Dolar 45,6152
%0.06
Euro 53,0474
%0.01
Altın 6.610,150
%-0.76
Bist-100 13.634,00
%-2.69

Pzt

-8°

Sal

-12°

Çar

-3°
CHP’li Bakan’dan Kılıçdaroğlu’na sert çıkış: Kurultaydan kaçıyorsa sebebi kaybedeceğini bilmesidir!

CHP’li Bakan’dan Kılıçdaroğlu’na sert çıkış: Kurultaydan kaçıyorsa sebebi kaybedeceğini bilmesidir!

CHP İzmir Milletvekili Murat Bakan, eski CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na sert sözlerle yüklenerek, “Yıllarca demokrasi ve yargı bağımsızlığı diyen biri bugün hâkim kararıyla parti yönetmeye soyunuyor” dedi. Kılıçdaroğlu’nun birkaç vekille örgüte rağmen partiyi yönetemeyeceğini savunan Bakan, kurultaydan kaçınılmasının nedeninin “kaybedeceğini bilmek” olduğunu öne sürdü. CHP’den ayrılmayacaklarını vurgulayan Bakan, “Bu kapıdan çıkacak olan biz değiliz” ifadelerini kullandı.

  • Ege Postası
  • 26.05.2026 - 10:36
  • Güncelleme: 26.05.2026 - 10:39

ŞİLAN KOCADAĞ/EGEPOSTASI- CHP İzmir Milletvekili Murat Bakan, “mutlak butlan” kararı üzerinden başlayan tartışmalarda yargının siyasete doğrudan müdahale ettiğini savunarak çok sert açıklamalarda bulundu.

Kararı veren hâkimin “görevi kötüye kullanma suçu işlediğini” öne süren Bakan, CHP’ye yönelik sürecin hukuk değil siyasi mühendislik operasyonu olduğunu söyledi.

Yaşananları Venezuela örneğiyle kıyaslayan Bakan, “Muhalefetin mahkeme eliyle dizayn edilmek istendiğini” ifade ederek, bunun Türkiye demokrasisi açısından “ürkütücü bir kırılma” olduğunu dile getirdi. CHP’nin mahkeme kararlarıyla değil, örgütün ve delegenin iradesiyle yönetileceğini vurgulayan Bakan, “Bu mücadele yalnızca CHP’nin değil, Türkiye demokrasisinin mücadelesidir” dedi.

Bakan, eski CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nu da ağır sözlerle eleştirdi. Kılıçdaroğlu’nun mahkeme kararıyla parti yönetimine dönmeyi kabul ettiğini savunan Bakan, “Yıllarca parti içi demokrasi ve yargı bağımsızlığını savunan birinin, bugün bir hâkimin verdiği kararla parti yönetmeye soyunması büyük bir çelişkidir” dedi. CHP Genel Merkezi’ne polis çağrılması sürecinden de Kılıçdaroğlu’nu sorumlu tutan Bakan, yaşananların Türk siyasi tarihine geçeceğini ifade etti.

“KARARI VEREN HAKİM GÖREVİ KÖTÜYE KULLANMA SUÇUNU İŞLEDİ”

‘Mutlak Butlan’ sürecinin genel olarak değerlendiren Bakan, “Bir siyasi partinin kongresine bir asliye hukuk mahkemesinin ‘yok hükmünde’ demesi, Türk hukukunda emsali olmayan bir manevradır. Anayasa hukukçusu Prof. Korkut Kanadoğlu’nun çok net ifade ettiği gibi, mahkeme hukuken kendisine tanınmayan bir yetkiyi icat etmiştir. Çünkü Siyasi Partiler Kanunu’nun 21. maddesi, kurultay seçimlerindeki usulsüzlük iddialarına kimin, ne zaman ve hangi süreyle karar vereceğini açıkça düzenler; genel kanun hükümleri, özel kanun varken uygulanamaz. Mutlak butlan Siyasi Partiler Hukuku’nda yer almayan, Medeni Hukuk’a ait bir kavramdır.  Seçim ve partiler hukukunda butlan diye bir hukuki kavram bulunmadığı gibi, mahkeme gerekçesini henüz sonuçlanmamış ceza davalarının iddianamelerine ve basın haberlerine dayandırmış, kesinleşmemiş davalar delil olarak kabul etmiştir. Karar yok hükmündedir ve kararı veren asliye hukuk hâkimi de görevi kötüye kullanma suçunu işlemiştir” dedi.

