Dolar 47,9539
%0.07
Euro 56,1150
%0.2
Altın 6.986,313
%0.25
Bist-100 14.396,54
%-0.43

Pzt

-8°

Sal

-12°

Çar

-3°
Dilek Kaya İmamoğlu Silivri'de konuştu: Düşman hukukuyla barış tesis edilemez

Dilek Kaya İmamoğlu Silivri'de konuştu: Düşman hukukuyla barış tesis edilemez

Silivri’deki Aile Dayanışma Ağı buluşmasında konuşan Dilek Kaya İmamoğlu, adalet ve hukuk çağrısı yaptı. İmamoğlu, “İnsanların hiçbir somut delil olmadan yıllarca tutsak edildiği bir toplumda; barış da adalet de demokrasi de tutsaktır” dedi.

  • Ege Postası
  • 20.08.2026 - 19:04

Aile Dayanışma Ağı’nın (ADA) Silivri’deki 42. buluşmasında konuşan Dilek Kaya İmamoğlu, “Adalet ve hukuk, herkesin en temel ihtiyacı; toplumsal huzur ve barışın dayanak noktalarıdır. Bir ülkede barış, tüm vatandaşlara ait bir kavramdır. Toplumsal barış ve huzur tüm vatandaşların hukuk önünde eşit olduğu takdirde sağlanabilir. Toplumun bir kısmına düşman hukuku uygulayarak barışı tesis edemezsiniz” ifadelerini kullandı.

Silivri Duruşma Salonları önünde gerçekleşen buluşmaya siyasi parti temsilcileri, baro yöneticileri, tutuklu yakınları ve sivil toplum kuruluşları katıldı.

19 Mart operasyonu mağdur yakınlarının kurduğu Aile Dayanışma Ağı buluşmasında konuşan tutuklu Cumhurbaşkanı adayı ve İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun eşi Dilek Kaya İmamoğlu, İBB Davası’nın ikinci celsesinde de hak ihlallerinin sürdüğünü belirterek şu ifadeleri kullandı:

“Aileler yaklaşık 2 yıla yakın bir süredir büyük bir bekleyiş, belirsizlik ve adalet arayışı içerisinde. Oysa talep ve beklentilerimiz, demokrasinin ve insan haklarının gerektirdiklerinden daha fazlası değil. Savunma hakkı, masumiyet karinesi ve tutuksuz yargılama gibi hukukun en temel ilkelerini konuşuyoruz. 2026 Türkiye’sinde hala bu kavramları konuşmak ve savunmak zorunda kaldığımız için ülkemiz adına büyük bir acı duyuyoruz.”

Yeni inşa edilen duruşma salonunun fiziki şartlarını da eleştiren Dilek Kaya İmamoğlu, konuşmasını şöyle sürdürdü: "Bu duruşmaya özel olarak cezaevi kompleksinin hemen yanında yeni bir duruşma salonu inşa edilmesi bile aslında içinde bulunduğumuz durumu çok iyi anlatıyor. Duruşma salonunun içine girdiğinizdeyse fotoğraf daha da netleşiyor. İddia makamının, mahkeme heyetiyle birlikte kürsüde ve daha yüksekte oturduğu bir mahkeme salonundan söz ediyoruz. Tam bir kuyu tipi duruşma salonu yani.

Oysa, hukukun üstünlüğünün esas olduğu demokratik ülkelerde duruşma salonları, adil yargılanma hakkını güvence altına alacak şekilde düzenlenir. Bir ülkenin gelişmişlik düzeyi, inşa ettiği devasa yapılarla değil; demokrasisinin niteliği, adalet anlayışı ve insan haklarına verdiği değerle ölçülür.

Bu yapıların tasarımı yalnızca mimari tercihler değildir; aynı zamanda ülkenin adalet anlayışını ve gelecek vizyonunu da yansıtır. Savunmanın müvekkiliyle sağlıklı iletişim kurabilmesi, basının yargılamayı takip edebilmesi ve taraflar arasındaki eşitliğin korunması çağdaş bir hukuk devletinin temel standartlarıdır. Biz ise bugün, dünyanın en büyük duruşma salonlarından biri olduğu söylenen bu salonda tam tersini yaşıyoruz. Avukatlar müvekkilleriyle aralarındaki mesafe nedeniyle iletişim kurmakta zorlanıyor. Kamuoyunu bilgilendiren basın mensupları mahkeme heyetini ve savunma yapanları görmekte, duymakta güçlük çekiyor. Aileler sevdiklerini göremeyecek kadar uzakta oturuyor. Aylardır ayrı kaldıkları yakınlarını görebilmek için duruşmayı dürbünle takip etmek zorunda kalan aileler var."

