Cihan Türsen'den NEO TV'de çarpıcı değerlendirmeler: Belediyeler holding gibi yönetilmeli
Karşıyaka Belediyesi eski Başkanı Cihan Türsen, NEO TV’de yayınlanan Haber Aktif programında Alper Baran Esin’in sorularını yanıtladı. Türsen, Türkiye’de siyasetin geçirdiği dönüşümü, parti içi demokrasinin zayıflamasını ve gençlik ile kadın kotalarına ilişkin eleştirilerini kapsamlı biçimde dile getirdi. Türkiye’de yargı sisteminin ciddi bir güven kaybı yaşadığını ifade eden Türsen, yaşanan sürecin yalnızca Cumhuriyet Halk Partili belediyelere yönelik operasyonlarla sınırlı olmadığını söyledi. Büyükşehir belediyelerinin artık holding ölçeğinde kurumlar haline geldiğini vurgulayan Türsen, bu yapıların klasik devlet memurluğu anlayışıyla yönetilemeyeceğini savundu. Türsen, yerel yönetimlerde ortak aklın devre dışı bırakıldığını, siyasi partilerin belediye başkanları üzerindeki denetim mekanizmalarının zayıfladığını ve özellikle İzmir’de yaşanan çöp krizi ile belediye çalışanlarının sorunlarına dikkat çekti.
- Ege Postası
- 27.01.2026 - 20:39
- Güncelleme: 27.01.2026 - 21:21
EGE POSTASI- NEO TV’de yayınlanan Haber Aktif programına konuk olan Karşıyaka Belediyesi eski Başkanı Cihan Türsen, Alper Baran Esin’in sorularını yanıtladı.
Siyasetteki olumsuzlukların bir “virüs” gibi yayıldığını ifade eden Türsen, herhangi bir siyasi partide ya da toplumun bir kesiminde başlayan sorunların zamanla tüm kurumları etkilediğini söyledi. Kendi siyaset yaptığı yılları değerlendiren Türsen, SODEP, SHP ve CHP dönemlerinde siyasi ilkelerin, teamüllerin ve parti içi demokrasinin bugüne kıyasla çok daha güçlü olduğunu vurguladı.
12 Eylül öncesinde CHP’de parti içi sorunlar bulunduğunu ancak partinin kapatılmasının ardından SODEP ve SHP ile siyasete yeni isimlerin katıldığını hatırlatan Türsen, bu sürecin siyasette bir “çıta yükselmesi” yarattığını belirtti. O dönem İzmir il örgütlerinin adeta bir parlamento gibi çalıştığını ifade eden Türsen, dönemin il başkanlarının ve yöneticilerinin siyasal birikimine dikkat çekti.
Gençlik ve kadın kolları çıkışı
28 yaşında SODEP belediye başkan adayı, 32 yaşında Karşıyaka Belediye Başkanı olduğunu hatırlatan Türsen, bu sürecin gençlik kollarının bulunmaması sayesinde mümkün olduğunu savundu. Gençlik ve kadın kollarının, gençleri ve kadınları aktif siyasetin dışına ittiğini ileri süren Türsen, bu yapıların siyasete katılımı kolaylaştırmak yerine sınırladığını söyledi.
Bugün siyasette liyakatten çok yakınlık ilişkilerinin belirleyici olduğunu savunan Türsen, gençlerin “abiye yakınlık” üzerinden değil, siyasal donanımlarıyla görev alması gerektiğini vurguladı. Benzer bir eleştiriyi kadın kotasına da yönelten Türsen, siyasette cinsiyete dayalı kotanın doğru olmadığını, nitelikli kadınların zaten parti içinden doğal biçimde yükselebildiğini ifade etti. Kadın kotasının çoğu zaman erkek siyasetçilerin eşleri ya da yakınları tarafından doldurulmasının ciddi bir sorun olduğunu dile getirdi.
