Dolar 47,8835
%0.11
Euro 55,5008
%0.41
Altın 6.748,354
%0.85
Bist-100 14.172,26
%0.28

Pzt

-8°

Sal

-12°

Çar

-3°
CHP'li Mahir Polat'tan çok sert açıklamalar: Tabelayı çalıp giden gerçek CHP’li olur mu?

CHP'li Mahir Polat'tan çok sert açıklamalar: Tabelayı çalıp giden gerçek CHP’li olur mu?

CHP Yüksek Disiplin Kurulu Başkanı ve İzmir Milletvekili Mahir Polat, NEO TV’de katıldığı 8. Gün programında parti içindeki tartışmalardan Kemal Kılıçdaroğlu’na, Ekrem İmamoğlu’nun adaylık ve istifa sürecinden belediyelere yönelik soruşturmalara kadar birçok başlıkta çarpıcı açıklamalarda bulundu. Polat, Kılıçdaroğlu’na bağlılığının kişisel değil ilkesel olduğunu vurgularken, İmamoğlu’nun istifasını “geç kalınmış” olarak nitelendirdi; CHP’den ayrılan isimlere sert eleştiriler yöneltti. Ayrıca Cemil Tugay’la yaklaşık iki yıldır selamlaşmadıklarını söyleyen Polat, CHP’den ayrılmaya niyeti olmadığını “Partiden gidersem adres aranacaksa bilin ki kabristandır” sözleriyle ifade etti. Polat, “Yani şöyle, hangisi gerçek CHP'li? Bir kere tek bir örnek vereyim. Tabelayı çalıp giden gerçek CHP'li olur mu? Tabelayı çalıp giden. Bir kere siyasette istifa aciziyeti gösterir, bir Sol siyasette mücadele esastır, iki. Baştan mücadele edeceksiniz. Şimdi iktidarla nasıl mücadele edeceksiniz?" dedi.

  • Ege Postası
  • 14.08.2026 - 17:04
  • Güncelleme: 14.08.2026 - 20:30

EGEPOSTASI- Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Yüksek Disiplin Kurulu Başkanı ve İzmir Milletvekili Mahir Polat, NEO TV’de yayınlanan 8. Gün programında gazeteci Mithat Umutoğulları’nın sorularını yanıtladı. CHP’de yaşanan gelişmelerden parti içindeki ayrışmalara, Kemal Kılıçdaroğlu’ndan Ekrem İmamoğlu’na, belediyelere yönelik soruşturmalardan istifalara kadar birçok başlıkta konuşan Polat, dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu.

“BENİM İLK DURAĞIM DA SON DURAĞIM DA CHP OLACAK”

CHP ile bağının kişisel bir siyasi tercih olmadığını vurgulayan Polat, parti içerisindeki tartışmalara rağmen CHP’de kalacağını söyledi.

Polat, “Yani bir kere şöyle baştan peşin bir hükümle başlayalım. Ben yıllar önce söylediğim bir cümleyi bu süreç başladığında tekrarlamıştım. Benim ilk siyasal durağım da, son siyasal durağım da Cumhuriyet Halk Partisi olacak diye. Çok büyük bir sözdür bu. Bunun, bu sözün arkasında durmak da bir karakter meselesidir. Bizim hepimiz 4-5 Kasım 2023'te bir kurultay yaşadık. O kurultayda ne olduğunu ne bittiğini bütün aktörler aşağı yukarı biliyor. Benim buradan tekrarlamam kimseye yarar getirmez ama aktörlerin tamamı gözleriyle gördükleri bir süreç yaşadı. Bu sürecin hiçbir tarafında olmadığımız halde... Böyle bir partinin bunu hak etmemesi gerektiğini, bunun Türk demokrasisi açısından, ilk defa ifade ediyorum, ben hiç kamuoyunda konuşmadım, Türkiye'nin çok partili rejime geçtiği günden bugüne yaşanan en büyük travmatik düşüştü” dedi.