“MASUMİYET KARİNESİNİN AÇIK İHLALİ”

Bakan açıklamasının devamında, “Mesele bundan ibaret de değil. Anayasa’nın 79. maddesi seçimlerin yönetim ve denetiminin münhasıran Yüksek Seçim Kurulu’na ait olduğunu söyler ve YSK kararları kesindir. Bir asliye hukuk hâkiminin, ardından bir bölge adliye mahkemesi dairesinin, seçimle oluşmuş parti organlarını tedbir kararıyla görevden uzaklaştırması; üstelik bu hüküm kesinleşmeden, Yargıtay’dan onanmadan, doğrudan sonuç doğuracak biçimde uygulamaya konulması Türk hukuk sisteminde karşılığı olmayan bir yetki gaspıdır. Kararın siyasi tarafına gelirsek: kesinleşmemiş ceza davalarındaki iddialardan kanaat üretip, delege iradesinin tamamının nasıl ve hangi somut oylar bakımından sakatlandığını ortaya koymadan, en ağır geçersizlik hükmüne hükmetmek, masumiyet karinesinin de Anayasa’nın siyasi partilere ilişkin hükümlerinin de açık ihlalidir” ifadelerini kullandı.

“CHP’NİN BAŞINA GELENLERLE VENEZUELA ÖRNEĞİ ARASINDAKİ BENZERLİK ÜRKÜTÜCÜ”

Dünyada yargı vesayeti ile muhalefet tasfiyesi konularına değinen Bakan, “Bu karar CHP içi bir kurultay davası olarak değil, Türkiye’de yargının siyasete müdahalesinin en ağır örneklerinden biri olarak değerlendirilmelidir. Karşılaştırmalı siyaset literatürü, bu tür müdahalelerin demokratik gerilemenin klasik göstergesi olduğunu ortaya koyar. Levitsky ve Ziblatt’ın ‘Demokrasiler Nasıl Ölür’ eserinde ‘hakimleri ele geçirmek’ (capturing the umpires) olarak kavramsallaştırılan bu süreç, yargının bağımsızlığını fiilen ortadan kaldırarak iktidarın muhalefeti bastırmasını tarif eder. Venezuela, bu konuda en çarpıcı örnektir. Maduro rejimi, yüksek mahkeme aracılığıyla muhalefet partilerinin yönetimlerini değiştirmiş, liderlerini siyasi yasaklı ilan etmiştir. 2020’de Venezuela Yüksek Mahkemesi, başlıca muhalefet partileri Primero Justicia ve Acción Democrática’nın yönetim kurullarını görevden alıp kendi atadığı kişilerle değiştirdi. María Corina Machado ve Henrique Capriles’e 15 yıllık siyasi yasak getirildi. Avrupa Birliği, bu kararları “muhalefet üyelerinin temel siyasi haklarını kullanmalarını engellemeye yönelik demokrasi ve hukuk devleti ihlali” olarak kınadı. Amerika kıtası İnsan Hakları Komisyonu (IACHR), adayları diskalifiye etmeye yönelik yaptırımların yalnızca bir ceza süreci içinde, bir yargıç kararıyla ve savunma hakkı gözetilerek verilebileceğini hatırlattı. Bugün CHP’nin başına gelenlerin Venezuela örneğindeki metodolojisi ile arasındaki benzerlik ürkütücüdür: mahkeme eliyle parti yönetimini değiştirmek” diye konuştu.

