Musa Çam’dan NEO Haber'de Cemil Tugay’a sert tepki: İzmirli seçmen bunu affetmeyecek!
NEO Haber’de Senem Gökdağ’ın sunduğu Manşet programına konuk olan CHP İzmir eski Milletvekili Musa Çam, Cemil Tugay’ın AK Parti’ye geçişinden CHP’de yaşanan ayrışmaya, ön seçim tartışmalarından Kemal Kılıçdaroğlu’nun siyasi tutumuna kadar gündemdeki başlıkları değerlendirdi. CHP’de birlik ve diyalog çağrısı yapan Çam, “Yarın yüz yüze bakacağız ve birbirimize ihtiyacımız var” dedi.
- Ege Postası
- 19.10.2026 - 14:10
- Güncelleme: 19.10.2026 - 14:44
EGEPOSTASI - CHP İzmir eski Milletvekili Musa Çam, NEO Haber’de Senem Gökdağ’ın sunduğu Manşet programında Cemil Tugay’ın AK Parti’ye geçişinden CHP’deki bölünmeye, ön seçim tartışmalarından Kemal Kılıçdaroğlu’nun siyasi tutumuna ve fon soruşturmasına kadar gündemdeki gelişmeleri değerlendirdi. Tugay’ın parti değiştirmesini siyasi etik açısından eleştiren Çam, “İzmirli seçmen maalesef bunu affetmiyor. Affetmeyecek de zaten” dedi. CHP ile yeni parti arasında seçim öncesinde birleşme çağrısını yineleyen Çam, “Yarın yüz yüze bakacağız ve birbirimize ihtiyacımız var” ifadelerini kullandı.
“Siyasette yozlaşma, kirlenme, deformasyon akıl alacak gibi değil”
Senem Gökdağ: Cemil Tugay’ın AK Parti’ye geçişini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Musa Çam: Çok teşekkür ederim. Önce programımıza beni konuk ettiğiniz için çok teşekkür ediyorum. NEO TV’ye çok teşekkür ediyorum. Bütün çalışanlara iyi bir hafta diliyorum. Size de başarılar diliyorum.
Siyasette bir takım etik kurallar var. Son yıllarda, üzgünüm, bu etik kurallar maalesef çiğneniyor. Bir başka partiden seçiliyor, başka partilere gidiyor, olmuyor, oradan ayrılıyor, başka partilere gidiyor. Böyle bir gelenek yoktu. Son yıllarda maalesef siyasette yozlaşma, kirlenme, deformasyon o kadar büyük boyutlarda ki akıl alacak gibi değil. Ve seçmenlerin, insanların siyasetçiye güveni kalmadı.
Yani ben şimdi mesela milletvekili değilim ama seçim bölgemde köy köy, mahalle mahalle dolaşıyorum. Bir köye, bir mahalleye gidip de kahvedeki insanları selamladığımda, “Sen ne zaman geçecektin? Sen hâlâ yerinde misin?” diyorlar. Neden diyorum? Bu kadar transfer oluyor, bu kadar geçişler oluyor. “Sen niye hep aynı yerdesin?” deniyor.
İnsanlar kanıksadılar. Kanıksadılar. İçten içe çok büyük bir nefret var. Çünkü diyor ki, “Ben sana sen o partinin adayı olduğun için oy verdim. Ama sen benim verdiğim bu oya ihanet ediyorsun ve gidiyorsun tam tersi partilere gidiyorsun, katılıyorsun.”
Mesela örneğin Cemil Tugay, bir dönem Karşıyaka’da yine Cumhuriyet Halk Partisi’nden seçildi. İlçe belediye başkanı oldu. Büyükşehir Belediyesi’ne aday oldu. Büyükşehir Belediyesi’nde dokuz aday adayı vardı. Örneğin Atilla Sertel, Tacettin Bayır, Abdül Batur, Tunç Soyer ve ben dahil olmak üzere aday olduk. Ama Atilla Sertel’in, Tacettin Bayır arkadaşımızın ve benim şartımız vardı. “Ön seçim olmak koşuluyla biz adayız. Eğer ön seçim yok ise bizim müracaatımız geçerli kabul edilmesin. Biz sadece ön seçim şartında adayız” dedik ve noktayı koyduk.
Karşıyaka Belediye Başkanı arkadaşımızı aday gösterdi dönemin genel başkanı Özgür Özel. Ön seçim yapmadı ve atamayla belirledi. Şimdi bu tabii ki doğru bir şey değil. Bir defa siyasi partilerin tamamında ön seçimin olması gerekiyor. 1980 öncesinde Siyasi Partiler Kanunu ön seçimi mecbur kılıyordu. Mecbur kılıyordu.
“Bütün siyasi partilerde ön seçim olması gerekiyor”
Senem Gökdağ: Ön seçim uygulamasında nasıl bir değişiklik yaşandı? Siyasi partiler ön seçim yapabilir mi?
