Güldem Atabay'dan NEO Haber'de fon krizi ve Tugay çıkışı: 'AK Parti İzmir'de hiçbir şey kazanmadı!'
CHP eski Genel Başkan Yardımcısı ve ekonomist Güldem Atabay, NEO Haber'de yayımlanan Manşet programında fon krizi, Cemil Tugay'ın AK Parti'ye geçişi ve YENİ Parti'nin ekonomi politikalarına ilişkin çarpıcı açıklamalarda bulundu. Fon krizinin Türkiye ekonomisindeki güven sorununu derinleştirdiğini savunan Atabay, denetim kurumlarına sert eleştiriler yöneltti. Tugay'ın AK Parti'ye geçişini değerlendiren Atabay, "AK Parti'nin İzmir'de kazandığı hiçbir şey yok" dedi. YENİ Parti'nin ekonomi programına ilişkin de önemli başlıklar açıklayan Atabay, temel vatandaşlık geliri, KOBİ destekleri, tarım reformu, özelleştirmeler ve ilk 100 günlük ekonomi planına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
- Ege Postası
- 14.10.2026 - 13:31
- Güncelleme: 14.10.2026 - 13:45
EGEPOSTASI - CHP eski Genel Başkan Yardımcısı ve ekonomist Güldem Atabay, NEO Haber ekranlarında yayımlanan Manşet programında Senem Gökdağ'ın sorularını yanıtladı.
Türkiye gündemindeki fon krizinden İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay'ın AK Parti'ye geçişine, enflasyondan YENİ Parti'nin ekonomi programına kadar birçok konuda değerlendirmelerde bulunan Atabay, iktidarın ekonomi yönetimini ve denetim mekanizmalarını eleştirdi.
Atabay, fon krizinin yalnızca yatırımcıları değil, Türkiye ekonomisinin tamamını etkileyebilecek bir güven krizine dönüştüğünü belirterek kamunun denetim görevini yerine getirmediğini savundu.
YENİ Parti'nin iktidara gelmesi durumunda uygulamayı planladığı ekonomi politikalarını da anlatan Atabay, hukuk ve kurumların yeniden yapılandırılmasıyla başlayacak bir reform süreci öngördüklerini söyledi.
"FON KRİZİ YURT DIŞINDAN GELEN BASKIYLA ORTAYA ÇIKTI"
Senem Gökdağ'ın fon krizinin nasıl başladığına ilişkin sorusunu yanıtlayan Atabay, hisse senedi piyasasında fonlar ve belirli hisseler üzerinden manipülasyon yapıldığını ileri sürdü.
Uluslararası yatırım kuruluşlarından gelen uyarıların ardından düzenleyici kurumların harekete geçtiğini savunan Atabay, şunları söyledi:
"Şimdi ağır bir manipülasyon yapıldığını biliyoruz hisse senedi piyasasında hem fonlar üzerinden hem hisse senedi bazında. Dolayısıyla yurt dışından yabancı yatırımcıların olduğu Borsa İstanbul'a uyarılar gelmeye başladı.
Özellikle MSCI Endeksi, eğer bu manipülasyon devam ederse Türkiye'nin gelişmekte olan ülkeler kategorisinden aşağıya düşürülebileceği yönünde uyarılarda bulundu.
Dolayısıyla bu zaten birtakım düzenlemeler gerektiriyordu. Bu düzenlemelerin ağustos ayı sonunda artan baskılarla gelmesi sonucunda bir fon temelli kriz ortaya çıktı.
Fakat tabii bunu tetikleyenlerden bir tanesi Mehmet Şimşek'in yaklaşık 10 ay kadar önce manipülasyon olduğunu, gereğini yapacaklarını söylemesiydi.
Dolayısıyla bu düzenlemelerin yapılması bir zaman meselesiydi."
"10-11 AY NEDEN BEKLENDİĞİNİ SORGULAMAMIZ GEREKİYOR"
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'in daha önce manipülasyona ilişkin açıklamalar yaptığını hatırlatan Atabay, buna rağmen önlem alınmadığını savundu.
Atabay, "Bugün hâlâ neden o 10-11 ay geciktiğini sorgulamamız gerekiyor. Ama aslında bu iktidarın, Mehmet Şimşek'in bahsettiği soruşturma sonucunda değil, yurt dışından gelen bir baskıyla bu krizin patlak verdiğinin altını çizmek gerekiyor" dedi.
Gökdağ'ın uluslararası baskıların belirleyici olup olmadığını sorması üzerine Atabay, bunun bir iddiadan ibaret olmadığını savunarak MSCI tarafından yapılan açıklamalara dikkat çekti.
Atabay, "MSCI Endeksi'nden gelen açıklamalar var. Türkiye borsasının gelişmekte olan ülkeler kategorisinden daha alt bir kategoriye düşmesi, Türkiye'nin çok mecbur olduğu sıcak parayı çekmek açısından oldukça sorunlu bir durum yaratacaktı. Uluslararası endeks sahibinden gelen bu açıklama sonucunda Sermaye Piyasası Kurulu neden sonra bir işlem yaptı, müdahale etti" ifadelerini kullandı.
"BORSA İSTANBUL, SPK VE BDDK GÖREVLERİNİ YAPMADI"
Fon krizinin geçmişinin 2020-2021 yıllarına kadar uzandığını belirten Atabay, Borsa İstanbul, Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) ve Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunun (BDDK) denetim sorumluluklarını yerine getirmediğini öne sürdü.
Atabay, şöyle konuştu:
"Biz biliyoruz ki bu iş sadece 10-11 aylık bir iş değil. Aslında 2020-2021'e dayanan, fonların kapalı sistem olarak kurulduğu dönemde başlayan, içinde halka arzlar sürecinin de mercek altına alınmasını gerektiren bir süreç.
Öyle bir aşamaya geliniyor ki manipülasyon borsada yapılıyor, Sermaye Piyasası Kurulu bu fonların halka açılmasına izin veriyor. Bir taraftan bu fon sahibi şirketlere Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu banka izni veriyor.
