Fon skandalında okları iktidara çevirdi: Babacan’dan İzmir'de çok sert sözler!
DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, İzmir’de basın mensuplarıyla buluşmasında 30 Ekim depreminin 6’ncı yılında deprem bölgesini ziyaret edeceğini açıkladı. Sermaye piyasalarında yaşanan gelişmelere ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Babacan, “Türkiye Cumhuriyet tarihinin en büyük piyasa dolandırıcılığıyla karşı karşıya kaldı” dedi.
- Ege Postası
- 30.10.2026 - 10:53
- Güncelleme: 30.10.2026 - 11:45
HİLAL YAKUT/EGEPOSTASI- Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, 30 Ekim 2026 tarihinde İzmir’de basın mensuplarıyla bir araya geldi. Konuşmasına İzmir depreminin 6’ncı yıl dönümüne ve Cumhuriyet’in 103’üncü yılına değinerek başlayan Babacan, depremde hayatını kaybeden 117 vatandaşı anarken, deprem bölgesinde incelemelerde bulunacağını ve depremzedelerin kurduğu derneği ziyaret edeceğini söyledi. Babacan, konuşmasının devamında sermaye piyasalarında yaşanan gelişmeler, fon iddiaları, ekonomi yönetimi, 2027 bütçesi ve basın özgürlüğüne ilişkin açıklamalarda bulundu.
“Deprem geliyorum der”
İzmir’de bulunma nedenlerinden birinin depremin 6’ncı yıl dönümü olduğunu belirten Babacan, geçen sürede neler yapıldığını ve depremzedelerin durumunu yerinde görmek istediklerini söyledi.
Babacan, “Bugün İzmir depreminin, 6. yıl dönümü vesilesiyle 30 Ekim 2026'da sizlerle bir aradayız. Sözlerimin hemen başında dünkü milletçe kutladığımız Cumhuriyetimizin 103. yılı tekrar kutlu olsun diyorum. Cumhuriyetimiz nice yıllara, nice yüzyıllara coşkuyla, başarıyla ülkemizin demokrasiyle, refahıyla ulaşsın. Allah bize beraber daha güzel yüzyıllara ulaştırsın diyorum” ifadelerini kullandı.
Depremin yıl dönümünde bölgedeki gelişmeleri incelemek istediğini belirten Babacan, “Bugün dediğim gibi aslında niye 30 Ekim'de buradayız? Depremin yıl dönümünde, 6. yıl dönümünde şöyle bir gelişmeleri yerinde inceleyelim, deprem mağdurlarının durumlarını 6 yıl sonra şöyle bir gözleyelim. Neler yapılmış, neler yapılmamış diye bakmak, bu 6 yılın biraz da muhasebesini yapalım diye bugün buradayız” diye konuştu.
“Ben depremde hayatını kaybeden 117 vatandaşımıza Allah'tan rahmet diliyorum. Yakınlarına tekrar başsağlığı diliyorum. Kolay değil, ateş düştüğü yeri yakıyor ama deprem arkadaşlar geliyorum diyor. Yani kaza geliyorum demez ama deprem geliyorum der. Jeolog uzmanları tarih, hangi bölgenizde binlerce yıl boyunca hangi şiddette, ne kadar sıklıkta deprem olmuş? Bunların hepsi sağlam rakamlara, bilime dayanan veriler. Her deprem tekrar kendini hatırlatan ve daha kötüden korunmak için hangi tedbirleri almalıyız, neler yapmalıyız? Bunu tekrar tekrar gözden geçirmemiz gereken hadiseler depremler.”
“Cumhuriyet tarihinin en büyük piyasa dolandırıcılığı”
Konuşmasının devamında sermaye piyasalarında yaşanan gelişmelere değinen Babacan, yaşananları doğal bir ekonomik gelişme olarak değil, kendi ifadesiyle “el yapımı” bir hadise olarak nitelendirdi.
