İzmir’de ‘iklim dirençliliği’ hamlesi: Kadifekale’den kente yayılacak dayanışma modeli
ICLEI Küresel Uygulama ve İş Geliştirme Direktörü Sunadan Tiwari, “İzmir çok katmanlı, giderek derinleşen iklim riskleriyle karşı karşıya olan bir kent. Yağmur suyu toplama sistemi de suyun az olduğu dönemlerde daha sürdürülebilir bir kullanım imkânı sunarak bunu tamamlıyor. Ama etkisi yalnızca Kadifekale ile sınırlı değil. Burada üretilen fideler artık kent genelindeki mahalle bostanlarını destekleyecek” dedi.
- Ege Postası
- 22.04.2026 - 10:50
- Güncelleme: 22.04.2026 - 11:10
ŞİLAN KOCADAĞ/EGEPOSTASI- İzmir Büyükşehir Belediyesi, ICLEI – Sürdürülebilirlik için Yerel Yönetimler, Zurich Türkiye ve Z Zurich Vakfı iş birliğiyle yürütülen “Toplumlar için İklim Dayanıklılığı Projesi” kapsamında, Agora ve Kadifekale başta olmak üzere çevre mahallelerde hayata geçirilen çalışmalar kamuoyuna tanıtıldı. İklim değişikliği kaynaklı afetlere karşı toplulukların direncini artırmayı hedefleyen “Kentsel İklim Dirençliliği Programı”nın tanıtımının ardından, Kadifekale’de yürütülen uygulamalar yerinde incelendi.

YILDIZ: TÜRKİYE’YE İNANMAYA DEVAM EDİYORUZ
Zurich Türkiye CEO’su Yılmaz Yıldız, “Zurich Sigorta Grubu Türkiye'ye bakarsak; biz Zurich Türkiye olarak Türkiye'nin en büyük uluslararası yatırımcılarından bir tanesiyiz. Yaklaşık 2 milyar dolarlık bir işlem hacmimiz var. Sadece geçtiğimiz 1,5 yılda Türkiye'de iki büyük satın alma, iki büyük dağıtım anlaşması yaptık. Türkiye'ye yatırım yapmaya, Türkiye'ye inanmaya, Türk insanına güvenmeye devam ediyoruz. Türkiye'nin en büyük gruplarından biriyiz, 2 milyar dolarlık işlem hacmimiz var, 2,5 milyonun üzerinde müşterimiz var, 2 binin üzerinde acente brokerımız var ama çok karlı bir şirketiz. Bizim için başarı bu değil. Başarı ve başarının tanımı bizim için sadece finansal sonuçlar değil, tüm paydaşlarımıza ama tüm paydaşlarımıza katma değer yaratmak üzerine. Vakıf olarak tüm dünyada 110 ülkede faaliyet gösteriyoruz ve üç ana alanımız var. Tamamen her yıl Zurich Sigorta Grubu karının bir bölümünü vakfa aktarıyor ve vakıf da tüm dünyada hiçbir karşılık beklemeden sosyal sorumluluk projeleri yapıyor” dedi.
“60 MİLYON DOLARLIK BİR HİBE PROGRAMINI TÜM DÜNYADA UYGULUYORUZ”
Üç faaliyet alanlarının olduğunu belirten Yıldız, “Bunlardan bir tanesi sosyal eşitlik, tüm dünyada sosyal eşitlik projelerini destekliyoruz hibelerimizle. İkincisi psikososyal destek; çünkü dünyada psikolojik sorunlar önümüzdeki dönemde en büyük sağlık sorunu olma yolunda ilerliyorlar. Dünya nüfusunun yüzde 11'i resmi olarak anksiyete veya depresyonda. Onun için bu psikolojik sorunların çözümüne olabildiğince katkıda bulunmaya çalışıyoruz. Üçüncüsü de iklim değişikliğine uyum; küresel ısınma ve bunun iklimsel etkileri tüm dünyada şuna ya da bu şekilde olumsuz sonuçlara neden oluyor ve bunların azaltılması için çalışıyoruz.
Bu üç ana faaliyet alanı dışında baktığımızda bir tane daha var: Krizlere dayanıklılık. Ne yazık ki dünya üzerinde devamlı şu ya da bu şekilde farklı krizler oluyor; savaşlar, depremler, seller, kuraklık... Her yıl yaklaşık vakıf 60 milyon dolarlık bir hibe programını tüm dünyada hiçbir karşılık beklemeden uygulamaya çalışıyor ve her yıl yaklaşık 10-11 milyon insanın hayatına şu ya da bu şekilde olumlu katkıda bulunmaya çalışıyoruz” ifadelerini kullandı.