“MADURO’NUN VENEZUELA’DA YAPTIĞININ FONKSİYONEL EŞDEĞERİ”

Dünyadaki örneklerini devam ettiren Bakan, “Macaristan’da Orbán rejimi, anayasa mahkemesini ve yargı konseyi sistemini yeniden yapılandırarak yargıyı fiilen kontrol altına almıştır. Akademik literatürde ‘yumuşak baskı ve kooptasyon’ olarak tanımlanan bu mekanizma, formel olarak bağımsız görünen kurumları pratiğe uygun olmayan biçimde işletmek anlamına gelir. Freedom House, Macaristan’ı artık ‘demokrasi’ olarak sınıflandırmamaktadır. Polonya’da PİS partisi sekiz yıllık iktidarı boyunca yargıyı sistematik biçimde kontrol altına almaya çalışmıştır. Anayasa mahkemesinin başkanı görevden alınmış, yeni atamalar partiye sadık isimlerle yapılmış, yargı bağımsızlığı Avrupa Birliği’nin en ağır yaptırım süreçlerini tetikleyecek ölçüde tahrip edilmiştir. Ancak 2023’te Polonya halkı, Donald Tusk liderliğindeki muhalefet koalisyonuna güçlü bir çoğunluk vererek bu süreci tersine çevirdi. Tusk’un ilk sözü ‘Anayasa hükümlerine bağlılık bu yeni hükümetin alamet-i farikası olacak’ oldu. Polonya deneyimi, yargı vesayetine karşı toplumsal dirençle iktidarın yenilebileceğini göstermiştir. Türkiye’nin özgün trajik noktası şudur: Burada yargı vesayeti yalnızca muhalefet partisinin önde gelen adaylarını tutuklamakla kalmamış İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanması, mal varlığı operasyonları doğrudan ana muhalefet partisinin yönetim yapısını değiştirmeye yönelik bir adım atmıştır. Bu, Maduro’nun Venezuela’da yaptığının fonksiyonel eşdeğeridir” dedi.

“KARAR UYAP’A YÜKLENMEDEN TGRT’DE HABERİ ÇIKTI!”

Bu sürecin önceden planlandığının ortada olduğunu belirten Bakan, “Kılıçdaroğlu’nun haberciliğini ‘beğenerek takip ettiğini’ söylediği yandaş gazeteci Fatih Atik, daha karar UYAP’a yüklenmeden önce TGRT’de ‘mutlak butlan kararı çıktı, cuma günü UYAP’a yüklenecek’ diyerek tarih verdi. Kılıçdaroğlu da kararın UYAP’a yüklenmesinden 24 saat önce o malum ‘arınma’ videosunu yayınladı. Karar çıkar çıkmaz da ilk açıklamasını CHP’ye değil, yandaş TGRT Haber’e yaptı ve ‘Bu karar Türkiye’ye ve CHP’ye hayırlı olsun’ dedi. Bu zincir tesadüf değildir. Yandaş medyanın bilgisi, Kılıçdaroğlu cephesinin önceden mesajları, kararın tatil öncesi piyasaların 9 gün kapalı kalacağı bir zamanlamaya kurgulanmış olması; hepsi bu sürecin hukuki değil siyasi ve planlanmış bir süreç olduğunu gösteriyor. Nitekim Bloomberg HT verilerine göre, kararın açıklanmasının ardından BIST 100 endeksi gün içinde yüzde 6’yı, bankacılık endeksi yüzde 8’i aşan düşüşler yaşadı; Türkiye’nin 5 yıllık risk primi 9 baz puan artışla 250 baz puana yükseldi. Bu rakamlar, kararın yalnızca CHP’nin değil, Türkiye’nin istikrarının sorgulanmasına yol açtığını somut olarak göstermektedir” ifadelerine yer verdi.

“TÜM BUNLARIN AMACI ERDOĞAN’I YENİDEN KOLTUĞA OTURTABİLMEK!”