“SİSTEMLİ BİR MÜDAHALE DEMOKRASİMİZ İÇİN KABUL EDİLEBİLİR DEĞİL”

Kurultay sürecine yönelik müdahale iddialarına değinen Polat, şöyle konuştu:

“Çoğulcu anlayış açısından bir partinin kurultayına sistemli bir müdahale demokrasimiz ve çok partili hayat için kabul edilebilir bir şey değil. Geçmişte olmuş mudur? Belki olmuştur. Ufak tefek kendi mecrasında bir şeyler yaşanmıştır ama sistemli bir müdahale olduğunu anlatılan ifadelerden anlıyoruz. Bu konuyu çok fazla dillendirmiyoruz, konuşmuyoruz ama hani halk arasında bir laf vardır, arımızı sakınıyoruz. Dolayısıyla ses etmiyoruz. Butlan süreci sonrasında yaşananlar da ne kadar haklı olduğumuzu gösteriyor. Düşünün bir güruh var, bir kitle var. Ya giderken İzmir'de telefon götürüyor. Dikili’de tabela götürüyor. Baba ocağı diye siz aylarca, yıllarca bağırdınız; baba ocağı, baba ocağı, baba ocağı... Bir insan baba ocağının içine pisler mi ya?”

“BU GÖRÜNTÜYÜ KENDİNİZE YAKIŞTIRABİLDİNİZ Mİ?”

Polat, bazı CHP örgütlerinde yaşandığını söylediği eşya ve tabela tartışmalarına da sert tepki gösterdi:

“Batman'da o görüntüler hepimizin belleğinde ve Türk siyasi tarihinde, Cumhuriyet Halk Partililerin belleğinde hiç unutulmayacak bir şeydir. Batman il örgütünü boşaltmış. Her şeyi götürüyorsunuz, sandalyeyi götürüyorsunuz, sandalyeyi. Olacak iş mi? Utanır insan biraz ya. Bırak utanılacak, hicap duyulacak, hepimizin tepki koyacağı... Parti bayrakları yerde, bir küvetin içerisinde de Türk bayraklarına basmışlar. Olacak iş mi bunlar? Yani Butlan kararı sonrasında arkadaşların partiyi terk etme biçimleri bizim açımızdan son derece kabullenemeyeceğimiz... İzmir'de belediye arabasını çekip partinin içindeki eşyayı boşaltıyorsun. Ya arkadaş gel de ki İzmir milletvekili, ey Mahir Polat, ey Sevda Erdan Kılıç, ey Rıfat Nalbantoğlu; biz bunları bırakıyoruz, bunlar bize hediye gelmişti, siz bunların parasını verin. Bu görüntüyü ne kendinize, ne kendi ailenize, ne kendi oturduğunuz kurumlara, ne de bundan sonra oturacağınız koltuklara yakıştırabildiniz mi?”

Polat, Ödemiş'te de benzer bir olay yaşandığını belirterek sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bir kez daha Ödemiş’teki arkadaşa yazdım. Ya sen almış da olabilirsin, parası ne kadarsa söyleseydin, biz gönderseydik sana, bunu kendine nasıl yakıştırıyorsun diye. Bu tarz şeyler yaşadık biz. Bu yaşadığımız şeyler, süreçler... Butlan sürecine giden o kurultayda aslında ne olduğunu da özetliyor. Yani düşünün bir buzdolabına ya da bir koltuğa tenezzül eden bir kitle var demek ki. Yine dönüyorsunuz ya partinin sosyal medya hesapları... İsmini değiştirip bir gecede partinin sosyal medya hesaplarını ‘el çabukluğu marifet’ deyip götürmeler. Bunlar aslında mutlak butlana giden süreçte hangi güruhun sebep olduğunu gösteren bir hikaye. Dolayısıyla bunların içerisinde elbette ki çok temiz arkadaşlar vardır. Gazıyla hareket eden insanlarımız olmuştur. Onları tüm bu eleştirilerden ari tutmak isterim. Biz yıllarca birbirimizle dostluk, arkadaşlık, yol arkadaşlığı, birlikte mücadele arkadaşlığı yaptık.”