Bir taraftan biliyoruz ki bu fon hakkında uyarı yapmaya çalışanlar gözaltına alınıyor. Ramazan Başak en önde olan isimlerden.
Dolayısıyla bizim karşı karşıya olduğumuz, devletin bu piyasaları düzenlemek ve denetlemekle sorumlu kurumlarının, Borsa İstanbul, Sermaye Piyasası Kurulu ve BDDK olmak üzere, aslında işlerini yapmadıkları, ağır görev ihmali yaptıkları bir dönemin sonu olarak karşımızda duruyor."
Fon krizinde siyasi bağlantıların bulunduğunu da iddia eden Atabay, isimlerin tamamının kamuoyuna açıklanmamasının soru işaretlerini artırdığını savundu.
Atabay, "Bu olayın patlamasıyla beraber ortaya çıkan siyasetle bağlantılı isimler, bunun siyasi bağlantılarının ne kadar kuvvetli olduğunu anlatmalı. O isimlerin hâlâ üstünün örtülmeye çalışılması, bu işin ne kadar yukarı gittiğini ve partizanlaşan bürokratların bu işin içinde olduğunu bize hissettiriyor. Tam olarak liste açıklanmadığı için ispatlamak zor" dedi.
"MECLİSTEN KAÇMAYI TERCİH ETTİLER"
Senem Gökdağ, fon krizinin TBMM'de görüşülmesinin beklendiği 7 Ekim'de yaşanan gelişmeleri gündeme getirdi.
Atabay, söz konusu gün Meclis'te karar yeter sayısı üzerinden yaşananları eleştirerek, iktidarın fon krizinin araştırılmasını istemediğini öne sürdü.
Atabay, şu ifadeleri kullandı:
"Bunlar tabii hep tarihe geçecek. Bugün içinde yaşadığımız, sıkıntısını çok ağır hissettiğimiz, artık nefes alamaz hâle geldiğimiz günlerin içindeyiz.
O gün Meclis'in açılmasıyla beraber bu fon krizinin tartışılması, hatta daha sonra AK Parti ve MHP oylarıyla reddedildiği belirtilen bir araştırma komisyonu kurulması aşamasına girilecekti.
Dolayısıyla ilk tepki Meclis'ten kaçmak oldu. Karar yeter sayısı soruldu ve Meclis'i kapattılar.
Arkasından tepki olarak muhalefet partileri Meclis'te kalmaya devam etti ve kendilerini ifade ettiler.
Bu, muhalefet adına, sadece YENİ Parti için değil, Türkiye'de hakkı yenen, paraları gasp edilen milyonlarca insanın savunulması davası.
Dolayısıyla ister Meclis'ten kaçsınlar, ister bugün Halk TV'ye kayyım atasınlar, artık yapabilecekleri şeylerin sonuna kadar gidiyorlar.
Bu aslında bir çöküşün hikâyesi."
Atabay, hukuki ve siyasi gelişmeler karşısında muhalefetin halkla birlikte hareket etmesinin önemine vurgu yaparak, seçmenlerin sandıktan uzaklaştırılmaması gerektiğini ifade etti.
CEMİL TUGAY'IN AK PARTİ'YE GEÇİŞİNE SERT TEPKİ
"AK PARTİ'NİN İZMİR'DE KAZANDIĞI HİÇBİR ŞEY YOK"
Programın İzmir gündemine ayrılan bölümünde Senem Gökdağ, Cemil Tugay'ın AK Parti'ye geçişinin siyasi sonuçlarını sordu.
Atabay, Tugay'ın parti değiştirmesinin AK Parti açısından İzmir'de bir kazanım anlamına gelmediğini savunarak sert ifadeler kullandı.
Atabay, şöyle konuştu:
"AK Parti'nin İzmir'de kazandığı hiçbir şey yok.
AK Parti, Cemil Tugay'ı Cumhuriyet Halk Partisi'nden seçilmiş, YENİ Parti'ye katılmamış, o tarafın herhâlde en tartışmalı, en kötü adaylarından biri olarak, Cumhuriyet Halk Partili olduğu için İzmir tarafından teveccüh gösterilmiş düşük performanslı bir belediye başkanını saflarına katıp aracı hâline getirdi.
Genel Başkanımız bir kukla dedi. Ben onu geçenlerde bir yayında söyledim, tekrar etmek istiyorum. Kendisi saray soytarısı hâline geldi, gelmek üzere.
Dolayısıyla kazandığı böyle bir karakter.
Ama İzmir'in iradesine, İzmir'in duruşuna hâkim olması mümkün değil."
"İZMİR'İN İRADESİNİ DEĞİŞTİREMEZLER"
İzmir seçmeninin uzun yıllardır AK Parti'ye karşı farklı bir siyasi tercih ortaya koyduğunu belirten Atabay, Tugay'ın parti değiştirmesinin kentteki siyasi eğilimleri değiştirmeyeceğini savundu.
Atabay, şu ifadeleri kullandı:
"İzmirli, AK Parti'nin iktidar olduğu 25 senedir yatırımsız kalmaktan, hak ettiğini alamamaktan, ürettiğine karşılık ödediği vergilere karşılık hak ettiğini alamamaktan muzdarip.
Ama buna rağmen başka bir siyasi duruş göstererek, bir dünyaya bakış duruşu göstererek AK Parti'ye teveccüh etmedi.
Bundan sonra da etmeyecektir. Ben İzmirlilerin safları daha da sıklaştıracağını düşünüyorum."
Merkezi hükûmetin İzmir'e yönelik yatırımlarını siyasi tercihler üzerinden şekillendirdiğini ileri süren Atabay, şöyle devam etti:
"Ne göreceğiz? Bazı ertelenen yatırımların, imza verilmeyen, sadece Cumhuriyet Halk Partili bir şehir ağırlıklı olduğu için cezalandırılan bir şehrin alamadıkları yatırımların gündeme gelmesini göreceğiz.
Çok güçlü isimleri buraya aday gösterdiler biliyorsunuz. Başta Binali Yıldırım olmak üzere.