“Siyaset makam değil, idealler için araçtır”
Siyasette makamların birer amaç değil, idealler için araç olduğunu belirten Türsen, belediye başkanlığı döneminde parti programına uygun bir yönetim anlayışı benimsediğini söyledi. Sosyal demokrat belediyeciliği esas aldıklarını vurgulayan Türsen, Karşıyaka Belediyesi olarak Türkiye İnsan Hakları Ödülü’ne layık görüldüklerini hatırlattı.
Türkiye’de kamu çalışanlarıyla ilk toplu sözleşmeyi Karşıyaka Belediyesi olarak imzaladıklarını belirten Türsen, çalışanların lojman ve burs gibi konularda söz sahibi olmasını sağladıklarını anlattı. Belediyeye bağlı şantiyelerde sendikasız çalışmaya izin vermediklerini ifade eden Türsen, sendika tercihlerinde ise herhangi bir dayatma yapılmadığını kaydetti.
Kent rantı ve Karşıyaka Çarşısı vurgusu
Mavişehir projesinin ilk planlama sürecinin kendi dönemlerinde başladığını hatırlatan Türsen, kent rantının mutlaka kentliye geri dönmesi gerektiğini söyledi. Okullar, spor tesisleri ve sosyal alanların bu anlayışla hayata geçirildiğini belirtti.
Karşıyaka Çarşısı’nda araç trafiğini kapatma kararının da büyük tepki çektiğini ancak zamanla esnafın bu kararın doğruluğunu kabul ettiğini anlatan Türsen, “Aylar sonra esnaf çiçekle gelip teşekkür etti. Doğru bildiğimiz kararları almaktan çekinmedik” dedi.
“Karşıyaka Spor Kulübü bir kültürdür, bir kent kimliğidir”
Türsen, Karşıyaka Spor Kulübü’nden stadyum projelerine, Kent AŞ’den Zübeyde Hanım’ın anısına kadar birçok başlıkta dikkat çeken değerlendirmelerde de bulundu.
Kendini “fanatik bir Kaf Sin Kaflı” olarak tanımlayan Türsen, bu duygusunu bir kenara koyarak konuştuğunu vurgulayarak, Karşıyaka Spor Kulübü’nün sadece bir spor kulübü değil, korunması gereken en eski kültürel değerlerden biri olduğunu ifade etti. Türsen, “Karşıyaka Spor Kulübü bir kültürdür, bir kent kimliğidir. Karşıyaka ismiyle KSK bütünlüğünü başka bir yerde sağlayamazsınız” dedi.
Görev süresi boyunca kulüpte üstlendiği sorumluluğa da değinen Türsen, belediye başkanlarının gerektiğinde aktif rol alması, gerektiğinde ise geri çekilmesi gerektiğini söyledi. Kulübün şampiyonluk hedefiyle 1. Lig’e taşınma sürecinde sorumluluk aldığını belirten Türsen, sürecin ardından yönetimi Karşıyakalılara devrettiğini hatırlattı.
Kent AŞ eleştirisi: “Kuruluş amacından saptı”
Kent AŞ konusuna da değinen Türsen, bu yapının kuruluş amacının yanlış anlaşıldığını savundu. Kent AŞ’nin bir “balık, rakı, şarap” işletmesi olmadığını vurgulayan Türsen, asıl amacın belediye kadroları dışında profesyonellerin çalıştığı, bir tür AR-GE merkezi oluşturmak olduğunu ifade etti. Kent AŞ’nin bugün bir sorun haline gelmesini kabul edemeyeceğini söyleyen Türsen, gerekçelerini ilerleyen süreçte paylaşabileceğini dile getirdi.

“Türkiye’nin en büyük sorunu kalite sorunudur”
Türkiye’nin en önemli sorunlarından birinin “kalite” olduğunu belirten Türsen, bu sorunun Karşıyaka Spor Kulübü’nde de kendini gösterdiğini söyledi. Yönetim anlayışı, transfer politikaları ve spor vizyonu açısından ciddi bir gerileme yaşandığını ifade eden Türsen, geçmişte Selçuk Yaşar, Tahir Türetgen ve Gazcı Erol gibi isimlerle oluşan güçlü yönetim ve spor kültürüne dikkat çekti.