“İZMİR İÇİN BİR ŞEYLER YAPMAK İSTİYORUZ”
Kalıcı ve kapsayıcı çözümler bulunması gerektiğinin altını çizen Yıldız, sadece yerel çözümlere değil uluslararası deneyimlerle de sürecin büyüyebileceğini söyledi. Yıldız, “Hükümetler arası İklim Değişikliği Paneli'ne göre Türkiye, iklim değişikliğinden ve küresel ısınmadan en çok etkilenecek ülkelerden birisi. Akdeniz havzası küresel ısınma dozundan en fazla etkilenecek coğrafya. Akdeniz havzasında Anadolu, Anadolu'da da İzmir. Onun için bir şeyler yapmak istiyoruz, olumlu katkıda bulunmak istiyoruz. Ve bu olağanüstü hava olayları artık olma sıklığı değişti, olursa etkileri değişti. Yazın ortasında koca koca dolular yağıyor. Yağmur yağdı mı sel oluyor, yağmadı mı kuraklık oluyor. Her şeyi uçlarda, ekstremde yaşıyoruz” diye konuştu.
TIWARI: İZMİR GİDEREK DERİNLEŞEN İKLİM RİSKLERİYLE KARŞI KARŞIYA
ICLEI Küresel Uygulama ve İş Geliştirme Direktörü Sunadan Tiwari, “Kentin iklim eylemlerine olan bağlılığı ve kentsel süreçleri toplulukların sesine açma yönündeki samimi yaklaşımı sayesinde bu proje İzmir'de karşılık buldu. İzmir çok katmanlı, giderek derinleşen iklim riskleriyle karşı karşıya olan bir kent. Aşırı sıcaklar, seller ve uzun kuraklık dönemleri insanların geçim kaynaklarını, gıda güvencesini ve geleceğe dair güven duygusunu doğrudan etkiliyor. Toplumlar İçin İklim Dayanıklılığı projesi de tam olarak bu anlayışı yansıtıyor. Bu proje yalnızca kırılganlıkları tespit etmekle yetinmedi, topluluklarla birlikte o kırılganlıkları anlamaya, doğrulamaya ve yerel toplulukların güçlü yönlerini temel alarak buna yanıt üretmeye çalıştı.
İklim değişikliğine verilecek anlamlı bir yanıt, insanların hayatının içinden geçen deneyimlerine duyarlı olmakla geçiyor. Çözümler ancak kapsayıcıysa, yerel gerçekliğe dayanıyorsa ve doğrudan hizmet etmeyi amaçladığı kişiler tarafından şekillendiriliyorsa gerçekten etkili olabilir. Uyum, toplulukların neden bazı risklere açık olduğunu anlamakla başlar. Bu nedenle iklim eylemi, yoksulluğun azaltılmasıyla, toplumsal kapsayıcılıkla ve fırsatlara adil erişimle düşünülmelidir. Hedef, yalnızca toplulukların mevcut sorunlarla baş etmesine yardımcı olmak değil, aynı zamanda daha güçlü, daha duyarlı ve daha adil sistemler kurmaktır” dedi.
“KADİFEKALE’DE ÜRETİLEN FİDELER KENT GENELİNİ DESTEKLEYECEK”
Tiwari, “Kadifekale Mahalle Bostanları'nda iklime dayanıklı bir sera ve yağmur suyu toplama sistemi kuruldu. Bu uygulama, küçük ölçekli gıda üretimi yapan ve sıcak hava dalgalarıyla su stresi nedeniyle ürün kaybı yaşayan mahalle sakinlerinin karşı karşıya olduğu zorluklara yanıt vermek için tasarlandı. Özellikle de kayıplarını telafi edecek güvencesiz, sınırlı, alternatif kısıtlı olan kişiler için...Sera, fide üretimi için daha kontrollü bir ortam sağlıyor, bitkileri iklim kaynaklı aşırılıklardan koruyor ve fide üretimini daha güvenilir hale getiriyor. Yağmur suyu toplama sistemi de suyun az olduğu dönemlerde daha sürdürülebilir bir kullanım imkânı sunarak bunu tamamlıyor. Ama etkisi yalnızca Kadifekale ile sınırlı değil. Burada üretilen fideler artık kent genelindeki mahalle bostanlarını destekleyecek; aynı zamanda okul bahçeleri gibi kamusal alanlarda yeni bostanların kurulmasına da katkı sağlayacak. Bugün bu sera sadece bir üretim alanı değil, aynı zamanda bir öğrenme alanı, bir ortak çalışma alanı ve geçim alanı. Ürünlerini satarak gelir elde eden bostan kullanıcıları için daha güvenli ve çevresel açıdan daha sürdürülebilir bir üretim bölgesi oluşturulmuş durumda. Uyumun somut karşılığı tam da budur” ifadelerine yer verdi.