“BANA ETTİĞİNİZ KÜFÜRLERİN BEDELİNİ ÖDEYECEKSİNİZ”

Sosyal medyada kendisine yönelik hakaret ve tehditlere de değinen Polat, açılan davalardan elde edilecek tazminatların çeşitli kurumlara bağışlanacağını söyledi:

“Siz dönüp, birlikte nasıl bir ahlaktan geliyorsunuz ya? Birlikte mücadele ettiğiniz, fotoğraf çektirdiğiniz insanlara döndünüz, küfretmeye başladınız. Ha bana küfrediyorlar. Ben öyle sokaklarda falan da çok olmuş, çok mücadele etmiş bir adamım. Üste açılmadık küfürler var ama ben kendime, kendi tarihime yakıştırmam onları. Bana kimlerin, hangi güruhların, hangi paralar ödeyerek, hangi trol ordularıyla saldırdığını ve tehdit ettiklerini biliyorum. İnsanda biraz haysiyet olur ya. Arkadaşlarınıza, bütün arkadaşlarımıza bunu yaptılar. Ben hiçbir sosyal medya paylaşımının altındaki yorum kısmını kapatmadım. Edin nereye kadar edebiliyorsanız. Edin nereye kadar edebiliyorsanız. 2 binin üzerinde açılmış dava var. Elbette bu davalar cezaya ve tazminata dönüşecek. Dönüşen tazminatlar Çağdaş Yaşamı Destekleme Vakfı gibi, LÖSEV gibi yerlere gidecek. Bana ettiğiniz küfürlerin bedelini ödeyeceksiniz.”

“KAYNAKLARIN TROL ORDULARINA AKTARILMASINI KABUL ETMİYORUZ”

Polat, parti içindeki tartışmalarda sosyal medya hesapları üzerinden yürütülen kampanyaları da eleştirdi:

“Ama oradakilerin kim olduğunu, o maske takıp birilerinin fotoğrafını koyup nickname kullanıp kendi isminden utanan insanlar... Bakın ben hiçbir gerçek şahsa dava açılmamasını söyledim. Hiçbir gerçek şahsa. Küfür, hakaret, tehdit içermediği sürece. Hiçbirinden alınmadım, eleştiri olarak aldım, başımın üstüne koydum. Ama bir güruhu bu şekilde örgütlemek... Cumhuriyet Halk Partisi trollerle gerçek insanların ayrıştırması gerektiğine inanan, o zamanki grup başkan vekilimiz çıkıp bir buçuk saat ‘Süleyman Soylu senin trol orduların şöyle şöyle çalışıyor’ diye titreye titreye anlattığı taktiği, Kemal Kılıçdaroğlu'nun yanında duranlar, yani bugünkü benim tabirimle gerçek Cumhuriyet Halk Partililere karşı uyguladı. Demek ki o titreyerek konuşan arkadaşımız o gün bu yolun döşüyormuş aslında. Tabii çok ciddi anlamda üzgünlüklerimiz de var. Ya bu partinin, bu milletin kaynaklarının trol ordularına aktarılmasını kabul etmiyoruz. Bu partinin malını kendi malımızdan çok daha değerli ve önemli buluyoruz. Bunları yağmalamak, bunlara zarar vermek, parti binalarına zarar vermek insan olan birinin harcı değildir.”