Karşıyaka’nın bir dönem 20’ye yakın branşta faaliyet gösteren, altyapısı güçlü bir kulüp olduğunu hatırlatan Türsen, kalıcı gelir kaynakları oluşturulamaması nedeniyle ekonomik sıkıntıların kaçınılmaz hale geldiğini belirtti. Selçuk Yaşar’ın kulübe verdiği büyük desteklerin, camiada bir “hazıra alışma” durumu yarattığını savunan Türsen, bu desteğin sona ermesiyle gerilemenin hızlandığını dile getirdi.
Altyapı ve transfer politikaları eleştirisi
Kulüp başkanlığı yaptığı dönemde futbol takımının küme düşmüş durumda olduğunu hatırlatan Türsen, mevcut kadroyu koruyarak sınırlı transferlerle şampiyonluğa ulaştıklarını söyledi. Ancak günümüzde devre aralarında bile takımın tanınamaz hale geldiğini belirten Türsen, altyapı ve transfer politikalarının mutlaka gözden geçirilmesi gerektiğini vurguladı.
Stadyum tartışması: “Duygusal değil, stratejik olmalı”
Stadyum projelerine de değinen Türsen, sahilde stadyum yapılması fikrini desteklediğini ancak kapasite konusunda itirazları olduğunu söyledi. Sahilde yapılacak stadyumun 7–8 bin kişilik, “butik” bir stat olması gerektiğini savunan Türsen, büyük kapasiteli bir stadyumun ise ulaşım arterlerine yakın, farklı bir bölgede planlanması gerektiğini ifade etti.
2.-3. Lig’de mücadele eden bir takım için 30–40 bin kişilik bir stadyumun gerçekçi olmadığını belirten Türsen, kaynakların öncelikle takımın sürdürülebilirliği, futbolcu ödemeleri ve doğru transferler için kullanılması gerektiğini söyledi. Bu süreçte stratejik ve duygusal hatalar yapıldığını dile getirdi.
Zübeyde Hanım vurgusu ve isim tartışması
Konuşmasında Zübeyde Hanım’a da özel bir yer ayıran Türsen, Karşıyaka’nın Mustafa Kemal Atatürk’ün annesinin hatırasını daha güçlü ve anlamlı şekilde sembolleştirmesi gerektiğini söyledi. Zübeyde Hanım’ın adının stadyuma verilmesi konusunda taraftarın talebine saygı duyduğunu belirten Türsen, kişisel olarak bu ismin eğitim ve sağlık kurumlarında ya da çok amaçlı bir kültür merkeziyle yaşatılmasının daha doğru olacağını ifade etti.
Türsen, “Taraftarın dediği olur ama bu vesileyle bu konunun yeniden düşünülmesi gerektiğini söylemek istiyorum” diyerek değerlendirmelerini tamamladı.
“Belediyelerde ortak akıl ve kent hafızası yok sayılıyor”
Türsen, yerel yönetimlerde ortak aklın devre dışı bırakıldığını, siyasi partilerin belediye başkanları üzerindeki denetim mekanizmalarının zayıfladığını ve özellikle İzmir’de yaşanan çöp krizi ile belediye çalışanlarının sorunlarına dikkat çekti.
Türsen, bazı çevrelerce dile getirilen “destek” iddialarını reddederek, yapılan buluşmaların bir vefa ve ortak akıl arayışı olduğunu vurguladı. “Burada bir destekleme söz konusu değildir. Bu, olması gereken bir buluşmadır” diyen Türsen, toplantının zamanlamasının kamuoyu tarafından dikkatle izlenmesini de doğal bulduğunu ifade etti.
“Kent hafızasından yararlanmamak büyük kayıp”
Yerel yönetimlerde geçmiş dönem belediye başkanlarının bilgi ve deneyimlerinden yararlanılmamasını büyük bir eksiklik olarak nitelendiren Türsen, Karşıyaka Belediye Başkanı Yıldız Ünsal’ın davetini “zarif ve anlamlı” olarak değerlendirdi. Türsen, bu davetin, iki yıllık sürecin ardından yapılan bir gözlem sonucunda gerçekleştiğini belirterek, “Amaç; tecrübeleri dinlemek, paylaşmak ve ortak aklı yeniden inşa etmektir” dedi.