GÜLER: ÇEVRESEL SORUNDAN DAHA FAZLASI
İklim krizi artık hepimizin günlük hayatını etkileyen bir gerçek olduğunu söyleyen İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkanvekili Elvin Sönmez Güler, “Ama bugünün koşullarında artık hepimiz için sadece çevresel bir sorun olmaktan çok daha fazlası. Üstelik bu krizden en az sorumlu olanların en ağır bedelleri ödediği bir dünyada yaşıyoruz ne yazık ki. Kentlerimizde de durum giderek daha da derinleşiyor. Selde evi zarar gören, aşırı sıcaklarda sağlığı tehdit altında olan, kuraklık sebebiyle geçim kaynakları zayıflayan kesimler çoğunlukla en kırılgan gruplar. Yaşlılarımız, çocuklarımız, gelir düzeyi orta ve düşük olan kesimler bundan en çok zarar gören kitleler” dedi.
Yerel yönetimlerin görevi yalnızca aslında altyapı üretmek olmadığını söyleyen Güler, “Asıl sorumluluk; eşitsizlikleri azaltan, dayanışmayı büyüten, yurttaşı sürecin öznesi haline getiren bir iklim politikasını yerelde kurmak. İzmir’de tam da aslında biz bu anlayışla hareket ediyoruz. Çünkü biliyoruz ki iklim direnci ancak toplumsal dayanışma varsa gerçekleşebilir. Toplum İçin İklim Dayanıklılığı Programı bu yaklaşımın sahadaki en somut örneği aslında. Kadifekale ve Agora’da yürütülen çalışmalar bize şunu açıkça gösterdi: Bilgi paylaşıldığında, yurttaş sürece aktif olarak katıldığında ve mahalle ölçeğindeki örgütlenmeler güçlendirildiğinde kentler gerçekten dirençli bir hale gelebilir. Agora’da yürütülen sel hazırlık ve müdahale eğitimleriyle yüzlerce mahalle sakini sadece bilinçlenmedi; aynı zamanda kendi yaşam alanlarının aktif koruyucusu haline geldiler, bir aidiyet duygusu geliştirdiler. Gönüllü ekipler kuruldu, risk altındaki hanelere doğrudan dokunan önlemler geliştirildi” diye konuştu.
“MAHALLEDE BAŞLAYAN DAYANIŞMAYI KENTİN TAMAMINA YAYMAK İSTİYORUZ”
“Kadifekale’de çok daha değişik ve derin bir bakış açısı sağlandı” diyen Güler, “Kadınların öncülüğünde gelişen bu süreç, iklim meselesini aynı zamanda sosyal güçlenme alanına dönüştürdü. Mahalle bostanları, üretim seraları, atölyeler... Bunların her biri sadece bir proje çıktısı değil; dayanışmanın, üretimin ve ortak bir geleceğin yeniden kurulmasının temel adımları. Biz her atılan tohumu sadece toprağa değil; eşitliğe, dayanışmaya ve ortak müştereklerimize atılmış bir adım olarak görüyoruz. Çocukların bu sürece dahil olması ise geleceğe dair aslında umutlarımızı büyütüyor. Çünkü doğayla kurulan bağ ne kadar erken yaşta başlarsa o kadar kalıcı ve o kadar dönüştürücü olur” diye konuştu.
İzmir Büyükşehir Belediyesi olarak, iklim krizine karşı mücadeleyi sadece bir risk azaltımı olarak tanımlamadıklarını, bu mücadeleyi aynı zamanda daha adil, daha demokratik, daha kapsayıcı bir kent kurma iradesi olarak gördüklerini söyleyen Güler, “Hedefimiz; mahallede başlayan bu dayanışma modelini kentin tamamına yaymak, yurttaşların bilgiye, üretime ve karar alma süreçlerine gerçek anlamda katkı sağlamasını sağlamak. Çünkü çok açık: İklim krizi teknik çözümlerle, üst ölçekten alınan kararlarla, üst iradenin aldığı kararlarla değil; toplumsal örgütlenmeyle, kamusal akılla gerçekten hayata geçecek” şeklinde konuştu.
Yorum Yazın