Süreci sosyolojik olarak değerlendiren Bakan, “Bu olan biteni yalnızca CHP’ye yönelik bir operasyon olarak görmemek gerekir. Türkiye demokrasisine bir darbedir. Ana muhalefet partisinin yönetimini bir asliye hukuk mahkemesinin tedbir kararıyla belirleyebileceğiniz bir rejimin adı seçimli demokrasi değildir; göstermelik seçimli demokrasidir. Karşılaştırmalı siyaset literatüründe buna ‘rekabetçi otoriterlik’ (competitive authoritarianism) denir: seçimlerin yapıldığı ama oyun alanının sistematik olarak iktidar lehine eğildiği rejimler. Levitsky ve Way’in bu kavramı, tam da bugünkü Türkiye’yi tarif eder. Bütün bu girişimlerin yegâne stratejik amacı, Erdoğan’ı yeniden Cumhurbaşkanı koltuğuna oturtabilmektir. CHP’nin kurumsal kimliğine bu saldırı, mümkünse partiyi bölmek, mümkün değilse en azından zayıflatmak içindir. Bu hesap tutmayacak. CHP yoluna devam edecek; partinin son seçilmiş Genel Başkanı Özgür Özel’dir, partinin önderliği bir asliye hukuk kararıyla değil, üyenin ve delegenin iradesiyle belirlenir” ifadelerini kullandı.

İTİRAZ SÜRECİ NASIL İLERLEYECEK?

Bakan mutlak butlan sürecine yapılan itiraz sürecinin nasıl işleyeceği ile ilgili ise “Süreç şu an üç koldan yürüyor.

Birincisi: Yargıtay’a Temyiz Başvurusu

Bu başvuru, sadece esastan inceleme değil, tedbirin durdurulması talebini de içeriyor; çünkü ortada kesinleşmemiş bir karara dayalı, fiilen bir partinin yönetimine el koyan bir tedbir hükmü var. Hukuk devletinde kesinleşmemiş hükmün böyle bir sonuç doğurması mümkün değildir. Yargıtay bu tedbiri kaldırırsa zaten kararın icrası askıya alınır.

İkincisi: YSK Başvurusu ve Anayasal Yetki Sorunu

YSK Başkanı Serdar Mutta, CHP’nin taleplerini oy birliğiyle reddettiklerini açıkladı ve Bölge Adliye Mahkemesi’nden gelen yazının da “hukuk mahkemelerinin kararlarının icrası konusunda kurula Anayasa ve yasalarla verilmiş görev ve yetki bulunmadığı” gerekçesiyle işlem yapılmaksızın iade edildiğini bildirdi.

“MAZBATAYI BİR HUKUK MAHKEMESİ İPTAL EDEMEZ!”

Bu kararı kabul etmemiz hukuken mümkün değil. Çünkü Anayasa’nın 79. maddesi seçim işlerinin son merciinin YSK olduğunu söyler. Mazbatayı veren kurum YSK’dır; o mazbatayı bir hukuk mahkemesi iptal edemez. YSK kendi mazbatasının arkasında durmak, kendi anayasal görev alanına sahip çıkmak zorundaydı. Burada şunun altını çiziyorum: Serdar Mutta YSK Başkanlığı’na henüz 6 Mayıs 2026’da seçildi; çok kısa süre önce. Yani bu hassas kararı veren kurul, başkanlığı yeni el değiştirmiş bir kuruldur. Bunun siyasi bir tercih olduğu açıktır.

Üçüncüsü: Anayasa Mahkemesi ve AİHM Yolu

Önümüzdeki aşamada Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru gündeme gelecek. Çünkü bu kararla doğrudan Anayasa’nın 68. ve 69. maddelerinde güvence altına alınan siyasi parti olarak siyasi faaliyette bulunma hakkı, dernek kurma hürriyetinin özel görünüm biçimi olan parti içi demokrasi hakkı, seçilme hakkı ve adil yargılanma hakkı ihlal edildi. AYM bireysel başvurusu reddedilirse de yol AİHM’e açıktır; orada da Türkiye Cumhuriyeti’nin siyasi parti hakkını ihlalle defalarca mahkûm edildiği bir içtihat birikimi vardır” dedi.