KILIÇDAROĞLU DÖNEMİNE VURGU: “SİYASİ ÜRETİM VARDI”

Polat, Kemal Kılıçdaroğlu dönemindeki siyasi anlayış ile sonraki dönemi karşılaştırırken, kişileri değil sistemi konuşmak gerektiğini söyledi:

“Ya bireyleri konuşmaktan ziyade bir sistemi konuşmak lazım. Siyasette bir üretiminiz yoksa, reflektif siyaset, gündelik siyaset yapıyorsanız öfkeyle ya da galeyana getirme ya da gazla toplum psikolojisiyle oynayarak siyaset yaparsınız. Oysa mesela diyelim ki herkes Kemal Kılıçdaroğlu'nu aile destekleri sigortasıyla hatırlar. Oysa herkes Kemal Kılıçdaroğlu'nu emeklilikte yaşa takılanların sorunlarıyla hatırlar. Kemal Kılıçdaroğlu'nu devletten yana, milletten yana hangi dert varsa onunla hatırlar. Hatırlandığı söz, ‘Hiçbir çocuk yatağa aç girmeyecek.’ Bu çok derin bir felsefe ve siyaset içeren bir şeydir. Onun dışındaki refleksle verdiğiniz şeyler, tepkiler çok sıkıntılıdır. Mesela kriz dönemlerinde... Kemal Kılıçdaroğlu Cumhuriyet Halk Partisi'nde 4-5 Kasım kurultayından önce, mesela bir deprem oldu, acil koduyla MYK üyeleri toplanır, gider. Olağanüstü MYK yapılır. Hemen bir açıklama yapılır. Hemen harekete geçilir.”

Polat devamında, “Ne bileyim Türkiye'de siyasi bir gerilim yaşandığında olağanüstü MYK toplanır, ortak akılla bir politika geliştirir ve o hemen kamuoyuyla şeffaf bir şekilde paylaşılırdı. Öyle reflektif hareket yapmak gibi bir tarzımız yoktu bizim. Son dönemde, 4-5 Kasım'dan sonra öyle reflekslerle siyaset yapıp bir siyasi üretim, bir siyasi proje, bir politik çıkarım yapılmadan yapılan bütün şeylerde ya öfkeye, ya demagojiye, ya böyle özlü söze dönen ve kitleleri bu şekilde konsolide eden bir kitle mühendisliği hikayesi yaşandı. Tabii biz bunu defalarca kapalı toplantılarda da eleştirdik. Partinin halka dokunan, vatanın gerçek sorunlarına dokunan bir şey olması gerekiyordu. 2023'e geldiğimiz süreç içerisinde Cumhuriyet Halk Partisi'nin iktidar olmasa bile iktidarı zorlayan ve kendi politikasını, kendi taleplerini yapmaya zorlayan bir siyasal yapısı vardı” ifadelerini kullandı.

İMAMOĞLU’NUN ADAYLIK SÜRECİ: “CİDDİ BİR SİYASİ MÜHENDİSLİK HATASIYDI”

Ekrem İmamoğlu’nun Cumhurbaşkanı adaylığı sürecinin zamanlamasını eleştiren Polat, şunları söyledi:

“Defalarca uyardık. Biz de defalarca bizi yine toplumsal şeyin içine atmaya kalktılar. Yine o tür trol ordular üzerinden gitti. Sevgili arkadaşlarımız, 17 tane milletvekili sanırım, Ekrem Bey'in aday olmasına karşı çıkan... Özünde belki süreç geldiğinde herkes ‘Tamam Ekrem Bey kazanabilir, o yüzden destekleyelim’ ya da ‘Ekrem Bey bu Türkiye'yi taşıyabilir, desteklenmesi gerekiyor, Türkiye'yi yönetebilir’ deyip belki oy verecektik. Çok erken, olmayan seçimin Cumhurbaşkanı adaylığını belirlediler ve onun süreçlerinin tetiklenmesine, hızlanmasına belki de vesile oldular. Oysa onu 16 milyon diye övündükleri İstanbulluya hizmet için seçmişti insanlar. Olmayan Cumhurbaşkanlığının olmayan adayı haline çevirdiler. Bu da ciddi bir siyasi mühendisliklerinde hataydı. Biz onu o zaman da söylemiştik. Bugün de hâlâ söylerim. Siyasal tarihim açısından benim açımdan önemli bir karardı, önemli bir uyarıydı. Kapalı toplantılarda da uyarmıştık biz birkaç görüşmeyi.”

