NEO TV’de Avcıoğlu’ndan Maduro tepkisi: Devlet Başkanı kaçırıldı, hukuk askıya alındı
NEO TV ekranlarında yayınlanan Günaydın Hafta Sonu programında, Venezuela’da yaşanan kriz masaya yatırıldı. Programın sunucusu Hanzade Figen Avcıoğlu, ABD’nin Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro’yu zorla kaçırmasına sert tepki gösterdi. Avcıoğlu, yaşananları “uluslararası hukukun açıkça çiğnenmesi” olarak değerlendirdi.
- Ege Postası
- 11.01.2026 - 00:12
- Güncelleme: 13.01.2026 - 13:19
Günaydın Hafta Sonu’nda dikkat çekilen bir diğer başlık ise muhalefetin durumu oldu. Muhalefetin lideri olarak anılan isimlerin ortalıkta görünmemesi, Norveç ve İspanya’ya gittiklerine dair iddialar, ancak buna ilişkin net bir bilginin bulunmaması, sürecin belirsizliğini gözler önüne serdi.
Trump’ın Nobel Hesabı Gündemde
Muhalefetin lideri olarak anılan isimlerin ortalıkta görünmemesi de dikkat çekiyor. Söz konusu isimlerin önce Norveç’e, ardından İspanya’ya gittiği yönünde iddialar gündeme gelirken, şu an için net bir bilgi bulunmuyor.
Bu gelişmeler yaşanırken, ABD eski Başkanı Donald Trump’ın Nobel Barış Ödülü beklentisi de yeniden tartışma konusu oldu. Trump’ın bu ödülü almadan siyasi hayatını noktalaması halinde “gözleri açık gideceği” yorumları yapılırken, konu uluslararası kamuoyunda ironik bir şekilde gündemde kalmayı sürdürüyor.
“Bizim Başkanımız Maduro’dur”
Venezuela’da yönetimin devredildiği yönündeki iddialara ise Devlet Başkan Yardımcısı Delcy Rodríguez açıklık getirdi. Rodríguez, geçici yetkilendirme yapıldığını doğrulamakla birlikte, “Bizim başkanımız Maduro’dur” diyerek mevcut yönetimin devam ettiğini vurguladı.
Profesör Doktor Esat Arslan da bu tabloya dikkat çekerek, iktidarın muhalefete bırakılmayacağı yönündeki tespitini yineledi.
Manhattan’da Tartışmalı Duruşma
Öte yandan Maduro ve eşi Cilia Flores, geçtiğimiz hafta New York / Manhattan’da kurulan mahkemede hâkim karşısına çıktı. Duruşma, ABD Federal Yargıcı Hellerstein başkanlığında yapıldı.
Mahkemede konuşan Maduro, Karakas’taki evinden zorla kaçırıldığını belirterek, kendisini Venezuela Devlet Başkanı olarak tanımladı. Hakkındaki iddianameyi ilk kez mahkemede gördüğünü söyleyen Maduro, suçlamaları reddederek, “Masumum, suçlu değilim” ifadelerini kullandı.
Yargıç ise adil bir yargılama süreci yürütüleceğini savundu. Ancak bu açıklama, kamuoyunda ciddi soru işaretleri yarattı. Bir ülkenin devlet başkanının zorla kaçırılmasının ardından “adil yargı” vurgusu yapılması, hem hukuki hem de etik açıdan tartışma konusu oldu.
“Ben Savaş Esiriyim”
Mahkeme salonundan ayrılırken The New York Times’a konuşan Maduro, kendisini “savaş esiri” olarak tanımladı. Maduro’nun ikinci duruşmasının 17 Mart’ta yapılacağı bildirildi.
Kaçırılma Anı ve Yaralanma İddiaları
Olayın en çarpıcı boyutlarından biri ise kaçırılma sırasında yaşandığı öne sürülen fiziki müdahale oldu. Maduro’nun eşi Cilia Flores’in bu sırada yaralandığı, ciddi darp izleri bulunduğu iddiaları gündeme geldi. Ancak bu detayların uluslararası basında yeterince yer almaması, etik tartışmaları daha da derinleştirdi.
Bir devlet başkanının, eşiyle birlikte yatak odasından sürüklenerek kaçırılması, ardından uyuşturucu kartelleriyle ilişkilendirilmesi; ahlaki ve hukuki açıdan sert eleştirilere neden oldu.
“Asıl Mesele Yeraltı Kaynakları”
Uzmanlar ve yorumculara göre asıl tartışma konusu, Venezuela’nın sahip olduğu zengin petrol, altın ve yeraltı kaynakları. Trump’ın daha önce yaptığı açıklamalarda, ABD’li petrol şirketlerinin Venezuela’daki kaynakları yöneteceğini açıkça dile getirmesi, bu sürecin ekonomik arka planını gözler önüne serdi.
“Ülkenize çöktük” anlamına gelen bu yaklaşım, daha önce Irak ve Kuveyt’te yaşanan müdahaleleri de hatırlattı. Güçlü askeri ve savunma altyapısı olmayan, ancak zengin yeraltı kaynaklarına sahip ülkelerin benzer müdahalelere açık hale geldiği vurgulandı.
Tehlike Sadece Venezuela ile Sınırlı Değil
Amerika Birleşik Devletleri’nin bu süreci yalnızca Venezuela ile sınırlı tutmayacağı da dile getiriliyor. Grönland, Meksika ve Kolombiya üzerinden yapılan açıklamalar, sürecin genişleyebileceğine işaret ediyor.
Birleşmiş Milletler olağanüstü toplantılara çağrılsa da, şu ana kadar uluslararası hukuku işleten somut bir adım atılmadığı eleştirileri yapılıyor. “Uluslararası hukuk” kavramının fiilen askıya alındığı yönündeki değerlendirmeler giderek güçleniyor.

Yorum Yazın