“İKTİDARA KARŞI YALNIZCA DİLEKÇEYLE DEĞİL SOKAKTA, MEYDANDA, SANDIKTA MÜCADELE EDİLİR”

Bakan, uluslararası hukuk yönünden konuyu değerlendirerek, “Venedik Komisyonu’nun ‘Demokratik Parlamentoda Muhalefetin Rolü’ raporunda açıkça vurguladığı gibi, siyasi partiler aracılığıyla barışçıl ve yasal muhalefet, karşılaştırmalı siyasette nadir bir kazanımdır ve korunması gereken kırılgan bir yapıdır. Amerikalararası İnsan Hakları Mahkemesi, Capriles/Venezuela kararında, Amerikan Sözleşmesi’nin demokrasi, hukuk devleti ve insan hakları arasındaki karşılıklı bağımlılığa dayandığını, ‘düzenli, özgür ve adil seçimlerin’ temsili demokrasinin vazgeçilmez unsuru olduğunu teyit etmiştir. CHP’nin AİHM başvurusu da bu içtihat zemininde değerlendirilecektir. Ama açık konuşalım: Biz bu mücadeleyi dava dosyası  üzerinden yürüyen bir hukuk mücadelesi olarak görmüyoruz.  Bizim için bu mücadele, Türkiye’nin demokrasisini savunma mücadelesidir. Hukukun çare olduğu noktada hukuku, siyasetin çare olduğu noktada siyaseti, örgütün çare olduğu noktada örgütü harekete geçireceğiz. Yargı vesayetinin tabelası altında siyasete müdahale eden bir iktidara karşı yalnızca dilekçeyle değil, sokakta, meydanda, sandıkta, parti örgütünde mücadele edilir” ifadelerine yer verdi.

“KILIÇDAROĞLU BİR MAHKEME KARARIYLA GERİ DÖNÜYORSA KONUŞULMASI GEREKEN ŞEY ‘KIRGINLIK’ DEĞİLDİR”

Kılıçdaroğlu’nun tavrını neye bağladığını açıklayan Bakan, “Kemal Bey’le uzun yıllar aynı partide siyaset yaptık. Sadece kaybetmenin yarattığı bir kırgınlıktan söz etseydik, bu tabloyu açıklamak mümkün olabilirdi. Fakat ortada bunun çok ötesinde bir tablo var. Bir kişi, kendi partisine bir asliye hukuk mahkemesinin tedbir kararıyla geri dönmeyi kabul ediyorsa orada konuşulması gereken şey ‘kırgınlık’ değildir. Bir kişi, kararın UYAP’a yüklenmesinden 24 saat önce bir ‘arınma’ videosu yayınlıyorsa; partisinin seçilmiş Genel Başkanı’yla, parti yöneticileriyle, milletvekilleriyle uzlaşmak ve partiyi en kısa sürede kurultaya götürmek için bir birlik kurmak, bu süreci partide bir çatlama, bir yarılma olmadan açmak istiyorsa, bunu yapmanın yolları vardı. Üstelik genel merkez olarak iki arkadaşımız bu uzlaşı için zaten görevlendirilmişti. Daha onlar buluşmadan, sabahın yedisinde, AKP’li oldukları sosyal medya paylaşımlarından belli olan bir grup kriminal insanla genel merkezin önüne basar gibi gelinmezdi” diye konuştu.

“BİZ GENEL MERKEZDEN BİBER GAZIYLA, PLASTİK MERMİYLE ÇIKARILDIK. BUNA SEBEP OLAN KEMAL BEY’DİR!”

