Dolar 47,3322
%0.14
Euro 53,8589
%-0.09
Altın 6.168,055
%0.22
Bist-100 13.943,87
%-0.95

Pzt

-8°

Sal

-12°

Çar

-3°
Kamil Okyay Sındır’dan mutlak butlan ve Yeni Parti değerlendirmesi: 'İstifa etmem eli kulağında'

Kamil Okyay Sındır’dan mutlak butlan ve Yeni Parti değerlendirmesi: 'İstifa etmem eli kulağında'

CHP eski Genel Sekreteri ve eski İzmir Milletvekili Kamil Okyay Sındır, NEO TV’de yayınlanan Manşet programında mutlak butlan kararını, Yeni Parti’nin kuruluşunu ve CHP’de yaşanan ayrışmayı değerlendirdi. Sındır, CHP üyeliğinden istifa etmeyi düşündüğünü belirterek, “Yargıtay’da henüz temyiz aşamasında olan hukuki bir süreç var. Yargıtay kararının ne olacağı belli değil. Partimizden, Yeni Parti’den, kuruculardan ve Sayın Genel Başkan’dan iletilen mesajla, ‘Kurultay delegeleri henüz istifa etmesin. Yargıtay kararı henüz belli değil. Belki Yargıtay kararı son kurultayı yeniden geçerli kılabilir’ denildi. Ancak görüyorum ki birçok kurultay delegesi arkadaşımız istifa ediyor. Ben de eli kulağında istifa etmeyi düşünüyorum.Bunu uzun uzun ve üzülerek düşünüyorum. Cumhuriyet Halk Partisinin, Atatürk’ün kurduğu partinin önümüzdeki yıllarda yeniden güçlenerek bütün bu yapıyı tek bir çatı altında toplaması gerektiğine inanarak bunu söylüyorum.” dedi.

  • Ege Postası
  • 24.07.2026 - 19:43
  • Güncelleme: 24.07.2026 - 21:23

EGEPOSTASI- CHP eski Genel Sekreteri ve eski İzmir Milletvekili Kamil Okyay Sındır, NEO TV’de yayınlanan Manşet programında gündeme ilişkin önemli açıklamalarda bulundu.

Yeni Parti’nin kuruluş tarihinin Lozan Barış Antlaşması’nın 103’üncü yıl dönümüne denk gelmesini değerlendiren Sındır, partinin kuruluşunu siyasi parti isimlerinin ötesinde bir “memleket meselesi” olarak gördüğünü söyledi.

Mutlak butlan kararının hukuka aykırı olduğunu savunan Sındır, kararın CHP içerisinde ciddi bir ayrışmaya yol açtığını ifade etti. Kemal Kılıçdaroğlu’nun kişiliğine ve geçmişteki mücadelesine saygı duyduğunu belirten Sındır, buna karşın hukuksuz olduğunu düşündüğü bir kararı kabul etmesinden dolayı hayal kırıklığı yaşadığını dile getirdi.

Sındır, CHP’den yaşanan istifalar karşısında mevcut parti yönetiminin ayrıştırıcı bir dil kullanmak yerine özeleştiri yapması gerektiğini söyledi.

“BU YENİ PARTİNİN KURULUŞUYLA BERABER AYNI DÖNEME DENK GELMESİ”

Yeni Parti’nin kuruluş başvurusunun Lozan Barış Antlaşması’nın imzalandığı 24 Temmuz’a denk gelmesini değerlendiren Sındır, şunları söyledi:

“Lozan Anlaşması’nın imzalandığı 103’üncü yıl dönümü. Önemli bir gün ve bugüne denk gelen bir parti başvurusu söz konusu. Aslında dün itibarıyla da Erzurum Kongresi’nin ilk günüydü. Orada ilginç bir tesadüf var. Erzurum Kongresi’nde alınan kararlardan ve kongrenin toplanma gerekçelerinden bir tanesi, İstanbul hükümetinin vatanı koruyamaması durumunda geçici bir hükümet kurulacağının belirtilmesiydi.