Alamadıkları bir şehri şimdi hak edilen yatırımları bir pazarlık unsuru hâline getirerek, 'Bakın biz buraya para akıtırız, bize oy verin' diyerek almaya çalışacaklar.
Ben İzmirlilerin buna düşeceğini düşünmüyorum."
FON MAĞDURLARINA ÖDEMELER NASIL YAPILACAK?
"TOPLANAN PARA HERKESİN ZARARINI KARŞILAMAYABİLİR"
Programın devamında fon mağdurlarının zararlarının nasıl karşılanacağı ele alındı.
Senem Gökdağ, mağduriyetlerin kamu bütçesinden değil, haksız kazanç elde edenlerden alınacak kaynaklarla giderileceğine ilişkin açıklamaları hatırlatarak bunun mümkün olup olmadığını sordu.
Atabay, mevcut yaklaşımın mağdurların zararlarının tamamını karşılamakta yetersiz kalabileceğini söyledi.
Atabay, şöyle konuştu:
"AK Parti'nin belki de siyaseten yaptığı en büyük hatalardan bir tanesi bu dönemde bu olay oldu.
Çünkü daha önce kamu kaynaklarının kamu-özel iş birlikleri üzerinden nasıl kullanıldığını gördük. Bir hizmetin bedeli 3 olacaksa 13 oldu.
Seçmen bunu doğrudan hayatında hem hissediyordu hem de hissedemiyordu. Neden fakirleştiğini, neden yoksullaştığını, birileri bu kadar tüketime, büyümeye, harcamaya devam ederken kendi sofrasından neden her gün bir şey eksildiğini anlayamıyordu.
Ama bu fon kriziyle birlikte o kadar somutlaştı ki artık özellikle AK Parti kendi seçmeninin cebine bizzat elini sokup parayı almış ve kendine doğru çekmiş oldu."
Mağduriyetlerin giderilmesi için oluşturulması öngörülen kaynağın yeterli olmayabileceğini savunan Atabay, ödemelerin zamana yayılabileceğini belirtti.
Atabay, "Biz topladığımız para kadar, oranı kadar dağıtacağız deniyor. Yani eğer mesela siz 1 milyon lira hak ediyorsanız belki 500 binini alacaksınız. Sonra aylarca bekleyeceksiniz. Dolayısıyla bir başlangıç yaratıp 'Bakın biz bunu yapacağız' diyerek olayı hem kapatmak hem de sürece yaymak gibi bir politikaları var" dedi.
"KAMU KAYNAKLARININ KULLANILMASI İHTİMALİ VAR"
Atabay, ilk aşamada haksız kazanç sağladığı belirlenen kişilerden tahsilat yapılmasının planlandığını ancak yeterli kaynak bulunamaması durumunda kamu bütçesinin devreye sokulabileceğini savundu.
Atabay, şöyle konuştu:
"İlk başta ben kamu kaynaklarına en azından fon mağdurları için gidileceğini düşünmüyorum.
Ama iki gün önce itibarıyla bir varlık fonu altına aktarma işleminin yapılması ve oraya karşı bir ödeme yapıldığının Sermaye Piyasası Kurulu bülteniyle ilan edilmesi, ilk kamu kaynağının harcandığını gösteriyor bize.
Ve bunun devamı da o bankalar açısından gelecektir.
Ama işin son tarafında eğer siz dağıtacağınız fonu toplayamazsanız, bir kere üstünü örttüğünüz isimler var. O isimlerin kim olduğunu bilmiyoruz. Ne kadar mal varlıklarını geri getirecekleri belli değil."
"Fahiş kazanç iade fonu" olarak tanımladığı mekanizmanın şeffaf olmadığını savunan Atabay, isimlerin ve tahsil edilecek paraların kamuoyuna açıklanması gerektiğini belirtti.
Atabay, "Yurt dışına kaçırılan paralar var. Yurt dışına kaçanlar var. Bunların ne kadar götürdükleri belli değil. Siz ısrarla günlerdir kamuoyunun talebine rağmen bu isimleri gizliyorsanız dağıtacak parayı tam olarak toplayamayacağınız anlamına gelir" ifadelerini kullandı.
"20 MİLYAR DOLARLIK DEĞER BUHARLAŞTIRILDI"
Fon krizinin büyüklüğüne ilişkin değerlendirmelerde bulunan Atabay, yaklaşık 20 milyar dolarlık değer kaybı yaşandığını ileri sürdü.
Atabay, şunları söyledi:
"Hatırlayalım, 20 milyar dolarlık bir değer uçuruldu, buharlaştırıldı.
Bugün bunu elinizdeki fonları borsada ya da tahvil tarafında satmaya kalksanız, karşılığın özellikle borsa kısmının yüzde 90'lar civarında eridiğini görüyorsunuz.
Dolayısıyla o oluşan değer, insanların girdiği bu organize kumpasta zaten eridi.
Eğer siz bir fona tam başından değil de mesela temmuz ayında girdiyseniz zaten çok şişirilmiş fiyatlardan girdiniz.
Şimdi onun belki dörtte üçü kadar eridiği zaman o zaten varlık olarak orada yok.
Bu insanların buradan aldıklarını geri getirmezseniz, isimleri gizlediğiniz için neyin gelip neyin gelmediğini kamuoyu takip edemezse mağdurlar için yaratılacak kaynak sınırlı olmaya mahkûm.
Çünkü siz her şeyi örterek, gizleyerek bu işi yapmaya çalışıyorsunuz.
Hiçbir şeffaflık yok, açıklık yok."
"200 KİŞİLİK LİSTE DENİLDİ, 85 KİŞİ ORTAYA ÇIKTI"
Krize ilişkin isim listelerinin de açıklığa kavuşturulması gerektiğini belirten Atabay, listelerde farklı sayılar telaffuz edildiğine dikkat çekti.