Babacan, “Tabii depremden bahsediyoruz ama biliyorsunuz ülkemiz maalesef şu anda sermaye piyasalarında yaşanan bir deprem, bir depremin artçılarıyla uğraşıyor. Tabii deprem diyoruz ama bu el yapımı bir hadise. Bir doğal hadise değil. Türkiye Cumhuriyet tarihinin en büyük piyasa dolandırıcılığıyla karşı karşıya kaldı. Bu piyasa dolandırıcılığı ifadesi Sermaye Piyasası Kanunu'nun 107. maddesindeki kanuni bir tabirdir. Olan biten tamamen bir dolandırıcılık hadisesidir” dedi.
Babacan, “Bu kadar büyük miktarda bir dolandırıcılık hadisesinin bu kadar uzun zaman devam ediyor olması da ancak ve ancak siyasi iktidardan ve bürokrasiden verilen destekle olur. Yoksa dünyanın en gelişmiş bilgi işlem sistemi ile donattığımız Borsa İstanbul ve dünyanın en modern hukuki altyapısını oluşturduğumuz sermaye piyasaları, Sermaye Piyasası Kanunu ve Sermaye Piyasası Kuruluyla gerçekten bu tür hadiseler değil, böyle büyük hadiseler, tek ufak dolandırıcılığın bile hemen yakalanıp gereğinin yapılmasına izin veren bir altyapıdır” ifadelerini kullandı.
Babacan, “Ama hangi kurum olmuş olsun, hangi konu olursa olsun insan faktörü tabii çok çok önemli. Yani hem işin ehli, dürüst, hem de çalmayan, çaldırmayan insanlardan kadroların oluşması gerekiyor” diye konuştu.
“Değer kaybı 150 milyar doları geçti”
Fonlarla ilgili yaşanan gelişmelerin sermaye piyasalarında güven kaybına neden olduğunu savunan Babacan, 131 fonla ilgili olayın büyüklüğüne ve piyasalardaki değer kaybına ilişkin rakamlar paylaştı.
Babacan, “Ben daha önce de ifade ettim. Evet, bugün bu finansal piyasaları dolandırıcılığının 131 fonla ilgili kısmı belki 800 milyar TL yani 16 milyar dolar mertebesinde olsa da bu olayın getirdiği güvensizlik ve toptan karamsarlık sermaye piyasalarımıza çok önemli bir değer kaybına yol açtı. Ve bu değer kaybı eylülden bu yana 150 milyar doları geçmiş durumda ve sürekli artıyor” dedi.
Sermaye piyasalarındaki bireysel yatırımcı sayısının eylül ayı başında 7 milyon olduğunu belirten Babacan, bu sayının 6,3 milyona doğru gerilediğini ifade etti. Babacan, “Bu işlerden belki çekilip hesabını kapatan çıkanlar oldu ama Türkiye'de 27 milyon hane olduğunu düşünürsek, 27 milyon hanenin 7 milyonunu doğrudan etkileyen bir hadiseyle karşı karşıyayız” diye konuştu.
“Bütün bu kuruluşların başındaki kişileri derhal görevden alın”
Yaşanan gelişmelerin ardından atılması gereken adımlara ilişkin görüşlerini paylaşan Babacan, ilk olarak ilgili kurumların yöneticilerinin görevden alınması gerektiğini söyledi. Babacan, “İlk gün söyledik. Bakın bütün bu kuruluşların başındaki kişileri derhal görevden alın dedik. Suçlu suçsuz ayrımını yapacak durum yok biliyorsunuz. Beklemeyi de kaldırmaz bu işler. Değil böyle aylar, haftalar, günler, dakikalarca geç kaldığınız anda piyasada olan olur, bir daha geride de telafi edemezsiniz. Öyle bir iştir” ifadelerini kullandı. Babacan, yaşananların ardından yeterli sayıda kişinin görevden alınmadığını savunarak, “Ya düşünebiliyor musunuz? Cumhuriyet tarihinin en büyük piyasa dolandırıcılığı oluyor. Şu anda görevden alınan kişi sayısı benim tahmin ettiğim bu ya da takip ettiklerimden birkaç kişi. O kadar. İstifa var, işte yok hastalıktan, şunlardan bunlardan. Yani böyle bir olayda en azından 25-30 kişinin anında görevden alınması gerekiyordu. Kimse bu işin sorumlusu, kurumların başında insanlar” diye konuştu.