Musa Çam: Tabii tabii. Ama şöyle, bir de siyasi partilere yüzde 5 kontenjan hakkı veriyor kanun. Sen gerekli gördüğün yerde kontenjan kullan ama esas ön seçimdir.
80’den önce Adalet Partisi’nde, CHP’de, MHP’de, MSP’de ve diğer partilerde adaylarını ön seçimden belirlerlerdi. Yüzde 5 kontenjan hakkını kullanırlardı. 12 Eylül’den sonra askeri yönetim, bakın altını çizerek söylüyorum, Kenan Evren ve şürekâsı, 1982 Anayasası’nı yaparken ve Siyasi Partiler Kanunu’nu yaparken onlar bile Siyasi Partiler Kanunu’na ön seçimi mecbur koydular oraya. Ama bir geçici fıkra koydular. 1983 seçimlerinde siyasi partiler yeni kurulduğu için, üyeleri olmadığı için bir kereye mahsus ön seçim yapılmaz denildi.
Partiler yeni kuruluyor çünkü. O seçimde geçerli değil dediler. Seçimi Turgut Özal kazandı. Halkçı Parti meclise girdi. Necdet Calp ve Turgut Sunalp’in partisi meclise girdi. Özal kazandı.
1987 seçimlerine giderken bir baktı ki Siyasi Partiler Kanunu’nda ön seçim mecburiyeti var. Hemen meclise alelacele bir kanun teklifi getirdi Turgut Özal. Ön seçimi kaldırdı. Rahmetli Erdal İnönü, CHP Genel Başkanı, konuyu Anayasa Mahkemesi’ne götürdü. Ön seçimi kaldırdıkları için meclisten geçen kanunun iptali için Anayasa Mahkemesi’ne götürdü.
Anayasa Mahkemesi konuyu inceledi. “Siz partilerde demokrasiyi kaldıramazsınız. Ön seçimi yok edemezsiniz” dedi. Onlar da biraz yuvarlak bir karar verdiler. Mecbur koymadılar, mecbur bırakmadılar. Siyasi partilerin iç işlerine bıraktılar, tüzüklerine bıraktılar.
Tüzüklerine bırakınca da bütün siyasi partiler tüzüklerine “Ön seçim esastır ama ön seçim de yapılır, yapılmaması da olur” şeklinde hükümler koydular. Ve şimdi siyasi partilerin hiçbirinde, Cumhuriyet Halk Partisi hariç hiçbir siyasi partide ön seçim yok. O da sınırlı illerde, ilçelerde yapıyor.
Adamını bulan Ankara’dan milletvekili, adamını bulan belediye başkanı, adamını bulan meclis üyesi oluyor. Sonra da o insanların öz geçmişlerine çok sağlam bakılmadığı için, mücadelesine, geleneğine, emeğine bakılmadığı için oradan buradan toplama adamlar belediye başkanı yapıldı, oradan buradan toplananlar belediye meclis üyesi yapıldı. Şimdi onlar da çok rahat bir şekilde partilerinden istifa ediyorlar, başka partilere gidiyorlar.
Şimdi Cemil Bey mesela, partide memnuniyetsizlik olabilir mi? Ben de memnun değilim.

“O, baştan gitmeyi kafasına koymuş”
Senem Gökdağ: Cemil Tugay’ın işçi grevleri sırasında değişen tutumu, CHP’li yöneticilerle yaşadığı gerilim ve yalnızlaştırıldığı yönündeki açıklamaları da gündeme geldi. Sizce bu süreçte kendi payı var mıydı?
Musa Çam: Kesinlikle.
Ama o tamamen baştan kafaya koymuş gideceğini.
Senem Gökdağ: Yani planlı bir geçiş olduğunu mu düşünüyorsunuz?
Musa Çam: Bana göre yani o kafayı, planı yapmış kendine göre ama onu belli bir takvime yaymış. Belli bir takvimde bunları tek tek, adım adım uygulayacağım diyerek bu noktaya kadar gelmiş. Mesela istifa etti, bağımsız kaldı uzun bir süre. Yeni partiye geçeceği konuşuldu, sonra ondan da vazgeçti. Bunlar hepsi tahmin ediyorum ki bir planın parçası olarak gitti.
Senem Gökdağ: Yeni partiye geçmek isteseydi doğrudan geçmek yerine neden bağımsız kaldı?
Musa Çam: Evet, yani yapabilirdi bunu ama işte...
Oraya gideceği belliymiş yani ama bunu etap etap gerçekleştirdi. Toplumu ve seçmeni, çalışanları da alıştıra alıştıra bu noktaya kadar getirdi. Yani hiç yakışmadı. İzmirli seçmen maalesef bunu affetmiyor. Affetmeyecek de zaten. Zamanı geldiğinde, seçim geldiğinde bunun hesabını soracak.