Bu tür toplantıların süreklilik kazanması gerektiğini savunan Türsen, parti ayrımı yapılmaksızın geçmiş dönem ilçe ve büyükşehir belediye başkanlarının birikimlerinin yeni yönetimlerle paylaşılması gerektiğini dile getirdi.
Çöp krizi ve yer tespiti vurgusu
Toplantıda özellikle İzmir’in karşı yakasında yaşanan çöp sorununun ele alındığını aktaran Türsen, sorunun temelinde depolama tesisleriyle ilgili yargısal ve fiziki sıkıntıların bulunduğunu söyledi. Çöp depolama alanı yer tespitinin sanıldığı kadar zor olmadığını ifade eden Türsen, “Zemin, rüzgâr, su ve toprak kirliliği kriterleri dikkate alındığında, en uygun alan bir hafta içinde bulunabilir” dedi.
Bu konuda tüm ilçe belediye başkanlarının, Büyükşehir Belediyesi öncülüğünde ortak bir irade ortaya koyması gerektiğini belirten Türsen, çöp sorununun kamuoyunda ciddi rahatsızlık yarattığını ve bu kaygıların doğrudan Büyükşehir Belediye Başkanı’na iletildiğini aktardı.
“Sorun işçinin tembelliği değil, yönetim anlayışı”
Belediyelerde verimlilik sorununa da değinen Türsen, düşük performansın nedeninin yalnızca işçilere yüklenemeyeceğini söyledi. İşçilerin güven duyduğu, adil ve şeffaf bir yönetim anlayışıyla çok daha yüksek performans sergileyebileceğini belirten Türsen, geçmiş dönemlerden örnekler vererek, baskı ve tehdit ortamının verimliliği düşürdüğünü ifade etti.
“Belediyeler holding gibi yönetilmeli”
Büyükşehir belediyelerinin artık holding ölçeğinde kurumlar haline geldiğini vurgulayan Türsen, bu yapıların klasik devlet memurluğu anlayışıyla yönetilemeyeceğini savundu. Finansman, kriz yönetimi ve ekonomik planlama konularında profesyonel kadroların görevlendirilmesi gerektiğini belirten Türsen, “Belediyeyi düze çıkaracak uzmanlar, belediye başkanından daha fazla maaş alabilmelidir” dedi.
Siyasi partilere sert eleştiri
Cihan Türsen, belediyelerde yaşanan sorunların ikinci büyük nedeninin siyasi partiler olduğunu ifade etti. Aday belirleme süreçlerinde liyakat ve yeterliliğin göz ardı edildiğini savunan Türsen, “Belediyenin bütçesi, borcu, mali yapısı bilinmeden adaylar belirleniyor. Bu şekilde sorunların çözülmesi mümkün değil” diye konuştu.
Siyasi partilerin, belediye başkanları arasındaki çatışmalara müdahil olması gerektiğini vurgulayan Türsen, geçmiş dönemlerde parti disiplininin çok daha güçlü olduğunu belirtti. Partilerin belediye başkanlarının performansını düzenli olarak ölçmesi ve gerektiğinde müdahale etmesi gerektiğini söyledi.
“İşçinin maaşını ödeyemeyen yönetici de maaş almamalı”
Karşıyaka Belediyesi’nde yaşanan mali kriz ve işçi maaşları sorununa da değinen Türsen, bu konunun bir duruş meselesi olduğunu ifade etti. “İşçisinin maaşını ödeyemeyen belediyede, belediye başkanı ve şirket yöneticileri de maaş almamalıdır” diyen Türsen, bu yaklaşımın çalışanlar nezdinde güven ve dayanışma duygusunu güçlendireceğini sözlerine ekledi.
