Dervişoğlu’ndan dikkat çeken İzmir çıkışı: Daha rahat yürüdüğüm bir Kemeraltı hatırlamıyorum!
İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin grup toplantısında geçtiğimiz günlerde İzmir’de gerçekleştirdiği esnaf ziyaretiyle ilgili konuştu. Dervişoğlu, “Ben Kemeraltı’nda şunu söyledim: Hayatımda bundan daha rahat yürüdüğüm bir Kemeraltı hatırlamıyorum. Peki neden? Çünkü iş yok. Çünkü çarşı boş. Çünkü esnaf siftah bekliyor” dedi.
- Ege Postası
- 13.05.2026 - 15:12
- Güncelleme: 13.05.2026 - 15:13
İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin grup toplantısında gündeme dair değerlendirmelerde bulundu. Dervişoğlu, şunları kaydetti:
"İzmir’de üreticilerimizle de bir araya geldik. Bir üreticimiz, 'Bittik biz, batırdılar bizi başkanım. Maliyetler çok yüksek' dedi. Bir başkası, 'Bu yıl patates ektim. Patatesi şimdi söktük. 5 ton patates elimde 5 lira diyorum alan yok. Kasanın içinde duruyor' dedi. Bir üreticimiz, 'Dönümde 50 milyon lira masraf ediyoruz ama 20 milyon alamıyoruz' dedi. Bir başkası ise, borçlarını ödemek için hayvanlarını satmak zorunda kalan arkadaşını gösterdi. Ben de orada şunu söyledim: Tarladaki kaybını telafi etmek için ahırdaki hayvanını satıyor vatandaş. Bu, sadece bir çiftçinin dramı değildir. Fabrika sahibi fabrikasını satıyor. Lojistikçi, tırını kamyonunu satıyor. Bu, Türkiye’nin üretim düzeninin çöküşüdür. Bu, tarım politikasının iflasıdır. Bu, gıda güvenliğinin alarm vermesidir. Ödemiş toprağı bereketli topraktır. Bir üreticimiz dedi ki: 'Başkanım, bizim topraklarımız Ödemiş toprağı. Bir senede üç çeşit mahsul kaldırıyoruz. Öyleyken biz ‘yandık’ diyorsak...'
"KRİZİN UĞRAMADIĞI TEK YER VAR: SARAY"
Ödemiş 'yandık' diyorsa, bu ülkede yanmayan kim kalmıştır? Üretici yanıyor. Tüketici yanıyor. Esnaf yanıyor. Emekli yanıyor. Genç yanıyor. Krizin uğramadığı tek yer var: Saray. Çünkü Saray’da kriz yok. Saray’da tasarruf yok. Saray’da fedakârlık yok. Saray’da geçim derdi yok. Saray’da tencere kaynatma derdi yok. Ama milletin evinde her gün hesap var. Her gün zam var. Her gün yeni bir kaygı var. Her gün hayat kavgası var. Defalarca dile getirdik, Tarım Kanunu çok açık. Tarımsal desteğe, millî gelirin yüzde 1’inden azını veremezsin diyor. Kime diyor? Hükümete? Kime diyor? Recep Tayyip Erdoğan’a. Buna göre devletin son 20 yılda tarıma en az 177 milyar dolar aktarmış olması gerekirdi. Oysa Hazine’nin tarımsal destekleme ödemeleri kalemi altında yaptığı cari transferlerin toplamı yaklaşık 71 milyar dolar oldu. Aradaki fark 106 milyar dolar. Bugün tarım sektörünün bankalara olan güncel toplam borcu yaklaşık 31 milyar dolar. Yani çiftçinin bankalara 1 birim borcu varsa, devletin çiftçiye ödemediği destekler üzerinden yaklaşık 4 birim borcu var. Bunu herkes duysun. Bu ülkede çiftçinin devlete borcu yoktur. Devlet, çiftçiye borçludur. Çiftçi fazlasını istemiyor. Çiftçi ayrıcalık istemiyor. Çiftçi, kanunun kendisine verdiği hakkı istiyor. Alın terinin karşılığını istiyor. Mazotun, gübrenin, tohumun altında ezilmemek istiyor. Ürününü tarlada çürütmemek istiyor. Borç ödemek için ahırdaki hayvanı satmak istemiyor. Tarım sadece ekonomik bir sektör değildir. Tarım, gıda güvenliğidir. Tarım, millî güvenliktir. Tarım, köyün ayakta kalmasıdır. Tarım, şehirdeki sofranın güvencesidir. Tarım, bağımsızlığın temelidir. Tarlada üretimi sürdürülebilir kılamayan bir ülke, mutfaktaki yangını söndüremez. Çiftçisini toprağa küstüren bir iktidar, millete ucuz gıda vaat edemez. Enflasyonu düşüremez, sermayeyi de Türkiye’ye getiremez."