Mustafa Kemal Atatürk, büyük önderimiz ve Cumhuriyetimizin kurucusu, kongre toplantısında bunu özellikle belirtiyor. ‘İstanbul hükümeti vatanı koruyamıyor. Vatan korunamaz hâlde ve bizim millet olarak bir şey yapmamız gerekiyor’ diyerek geçici bir hükümet kurma gerekliliği ortaya konuyor.

Bu yeni partinin kuruluşuyla beraber aynı döneme denk gelmesi bir tesadüf. Lozan da aynı şekilde Birinci Dünya Savaşı’nın sonunda yapılan sıradan bir anlaşma değil. Birinci Dünya Savaşı’na yenik düşmüş ve işgal altına girmiş imparatorluk topraklarında, o zamanki vatan topraklarının işgal altında olduğu bir sürecin sonunda zaferle sonuçlanan bir milli mücadelenin anlaşmasıdır.

Bugün ülkemizde hâlâ Kurtuluş Savaşı’na bile rahatsız olanlar var. ‘Osmanlı’dan mı kurtuluyoruz?’ diyorlar. Osmanlı’dan değil, yedi düvelin işgalinden kurtuluşun zaferidir, kurtuluş mücadelesidir. Lozan Anlaşması da o yedi düvelin masaya oturtulduğu, sonradan hepsinin pişman olduğu bir anlaşmayı imzalamak zorunda bırakıldığı, Sevr’le Anadolu’yu bölüştükleri anlaşmanın yırtılıp atıldığı ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin tapu senedi olarak ifade ettiğimiz bir anlaşmadır.

Partimizin kuruluşunun bugüne denk gelmesi bir tesadüf. Tarihlere bakarsanız tesadüf olarak görünüyor. Ancak 20 Temmuz’da, adli tatile girmeden önce Yargıtay’dan bir karar beklentisi vardı. O nedenle 20 Temmuz’un hemen akabinde parti kuruluşu hızlandırıldı ve 24 Temmuz’a yetiştirildi. 91 milletvekilimiz de kurucu üye olarak başvurdu ve Yeni Parti adı altında kuruldu.

Ben olaya parti isimleri ve parti tüzel kişilikleri nezdinde bakmıyorum. Bu mesele bir parti meselesinden öte bir memleket meselesidir.”

“KUVVETLER AYRILIĞI ZEDELENDİ”

Yeni Parti’nin kuruluşunu Türkiye’nin tam bağımsızlığı, Cumhuriyet’in temel değerleri ve demokrasi mücadelesi kapsamında değerlendiren Sındır, şöyle konuştu:

“Konuyu böyle irdelerseniz parti isimleri, parti logoları ve partilerin marka kimliklerinden daha ziyade, büyük önder Mustafa Kemal Atatürk’ün de yaptığı gibi bir mücadelenin tohumlarının atıldığı bir süreç olarak yürüdüğünü görürsünüz.

Türkiye’nin tam bağımsızlığına, Cumhuriyet’in temel ilke ve değerlerine sahip çıkmak ve Türkiye’nin içine sürüklendiği karanlık karşı devrim hareketinin önüne geçmek gerekliliğinden kaynaklanan bir zaruret ve zorunluluk olarak görüyorum bu partinin kuruluşunu. Dolayısıyla hayırlı olsun.

Türkiye siyaseti, 2010 Anayasa Referandumu’yla Anayasa Mahkemesinin ve Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun üye sayıları ve üye yapısında yapılan değişikliklerin ardından farklı bir noktaya sürüklendi.

O dönemin Cumhuriyet Halk Partisi lideri Sayın Deniz Baykal ve partimiz ısrarla, ‘Bu iki maddeyi çıkartın, referanduma bile gitmeden Meclis’ten bunu geçiririz’ dedi. Ancak o iki madde referanduma götürüldü. O dönem ‘Yetmez ama evet’ diyenlerin de desteğiyle çok az bir farkla referandumdan geçti. Onun sonrasında Türk yargısı maalesef bir vesayet altına girdi. Kuvvetler ayrılığı zedelendi.