Atabay, "200 kişilik bir liste olduğundan bakan bahsediyor. Arkasından 85'i çıkıyor ve belli ki birileri sansürlenmiş orada. O birileri kim olabilir? Siyasetçiler ve bürokratlar diye algılıyoruz. Dolayısıyla kimdir bunlar? Ne kadar büyük kazanç sağladılar? Diğer isimlerin kazançları ne kadar? O kaynak şu anda orada yok. O yüzden de bir aşamada kamu kaynakları kullanılacak" dedi.
FATMA BETÜL SAYAN KAYA HAKKINDA ÇARPICI İDDİALAR
"PARAYI GERİ VERMEK CEZA SORUMLULUĞUNU ORTADAN KALDIRMAZ"
Senem Gökdağ'ın eski Bakan Fatma Betül Sayan Kaya'nın fon işlemleri ve geri ödeme sürecine ilişkin sorusunu yanıtlayan Atabay, para iadesinin tek başına olası cezai sorumlulukları ortadan kaldırmayacağını savundu.
Sermaye piyasası mevzuatındaki etkin pişmanlık ve geri ödeme mekanizmalarının farklı suç türleri bakımından değerlendirilmesi gerektiğini belirten Atabay, Kaya hakkındaki işlemlerin yeterince araştırılmadığını ileri sürdü.
Atabay, "Bu konuda yalnızca piyasa manipülasyonunu değil, içeriden bilgi kullanımı iddialarını da araştırmak gerekiyor. Bana göre daha ağır ceza hukuku hükümlerinin de devreye girip girmeyeceği incelenmeli. Ama o hukukçuların işi" değerlendirmesinde bulundu.
Atabay, Kaya'nın yaklaşık 2,1 milyar liralık işlemine ilişkin iddiaları gündeme getirerek, yapılan iadenin yöntemine de itiraz etti.
Atabay, "Kendisi ne iki katını yatırdı ne başka bir şey. 2,1 milyardan ana parayı ve faiz gelirini çıkarıp kalan parayı yatırdı. Ne oldu? Elini kolunu sallayarak yürüdü gitti" ifadelerini kullandı.
Bu değerlendirmeler Atabay'ın iddiaları ve hukuki yorumları olup, adı geçen kişi hakkında kesinleşmiş bir suç tespiti anlamına gelmiyor.
"BİR KİŞİYİ AÇIKLARLARSA DİĞERLERİ DE ORTAYA ÇIKACAK"
Fon krizine ilişkin soruşturma süreçlerini de eleştiren Atabay, siyasi bağlantıların ortaya çıkmasının istenmediğini öne sürdü.
Atabay, şöyle konuştu:
"Siyasetin içinde ilişkilerin böyle girift olduğu, siyasetçilerin, bakan yardımcılarının, bakanların, genel başkanların olduğu bir süreçte, hani o meşhur kitap vardı, bir tuğlayı çekerseniz bütün duvar yıkılır diye.
Aynı durum.
Eğer aramızdan birini açıklarsak herkes ortaya çıkar korkusu var.
Çünkü herkes birbirine bağlı. O zincir orada. O ona haber veriyor.
Benim anladığım kadarıyla uzun yıllar piyasa bilgisi sahibi olarak çalışmış Fatma Betül Hanım bu trene atlayan belki de son isimlerden.
Çünkü nisanda alıyor, ağustosta satıyor.
Geç ekleniyor. Bir de o kadar rahat ki kendi ismiyle, eşinin ismiyle yapıyor.
Diğerlerinin isimleri örtülmüş."
Atabay, benzer işlemler nedeniyle başka kişilerin tutuklu bulunduğunu ileri sürerek hukuki süreçlerin eşitlik ilkesi çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.
"FONLARDAN 700 MİLYAR LİRALIK ÇIKIŞ OLDU"
"GÜVEN KRİZİ BÜTÜN EKONOMİYE YAYILIYOR"
Fon krizinin Türkiye ekonomisi üzerindeki etkilerini değerlendiren Atabay, yatırım fonlarından ciddi miktarda para çıkışı yaşandığını söyledi.
Atabay, bu durumun borsa, tahvil piyasası, şirketlerin finansman maliyetleri ve istihdam üzerinde olumsuz etkiler yaratabileceği uyarısında bulundu.
Atabay, şunları söyledi:
"Bugün bakıyorsunuz fonlardan kaçan para, bireysel emeklilik sistemi dışındaki fonlardan, döviz ve yatırım fonlarından çıkan para 700 milyar TL'ye ulaştı.
Yani neredeyse fon krizi kadar bir para.
Korku var. Yani güven yok.
Kurumlara, sistemi denetleyenlere, sistemi kurgulayanlara ve genel olarak bu rejime güven yok.
Buradan çıkan para bankalara gidiyor. Çünkü neden? Bankalarda mevduat garantisi var.
Dolayısıyla insanlar şimdilik TL'ye döndü, mevduata park etti.
Peki bunun etkisi ne oluyor?
Siz bir fondan çıktığınız zaman içindeki varlıklar satılıyor.
Yani borsa endeksinin düşmeye devam ettiği, tahvil faizlerinin yükselmeye devam ettiği bir süreçle karşı karşıyayız."
"ŞİRKETLERDE 4,5 TRİLYON LİRALIK DEĞER KAYBI"
Fon piyasasındaki sarsıntının yalnızca krize konu olan yatırımcıları etkilemediğini söyleyen Atabay, şirketlerin piyasa değerlerinin de zarar gördüğünü ileri sürdü.
Atabay, şöyle konuştu:
"Türkiye'nin en güzide şirketleri burada değer kaybediyor böyle bir fon krizinden.
Bu değer ne kadar? Yaklaşık 4,5 trilyon TL'ye ulaşmış durumda.
Buradaki yatırımcılar ayrıca hiç hak etmedikleri şekilde, doğru hisse senetlerine yatırım yapmışken ceza görmeye başlıyorlar.
Ve çok kolay bir çıkış yok buradan.
Çünkü artık yeni yatırımcı piyasalardan korkuyor.
Yabancı yatırımcı zaten böyle manipülasyon yapıldığı bir ortama ve manipülasyon yapanların cezalandırılmadığı bir ortama gelmek istemiyor."