“Mutlaka Meclis’te araştırma komisyonu kurulması lazım”
Babacan, fonlarla ilgili listenin açıklanması ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde araştırma komisyonu kurulması gerektiğini de söyledi.
Babacan, “an önce şu listeyi açıklayın dedik. Saklayarak, gizleyerek olmaz dedik. Listeyi açıklayın. Ve bugün ne yargı ne de devlet kurumları bağımsız çalışamıyor. Bu baskı altında bunlar bu işi doğru dürüst yapamazlar. Mutlaka Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde bir araştırma komisyonu kurulması lazım. 600 milletvekilinden bu işlerden anlayan insanlar sayıca çok fazla. Yani 15 kişilik, 20 kişilik bir araştırma komisyonu derhal kurulur. Ve bu komisyon yerini alır önüne, şeffaf bir şekilde, açık bir şekilde denetimi yapar. Şunun şunun suçunun açığa çıkmasına da çok büyük katkıda bulunur dedik. Bundan da ısrarla kaçıyorlar.” ifadelerini kullandı.
İzmir’den yeniden çağrıda bulunan Babacan, “Eğer bu listeyi açıklamazsanız, eğer Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde bu komisyonu kurmazsanız, bunun üstünü örtme eğiliminde devam ederseniz, bu piyasalardaki kötüleşme durmaz. Daha kötüye gider. Kimse sorumlular acilen ortaya çıkarılması lazım. Suçluların hak ettikleri en ağır cezayla karşı karşıya kalmaları lazım. Kimsenin çaldığı yanına kâr kalmaması lazım” dedi.
2027 bütçesindeki faiz ödemelerine dikkat çekti
Konuşmasında 2027 yılı bütçesine de değinen Babacan, bütçede en büyük harcama kaleminin faiz ödemeleri olduğunu belirtti. Babacan, “Bu bütçeye şöyle baktığınız zaman, gerçekten en büyük harcama kaleminin, en büyük ödemenin artık faize ayrıldığını görüyoruz. Tam 3 trilyon 975 milyar TL faiz” ifadelerini kullandı. Rakamın 4 trilyon TL’ye yuvarlanmamasına ilişkin değerlendirmede bulunan Babacan, “Şimdi adı 4 olmasın diye 3.975 yazmışlar. Muhtemelen bu yıl olduğu gibi gelecek yılda bunu tekrar yükseltmek zorunda kalacaklar. Ya bu yıl biliyorsunuz bütçede daha küçük bir rakamla başladılar, şimdi 2.800'ün üzerine gidiyor. Gelecek yılın bütçesinde 4 demeye utandıkları için herhalde 3.975 demişler.” dedi.
Babacan, “Dolayısıyla 4 trilyonluk bir faiz ödemesinden bahsediyoruz. Şu anda Türkiye Cumhuriyeti'nin bütçesine baktığımızda en büyük bakanlık olmuş faiz bakanlığı. Ve bu 4 trilyonun gelecek senenin ortalama kuruyla hesap ettiğimizde 70 milyar dolar ediyor. 70 milyar dolarlık faiz ödemesi var” diye konuştu.
“Üç temel ilke: Adalet, liyakat ve istişare”
Türkiye’nin yönetiminde üç temel ilkenin esas alınması gerektiğini belirten Babacan, bunları adalet, ehliyet ve liyakat ile istişare olarak sıraladı. Babacan, “Birinci ilke adalettir. Bu sadece yargıda adalet değil; yani sadece yargıda kararların hızlı ve adil çıkması değil, adalet aynı zamanda sosyal adalet. Adalet eğitimde fırsat eşitliği, adalet gençlerimizin işe girerkenki fırsat eşitliği, adalet şirketlerimizin, girişimcilerimizin iş yaparken fırsat eşitliğine sahip olması” dedi.