2018 yılında ben kamuda çalışan birisiydim, üniversitede öğretim üyesiydim, akademisyendim. 2009 yılında belediye başkanlığı için başvuruda bulunduğumda kamudan istifa etme zorunluluğum vardı ve istifa ettim.

Devlet memurları siyasi bir görev için ayrılırlarsa istifa ederler. Ancak aday gösterilmezlerse veya aday gösterilip seçimde kaybederlerse aynı göreve geri dönme hakkına sahiptirler. Bunun iki istisnası vardır. Birisi Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarıdır. Bir kişi ayrılıp siyasi rozet takarak tarafını belli etmişse Türk Silahlı Kuvvetlerine geri dönemez. İkinci istisna ise yargı mensuplarıdır. Bir yargı mensubu bir rozet taktığı andan itibaren tarafsızlığını yitirmiştir. Onu tekrar yargıya kabul etmek doğru bir yaklaşım olmayacaktır.

Ancak 2018 yılında bu ülkede 3 binin üzerinde, daha önce Adalet ve Kalkınma Partisi’nde il veya ilçe başkanlıkları, yöneticilikleri, belediye başkanlıkları, adaylıkları ve milletvekili adaylıkları yapmış, parti için çalışmış hukukçu hâkim ve savcı olarak göreve atandı.

Elbette herkes siyasi partilerde çalışabilir. Kimseye itirazım yok. Türk siyasetinde her renkten, her inançtan ve her düşünceden insan siyasi partilerde olacaktır, olmalıdır. Bu demokrasinin zenginliğidir. Ancak siyasi rozete sahip olan hukukçuların hâkim ve savcı olarak göreve atanmaları, Anayasa’nın ve hukukun temel ilkelerine aykırı bir durum teşkil ediyor.

Siz bir kanunla siyasi parti rozeti takan yargı mensuplarını geri kabul etmiyorsunuz ama diğer taraftan siyasi rozete sahip olanları savcı ve hâkim yapıyorsunuz.

Ben hiçbir hâkimi, Cumhuriyet savcısını veya Cumhuriyet başsavcısını zan altında bırakmak istemem. Daha önce o rozeti taşımış olsa da şu anda görevini tarafsızca yerine getiren çok sayıda hukukçumuz olduğunu da ifade etmek gerekir. Bu, adalete duyulan güvenin bir gereğidir.

Türkiye’de kuvvetler ayrılığı dediğimiz yasama, yürütme ve yargı birbirinden bağımsız olmalıdır. Türkiye Büyük Millet Meclisi yasama organıdır, kanunları yapar. Yürütme, devleti yönetmek üzere milletten süreli ve geçici bir görev alan organdır. Yargı ise Türk milleti adına adaleti koruyan ve sağlayan hukuk sistemidir.

Bu organlar birbirlerini denetleyebilmeli, birbirleri üzerinde vesayet kurmamalı; birbirinden bağımsız ve tarafsız olarak anayasal çerçeve içerisinde görev yapabilmelidir. Böyle olmayınca Yargıtay içtihatlarına, Anayasa’ya ve hukuka aykırı olduğunu düşündüğümüz kararlar karşımıza çıkabiliyor.”

“HEM HOŞ KARŞILANMADI HEM DE ETİK BULUNMADI”

Mutlak butlan kararını değerlendiren Sındır, CHP’nin kongre ve kurultay süreçlerinin Yüksek Seçim Kurulu denetiminde kesinleştiğini belirtti.

Sındır, şunları söyledi:

“Bunlardan bir tanesi de mutlak butlan kararıdır. Yüksek Seçim Kurulu, Anayasa’da tanımlanmış bir yüksek yargı organıdır. Anayasa Mahkemesi, Hâkimler ve Savcılar Kurulu, Danıştay ve Sayıştay gibi YSK de bir yüksek yargı organıdır.

