Dolar 45,5451
%0.25
Euro 53,1190
%-0.07
Altın 6.666,950
%-1.87
Bist-100 14.398,00
%-1.69

Pzt

-8°

Sal

-12°

Çar

-3°
NEO TV ‘Editör Masası’nda gazetecilerden ortak tepki: CHP Grubu bu sansürden derhal vazgeçmelidir

NEO TV ‘Editör Masası’nda gazetecilerden ortak tepki: CHP Grubu bu sansürden derhal vazgeçmelidir

Gazeteciler Halil Solak, Hakan Gözalan ve Yusuf Tomruk, NEO TV’de yayınlanan ‘Editör Masası’ programında gündemi değerlendirdiler. Programda İzmir Büyükşehir Belediye Meclisinde alınan canlı yayın kısıtlama kararı, gazetecilerin ortak tepkisine neden oldu. Yusuf Tomruk, “Karşı sese tahammül edemeyecekseniz meclis üyesi olmayacaksınız. Belki orada AK Partili bir üye benim hakkımı savunacak. Bu sansür kararından derhal dönülmelidir." derken, Hakan Gözalan, “Sosyal demokrat ve katılımcılığı savunan bir parti için bu karar tamamen yanlıştır. CHP'nin böyle bir önerge verip yayınları kısıtlaması İzmir'e yakışmaz" dedi. Halil Solak ise “Bu karar sadece kavga görüntüleriyle açıklanamaz. CHP'li meclis üyeleri acilen yeni bir önerge verip bu sansürden vazgeçmelidir. Şunu unutmasınlar: Muhalefetin sesini kısarsanız, daha gür çıkar." dedi.

  • Ege Postası
  • 15.05.2026 - 00:14
  • Güncelleme: 15.05.2026 - 00:29

EGE POSTASI- NEO TV ekranlarında Nil Kahramanoğlu’nun sunumuyla izleyiciyle buluşan Editör Masası programı, Türk siyasetindeki eksen kaymalarını, bel altı operasyonları ve İzmir yerel yönetiminde yaşanan son krizleri mercek altına aldı. Gazeteciler Halil Solak, Hakan Gözalan ve Yusuf Tomruk; son dönemde yaşanan sürpriz siyasi transferlerden Özkan Yalım skandalına, İzmir Büyükşehir Belediye Meclisindeki sansür kararından, belediye iştirakleri üzerinden patlak veren Tunç Soyer ile Cemil Tugay arasındaki kavgaya kadar birçok konuda çarpıcı açıklamalarda bulundu.

İşte programda öne çıkan o değerlendirmeler:

"SİYASİ ŞANTAJ MI, KİŞİSEL BEKA MI?": BURCU KÖKSAL VE TRANSFER TARTIŞMALARI

Cumhuriyet Halk Partisi’nden AK Parti’ye geçen belediye başkanlarının yarattığı tartışmalar programın ana gündem maddelerinden biriydi.

Halil Solak, "Burcu Köksal ve Özlem Çerçioğlu, hem uzun yıllar milletvekilliği yapmış hem de örgütten gelmeleri itibarıyla CHP'lilikleri damarlarına işlemiş isimlerdi. Örgütten gelip sert açıklamalar yapan bu isimlerin, dünya görüşlerine taban tabana zıt bir partiye gitmeleri kamuoyunda büyük yankı uyandırdı. Acaba bu transferler 'siyasi şantaj' veya 'kişisel beka' için mi yapıldı? Köksal,bir yıl önce 'Erdoğan bir daha kazanırsa siyaseti bırakacağım' diyecek kadar iddialı cümleler kurmuş, İzmir Milletvekili Mehmet Ali Çelebi’ye yönelik FETÖ eleştirileri üzerinden çok sert çıkışlar yapmıştı. Kendi söylemlerine ve geçmişine tamamen ters düşerek böyle keskin bir dönüş yapması, 'kendisinde ya da yakın çevresinde bir zafiyet mi var?' sorusunu akıllara getiriyor. Özlem Çerçioğlu'nun AK Parti'ye geçtikten sonra 8-9 yıldır süren davasının düşmesi ve kredi musluklarının açılması örneği de ortadayken, bu geçişlerdeki soru işaretleri büyüyor." dedi.

Bu noktada söz alan Hakan Gözalan, siyasette büyük konuşmamanın önemine değinerek milli irade vurgusu yaptı: "Burcu Köksal’ın Ekrem İmamoğlu ve Özgür Özel ile yaşadığı polemikleri hatırlıyoruz. Altı ay önce yalanladığı iddialar bugün gerçek oldu. Afyonkarahisar’da 74 yıl sonra CHP ilk defa seçim kazanmıştı. Yüzlerce kişinin milli iradesi bir anda başka bir partiye geçiriliyor. Eğer partinizin sizi saf dışı bırakmak için aday yaptığını düşünüyorsanız, aday olmazsınız veya bağımsız devam edersiniz. İstifa edip saf değiştirdiğinizde belediyenin de o partiye geçmesi, seçmenin iradesine ciddi bir saygısızlıktır. CHP'nin de bu kadar sık yaşanan transferlerden kendisine büyük bir ders çıkarması ve iç muhasebesini yapması gerekiyor."