"EKONOMİ DAHA DA YAVAŞLAYACAK, İŞSİZLİĞE YANSIYACAK"
Fon krizinin şirketlerin borçlanma maliyetlerini yükselteceğini belirten Atabay, Merkez Bankasının olası faiz indirimlerinin etkisinin de sınırlanabileceğini savundu.
Atabay, şu değerlendirmeyi yaptı:
"Tahvil faizlerinin yükselmesi, Türkiye'de faizin yükselmesi, özellikle şirketler açısından borçlanma maliyetinin yükselmesi demek.
Merkez Bankası önümüzdeki dönemlerde büyük ihtimalle faiz indirecek ama o faiz indirimleri böylece nötrleşmiş olacak.
Yani sanayi sektöründeki sıkışma devam edecek.
Yaşadığımız ekonomik darboğaz bu fon kriziyle birlikte aylara yayılacak.
Güven sorunu, genel olarak likidite sıkışması üzerinden ekonominin daha da sert yavaşlamasıyla sonuçlanacak ve işsizliğe yansıyacak ister istemez.
Yani ekonomik maliyeti Türkiye ekonomisinin daha da durağanlaşması, yavaşlaması olacak.
Hayatlarımızın daha da sıkışması olacak açıkçası."
YENİ PARTİ'NİN EKONOMİ PROGRAMI: "ÖNCE HUKUK VE GÜVEN"
"ENFLASYONU SADECE FAİZ POLİTİKASIYLA DÜŞÜREMEZSİNİZ"
Senem Gökdağ'ın enflasyon ve YENİ Parti'nin ekonomi politikalarına ilişkin sorusunu yanıtlayan Atabay, Türkiye'nin yalnızca para politikasıyla çözülemeyecek yapısal ekonomik sorunları bulunduğunu belirtti.
Yıl sonu enflasyonunun yüzde 30'un altına düşmesini beklemediğini söyleyen Atabay, gelecek yıl için de yüzde 28-30 aralığında bir tahminde bulundu.
Atabay, şöyle konuştu:
"Ben bu sene sonunda enflasyonun yüzde 30'un altında kalacağını düşünmüyorum. Seneye de yüzde 28-30 arası bir yerde olacaktır. Seçim senesi olursa daha da yüksek olabilir.
Peki biz ne yapacağız?
Bir kere şu saatten sonra sadece ekonomi politikalarının tek başına işe yarayıp yaşadığımız hayat krizini aşabileceğimiz yeri geçtik.
Dolayısıyla bizim çok boyutlu bir başlangıç yapmamız gerekiyor.
Bunun içinde hukuk, adalet, sistemle ilgili ve ekonomiyle ilgili kurumların, bütün bu yöneticilerin temizlenmesi, oraya liyakatli isimlerin atanması ve işlerin yapılmasına izin verilen bir ortamın yaratılmasıyla başlayacak süreç."
Enflasyon beklentilerinin bozulduğunu ve fiyat istikrarının kısa sürede sağlanmasının kolay olmadığını belirten Atabay, kurumlara duyulan güvenin yeniden tesis edilmesinin önemine vurgu yaptı.
Atabay, "Bu beklentileri değiştirir, kurumsallaşmayı sağlamlaştırdığınız anda beklentilerin çok hızlı iyileşebileceğini görüyorsunuz. O yüzden bir seneyi aşmayacak bir mücadeleyle gerçekten yüzde 10'lara, yüzde 15'lere doğru indirmek mümkün olabilir. Ama asıl bizdeki enflasyon artık yapısal bir sorun" dedi.
"TARIMDA AYRI BİR REFORM GEREKİYOR"
Türkiye'deki gıda fiyatlarının üretim ve tedarik zincirindeki sorunlardan kaynaklandığını belirten Atabay, çiftçilerin borçluluk ve üretim maliyetleri nedeniyle zor durumda kaldığını ifade etti.
Atabay, şu açıklamalarda bulundu:
"Tarımda çiftçi üretemiyor, gıda fiyatları yüksek.
Çiftçi üretememeyi bırakın, battıkça, borçlandıkça ve tarımdan sofraya bir gıda zincirinde bozukluk oldukça bizim enflasyonumuz en azından o tarafta yüksek kalıyor.
Dolayısıyla ayrı bir tarım reformu gerekiyor.
Bizim enflasyonumuz artık sadece para politikasıyla değil, arz yönü, üretimle ilgili çözümlerle düşürülebilir."
"SANAYİYİ, KOBİ'LERİ VE ÜRETİM ZİNCİRİNİ YENİDEN YAPILANDIRACAĞIZ"
YENİ Parti'nin ekonomi programında üretim ve gelir dağılımına öncelik verdiklerini belirten Atabay, sanayinin teknolojik dönüşümünün destekleneceğini söyledi.
Atabay, şöyle konuştu:
"Sanayi sektörünün teşviklerini, desteklerini dünyadaki değişimi yakalayabilecek şekle sokmak gerekiyor.
KOBİ'lere özel destekler vermek, özel teşvikler vermek, bu teşviklerle üretim yapılarını değiştirip sanayi şirketlerine ve dünyadaki tedarik zincirlerine bağlayabilmek, çağı yakalatabilmek gerekiyor.
Altyapı yatırımlarıyla Türkiye'nin bir yerinden bir yerine giden ürünlerin maliyetlerini özellikle karayolları değil artık demiryolları üzerinden indirebilmek ve bir ağla Türkiye'yi bağlamak gerekiyor."
Üretimin Türkiye geneline yayılması gerektiğini belirten Atabay, şöyle devam etti:
"Biz üretim tarafını değiştirip bir taraftan da gelir adaletsizliğini gidermek için sosyal yardımları devam ettirdiğimiz bir süreç kurguluyoruz.
Enflasyon için önce hukuk, arkasından ekonomiyle ilgili kurumların güvenilir bir yapıya kavuşturulması, para politikasıyla doğru bir mücadele ve asıl üretim tarafına odaklanmak gerekiyor.