Anayasa, Yüksek Seçim Kurulunun görev, yetki ve sorumluluklarını tanımlamıştır. YSK kararları itiraz edilemeyen ve kesinleşmiş kararlardır.

Cumhuriyet Halk Partisi kurultayını yapmış, ardından olağanüstü kurultay ve tüzük kurultayı gibi çeşitli kurultay süreçlerinden geçmiştir. Mahalle delege seçimleri ilçe seçim kurulu nezdinde yapılmasa da ilçe kongreleri, seçilen mahalle delegeleriyle Yüksek Seçim Kurulunun denetiminde ve ilçe seçim kurulları marifetiyle yapılıyor.

İlçe kongresindeki bir hukuksuzluğa veya usulsüzlüğe yönelik itiraz, ilçe seçim kuruluna yapılır. İtiraz reddedilirse İl Seçim Kuruluna, oradan da ret gelirse Yüksek Seçim Kuruluna kadar itiraz hakkı vardır. YSK’nin verdiği karar kesindir.

Dolayısıyla ilçe kongreleri, il kongreleri ve kurultaylar bütün itiraz süreçlerini geçerek Yüksek Seçim Kurulunun kesin kararıyla kesinleşmiş süreçlerdir.

En son yapılan kurultayda seçilmiş olan genel başkan, Parti Meclisi, Yüksek Disiplin Kurulu üyeleri, Bilim Kültür Sanat Platformu üyeleri ve öncesindeki il başkanları, il yöneticileri, il disiplin kurulları, ilçe başkanları ve ilçe yöneticileri YSK denetiminden geçmiş ve kesin hükme bağlanmış sonuçlardır.

Bunlar ortadayken bir mahkemenin konuyu adi suç olarak görüp hukuki süreci devam ettirmesi, itirazların bölge adliye mahkemesince reddedilmesi ve konunun Yargıtay’a taşınması söz konusu.

Buradaki itirazlar, içeriğe yönelik olmaktan çok usule yönelik itirazlardır. Konu şu anda Yargıtay’dadır. Dolayısıyla alınmış olan mutlak butlan kararı, hukuki süreci bile henüz sonuçlanmamış bir noktada verilmiştir.

Bizatihi kendisinin hukuk dışı olduğuna inandığımız bu süreç sonrasında Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun, 38’inci Kurultay öncesindeki parti yönetiminin ve Parti Meclisinin yeniden göreve gelmesi yönündeki kararlar parti genelinde hem hoş karşılanmadı hem de etik bulunmadı. Bu nedenle parti içerisinde bir ayrışmaya yol açtı.”

“HUKUKİ BİR KARAR ALINMIŞTIR AMA TOPLUM NEZDİNDE KARŞILIĞI KABUL GÖRMEMİŞTİR”

Mutlak butlan kararının CHP içerisinde çatışma ortamı yarattığını belirten Sındır, Özgür Özel’in miting ve saha çalışmalarının toplumda oluşturduğu umudun sekteye uğratıldığını savundu.

Sındır, şöyle konuştu:

“Hukuki bir karar, parti içerisinde bir çatışma ortamına neden oldu. Mutlak butlan kararı öncesinde Sayın Genel Başkanımız Özgür Özel, yaptığı mitinglerle, yurt gezileriyle, esnaf ziyaretleriyle, yurt içi ve yurt dışı ilişkileriyle halkımızın ve milletimizin geniş bir kesiminde teveccühle karşılanmıştı.

Cumhuriyet’e sahip çıkan bu hareket, heyecanla ve umutla karşılanmış, millete yeniden umut olmuştu. Bir anda o umut sekteye uğratıldı.

Türk siyaseti bir kuşatılmışlık ve tıkanıklık içerisinde evrildi. İsterseniz yargı deyin, isterseniz yürütme deyin, isterseniz yürütmenin vesayeti altındaki organlar deyin. Bir siyasi partinin hukuki süreçlerini tamamlamış ve YSK gibi yüksek yargı organının kesinleşmiş hükümlerine rağmen bir Cumhuriyet savcısının iddianamesi ve bir hâkimin kararıyla koca bir siyasi parti allak bullak olabiliyor.

