti.
“ÖNCE İNSANIN ANLAMLILIĞINA İNANMAK LAZIM”
Programın sonunda insanın anlamı, onuru ve birbirine zarar vermeme yükümlülüğü üzerinde duran Akın, etik düşünüşün yaşamın her alanında olduğu gibi savaş anında da vazgeçilmez olduğunu belirtti. “Tabii önce insanın anlamlılığına inanmak lazım. İnsanın insana iyi gelişine inanmak lazım. İnsana bir zarar gelmemesinin önemine inanmak lazım. Karşımızdakinin onurunu korumaya inanmak lazım.”
Akın, bir insana zarar vermenin yalnızca karşı tarafın değil, aynı zamanda zarar vereni de ahlaki olarak yıprattığını ifade ederek, şu değerlendirmeyi yaptı: “Ben zarar verici bir eylemde bulunduğumda aslında kendi onurumu ihlal ediyorum.”
“ETİK OLMADAN OLMAZ”
Prof. Dr. Esra Akın, açıklamalarının sonunda sağlıkta, eğitimde, ekonomide, siyasette ve savaşta etik ilkelere bağlı kalınmasının kaçınılmaz olduğunu belirtti. Merhamet, vicdan, hakkaniyet, adalet ve zarar vermeme ilkeleriyle hareket edildiğinde insanlığın da korunacağını vurgulayan Akın, ülkelerin yalnızca kendi vatandaşlarını değil, başka ülkelerin vatandaşlarını da insan oldukları için eşit biçimde gözetmek zorunda olduğunu söyledi. “Ülkenizin çıkarları önemlidir. Bizim ülkemizin de çıkarları çok kıymetli. Ama biz ne yapıyoruz? Başka ülkelere zarar verecek şekilde yol almıyoruz. İşte bu noktada her ülkenin kendi vatandaşını korumaya aldığı kadar başka ülkelerin vatandaşlarını da sadece insan oldukları için, etnik kökenleri, dinleri, dilleri düşünmeksizin eşit davranarak korumaya almak zorundayız. Bu bizim vicdani yükümlülüğümüz.”
Yorum Yazın