Bu durumun Türk siyasi tarihine geçecek bir olay olduğunu söyleyen Bakan, “Bunun aktörleri de tarihe, CHP Genel Merkezi’ne AKP’lilerle birlikte baskına giden siyasi figürler olarak geçeceklerini bilmelidir. Karşılaştırmalı siyasette bu tür figürlere ‘rejim işbirlikçisi muhalefet’ (co-opted opposition) denir. Otoriter veya yarı-otoriter rejimlerin ortak stratejisi, muhalefet içindeki kırgın veya marjinalize edilmiş figürleri kullanarak muhalefeti içeriden bölmektir. Venezuela’da Maduro, muhalefet içindeki bazı figürlerin siyasi yasaklarını kaldırarak muhalefet platformunu çatlatmayı başarmıştır. Avukatı eliyle valiliğe verilen o dilekçe de Türk siyasi tarihinde kitaplara konu olacak bir vesikadır. Çünkü o avukat o dilekçeyi kendi başına vermedi; Kemal Bey’in talimatıyla verdi. Orada, genel merkezde, partinin seçilmiş Genel Başkanı, parti yöneticileri, il başkanları ve milletvekilleri vardı; ki o milletvekilleri arasında ben de vardım. Biz oradan biber gazıyla, plastik mermilerle çıkartıldık. Buna sebep olan kişi Kemal Bey’dir” diye konuştu.

“YILLARCA ‘DEMOKRASİYİ SAVUNDUK’ DİYEN BİRİ HAKİMİN VERDİĞİ KARARLA PARTİ YÖNETMEYE SOYUNUYOR!”

Bakan, Kemal Kılıçdaroğlu’nun süreci yönetim şeklini eleştirerek, “Karar çıkar çıkmaz partisinin Genel Merkezi’ne değil yandaş kanalın stüdyosuna gidip ‘hayırlı olsun’ demek; ertesi gün partinin tarihinde ilk kez Genel Merkezi’ne polis çağrılması için avukatı eliyle Ankara Valiliği’ne dilekçe vermek; orada artık özel duygulardan değil, bir siyasi pozisyondan söz ediyoruz demektir. Bu pozisyonun nesnel sonuçları gayet net: iktidarın yargı eliyle tasarladığı bu operasyonu içeriden meşrulaştırmak. Şu çelişkiyi gözden kaçırmamak lazım: Yıllarca ‘kontrollü bir muhalefet olmadık, parti içi demokrasiyi savunduk’ diyen biri, bugün delegenin değil bir asliye hukuk hâkiminin verdiği yetkiyle parti yönetmeye soyunuyor. Yıllarca ‘yargı bağımsızlığı’ diyen biri, yargı vesayetinin en açık biçimini kabul ediyor. Siyaset sosyolojisinde buna ‘bilişsel çelişki’ denir: bireyin açıkladığı değerlerle gerçekleştirdiği eylemler arasındaki tutarsızlık. Bu tutarsızlığın seçmen nezdindeki karşılığı güven erozyonudur. Seçmen, ilkesel tutarlılık bekler; bunu göremediğinde bağlılığını yeniden değerlendirir. Bu çelişkinin tek bir açıklaması olabilir; o da kişisel ikbal hesabıyla siyasi pragmatizmin tarihsel bir misyonun yerine geçmesidir. Üzücüdür. Türk siyasi tarihi bu tabloyu kaydedecek” şeklinde konuştu.

“KEMAL BEY’İN EN YAKINLARI BİLE PARTİYE POLİS ÇAĞIRMAYI SAVUNAMADILAR”

Kılıçdaroğlu’na yakın 10 vekil, ortak metin paylaşarak CHP’nin kapısına, polis eliyle dayanılmasının kabul edilemez olduğunu söylemiş ve kurultaya gidilmesi yönünde bir çağrı yapmışlardı. CHP’li Bakan bu vekillerin tepkisinin çok anlamlı bir gelişme olduğunu belirterek, “İstanbul Milletvekili Engin Altay, Kahramanmaraş Milletvekili Ali Öztunç, Elazığ Milletvekili Gürsel Erol, Ankara Milletvekili Semra Dinçer gibi Kemal Bey’e yakınlığıyla bilinen vekiller, ‘CHP Genel Merkezi’ne Ankara Emniyeti’ne yazı yazılarak polis marifetiyle girilmesi doğru değildir, olmamalıdır’ diyen ortak bir açıklama yayımladılar ve en kısa zamanda kurultaya gidilmesi çağrısı yaptılar. Bunu çatlak olarak değerlendirmiyorum; bu, sürecin meşruiyet sınırını gösteriyor. Kemal Bey’in en yakın çevresinden insanlar bile, partiye polis çağırmayı, baba ocağının kapısını kırıp girmeyi savunamadılar. O baba ocağına polisle girilmesi, sadece Özgür Özel’in değil; Engin Altay’ın, Ali Öztunç’un, Gürsel Erol’un, Semra Dinçer’in ve bu partiyle bağı olan herkesin vicdanını yaralamıştır, yaralamalıdır. Eğer orada bulunan arkadaşlarına gaz sıkılmasından vicdani anlamda etkilenmedim diyen birisi varsa, o kişi zaten Cumhuriyet Halk Partili olamaz” ifadelerini kullandı.