Ama benim tabii ki en üzüldüğüm, buradan gideceksin bir başka partiye. Bir başka sol partiye git. CHP’yi beğenmedin, yeni partiyi beğenmedin, TİP’e git örnek yani, TKP’ye git, bilmem bir başkasına da git yani. Niye oraya? Plan baştan yapılmış.
Senem Gökdağ: AK Parti İzmir İl Başkanı Bilal Saygılı’nın yaklaşık bir buçuk yıldır Tugay’la istişare halinde olduklarını söylemesi de bu planın önceden yapıldığı yönündeki iddiaları gündeme getirdi. İzmirli seçmen bu geçişe nasıl tepki verir? Sandığa küser mi?
Musa Çam: Halk sandığa küsmeyecek ve hesabını sormak için özellikle sandığa gidecek. İzmirli seçmen özellikle sandığa gidecek ve Cemil Tugay’dan bunun hesabını soracak. Ve orada hesaplaşacak ondan. Çok açık bir şekilde, çok açık bir şekilde seçmen bu gereğini yapacaktır yani.
“1994’te bölünmenin faturası çok ağır oldu”
Senem Gökdağ: Yedi eski CHP milletvekilinin yeni partiye, yeniden CHP çatısı altında birleşme çağrısı yapmasının amacı neydi? Bu çağrı karşılık bulabilir mi?
Musa Çam: Üzgünüz. Yani Cumhuriyet Halk Partisi’nden Özgür Özel arkadaşımızın ve diğer arkadaşların istifa ederek yeni bir parti kurması tabii ki hepimizi üzdü. Üzülüyoruz, hâlâ da üzülüyoruz.
Tabii en büyük korkumuz bizim, 1994 yılında biz bu bölünmeyi yaşadık ve faturası çok ağır. 1994 yerel seçimlerine solda üç parti girdik: SHP, CHP ve DSP.
Biliyorsunuz, 1991 seçimlerinden sonra kurulan Süleyman Demirel, Erdal İnönü hükümetinin koalisyonunda, 12 Eylül’ün kapatmış olduğu siyasi partiler ve sendikalar, meslek örgütleri, derneklerin açılmasına karar verildi. 9 Eylül 1992’de de Cumhuriyet Halk Partisi kurultayını gerçekleştirerek açıldı. Diğer partiler, mesela Adalet Partisi Doğru Yol’a katıldı. MHP, MHP’ye katıldı. Refah Partisi’ne katılanlar oldu.
Ama Cumhuriyet Halk Partisi’nin bir başka partiye iltihak etmesi, o anda katılması mümkün değildi. Çünkü Cumhuriyet Halk Partisi, Cumhuriyet’in kurucu partisi. Ve Cumhuriyetimizin kurucusu Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk demiş ki, “Benim iki büyük eserim var. Biri Türkiye Cumhuriyeti Devleti, biri de Cumhuriyet Halk Partisi.” İkisine de sonsuza kadar bağlıyım demiş.
Şimdi Cumhuriyet’i kuran Büyük Önderimizin bu mirasına, bu emanetine sahip çıkıldı ve sonsuza kadar devam edecektir denildi. Ve ben o kurultayın, 9 Eylül 1992’de partinin açılışında oy kullanan kurultay delegesiyim. Çünkü 1979’daki 24. kurultayın da kurultay delegesiydim. O kurultay delegeleri oy kullandı ve Cumhuriyet Halk Partisi açıldı.
Rahmetli Deniz Baykal ile çok müzakereler ettik. Çok da çatıştık. Çok da çatıştık. Biz orada dedik ki, “Deniz Bey, Deniz Bey, ne olur aday olmayın.”
Bülent Ecevit’e biz gittik. Türkiye’de birçok il örgütüyle Ankara’ya gittik, Bülent Bey’le görüştük. Dedik ki, “Partimiz açılıyor, gelin başımıza geçin. İkiyi bir yapalım, o zaman DSP var ve SHP var, CHP o zaman yok. İkiyi bir yapalım, ikiyi üç yapmayalım” dedik.
Bülent Bey geliyordu. Bölge toplantıları yapıldı. Yaklaşık 14 bölgede CHP’nin açılışıyla ilgili toplantılar yapıldı. Yedisine ben katılabildim, diğerlerine katılamadım.
Deniz Bey çıktı, “Ben adayım, ben adayım” dedi. Adayım deyince İzmir’e de geldi Deniz Bey. Balçova Termal Tesisleri’nde 1979’un son kurultay delegeleriyle adaylığını açıklamak için toplantı yaptı. Ben de orada çıktım bir konuşma yaptım. Dedim ki, “Deniz Bey, siz er veya geç Cumhuriyet Halk Partisi’ne genel başkan olacaksınız. Er veya geç. Yaşınız buna müsait. Ama ne olur bu kurultayda aday olmayın. Genel Başkan Bülent Ecevit gelsin, başımıza geçsin ve ikiyi bir yapalım, ikiyi üç yapmayalım” dedim.