Burada Cumhuriyet Halk Partisinden söz ediyoruz. Cumhuriyet’in kurucusu Atatürk’ün kurduğu, dünya siyasetinin en köklü partilerinden birinin bir anda allak bullak olmasına neden olunabiliyor.

Türkiye’nin üzerine çöken bu mahkeme kararıyla gelinen süreç, yarın Türk siyasetindeki her partinin başına gelebilir. Bu yüzden aslında milli bir meseledir.

Bir mahkeme, YSK kararını yok sayarak ve YSK’nin kurultaylara verdiği onayları hükümsüz hâle getirerek geçmişe yönelik bir karar alıyor. Bu karar, yarın yürütmede veya muhalefette olan bütün siyasi partilerin tepesinde bir demokrasi kılıcı gibi duracak bir emsal teşkil ediyor.

Muhalefet de yasama organının bir parçasıdır. Muhalefetsiz bir iktidar ve yürütme düşünülemez. Yargının yasama üzerindeki bu hukuk dışı olduğunu düşündüğümüz kararı, Türkiye’de kuvvetler ayrılığı ilkesinin, hukuk devletinin ve hukukun üstünlüğünün ortadan kalktığının bir göstergesi olarak değerlendirilebilir.”

Kılıçdaroğlu’yla uzun yıllar birlikte çalıştığını hatırlatan Sındır, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Düne kadar Cumhuriyet Halk Partisi çatısı altındaydık. Ben Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’yla iki yılı aşkın süre, onun en yakınındaki parti genel sekreteri olarak görev yaptım. MYK gündemlerini hazırlayan ve partinin bütün iş ve işleyişini düzenleyen bir kişi olarak çalıştım.

Onun kişiliğine, saygınlığına, devlet adamlığına ve dürüstlüğüne herhangi bir söz söylemem. Söylenmesine de izin vermem.

Düne kadar başta Sayın Kılıçdaroğlu olmak üzere bugün ‘butlancı’ olarak tanımlanan ve onunla birlikte parti yönetiminde bulunan arkadaşlarımıza yoldaş diyorduk. Bugün farklı bir tanımlama yapılmasını doğru bulmam.

Bu bir ayrışmadır. Türkiye’nin yaşadığımız süreçten kurtuluşunda kurumsal bir farklılaşmadır. Biz böyle görüyoruz. Biz Sayın Kılıçdaroğlu’yla birlikte hep adalet için yol yürüdük.

Hangi güç veya hangi gücün örtülü ve kripto aracıları birtakım telkinlerde ve iknalarda bulundular ki bugün Cumhuriyet Halk Partisi yönetimi bunu ısrarla sürdürüyor?

Keşke göreve geldikleri ilk gün, ‘Arkadaşlar, hep beraber gelin. Sayın Özgür Özel, Sayın Genel Başkan, bana böyle bir görev verildi. Bu hukuki bir süreç değildir. Ben de bunun hukuksuz ve meşru olmadığını kabul ediyorum. Hukuki bir karar alınmıştır ama toplum nezdinde karşılığı kabul görmemiştir. Gelin hep beraber bu süreci hızlıca aşalım. Partimizi bulunduğu yerden daha ileriye taşıyalım. Olağanüstü kurultayı bir an önce yapalım ve partinin önünü açalım’ diyebilseydi çok şık ve çok doğru olurdu.

Keşke yapsaydı, keşke olsaydı. Olmadı.”

“BEN KURULTAY SÜREÇLERİNİN NASIL İŞLEDİĞİNİ İYİ KÖTÜ BİLİYORUM”

CHP’nin olağan kurultay sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Sındır, delegelerin belirlenmesi sürecinde yaşanabilecek sorunlara dikkat çekti.

Sındır, şunları söyledi:

“Olağan kurultay eylül ayında. Ben kurultay süreçlerinin nasıl işlediğini iyi kötü biliyorum. Üst yönetim göz yumarsa ilçe delegelerinin ve il delegelerinin nasıl belirlendiğini biliyoruz.