“KEMAL BEY BİRKAÇ VEKİLLE PARTİYİ YÖNETEMEZ”

Bakan konuşmasının devamında şu ifadelere yer verdi:

“Siyaset biliminde ‘meşruiyet eşiği’ kavramı vardır: bir eylemin, desteklendiği kitle tarafından bile savunulamaz hale geldiği nokta. Partiye polis çağrılması, Kılıçdaroğlu cephesi için bu eşiğin aşıldığı andı. Siyasi psikolojide buna ‘ahlaki ihlal sınırı’ denir: desteklendiğiniz liderliğin, sizin bile kabullenemeyeceğiniz bir eyleme girişmesiyle yaşanan kopma. Bu tür kopmaların bir önemli özelliği, geri dönüşü olmaz oluşudur. Çünkü bir kez aşılan meşruiyet sınırı, o eylemin sembolik ağırlığıyla kalıcılaşır. Bu açıklamaların ikinci önemli yanı, çağrının yönüdür: ‘Acil kurultay.’ Yani bizim ısrarla söylediğimiz, sürecin bir tek çıkışı vardır ve o da delegenin sandık başına gelmesidir tezi, artık Kemal Bey’in en yakın çevresinde de teslim edilmiş bir gerçektir. Kemal Bey’in birkaç vekille örgüte rağmen partiyi yönetmesi mümkün değildir; yönetilemeyeceği daha şimdiden ortaya çıkmıştır. Çözülme zaten sürecin başlangıcından itibaren mukadderdi; çünkü bir parti, mahkeme kararıyla değil, üyelerinin, kurultay delegelerinin, parti meclisinin, il başkanlarının, ilçe başkanlarının, belediye başkanlarının ve örgütün iradesiyle ayakta durur. O irade neredeyse firesiz şekilde Özgür Özel ile birliktedir.

“KARŞI TARAF KURULTAYDAN KAÇINIYORSA SEBEBİ KAYBEDECEĞİNİ BİLMESİDİR”

CHP’de kurultaya yakın zamanda gidilip gidilmeyeceğiyle ilgili Bakan, “Çok net söyleyeyim: Partinin derhal olağanüstü kurultaya gitmesi şart. Bu zaten bizim baştan beri savunduğumuz yoldur. Hangi delegasyonla yaparsak yapalım, bu meseleyi sandığa götüreceğiz. İster son seçilmiş delegelerle ister Kemal Bey’in Özgür Özel ile yarıştığı eski delegasyonla; biz ‘getirin sandığı, hangi delegeyle istiyorsanız onunla yapalım kurultayı’ diyoruz. Çağrımız budur. Eğer karşı taraf bundan kaçınıyorsa, mahalle delegesi seçiminden başlayıp aylar süren bir takvimle ‘parti aklımdaki şekilde teslim alınana kadar zaman kazanmak’ istiyorsa, sebebi açıktır: kurultaya giderse kaybedecektir. Çünkü partinin sahibi belli; o da örgütüdür, örgütün desteği de Özgür Özel ile birliktedir” dedi.