İkinci ilkenin ehliyet ve liyakat olduğunu söyleyen Babacan, “Devleti yöneten insanların, kadroların dürüst ve ehil insanlardan oluşması gerekiyor. Hem işleri iyi bilecekler hem de dürüst olacaklar. Yani çalmayacaklar, çaldırmayacaklar. Başka türlü başarılı olmanız mümkün değil” ifadelerini kullandı.
Üçüncü ilkenin istişare olduğunu belirten Babacan, kararların tartışılarak, bilenlerin görüşleri dinlenerek alınması gerektiğini söyledi. Babacan, “Şu anda bu üç ilkenin üçü de Türkiye'de zedelenmiş durumda. İstişare diye bir şey yok. Kimseye bir şey sorulduğu yok” dedi.
“Özgür basın hayat kurtarır”
Babacan, konuşmasının son bölümünde ifade ve basın özgürlüğüne ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Özgür basının toplumsal denetim açısından önem taşıdığını belirten Babacan, “Değerli arkadaşlar hep söylüyoruz bakın, diyoruz ki ‘Özgür basın hayat kurtarır.’ Niye söylüyoruz bunu? Çünkü ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü varsa bu çok geniş bir denetim alanı oluşturur. Eğer basın özgür olsaydı, eğer özgür yayınlar daha fazla yazılıp çizilebilseydi, eğer sivil toplum kuruluşlarımız, meslek örgütlerimiz açık açık konuşabiliyor olsalardı bu dolandırıcılık daha küçük aşamadayken bir şekilde ifşa edilirdi ve o ifşa edilmiş olması da büyümesini önlerdi” dedi.
Gazetecilere yönelik gözaltı, tutuklama ve ev hapsi kararlarına da değinen Babacan, “Yani şu anda caydırıcılık denen bir kavram var, değil mi caydırıcılık? Yani normalde devletin yapması gereken suçu caydırmaktır, suçu caydırmak. Fakat şu anda yapılan gazeteciliği caydırmak, yani ifade özgürlüğünü caydırmak, basın özgürlüğünü caydırmak” diye konuştu. Babacan, “En son bu fon dolandırıcılığı patladıktan sonra çok sayıda gazeteci arkadaşımızın gözaltına alındığını görüyoruz, tutuklananlar var, ev hapsine gidenler var. Bir bakıyorsunuz, asıl şeffaf yürütülmesi gereken işlerin üzeri örtülüyor. Bir bakıma bir ucu acaba birilerinin eline dokunuyor diye bir örtbas etme gayreti var. Suçu işleyenlerin caydırılması gerekirken, bu tür olayları haber yapanlar işlerinden caydırılmaya çalışılıyor. Buralara girmeyin, bu haberleri yapmayın. Fazla sağa sola dokunursanız başınıza kötü şeyler gelir, dedirtiyorlar” dedi. Basının araştırma ve denetim görevini yerine getiremediği ülkelerde sorunların çözülemeyeceğini belirten Babacan, sivil toplum kuruluşları ve meslek örgütlerinin de seslerini çıkaramadığını söyledi.
Babacan, sözlerini şu ifadelerle tamamladı:
“Böyle bir demokrasi olmaz, yani ifade özgürlüğünün olmadığı yerde, basın özgürlüğünün olmadığı yerde demokrasiden bahsedilemez. Önce bütün gerçekleri vatandaşlarımız bilecek. Farklı farklı yorumları, dürüst yorumları, böyle arkadan para ile yaptırılan yorumlardan bahsetmiyorum, gerçekten dürüst yorumları insanlar dinleyecek, ona göre bilinçli karar verecekler. Yani demokrasinin özü evet halkın iradesidir ama halkın doğru bilgiye ulaşmış şekilde, sağlıklı kanaatlerle o iradesini kullanması demokrasilerde esastır.”
Yorum Yazın