Mahalle delege seçimlerinde adres gösteriliyor, ‘Askıdan indi’ deniliyor. Partililer seçimin ne zaman olduğunu bile bilmiyor. Orada isimler kâğıda yazılarak delegeler belirleniyor. Oradan il kongreleri ve kurultay delegeleri belirleniyor.

Evet, orada meri bir durum ortaya çıkıyor ama meşruiyet olmayabiliyor. Olağan kurultay sonucunda meşru değil, yalnızca mevcut şartlardan kaynaklanan bir delegasyonun belirlenmesi olasılığı vardır.

Başta Sayın Özgür Özel olmak üzere artık milletin umudu hâline gelmiş kişilerin tasfiye edilmesi olasılığı ve riski çok yüksektir. Parti bir tıkanıklığın içerisine sürükleniyordu. Bunu gördükleri için farklı bir adım atıldı.”

“NORMAL BİR KURULTAY, HAKKANİYETLİ BİR KURULTAY OLMAYACAĞININ GÖSTERGESİYDİ”

Sındır, CHP’de milletvekilleri, il başkanları ve ilçe başkanlarına yönelik disiplin süreçlerinin hakkaniyetli bir kurultay yapılmayacağının göstergesi olduğunu savundu.

“Göreve gelindikten sonra bazı milletvekillerinin ihraç istemiyle Yüksek Disiplin Kuruluna sevk edilmeleri, il başkanlarının, merkez ilçe başkanlarının ve onlar aracılığıyla diğer ilçe başkanlarının ve partililerin disipline sevk edilmesi söz konusu oldu.

Hatta ‘Arınıp gelsinler’ çağrısı yapıldı. Tedbirli ve ihraç istemli sevkler gerçekleştirildi. Bunlar olağan, normal ve hakkaniyetli bir kurultay olmayacağının göstergesiydi.

Ben Yeni Parti’nin programının Cumhuriyet Halk Partisi’nin programına, tüzüğünün de CHP tüzüğüne benzemesini garipsenecek bir durum olarak görmem. Çünkü ideolojik bir farklılık yok.

Belki Sayın Özgür Özel’in saha çalışmalarında özellikle altını çizerek vurguladığı, muhafazakâr demokratları, milliyetçi demokratları, liberal demokratları, Kürt demokratları, sosyal demokratları ve sosyalist demokratları kucaklayan bir yaklaşım vardır.

Cumhuriyet’in temel ilke ve değerlerine ve Atatürk ilke ve devrimlerine bağlı kalarak demokrasiyi taçlandıracak bir siyasi parti yaklaşımı söz konusudur.”

“BEN ŞUNA ŞAŞIRIYORUM, HAYAL KIRIKLIĞIM ONDAN”

Kılıçdaroğlu’nun geçmişte yürüttüğü Adalet Yürüyüşü’nü hatırlatan Sındır, mutlak butlan kararının kabul edilmesinden dolayı hayal kırıklığı yaşadığını söyledi:

“Ben şuna şaşırıyorum. Hayal kırıklığım orada. Saygı duyduğum için bunu hayal kırıklığı olarak ifade ediyorum.

Sayın Enis Berberoğlu tutuklandıktan hemen sonra Sayın Kılıçdaroğlu, MYK’de kendi ısrarıyla ‘Yürümek istiyorum, hep beraber yürüyelim’ dedi ve Ankara’dan İstanbul’a Adalet Yürüyüşü’nü gerçekleştirdi.

Onun ne kadar büyük bir heyecanla, azimle ve kararlılıkla yürüdüğüne hepimiz şahit olduk. O yürüyüş sırasında Türkiye’de farklı siyasi düşüncelere sahip siyasi partiler ve özellikle muhalefetin her rengi destek verdi.