“İMAMOĞLU’NUN İSTİFASI GEÇ KALINMIŞ BİR ŞEY”

Polat, İmamoğlu’nun CHP’den istifasına ilişkin ise oldukça sert ifadeler kullandı:

“İmamoğlu’nun istifası geç kalınmış bir şey bence açık konuşmak gerekiyorsa ama istifada hazin bir durum var. Cumhuriyet Halk Partisi örgütlerinde 40 yıl, 50 yıl Cumhuriyet Halk Partisi üyesi olmuş, mahalle delegeliğinden öteye geçememiş bir sürü parti emekçisi var. Bir sürü isimlerini de hatırlarım. Vermek istemiyorum bugün. Sadece mahalle delegesi olmuşlar. Mahallede sadece partisine sandık görevlisi olmuşlar. Mahalle temsilcisi olmuşlar. Bu insanlara yapılan büyük bir saygısızlık içeriyor aslında o istifa. ‘17 yıl Cumhuriyet Halk Partimden istifa ediyorum’ diyor. 17 yılın geriye doğru sayalım, 13 yılı belediye başkanlığıyla geçiyor. Yani gelmişsiniz, sonra ilçe başkanlığı yapmışsınız. 3 yılı, 3,5 yılı da öyle geçmiş. Geldiğinizden 3-5 ay sonra siz partide görev almışsınız. Üst düzey görevler verilmiş. Yani bir nevi ağzınızda gümüş kaşıkla partiye doğmuşsunuz siz ve buraya gelmişsiniz, bir de bunu bir meziyetmiş gibi 17 yıl diye vurguluyorsunuz. 17 yılın 16,5 yılı görevde olur mu ya? Bir partinin emekçileri var. Ebediyete intikal etmiş, meclis üyesi olamamış arkadaşlarımız var. Bari paylaşırken bu kısmını paylaşmasaydınız onlara saygınızdan. Hepsi size emek verdi. Yadırgadım ben ama geç kalmış bir istifaydı.”

KILIÇDAROĞLU’NA YÖNELİK SLOGANLAR: “BÜYÜK BİR ÇOĞU İMAL EDİLMİŞ”

Parti içerisindeki sert söylemleri de değerlendiren Polat, parti içi muhalefet ile hakaretin birbirinden ayrılması gerektiğini söyledi:

“Bir kere şöyle ilk yorumunuzdan başlayarak söyleyeyim. Ben bir Cumhuriyet Halk Partiliyim. Parti içerisinde çok muhalif olduğum, hatta birbirimizin gölgesinden gıcık olduğumuz arkadaşlarımız vardır. Çünkü mücadeleden geliyorsunuz, parti için mücadeleden, vuruşa vuruşa geliyorsunuz. Öyle arkadaşlarım var benim. Hiçbir arkadaşıma hakaret etmedim. Etmedik, etmeyi de zul sayarım. Sonuç itibariyle bir toplumsal olayda sırt sırta verip bu ülkenin kaderini değiştirebilecek yapılar olduğumuzu biliyorum. Kemal Bey'e de hiçbir Cumhuriyet Halk Partilinin bu tip laflar edebileceğine ihtimal vermiyorum. Ta ki şuna kadar: Bir imal edilmiş slogan ya da imal edilmiş kitlesel bir mühendislik süreci olduğunu görene kadar. Bu sloganların büyük bir çoğu imal edilmiş sloganlar. Bu sloganların büyük bir çoğu üretilmiş sloganlar. Şimdi giriyorsunuz, bir bakıyorsunuz ki size hakaret edenlere bir yerden birisi düğmeye basıyor.”