“İDDİANAME DURUŞMADA YERLE BİR OLUYOR”

İddianamede yer alan iddiaların mahkeme ortamında çöktüğünü ifade eden İmamoğlu, değerlendirmelerine şu sözlerle devam etti: "Ne yazık ki salondaki bu fiziki sorunlara, yargılama sürecinde yaşanan hak ihlalleri de ekleniyor. Ekrem İmamoğlu’nun savunma hakkı ilk celsede elinden alınmıştı, ikinci celsenin başında ise bir belirsizlik içerisinde bırakıldı. Savunmasını ne zaman yapacağı, kendisine ne kadar süre verileceği belli değil. Savunmanın ne zaman ve ne kadar süreyle yapılacağının mahkeme heyetinin takdirine bırakılması, adil yargılanma hakkını açıkça zedeliyor. Bir insanın kendisine yöneltilen binlerce sayfa suçlamaya karşı kendisini ne zaman ve ne kadar süreyle savunabileceğinin bile tartışıldığı yerde adil yargılanmadan söz edebilir miyiz? Tüm bu hak ihlallerine rağmen aylar boyunca hazırlanması beklenen, binlerce sayfalık iddianame; duruşmada yerle bir olmaya devam ediyor. Tutuksuz yargılananlar arasındaki itirafçıların ifadelerindeki tutarsızlıklar birer birer ortaya dökülüyor. Etkin pişmanlık kapsamında verilen beyanların nasıl oluştuğu, değişip değişmediği ve doğrudan bilgiye dayanıp dayanmadığı mahkeme huzurunda açığa çıkıyor.

Aylardır masumiyet karinesi hiçe sayılarak kamuoyunda gerçekmiş gibi anlatılan iddiaların, nasıl dayanıksız olduğunu, mahkeme salonunda nasıl çürüdüğünü hep birlikte görüyoruz. Ancak ne yazık ki bu dayanaksız iddialar, iftiralar nedeniyle insanlar 2 yıla yakın süredir tutuklu yargılanıyor. Mahkeme salonunda iddialar, ifadeler ve deliller tartışılırken dışarıda eşler, çocuklar, anneler ve babalar sevdiklerinin yolunu gözlüyor. Bu süreç yalnızca yargılananların değil, ailelerinin de üzerinde ağır bir psikolojik ve insani yük yaratıyor. Adaletin yerini bulmadığı her gün, haksız ve hukuksuz bir şekilde tutuklu bulunanların ve ailelerin hayatında geri getirilemeyecek bir zamana karşılık geliyor."

“TUTUKSUZ YARGILAMA ESAS OLMALIDIR”

Sürecin sadece yargılanan kişileri değil tüm toplumu ilgilendirdiğini belirten İmamoğlu, açıklamasını şöyle sonlandırdı:

"Adalet; dünyanın en büyük, en gösterişli duruşma salonlarını yapmakla sağlanmaz. Adalet; ancak savunma hakkının eksiksiz kullanılabildiği, masumiyet karinesinin korunduğu, hukukun herkes için eşit işlediği bir yargı düzeniyle sağlanabilir. Her zaman söylediğimiz gibi, elbette herkes yargılanabilir. Kamu adına hizmet veren herkes için hesap verebilirlik temel bir sorumluluktur. Yargılamanın devam etmesinden hiçbir çekincemiz yok. Aksine biz varsa bütün delillerin ortaya konmasını, bütün iddiaların araştırılmasını ve herkesin özgürce savunma yapmasını talep ediyoruz. Biz adil, eşit ve tarafsız bir yargılama istiyoruz. Tutuklu yargılamanın peşinen cezalandırma yöntemi olarak kullanılmasına artık bir son verilmeli; tutuksuz yargılama esas olmalıdır. Bu mesele yalnızca Ekrem İmamoğlu ve yol arkadaşlarının meselesi değildir. Bu bir hak, hukuk, adalet meselesidir.

“HAK, HUKUK, ADALET DEMEKTEN ASLA VAZGEÇMEYECEĞİZ”