Meslek kuruluşları, meslek örgütleri, sendikalar, siyasi partiler ve demokratik kitle örgütleri destek verdi. Yüz binlerce kişi büyük bir heyecan ve coşkuyla yürüdü. Maltepe’de Adalet Mitingi, Çanakkale’de Adalet Kurultayı yaptık.

Türkiye’de adaleti tesis etmek için birçok girişim oldu. ‘Hak, hukuk, adalet’ sloganı o yürüyüşte öne çıktı.

Hak, hukuk ve adaleti bu kadar içselleştirmiş bir kişinin, hukuksuz olduğunu düşündüğümüz böylesi bir karar sonrasında görevi kabul etmesi veya kabul etse bile bunu ısrarla normalleştirmeye çalışması, benim kabul edemediğim şeydir.

Bir partinin genel başkanı partinin her şeyinden sorumludur. Hele ki konu parti içiyse. İki partili birbirine küstüyse bile bu genel başkanı ilgilendirir. Bırakın parti içi kutuplaşmayı; iki yol arkadaşı, iki partidaş bile birbirine küstüğünde bu durum genel başkanı ilgilendirmelidir.”

“ÖZGÜRLÜĞÜN KISITLANMAMASI GEREKİR, SANKİ CEZA ALMIŞLAR GİBİ”

Belediyelere yönelik operasyonları da değerlendiren Sındır, CHP’li belediye başkanlarının tutuklu yargılanmasına tepki gösterdi.

“Niçin hiçbir AK Partili belediye operasyon görmüyor? Bu soruyu da sormamız gerekiyor. 27 belediye başkanı tutuklu yargılanıyor. Hepsi mi aynı suçu işlemiş?

Pirincin içinde beyazlığın yanında taşlar elbette olabilir ama bu derece olabilir mi? Bu, özel bir operasyon görüntüsü veriyor. Hukuka olan saygımızın ve adalete olan güvenimizin kırıntısı kalsa bile bunu sorgulamamız gerekir.

Tutuklanan belediye başkanları veya görevliler içerisinde suç işlemiş olanlar olabilir. İhaleye fesat karıştırmış, görevini kötüye kullanmış veya görevini ihmal etmiş olanlar bulunabilir. Hukuk ve adalet önünde cezalarını çekmelidirler. Buna hiçbir itirazımız yok.

Ancak delil karartma veya kaçma şüphesi yoksa bir kişinin özgürlüğünün kısıtlanmaması gerekir.

Geçmişte böyleydi. Birçok belediye başkanı mahkeme önüne çıktı. Ben de Bornova Belediye Başkanı olduğum dönemde mahkemeye çıktım. Savunmamı yaptım ve beraat ettim.

Mahkeme bazıları hakkında suçlu olduklarına dair hüküm de verebilir. Adalet önünde boynumuz kıldan ince. Her türlü sonuç çıkabilir.

Ancak esas olan, yargılama sürecinde masumiyet karinesi gereği insanların savunmalarını özgür olarak yapmalarıdır. Özgürlüğün, sanki ceza almışlar gibi kısıtlanmaması gerekir.”

“MEVCUT YÖNETİMİN ÜZÜLMESİ VE KAHROLMASI GEREKİR”

CHP’de yaşanan istifaları değerlendiren Sındır, mevcut parti yönetiminin ayrılan isimleri suçlamak yerine nedenlerini sorgulaması gerektiğini söyledi.

Sındır, şu ifadeleri kullandı:

“CHP’den yaşanan istifalarda, üzülerek istifa edenlerden daha çok mevcut yönetimin üzülmesi ve kahrolması gerekir.

‘Biz bu yol arkadaşlarımızı niye birer birer kaybediyoruz, neden elimizden kayıp gidiyorlar?’ diye sormaları gerekir. Bunlar bizim yıllardır, on yıllardır birlikte mücadele ettiğimiz arkadaşlarımız. Aynı idealler uğrunda mücadele ettik ve hâlâ ediyoruz.