Sanayiyi, tarımı, hizmetleri, turizmi ve KOBİ'leri destekleyerek üretim zincirini dünyaya bağlamak istiyoruz.
Bu, üretimi Türkiye'nin her yerine yaymak, bölgesel farklılıkları azaltmak ve istihdamı Anadolu'nun birçok köşesine taşımak anlamına geliyor.
Biz üretim ve daha adil paylaşım diyoruz."
KÖPRÜ VE OTOYOL ÖZELLEŞTİRMELERİNE TEPKİ
"ÇEŞME OTOYOLU'NU ÖZELLEŞTİRMENİN HİÇBİR MANTIĞI YOK"
Programda gündeme gelen köprü ve otoyolların özelleştirilmesi konusunu değerlendiren Atabay, kamu tarafından inşa edilmiş ve hâlen gelir getiren varlıkların satışına karşı olduklarını belirtti.
İzmir-Çeşme Otoyolu'nu da örnek gösteren Atabay, şöyle konuştu:
"Türkiye zaten son 25 yılda özelleştirebileceği hemen her şeyi sattı ve gözü kara bir şekilde sattı.
Doğru olmayan işler de yaptı.
Mesela elektrik dağıtım şirketlerinin özelleştirilmesinin bugün ne kadar yanlış olduğunu görüyoruz, yaşıyoruz. Faturalarımızla yaşıyoruz, çıkan yangınlarla yaşıyoruz.
Fakat iş Boğaz köprülerini ve bizim otoyolları, İzmir otobanından da bahsediliyor, Çeşme Otoyolu'nu satmaya, özelleştirmeye geldiği zaman şöyle bir resimle karşı karşıyayız:
Siz yatırım yapmak için bu kaynağı istemiyorsunuz.
Yeni bir Boğaz köprüsü ya da yeni bir köprü yapılmıyor.
30 sene önce zaten yapılmış, olmuş bitmiş, buradan para kazanılan ve vatandaşın da makul bir fiyatla kullandığı bir yeri özelleştirmenin hiçbir mantığı yok."
"ÖZELLEŞTİRME SEÇİM İÇİN KAYNAK YARATMA ÇABASI"
Köprü ve otoyolların işletme haklarının uzun süreli devredilmesinin ulaşım maliyetlerini artıracağını savunan Atabay, bunun gıda fiyatlarına kadar yansıyabileceğini söyledi.
Atabay, şöyle konuştu:
"Bu tamamen cebinize para koyup seçimlere girmek.
Çünkü kaynakları yediniz bir taraftan.
O yüzden biz bu özelleştirmeye tamamıyla karşıyız.
Her gün Anadolu'dan yüzlerce, binlerce tır geliyor. O paraları ödeyeceksiniz, nakliyat masrafları daha da yükselecek.
Gıda enflasyonundan bütün zincirlere, bütün ürünlere yayılan bir enflasyon furyası patlatacaksınız.
Neden? 3 ya da 4 milyar dolar gelir elde edeceksiniz.
20-30 senelik bir vadede kullanım haklarını veriyorsunuz, bu şekilde bağlıyorsunuz.
Siz bir sonraki seçimde kullanacak parayı çıkarmak için."
"YAPILIRSA YARGI YOLUYLA GERİ ALACAĞIZ"
YENİ Parti'nin köprü ve otoyolların özelleştirilmesine karşı çıkacağını vurgulayan Atabay, iktidara gelmeleri durumunda hukuki süreçleri işleteceklerini söyledi.
Atabay, şu ifadeleri kullandı:
"Biz bu özelleştirmeyi yapmayacağız.
Yapılması hâlinde de mutlaka mahkemelerde bunu durdurup geri alacağız.
Onun dışında bizim anlayışımız kamucu bir anlayış.
Kamucu anlayış, devletin her şeyi ürettiği, her şeye hâkim olduğu anlamına gelmiyor.
Ama bir iş yaparken bunun kamuya faydası var mıdır diye soracağız.
Biz köprü ve otoyolları özelleştiriyorsak bunun kamuya bir faydası var mıdır?
Bu tabloda bir faydası yok.
O zaman biz bu işi yapmayacağız."
Atabay, geçmiş özelleştirmeler ile kamu-özel iş birliği projelerinin de inceleneceğini belirterek bazı sözleşmelerin hukuki açıdan yeniden değerlendirilmesinin gündemlerinde olduğunu ifade etti.
"TÜRKİYE'DE SORUN EKONOMİ PROGRAMINDAN ÖNCE SİSTEMİN KENDİSİNDE"
"KAYNAKLAR YANLIŞ YERE AKTARILIYOR"
Senem Gökdağ'ın mevcut ekonomi politikalarının neden sonuç vermediğini sorması üzerine Atabay, Türkiye'deki temel sorunun kaynak dağılımı ve kurumsal yapı olduğunu savundu.
Atabay, şu ifadeleri kullandı:
"Türkiye büyük bir ekonomi. Büyüyoruz, kaynak kullanıyoruz, bir katma değer yaratıyoruz fakat bunun paylaşımında ciddi bir sorun var.
Orta sınıf ve alt gelir grupları sürekli kaybederken fon kriziyle ortaya çıkan, buzdağının üstünde gördüğümüz bir sistem var.
Bu, kaynakların yanlış yere aktarılmasına neden oluyor.
Son dönemde özellikle Cumhurbaşkanlığı sistemiyle birlikte devlet kurumlarının işlevsiz hâle getirildiği, Meclis'in işlevsiz hâle getirildiği, denetim mekanizmalarının kalmadığı, her şeyin tek elde toplandığı bir düzendeyiz.
Türkiye çok büyük bir ülke. 86 milyon nüfus ve büyüyecek.
Böyle bir sistemle yönetilemez."
"100 GÜNLÜK, 1 YILLIK VE 5 YILLIK PROGRAM HAZIRLAYACAĞIZ"
Ekonomide kalıcı iyileşme için kurumların yeniden güçlendirilmesi gerektiğini belirten Atabay, YENİ Parti'nin farklı vadeleri kapsayan programlar üzerinde çalıştığını açıkladı.