Adalet ve hukuk, herkesin en temel ihtiyacı; toplumsal huzur ve barışın dayanak noktalarıdır. Bir ülkede barış, tüm vatandaşlara ait bir kavramdır. Toplumsal barış ve huzur tüm vatandaşların hukuk önünde eşit olduğu takdirde sağlanabilir. Toplumun bir kısmına düşman hukuku uygulayarak barışı tesis edemezsiniz. Bir taraftan yapıp bir taraftan yıkarak huzur sağlayamazsınız. 86 milyonu eşit şekilde kucaklamadan, herkesin hak ve hukukunu korumadan Türkiye’de barıştan söz etmek mümkün değildir. İnsanların hiçbir somut delil olmadan yıllarca tutsak edildiği bir toplumda; barış da adalet de demokrasi de tutsaktır. Aile Dayanışma Ağı olarak sevdiklerimize kavuşana, tutuksuz yargılama esas olana, hukukun herkes için eşit ve eksiksiz işlediği bir Türkiye’ye ulaşana kadar dayanışmamızı sürdüreceğiz. Hak, hukuk, adalet demekten asla vazgeçmeyeceğiz. Bu yolda bizimle birlikte olan, desteklerini sunan ve dayanışmamıza güç katan herkese sevgilerimi ve saygılarımı sunuyorum"

BARO BAŞKANI GÜRCÜN: “SAVUNMA SÜRESİNİ MAHKEME BELİRLEYEMEZ”

Dilek Kaya İmamoğlu’nun ardından söz alan Tekirdağ Baro Başkanı Egemen Gürcün ise adalet vurgusu yaparak şunları ifade etti:

“Bugün burada yine bir duruşma salonunun önünde toplandık. Az önce Sayın Dilek Hanım'ın ifade ettiği adalet çağrısını büyütmek için bir aradayız. Tıpkı Çorlu'da ailelerini, evlatlarını kaybedenlerin adalet arayışında olduğu gibi; tıpkı Amasra maden faciasında ailelerini kaybedenler gibi; tıpkı ebeveynlerin hukukunu savunan avukatlarla bir arada bulunduğumuz adliye önünde olduğumuz gibi; tıpkı Narin gibi yavrularımızın, kadın cinayetlerinde yaşamını yitiren kadınların hukukunu savunmak, yurttaşlarımızın adalet inancını büyütmek için nasıl bir aradaysak; Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanmadığı, seçilmiş Hatay Milletvekili Can Atalay için Silivri Cezaevi önünde bulunduğumuz gibi bugün de İstanbul Büyükşehir Belediyesi soruşturması kapsamında hakları, hukukları haleldar edilen vatandaşlarımızın, seçilmiş belediye başkanlarının, bürokratların ve onların adalet mücadelesini büyüten ailelerin yanındayız.

Bugün burada büyük bir cezaevi salonunun önündeyiz ama öncesinde şu yan taraftaki cezaevinde avukatların, vatandaşların, ailelerin katılamadığı günlerde, boş salonlarda duruşmalar yapıldı. Bugün çok daha büyük salonlarda aleniyet ilkesinin gerçekleştirilmeye çalışılmasına gayret edilse de duruşmaların canlı yayınlanmasından geldiğimiz nokta, ne yazık ki önünde açıklama yaptığımız kısıtlı zamanlara sıkıştırılmış durumdadır. Halbuki yapılacak basit bir düzenlemeyle duruşmalar aleniyetle tüm yurttaşlarımız tarafından hissedilebilmeli ve gerçekten bu yargılamada anlatılanların tüm toplum tarafından duyulması sağlanabilirdi. Savunma hakkından bahsediliyor sıklıkla. Elbette savunma hakkı kutsaldır. Avukatların; müdafilerin, müvekkillere vermeleri gereken hizmetin kesintiye uğramaması lazım. Az önce içeride son bir meslektaşım, meslektaşımın yaptığı savunmanın mahkeme tarafından süresinin daraltılmasına gösterdiği haklı ve yerinde tepkiyi bir kez de ben burada ifade etmek istiyorum. Savunmanın ne kadar ifade edileceğini, ne kadar süre alması gerektiğini avukat belirler. Bunu mahkemenin belirlemesi savunma hakkının doğrudan kısıtlanmasıdır. Keza bir diğer dikkat etmemiz gereken şey lekelenmeme hakkıdır."

“TUTUKLULUK SIRADANLAŞTIRILDI”

Yargılama süreçlerindeki tutukluluk kararlarına değinen Gürcün, tutuklu avukat Mehmet Pehlivan'ın durumuna dikkat çekerek şunları söyledi: "Lekelenmeme hakkıyla beraber Türkiye'de aslında masumiyet karinesinin nasıl yerle bir edildiğini, bu yargılamalarda nasıl basın yoluyla yurttaşların, yargılanan bireylerin aleniyetinin ya da hukuklarının haleldar edildiğini gördük. Bu bakımdan yargılanmak başka, cezalandırmak başkadır. Bu bakımdan herkesin bu süreçlere çok özenli davranması gerekiyor. Hepimizin bildiği gibi Kafka romanındaki karekterin hikayesinde, adaletin içine girdikçe aslında kendisinin küçüldüğü ve çözemediği bir adalet anlayışı içerisinde yok olduğu romanı hepimiz biliyoruz. Bugün de benzer bir şey yüz yıl sonra Silivri'de, Türkiye'nin değişik yerlerinde yaşanmakta. Bu bakımdan tutukluluğun bir istisna olduğunu asla hatırdan çıkartmamamız gerekiyor. Eğer seçilmiş belediye başkanlarının bir sabah evlerinden gözaltına alınmalarını olağan karşılayacaksak burası bir hukuk devleti asla olamaz. Çünkü burada bahsettiğimiz şey; kişilerin lekelenmeme hakkının yanında aslında, özellikle seçilmiş belediye başkanları bakımından da yurttaşların onlara vermiş olduğu güç ve yetkinin demokratik, işlevsel anlamda kullanılmasından geçer.