"HAYATIMDA BUNDAN DAHA RAHAT YÜRÜDÜĞÜM BİR KEMERALTI HATILAMIYORUM. ÇÜNKÜ DÜKKANLAR BOŞ"
Geçtiğimiz günlerde İzmir’deydik. Sokak sokak gezdik. Esnafımızla konuştuk. Üreticimizle konuştuk. Vatandaşımızla dertleştik. Kemeraltı’nda, Hisarönü’nde, Karşıyaka’da, Ödemiş’te milletin nabzını tuttuk. Ben Kemeraltı’nda şunu söyledim: Hayatımda bundan daha rahat yürüdüğüm bir Kemeraltı hatırlamıyorum. Peki neden? Çünkü iş yok. Çünkü çarşı boş. Çünkü esnaf siftah bekliyor. Çünkü vatandaşın alım gücü kalmamış. Bir esnafımız, 'İyi değiliz ama âdet yerini bulsun diye iyiyiz diyoruz' dedi. Bir başka esnafımız, 'Tencerelerimiz kaynamıyor ama kaynıyor gibi yapıyoruz' dedi. Bu cümle bugünkü Türkiye’nin özetidir. Kaynamayan tencereyi kaynıyor gibi göstermek... Geçinemeyen vatandaşa 'sabret' demek... Durgun çarşıya 'ekonomi büyüyor' masalı anlatmak... Bu iktidarın millete reva gördüğü budur. Bir vatandaşımızla konuştuk. 'Kızım bilgisayar bölümünden mezun. Yazılım ve kodlama okudu. Ama iş bulamadığı için şu anda benim yanımda çırak olarak çalışıyor' dedi. İşte gençlik tablosu budur. Yıllarca oku. Ailen emek versin. Kendini geliştir. Yazılım öğren. Kodlama öğren. Sonra iş bulama. Ailenin yanında çırak olarak hayata tutunmaya çalış. Bu gencin suçu nedir? Bu ailenin suçu nedir? Bu ülkenin evlatlarına bunu yaşatan düzenin adı nedir? Ben söyleyeyim; bunun adı plansızlıktır. Bu, niteliksizliktir. Bu, verimsizliktir. Bu, liyakatsizliktir, akılsızlıktır.
"GENÇLERİ UMUTSUZLUĞA GARK EDEN BU DÜZENİ DEĞİŞTİRECEĞİZ"
Bir gelinlikçi esnafımız da 'İşlerimiz durgun. Gençler evlenemiyorlar. Nasıl geçinecekler?' dedi. Bakınız, bu da sadece bir esnaf şikâyeti değildir. Genç evlenemiyorsa, ev kuramıyorsa, çocuk sahibi olmayı ertelemek zorunda kalıyorsa bu artık bireysel bir tercih meselesi olmaktan çıkar. Bu, ülkenin geleceği meselesi hâline gelir. Genç iş bulamıyor. Bulsa geçinemiyor. Geçinse ev kuramıyor. Ev kursa yarını göremiyor. Sonra da iktidar çıkıp gençlerden umut bekliyor. Umut nutukla olmaz. Umut, adaletle olur. Umut, lafla olmaz; umut, liyakatle olur. Umut, alın terinin karşılığını almakla olur. Gencecik fidanlarımızı umutsuzluğa gark eden bu düzeni mutlaka değiştireceğiz. Hem de gençlerle değiştireceğiz. Bekleyin geliyoruz, geliyoruz, geleceğiz, sıkı durun hesap soracağız."
Yorum Yazın