Atabay, "Yasama, yürütme ve yargının gerçekten ayrılması, birbirinden bağımsız hâle gelmesi gerekiyor. Karar mekanizmalarının yanlış işlemesi nedeniyle kaynak kullanımı çok yanlış olduğu için kısır bir döngüye girdik" dedi.
Mehmet Şimşek döneminde enflasyonun düşürülmesine yönelik politikaların üretim ve refah sorunlarını çözmediğini savunan Atabay, şu değerlendirmeyi yaptı:
"Yüksek faiz verdi. Emeğin değerini düşürdü, baskıladı. TL'yi baskıladı.
Bu sayede enflasyonu kendilerince makul bir seviyeye indirdi.
İnanın onun ötesinde hiçbir vizyonları yok.
Yazılan orta vadeli programların içindekilerin hiçbiri hayata geçirilmedi.
Yıllardır tekrar tekrar aynı şeyler yazılıyor.
Dolayısıyla hata sistemin kendisinde başlıyor.
Sistemin kendisinin yarattığı sorunlara çözüm bulunamadığı için günübirlik krizleri öteleyen, sonra başka krizler yaratan bir modelin içinde sıkıştılar.
Biz bunların hepsini bir programla, 100 günlük, 1 yıllık, 5 yıllık program yaparak değiştirmek niyetindeyiz."
YENİ PARTİ'DEN "TEMEL VATANDAŞLIK GELİRİ" ÇALIŞMASI
"KADINLAR, EMEKLİLER, ÇOCUKLAR VE ÖĞRENCİLER ÖNCELİKLİ OLACAK"
YENİ Parti'nin dar gelirli vatandaşların alım gücünü artırmak için nasıl adımlar atacağı sorusunu yanıtlayan Atabay, temel vatandaşlık geliri üzerinde çalıştıklarını açıkladı.
Atabay, ekonomi ekibinin sosyal yardımların yeniden düzenlenmesine ilişkin ayrıntılı çalışmalar yürüttüğünü belirterek şöyle konuştu:
"Bizim bir takımımız var ekonomi alanında.
Bir fon krizi masasıyla biraz ön plana çıktı isimler ama bu ekonomi biriminde çalışanlar olarak biz mesela günlerdir temel vatandaşlık gelirini çalışıyoruz.
Bunun içindeki şimdiki verilen sosyal yardımları partizanlıktan nasıl ayırırız, hangi kriterleri koyarız?
Buna kadınları, ev kadınlarını nasıl koyarız?
Çocuklara okul yemeğini, okulda güvenliği nasıl koyarız?
Emeklilerin çok hızlı bir şekilde hayat şartlarını nasıl düzenleriz?
Emekli çalışanlar, iki çocuğu olan aileler, tek ebeveyn, iki çocuk, üç çocuk...
Bunları tamamıyla senaryo olarak çalışıp bir sonuçla çıkacağız vatandaşın karşısına."
"BARINMA, KDV VE SOSYAL YARDIMLARLA KISA VADEDE RAHATLAMA SAĞLAYACAĞIZ"
Türkiye'nin üretim yapısını değiştirmenin zaman alacağını ancak dar gelirli vatandaşlara yönelik bazı düzenlemelerin kısa sürede uygulanabileceğini belirten Atabay, şöyle konuştu:
"Enflasyonu düşürmek zorlu bir süreçtir.
Türkiye'nin üretim yapısını değiştirmek kısa vadede, geceden sabaha olmaz.
Ama bir barınma krizini, doğrudan vergilerle, KDV ile ilgili düzenlemeleri ve sosyal yardımları öyle bir kurgularsınız ki kısa vadede en azından bir rahatlama hissedilir.
AK Parti'nin yıllardır üzerimize bindirdiği yükü biraz hafifletebilirsiniz.
Sonra ekonominin yapısı değiştikçe o tarafa kaynak aktarmayı artırırsınız.
Hatta beş senenin sonunda bir bakarsınız ki sosyal yardım alma ihtiyacı olan insan sayısı düşmeye başlamış, en azından artmamaya başlamış.
Bizim planımız bu düzenden zarar gören kesimleri ciddi kamu destekleriyle biraz rahat hissettirmek.
Kadınlar, emekliler, çocuklar, öğrenciler ve engelliler bunların önemli grupları."
"SOSYAL DESTEKLER İÇİN MİLLÎ GELİRİN YÜZDE 2-2,5'İ AYRILACAK"
Senem Gökdağ'ın sosyal destekler için gerekli kaynağın nasıl sağlanacağını sorması üzerine Atabay, hazırlanan modelin millî gelirin yüzde 2 ila 2,5'i düzeyinde bir bütçe gerektireceğini söyledi.
Atabay, şu ifadeleri kullandı:
"Karşınıza bu uygulamayla çıktığımızda gayrisafi millî hasılanın yüzde 2-2,5'ini geçmeyecek şekilde olacağını göreceksiniz.
Bugün AK Parti'nin yapmaya çalıştığı bize benzer, bizden esinlenmiş destek şekli aslında yüzde 2'ler civarında bir kaynak ayıracak aynı şekilde.
Ama o, bu işleri partizanca yapıyor ve insanları sosyal yardımsız yaşayamayacak hâle getirmeye çalışıyor.
Bizim farkımız yüzde 2-2,5'lik bir destekle bu insanları ayakları üzerinde durabilir hâle getirmek.
Çok çeşitli yan desteklerle, eğitim destekleriyle, beceri geliştirme destekleriyle, kadınların hayata katılması, çocukların daha sağlıklı beslenmesiyle.
Dolayısıyla temel farkımız orada."
"VERGİ AFLARI VE AYRICALIKLAR KALDIRILARAK KAYNAK YARATILACAK"
Sosyal desteklerin finansmanında vergi politikalarının yeniden düzenlenmesini öngördüklerini belirten Atabay, bazı şirketlere sağlanan vergi avantajlarına son verilmesinin kaynak yaratabileceğini savundu.