Yusuf Tomruk ise bu transferlerin önümüzdeki süreçte artacağı uyarısında bulundu: "Önümüzde seçimlere kadar iki sene daha var. Genellikle CHP’li başkanlar hakkında önce yolsuzluk söylentileri çıkıyor, ardından AK Parti'ye geçeceği konuşuluyor. Geçmeyenler ise tutuklu yargılanmayı bile gerektirmeyecek iddialarla hapse atılıyor; bir dosyadan beraat etse diğerinden tutuklanıyor. Ben bu operasyonların artacağını düşünüyorum. Belediye başkanlarının dirayetli durması şart."

SİYASETTE ÇUKUR: ÖZKAN YALIM VE İTİBARSIZLAŞTIRMA OPERASYONLARI

Programda, siyasetin dilindeki yozlaşma ve itibar suikastları sert bir dille eleştirildi. Özellikle Özkan Yalım üzerinden yürütülen tartışmalar dikkat çekiciydi.

Halil Solak, sürecin çirkinliğine vurgu yaparak şunları söyledi: "Özkan Yalım, Ankara'da genç bir kadınla otel odasında uygunsuz bir şekilde yakalanınca kendi partisini çökertti. 'Bize yapılan operasyonlar siyasi' diyen partisinin tüm argümanlarını yerle bir etti. İhraç edilince de 'Kendi düştüğüm çukura ne kadar kişiyi çekersem o kadar iyidir' mantığıyla, verdiği ek ifadelerde söylemlerinin tam tersini belirterek eski yol arkadaşlarını, kadın milletvekillerini zor durumda bırakacak çirkin iftiralarda bulundu. İfadesinde Veli Ağbaba’nın ismini geçiriyor, iki genç kadını hedef alıyor. Tamar Tanrıyar isimli erişim engeli getirilen sosyal medya hesapları üzerinden, merhum Şehzadeler Belediye Başkanı Gülşah Durbay'a kadar uzanan izansız ve fütursuz saldırılar yapıldı. Bütün bunlar, CHP'yi toplumun en hassas noktasından vurarak yıpratma ve itibarsızlaştırma operasyonudur."

Hakan Gözalan ise konunun odağından nasıl saptırıldığına dikkat çekti: "Yolsuzluk soruşturması kapsamında gözaltına alınıyorsunuz ama ifadelerde bel altı muhabbetlere giriyorsunuz. Konunun yolsuzlukla ne ilgisi var? İtirafçı oluyorsanız yolsuzlukla, para alışverişiyle ilgili konuşmanız beklenir."

Siyasetin dilinin giderek kabalaştığını belirten Yusuf Tomruk, "İtirafçı olmak sanki olayı kabullenmek gibi algılanıyor. Özkan Yalım, tarihimizin yüz karalarından bir tanesidir. Bir erkek olarak onun ifadelerini okurken utandım. Hangi partiden olursa olsun, yıllarca parti kültürü almış birine bu davranışlar hiç yakışmıyor," diyerek duruma tepki gösterdi.

İZMİR BÜYÜKŞEHİR MECLİSİNDE SANSÜR: "MUHALEFETİN SESİNİ KISARSANIZ DAHA GÜR ÇIKAR!"

İzmir Büyükşehir Belediye Meclisinde alınan canlı yayın kısıtlama kararı, gazetecilerin ortak tepkisine neden oldu. Meclislerin demokrasinin kalbi olduğunu savunan Yusuf Tomruk kararı şu sözlerle eleştirdi: "Belediye meclisleri yerel ölçekteki parlamentolardır. Dilek ve temenniler bölümünde sokağın, ilçenin sorunları, asfalttaki çukura kadar konuşulur. Son zamanlarda İzmir Büyükşehir Belediye Meclisinde kavgalar, bağırışlar görüyoruz. Peki TBMM'de kavga çıkmıyor mu? İnsanların burnu kırılıyor ama oturuma ara verilmeden canlı yayın kesilmiyor. 8 bin yıllık, demokrasi kültürü olan bir kent burası. Karşı sese tahammül edemeyecekseniz meclis üyesi olmayacaksınız. Belki orada AK Partili bir üye benim hakkımı savunacak. Bu sansür kararından derhal dönülmelidir."

Hakan Gözalan da sansürün Cumhuriyet Halk Partisi'ne yakışmadığını belirterek, "Sosyal demokrat ve katılımcılığı savunan bir parti için bu karar tamamen yanlıştır. Önceki kavgalara baktığımızda AK Partili isimlerin daha çok ön plana çıktığını görüyoruz. CHP'nin böyle bir önerge verip yayınları kısıtlaması İzmir'e yakışmaz," ifadelerini kullandı.