‘Bu arkadaşlarımız niye gidiyor?’ diye üzüntü duymaları ve bu üzüntülerini ifade etmeleri gerekir. Onun yerine ayrıştırıcı bir dil ve söylem kullanmak hoş değil. Ben bunu gerçek Cumhuriyet Halk Partililere yakıştırmam.

CHP, yönetim ve idari zaafları olsa da Atatürk’ün kurduğu bir parti olarak kurumsal kimliğiyle saygınlığını sürdürecektir.

Ancak Türkiye Büyük Millet Meclisinde sıralama gereği CHP’nin Meclis Başkanvekili olmayacak. AK Parti, Yeni Parti, MHP, İYİ Parti ve DEM Parti’nin Meclis Başkanvekilleri olacak. Cumhuriyet Halk Partisinin ise sıralama gereği Meclis Başkanvekili bulunmayacak.”

“ELİ KULAĞINDA, İSTİFA ETMEYİ DÜŞÜNÜYORUM”

Programda “CHP’den istifa edecek misiniz?” sorusunu da yanıtlayan Sındır, istifa kararının eşiğinde olduğunu açıkladı.

Sındır, şunları söyledi:

“Benim gönlüm, ayrışmamış bir sosyal demokrat yapı olmasından yanaydı. Keşke öyle olsaydı ama bu maalesef mümkün olmuyor.

Bugün sizinle bu programı yaparken dinleyenlerimizden bazıları, ‘Kamil Hoca yeniden siyasete mi soyunuyor, yeniden milletvekilliği, belediye başkanlığı veya bir görev mi bekliyor?’ diye düşünebilir.

Bunu heyecanla söyleyenler de olabilir, ‘Hoca artık yeter, bir kenarda otur’ diyenler de olabilir. Hepsine saygı duyarım.

Benim hiçbir makam beklentim yok. Bunu özellikle belirtmek istiyorum. Ben yalnızca memleketimizde, evlatlarım ve torunlarım için umutların yitirilmediği, Cumhuriyet’in değerlerinin daha da yüceltildiği bir ülke istiyorum.

Bu ülkede yaşayan herkesin, her türlü siyasi düşüncenin, inanç kimliğinin ve etnik kimliğin kendi kimlik onuruyla yaşayabildiği, millet ve ulus olarak birlikte hareket edebildiği bir Türkiye istiyorum.

Ben kurultay delegesiyim. Sayın Özgür Özel’in yeniden genel başkan seçildiği son kurultayda herhangi bir görev talep etmedim. Ne Parti Meclisinde ne de başka bir organda görev istedim. Kurultay delegesi olarak oyumu verip kurultaya katkı sundum.

Geçmişte genel sekreterlik yapmış birisi olarak kurultayların aynı zamanda onur üyesiyim.

Yargıtay’da henüz temyiz aşamasında olan hukuki bir süreç var. Yargıtay kararının ne olacağı belli değil.

Partimizden, Yeni Parti’den, kuruculardan ve Sayın Genel Başkan’dan iletilen mesajla, ‘Kurultay delegeleri henüz istifa etmesin. Yargıtay kararı henüz belli değil. Belki Yargıtay kararı son kurultayı yeniden geçerli kılabilir’ denildi.

Ancak görüyorum ki birçok kurultay delegesi arkadaşımız istifa ediyor. Ben de eli kulağında istifa etmeyi düşünüyorum.

Bunu uzun uzun ve üzülerek düşünüyorum. Cumhuriyet Halk Partisinin, Atatürk’ün kurduğu partinin önümüzdeki yıllarda yeniden güçlenerek bütün bu yapıyı tek bir çatı altında toplaması gerektiğine inanarak bunu söylüyorum.”

Yorum Yazın

Yukarıdaki alan boş bırakılamaz

Yorum yazma kurallarını okudum ve kabul ediyorum.

Yukarıdaki alan boş bırakılamaz
Yukarıdaki alan boş bırakılamaz
Yorumlar
Yeniden eskiye
Eskiden yeniye
Öne çıkanlar

Bu habere hiç yorum yapılmamış... İlk yorum yapan sen ol.