“MUTLAK BUTLAN KARARI İKTİDARIN DEĞİL MUHALEFETİN GÜÇLENMESİNİ SAĞLAYACAK”

Erken seçim ihtimaliyle ilgili açıklamalarda bulunan Bakan, “Erken seçim senaryosuna gelirsek: bir an için iktidarın aklındaki gibi olduğunu varsayalım, yani CHP’nin başında bir mahkeme kararıyla oturtulmuş bir kişi, partinin örgütünden, milletvekilinden, belediye başkanından kopuk biçimde bir seçime sokulmak istensin. Seçmen bu senaryoyu kabul etmez. Türk seçmenini küçümsüyorlar. Seçmen, ana muhalefet partisinin başına bir hâkimin tedbir kararıyla ‘atanmış’ bir kişiyi görmek istemez. Bu, sandıkta iktidarın oyunu artırmaz; aksine düşürür. Bunun kanıtı 31 Mart 2024 Seçimleridir. 31 Mart 2024 yerel seçimleri, bu tezi doğrulayan en güncel ve en güçlü deneysel kanıttır. Özgür Özel liderliğindeki CHP, hiçbir seçim ittifakına girmeksizin, AKP’nin 2001 yılından bu yana ulusal düzeyde ilk kez gerisinde kaldığı bir seçim sonucunu üretti. CHP yüzde 37,7 oy oranıyla birinci parti oldu; İstanbul ve Ankara’daki zaferlerini güçlendirdi, Karadeniz ve iç Anadolu’da yeni belediyeler kazandı. Uluslararası gözlemciler bunu ‘şaşırtıcı bir zafer’ olarak değerlendirdi. Akademik analizler, bu sonucun AKP seçmenindeki ‘toplumsal yorgunluk’ ve muhalefetin konsolide etme kapasitesiyle açıklandığını ortaya koydu. İmamoğlu’nun tutuklanması, İBB davası, mal varlığı operasyonları iktidara bir oy getirmediği gibi; aksine muhalefet seçmeninin öfkesini ve mobilizasyonunu artırdı. Yayımlanan bilimsel araştırmalar, 2019 ve 2024 Türkiye yerel seçimlerini, otoriter rejimlerde muhalefet zaferlerinin ‘iktidarın patronaj ağlarını bozarak, evrensel destek imajını sarsarak ve iç muhalefeti cesaretlendirerek’ rejimi zayıflattığı örnekler arasında doğrudan zikreder. Bu mutlak butlan operasyonu da aynı sonucu doğuracaktır: iktidarın değil, muhalefetin güçlenmesi” ifadelerine yer verdi.

“BU KAPIDAN ÇIKACAK OLANLAR BİZ DEĞİLİZ!”

Kamuoyunda yeni parti kurulacağı yönündeki soru işaretleri için açıklama yapan Bakan, “Biz CHP’den bir yere gitmiyoruz. Bu kapıdan çıkacak olanlar biz değiliz. Cumhuriyet Halk Partisi, bu ülkenin kurucu partisidir; 102 yıllık tarihiyle, milyonlarca üyesiyle, on binlerce delegesiyle, binlerce belediye başkanı ve örgüt mensubuyla, milyonlarca seçmeniyle bu partidir. Biz bu partinin içinde, bu partinin kurumsal kimliğini, mahkeme kararına teslim edilmek istenen iradesini geri kazanmak için mücadele edeceğiz. Yeni parti tartışmaları, bu mücadelenin sahibinin kim olduğunu görmek istemeyenlerin temennisidir. Türk siyasetinin gündemine yeni bir parti ihtiyacı gelirse, bu CHP’nin tasfiyesinin sonucu olmaz; CHP’yi tasfiye etmek isteyen iktidarın projesinin başarısız oluşunun bir sonucu olur. Biz bu partiden ayrılmıyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi’nin yolunda son ana kadar yürüyeceğiz” dedi.

Yorum Yazın

Yukarıdaki alan boş bırakılamaz

Yorum yazma kurallarını okudum ve kabul ediyorum.

Yukarıdaki alan boş bırakılamaz
Yukarıdaki alan boş bırakılamaz
Yorumlar
Yeniden eskiye
Eskiden yeniye
Öne çıkanlar

Bu habere hiç yorum yapılmamış... İlk yorum yapan sen ol.