Demokratik temsil boyutunun bu nedenle asla hafızalardan çıkartılmaması gerekmekte. Tutukluluk incelemelerinde her yeni durumda, her incelemede bir önceki incelemeyi ortadan kaldırabilecek veya yeni gelişmelerin eklenmesi gerekir. Ancak Türkiye'de ve bu yargı pratiğinde tutukluluk incelemesi artık sıradanlaştırılmış, adeta yerine getirilmesi gereken bir prosedüre indirgenmiştir. Bunu da biz hukukçular olarak kabul etmemiz, bir baro başkanı olarak kabul etmek çok zordur; kabul edemeyiz. Elbette buradan tutukluluğa değinmişken halen içeride 14 aydır tutuklu bulunan, sadece avukatlık yaptığı için tutuklu bulunan meslektaşımız Avukat Mehmet Pehlivan'ı da anmak gerekmekte. Değerli meslektaşımız Mehmet Pehlivan, yaptığı avukatlık hizmetlerinin karşılığında bugün ne yazık ki cezaevinde. Burada Mehmet ile ilgili özel bir durum var. Yine bazı sanıkların da durumuna benzeşiyor; hatta biliyorsunuz, cezalandırma boyutuna varan tutukluluklardan bahsediyoruz. Mehmet ile ilgili de 14 ayı aştı. Zaten CMK 102/2'ye göre maksimum süresi 18 ay; Mehmet bunun 14 ayını ne yazık ki cezaevinde geçiriyor. Aksine bu Mehmet'e yapılan, sadece Mehmet ile sınırlı değil, savunma makamına yönelmiş gerçekten olumsuz bir durumdur. Buradan da Mehmet'in bir an önce serbest bırakılmasını; tıpkı diğer tutuklular gibi delillerin değerlendirilmesini, somut gerekçelere dayandırılarak bu incelemelerin gerçekleştirilmesi gerektiğini ifade ediyorum.

Ne yazık ki hukukun yüzü soğuktur. Dosyalar, tutukluluk, sanıklık... Bu tabirlerle geliştiririz ama şunu unutmamak gerekiyor: Aslında dosyaları kazıdığınızda arkasından insan çıkar, insan hikayeleri çıkar. Burada ne yazık ki bir insanı siz cezaevine gönderdiğinizde o kapıyı sadece o kişinin üzerine kapatmazsınız; ailesinin, eşinin, çocuklarının ve sevdiklerinin üzerine de kapatırsınız. Bu bakımdan yapılan bu birlikteliğin, ailelerin dayanışmasının çok kıymetli buluyorum. Bu mücadelenin yanında olmaktan, bu mücadeleye destek vermekten onur duyuyorum. Ama bu mücadelenin de bir gün biteceğini, tutukluların serbest bırakılması gerektiğini ve insanların gerçekten adil yargılandığını yüreklerine kadar, her yeri, bütünüyle hissetmesi gerektiğini bir kez daha ifade ediyoruz.”

Buluşmaya, YENİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Utku Çakırözer, YENİ Parti İstanbul Milletvekili Ali Gökçek, YENİ Parti İstanbul Kurucu Kadın Kolları Başkanı Hatice Selli Dursun, YENİ Parti İstanbul Kurucu Gençlik Kolları Başkanı Erdem Kara, Tekirdağ Baro Başkanı Egemen Gürcün, tutuklu yakınları, sivil toplum kuruluşu temsilcileri ve gazeteciler de katıldı.

Yorum Yazın

Yukarıdaki alan boş bırakılamaz

Yorum yazma kurallarını okudum ve kabul ediyorum.

Yukarıdaki alan boş bırakılamaz
Yukarıdaki alan boş bırakılamaz
Yorumlar
Yeniden eskiye
Eskiden yeniye
Öne çıkanlar

Bu habere hiç yorum yapılmamış... İlk yorum yapan sen ol.