Deniz Bey kalktı, orada bana biraz şey yaptı. “Siz Atatürk’ün kurduğu partiyi götürüp kirlenmiş CHP’ye peşkeş çekeceksiniz” dedi.
O arada İstanbul’da İSKİ skandalı patlamıştı. Ama İSKİ skandalında Belediye Başkanı Nurettin Sözen’in hiçbir dahli yoktu. Bir bürokratın, İSKİ Genel Müdürü Ergun Göknel’in bulaşmış olduğu bir yolsuzluktu. Ve onu ihbar eden de Nurettin Sözen’dir. Yani belediye başkanı kendi bürokratını ihbar etti. “Burada böyle bir yolsuzluk var, müdahale edin” dedi. Mülkiye müfettişleri geldiler, incelemeleri yaptılar ve adamı derdest ettiler, götürdüler.
Şimdi Cumhuriyet Halk Partisi böyle bir partidir dedik biz. “Yapmayın” dedik. Bütün ikazlara rağmen Deniz Bey aday oldu. Partinin açılışını yürüten Erol Tuncer aday olmuştu. Biz kaybettik, iki üç oldu.
1994 seçimlerine öyle girdik. CHP’nin adayı Zülfü Livaneli, CHP’nin adayı Ertuğrul Günay, DSP’nin adayı eski Bayrampaşa Belediye Başkanı, ANAP’ın adayı İlhan Kesici, Doğru Yol’un adayı Bedrettin Dalan... Sol üçe bölündü. Recep Tayyip Erdoğan oradan yüzde 25 ile İstanbul’a geldi. Oradan da Türkiye’nin başına geldi.
“6 bin 500 oyla Melih Gökçek seçildi”
Senem Gökdağ: Ankara’da Melih Gökçek’in ilk belediye başkanlığı dönemini de bölünmenin sonuçlarına örnek gösteriyorsunuz.
Musa Çam: 6 bin 500 oyla. Bakın Ankara’da...
Ankara’da CHP’nin adayı Prof. Dr. Korel Göymen, benim de çok sevdiğim, 1977-1980 arasında Ankara Belediye Başkanı olan Ali Dinçer, Refah Partisi’nin adayı da Melih Gökçek, DSP’nin adayı da var. Üçe bölündük, 6 bin 500 oyla Melih Gökçek seçildi, geldi ve 25 yıl, 25 yıl Ankara’yı alamadık.
Şimdi bu bölünme bana o günleri yaşatıyor. Endişe duyuyorum ülkem adına, Türkiye’m açısından kuşku ve endişe duyuyorum. Bu bölünmüşlük, bu bölünmüşlük kimin işine yarayacak? İktidarın işine yarayacak.
Zaten o mahkeme kararının verilmiş olmasından başlayarak, Senem Hanım, bir şey söyleyeyim mi size? 50 yıldır, 1950’de çok partili sisteme geçtiğimiz günden bugüne kadar hiçbir siyasi partinin kongresi bir mahkeme kararı vasıtasıyla yok edilmemiştir.
Senem Gökdağ: Mutlak butlan tartışmasıyla birlikte ilk kez böyle bir durum yaşandığı değerlendiriliyor.
Musa Çam: İlk kez, ilk kez, ilk kez böyle bir şey yaşanıyor. Normal koşullarda, normal koşullarda siyasi partiler, bütün siyasi partiler kongrelerini yaptılar değil mi? Kanunun iki gün içerisinde ilçe seçim kuruluna itiraz hakları var.
Senem Gökdağ: Kurultayla ilgili itirazlarda seçim kurullarının yetkili olduğu, kurultayda şaibe bulunmadığı yönündeki değerlendirmeler de gündeme geldi.
Musa Çam: Bütün siyasi partilerin itiraz edeceği yer seçim kurullarıdır. İlk kez Türkiye’de, 4-5 Kasım 2023’te yapıldı. 2025 yılında mahkeme açılıyor kurultayın iptaliyle ilgili. Türkiye’de ilk kez oluyor.
İlçe seçim kurulları, il seçim kurulu, Yüksek Seçim Kurulu... Kurultaya itiraz edileceği yer yok edildi. Ve Yüksek Seçim Kurulu bu konuda açıklama yaptı. Kurultayın iptaliyle ilgili “Hayır” dedi.
İlk kez mahkeme kararıyla böyle bir şey yapıldı. Bilinçli bir şekilde ve parti ikiye bölündü. Bu tabii ne olacak? Recep Tayyip Erdoğan’ın, AKP’nin ekmeğine yağ sürmekten başka bir şey değildir.
Yorum Yazın