“Türkiye’de en büyük kayıp yargının bağımsızlığını yitirmesidir”
Türkiye’de yargı sisteminin ciddi bir güven kaybı yaşadığını ifade eden Türsen, yaşanan sürecin yalnızca Cumhuriyet Halk Partili belediyelere yönelik operasyonlarla sınırlı olmadığını söyledi.
Yargının sokakta yaşanan en basit bir münakaşada dahi objektifliğini yitirdiğini savunan Türsen, hâkim ve savcı atamaları ile görev değişikliklerinin adalet duygusunu zedelediğini belirtti. En küçük kira tespit davalarında veya mirasçılık belgelerinde bile “yandaşlık” örnekleri görüldüğünü ifade eden Türsen, yaşanan tablonun CHP’ye yönelik süreçlerden çok daha vahim olduğunu dile getirdi.
“Sistem çökmüştür”
Açıklamalarını bir hukukçu kimliğiyle yaptığını vurgulayan Türsen, “Bu eleştiriyi yaparken CHP’yi işin içine katmadan söylüyorum. AKP’yi de doğrudan hedef alan bir söylem kurmuyorum. Sorun sistemin kendisi. Sistem çökmüştür” dedi.
“Operasyonlar objektifliğini yitirdi”
Yargı kalitesinin ciddi biçimde düştüğünü ifade eden Türsen, bazı yargıç ve avukatların dini referanslar üzerinden itibarlanmasının hukuk sistemine zarar verdiğini savundu. Bu durumun doğal bir sonucu olarak temel hak ve özgürlüklere müdahaleci, baskıcı bir yapının ortaya çıktığını belirten Türsen, iktidarın yargı ve polis eliyle objektifliğini tamamen yitirmiş operasyonlar yürüttüğünü öne sürdü.
“İmamoğlu’nun adaylığının önünü kesmeye yönelik”
Gündemdeki “diploma davası”na da değinen Türsen, bu davanın yargının tarafsızlığına dair önemli bir emare olduğunu ifade etti. Davanın, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun adaylığının önünü kesmeye yönelik olduğunu savunan Türsen, “Bu dava, diğer tüm dosyaların da objektif olmadığına dair güçlü bir gösterge niteliği taşıyor” dedi.
Yerel mahkeme kararının ardından sürecin istinaf aşamasına taşınacağını belirten Türsen, olası bir onama kararının ardından farklı hukuki sonuçların doğabileceğini iddia etti. Türsen, iktidarın bu süreçte siyasi endişelerle hareket ettiğini savundu.
“Tutuklama bir tedbirdir, bugün adeta bir cezaya dönüştürüldü”
Operasyonların “düzmece” olduğuna inanan yurttaşların suçların yargılanmasına karşı olmadığını da vurgulayan Türsen, “Biz suçların yargılanmasından ve cezalandırılmasından yanayız. Ancak yürütülen süreçlerin hiçbir inandırıcılığı yok. Tutuklama bir tedbirdir ama bugün adeta bir cezaya dönüştürülmüş durumda” ifadelerini kullandı.
Delillerin toplandığı, tanıkların dinlendiği dosyalarda tutukluluğun devam etmesini eleştiren Türsen, kaçma şüphesi bulunmayan ve yurt dışı çıkış yasağı olan kişiler hakkında bu uygulamaların kabul edilemez olduğunu söyledi.
“Bu bir korku düzenidir”
Bu yöntemlerle yalnızca belediye başkanlarına ve parti yöneticilerine eziyet edilmediğini, toplumun tamamına gözdağı verildiğini ifade eden Türsen, “Mesaj açık: ‘İster içeri atarız, ister çıkarırız.’ Bu bir korku düzenidir” dedi.
Türkiye’de yaşanan sorunların merkezinde yargının yer aldığını belirten Türsen, “En büyük kayıp, yargının bağımsızlığını ve objektifliğini yitirmiş olmasıdır. Çünkü düğümlerin çözülmesi gereken yer yargıdır. Bugün ise düğümler tam da orada atılmaktadır” ifadeleriyle açıklamalarını tamamladı.
Yorum Yazın