Atabay, şöyle konuştu:
"Çok ölçülü, çok hesaplı, tam da olması gereken hedefli kesimlere bu desteği vermek istiyoruz.
Kaynak derseniz de bunun için vergi harcamaları denen, aslında vergi indirimleri ve vergi aflarını kaldırdığınız zaman buraya kaynağı çok güzel şekilde buluyorsunuz.
Bu iş kimi öncelediğinizle ilgili.
Kendi yandaşlarınıza mı böyle bir çeşmeyi bağlayıp akıtmışsınız, yoksa onu oradan kesip bu düzenden çok ağır zarar gören halka mı aktarıyorsunuz?
Bizim tercihimiz ikinci taraftan yana."
KOBİ'LERE DESTEK İÇİN YENİ MODEL
"DESTEKLERİN SONUÇLARI ÖLÇÜLMELİ"
YENİ Parti'nin küçük ve orta büyüklükteki işletmelere yönelik politikalarını da anlatan Atabay, mevcut desteklerin verimli kullanılmadığını savundu.
KOBİ'lerin üretim ölçeklerinin büyütülmesi, ortak maliyet modellerinin oluşturulması ve ihracat kapasitelerinin artırılması gerektiğini belirten Atabay, şu ifadeleri kullandı:
"KOBİ'lere aktarılması gereken kaynaklar yüksek milyar dolarlarda.
Ama KOBİ'lerin üretim yapısını değiştirdiğinizde, giderlerini ortaklaştırıp ölçeklerini değiştirmeye başladığınız zaman, ihracat desteklerini de düzgün verdiğiniz ve hatta büyük sanayiye tedarik sağlayan hâle getirdiğiniz zaman çok önemli bir dönüşüm yaratıyorsunuz.
İthal ara girdileri KOBİ'lerin üretebileceği şekle dönüştürdüğünüz zaman zaten KOBİ'lere destek vermiş oluyorsunuz.
Bugün de KOBİ'lere verilen destekler var ama ne bir ölçümü var ne de 'Verdik de ne oldu, ne aldık?' diye bir çalışma var.
Dolayısıyla hedefli, odaklı bir şekilde bunu yaptığınız zaman, KOBİ'lere desteği miktar olarak artırmadan çok daha doğru şekilde verdiğiniz zaman üretimi çok daha hızlı katlayabiliyorsunuz.
Oradaki istihdamı da garanti altına alabiliyorsunuz."
Atabay, KOBİ'lerin işveren ve çalışan ilişkileri bakımından da desteklenmesi gerektiğini belirterek, üretim yapısındaki kırılganlıkların giderilmesinin önemine dikkat çekti.
"BUNLAR UÇUK KAÇIK VAATLER DEĞİL, DÜNYADA UYGULANIYOR"
Programın sonunda Senem Gökdağ'ın açıklanan ekonomi politikalarının vaat olarak kalıp kalmayacağını sorması üzerine Atabay, önerilerinin farklı ülkelerde uygulanan ekonomik modellerden yararlanılarak hazırlandığını söyledi.
Atabay, şöyle konuştu:
"Bunlar yapılmak zorunda.
Başka ülkelere bakın. Bugün Vietnam'a bakın.
İspanya'nın hizmet sektörünü nasıl kalkındırarak turizmden daha çok gelir getiren bir ülke hâline geldiğine bakın.
Dünyada ülkeler bunu uyguluyor.
Bunlar bize belki çok uçuk şeyler gibi geliyor ama dünya zaten bu yöne doğru gidiyor.
Biz o kadar 25 senede, özellikle son 10 senesinde geri gittik ki bunların yapılamıyor olmasını sorgulamak lazım.
Bunlar o kadar yapılabilir işler ki sadece niyete bakıyor.
İnanın vaat değil bunlar.
Dünyada kaynaklar başka yere aktarılıyor.
Bir yapay zekâ devrimi var, yapay zekâya aktarılan kaynaklar var.
Biz oraya gelemiyoruz bile.
Bunlar uçuk kaçık vaatler değil.
Birçok ülkede, Latin Amerika'da, Avrupa'da, Asya'da uygulanmakta olan, sonuçları bilinen, denenmiş yöntemlerin Türkiye'nin kendi sosyolojik ve ekonomik yapısına uyarlanmış hâli.
Yapmamak hatadır, hatta günahtır."
SON MESAJ: "HALKA YÜZÜNÜZÜ DÖNDÜĞÜNÜZDE ÇÖZÜMLER ORTADA"
Programın sonunda fon krizinin mevcut ekonomik ve siyasi sistemin işleyişindeki sorunları görünür hâle getirdiğini savunan Atabay, Türkiye'nin kaynaklarını halkın ihtiyaçlarına göre kullanması gerektiğini söyledi.
Atabay, sözlerini şöyle tamamladı:
"Biz fon kriziyle o kadar elle tutulur hâle geldik ki neden bunların yapılamadığı, kaynakların nereye aktarıldığı ve aklın nerede olduğu çok açık.
Bir kara para rejimi, bir tek adam sistemi, siyasetçilerin, bürokratların sadece kendilerini zenginleştirmeye çalıştığı bir sistem.
Halka karşı sorumlu hissetmeyen, Cumhurbaşkanı'na sorumlu hisseden bir bürokrasi ve yürütme yapısı.
Bunun tamamen değişmediği yerde bunların hepsini ıskalıyorsunuz.
Fon krizi çok somut bir örnek.
Yapmıyorlar çünkü artık kendilerine çalışıyorlar. Halktan çok kopmuş durumdalar.
Halka yüzünüzü döndüğünüz anda sorunlar çok açık.
Çözümler de dünyada var.
Türkiye'yi biraz tanıyan, biraz dolaşan, bunları bölgesel olarak kurgulayan bir anlayışla çok hızlı bir değişim yaşamak mümkün.
Gerçekten söylüyorum, uçuk kaçık vaatler değil bunlar.
Hepimizin hak ettiği, çalışınca yapılabilecek çözüm önerilerimiz var."
Yorum Yazın