Kararın ardındaki asıl nedene dikkat çeken Halil Solak ise oldukça net konuştu: "Bu karar sadece kavga görüntüleriyle açıklanamaz. Neden? Çünkü belediye İzmir'in sorunları konusunda çalışmıyor. Çalışmayınca da AK Parti gündem dışı konuşmalarda bunu sürekli dile getiriyor ve CHP grubu bu eleştiriler karşısında eziliyor. Ezildikleri için de bunu İzmirlilerden saklamaları gerekiyor, bunun başka bir açıklaması yok. Yıllarca iktidarı tahakküm kurmakla suçlayan sol görüşlü, sosyal demokrat bir partinin böyle antidemokratik bir karar alması hem İzmir'in ruhuna aykırıdır hem de büyük bir çelişkidir. Üstelik Büyükşehir Belediye Başkanının olmadığı bir oturumda alınıyor bu karar. CHP'li meclis üyeleri acilen yeni bir önerge verip bu sansürden vazgeçmelidir. Şunu unutmasınlar: Muhalefetin sesini kısarsanız, daha gür çıkar."

İZMİR’DE BÜYÜK KIRILMA: SOYER VE TUGAY ARASINDAKİ SAVAŞ

Programın en çarpıcı analizlerinden biri de, İzDoğa ve İZBETON şirketlerinde yürütülen denetimler sonrası başlayan yargı süreçleri ve İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin halef-selef başkanları arasındaki ağır suçlamalardı.

Halil Solak, parti içi kırılmaya şu sözlerle dikkat çekti: "Tunç Soyer, İzDoğa ve İZBETON'a yapılan operasyonların ve tutuklamaların ardından zehir zemberek bir açıklama yaparak faturayı Cemil Tugay'a kesti ve onu muhbirlikle suçladı. Şimdi burada neden suçladı? Hem İzDoğa hem İZBETON iç denetim raporlarını direkt savcılığa ileten Büyükşehir Belediyesi’dir. ‘Bundan dolayı biz tutuklandık’ diyerek. Hem kendi hukuk alanında yürüyen soruşturmaları bizden kaynaklı değil. Bir şey yok. Tugay’ı kodlayarak vatandaşlara ve partilere Tugay’ı kodlayarak onu zor durumda bırakma açıklamasıdır bu. İki, şimdi parti içindeki İzmir özelinde söylüyorum, büyük bir fay hattının kırıldığının göstergesidir bu açıklama. Neden? Çünkü düşünsenize Halef-Selef birbirine girmiş, birbirlerini suçluyorlar. Suçludur, suçsuzdur. Orası zaten başka bir tartışma, ona yargı zaten karar verecek. Ancak şöyle düşünelim. ‘Kol kırılır, yen içinde kalır.’ Partililik dayanışması artık İzmir'de bitmiştir bu açıklamadan sonra…”

Yusuf Tomruk, “Partinin de Tunç Bey'i pek savunduğu söylenemez zaten gördüğümüz ölçekte. Benim burada Dikkatimi çeken Tunç Bey'in söylediği İzbeton bir anket yaptırmıştı. ‘Kimi aday görmek istersiniz?’ sorusuna %1.9 olarak Cemil Tugay yanıtı verilmiş. Tugay’ın bu yüzden İzbeton'a karşı tavır aldığını söylüyor. Yani bu konuda Tunç Soyer- Cemil Tugay atışması CHP'ye ciddi anlamda zarar veriyor. İzmir'de özellikle. Yani bu çatışma ortamında İzmir'i de neye güveneceğini, neye inanacağını şaşırmış durumda. Yerel seçimlere kadar böyle gidecek.”

Bu çekişmenin uzun süre devam edeceğini öngören Hakan Gözalan ise şeffaflık çağrısı yaptı: "Cemil Tugay, 'İZBETON dosyasında usulsüzlükler tespit ettik, savcılığa bildirdik ama suç duyurusu yapmadık' diyor. Bir kamu kurumunun başsavcılığa bildirim yapması zaten fiilen suç duyurusudur. Madem tespitleriniz var, arkasında durun! Usulsüzlük varsa top çevirmek yerine çıkıp kamuoyuna şeffafça açıklayın. İpleri tamamen kopardılar; Soyer, Tugay'ın ziyaretini bile kabul etmedi, artık iki düşmanlar."

Son olarak Halil Solak, durumun kontrolden çıktığını vurgulayarak CHP Genel Merkezine seslendi: "Soyer’in en dikkat çekici ifadelerinden biri Tugay'ı 'kontrolsüz güç ve dengesiz' olarak yorumlamasıydı. Soyer genel merkeze çağrıda bulunarak, acilen bu işe el atılmasını, gidişatın iyi olmadığını belirtti. Bence de genel merkez bu durumu çok ciddiye almalı ve derhal dikkate almalıdır."

Yorum Yazın

Yukarıdaki alan boş bırakılamaz

Yorum yazma kurallarını okudum ve kabul ediyorum.

Yukarıdaki alan boş bırakılamaz
Yukarıdaki alan boş bırakılamaz
Yorumlar
Yeniden eskiye
Eskiden yeniye
Öne çıkanlar

Bu habere hiç yorum yapılmamış... İlk yorum yapan sen ol.