“SAVAŞ MEYDANLARINDA KURULAN PARTİYİ BIRAKIP GİDİYORSUNUZ”

Polat, Kılıçdaroğlu’na yönelik saldırıların arkasında organize bir yapı bulunduğunu savunarak şu ifadeleri kullandı:

“Kemal Bey. Niye Kemal Bey? Çünkü ‘Ben bu partide arınacağım’ diyor, ‘Bu ülkede arınacağım’ diyor, ‘Geçit vermeyeceğim’ diyor. Bunlar arınma konuşması yaptığında kendi parti içimizde bile göremediğim arkadaşlarımdan da arınacağım diyor. Bakıyorsunuz sizi ve kendisine inanan bütün ekipleri hedef alanlara ya Amerika'dan bağlanıyor ya Almanya'dan bağlanıyor. İsimleri yok, cisimleri yok. Hedefe konuyorsunuz. Bunlar da onların ürettikleri toplumsal mühendisliklerin sonucu haline geliyor. Sonra dönüyorsunuz, partiye bakıyorsunuz. Adam diyor ki ‘Partiden istifa, hemen yeni parti kuralım.’ Ya arkadaş, mesela Cumhuriyet Halk Partisi örgütü içinde yetişmiş bir insanın Cumhuriyet Halk Partisi'nden istifa edebilmesi, o istifa tuşuna basarken şurası kanar. Çok kolay değildir Cumhuriyet Halk Partisi'nden istifa edebilmek. Dile kolay. Yetiştiğiniz bütün kültürde diyorsunuz, savaş meydanlarında, avukatlık bürolarında kurulmayan falan. Şimdi siz kendi tarihinize ihanet edecek şekilde avukatlık bürolarında kurulmuş bir parti kuruyorsunuz. Ve savaş meydanlarında kurulmuş atanızın, dedenizin partisini bırakıp gidiyorsunuz. Bu, Cumhuriyet Halk Partisi kültüründe yetişmiş arkadaşlar için çok kolay bir şey değildir. Ama bir bakıyorsunuz, Cumhuriyet Halk Partisi'ne gelmeden önce 3-5 tane durakta indi bindi yapan, böyle durak değiştiren, otobüs değiştiren arkadaşlar rahat bir şekilde partiden istifa edebiliyorlar. Hatta 6 ay önce gelmesi bile farklı değil.”

“HANGİ ÖRGÜTTE YETİŞTİN BABA SEN?”

Parti örgütü içerisinde yetişmenin önemine vurgu yapan Polat, “Adam diyor ki ‘Ben de örgütte yetiştim.’ Hangi örgütte yetiştin baba sen? Bir WhatsApp tartışmasında grubunla tartışıyoruz. Ben örgüt uyarısı yaptım. Adam bana diyor ki ‘Ben de örgütte yetiştim.’ Abi sen 6 ay önce geldin ya. Altı ay önce yetiştiğin örgüt hangisiydi senin? Bu arkadaşların partiden kopması, burada bir gürültü oluşturmaları falan bizim hiç umurumuzda değil. Biz biliyoruz ki Cumhuriyet Halk Partisi'nin kökleri bizde, dalları bizde, yapraklarımızın bir kısmını döktüler. Onları tekrar bir araya getireceğiz. Onlar tekrar büyüyecek, tekrardan zeytin ağacının gençleştirilmesi gibi gençleşiyor örgütümüz. Daha dinamik bir örgüt haline dönecek. Ve göreceksiniz Türkiye'de iktidar hedefi gerçekten yüksek olan bir yapıya doğru dönüşecek. Kemal Kılıçdaroğlu sevdası nereden geliyor? Kemal Kılıçdaroğlu'nun İzmir'de çok şey yaptığı arkadaşlar bugün İzmir'i terk etti gittiler” dedi.

“KEMAL BEY İLKELİ VE BU TOPLUMU BİRLEŞTİREN BİR ADAM”

Kılıçdaroğlu’na bağlılığının kişisel değil, ilkesel olduğunu ifade eden Polat şöyle devam etti:

“Ve bir şey yapmadı Kemal Bey. Ben mücadeleden geldim. Yani milletvekili olurken de Kemal Bey'in çok böyle üzerimde emeği olmadı. Ama Kemal Bey'in bir yol yürüyüşü var. Ailesinin bir yol yürüyüşü var. Gittiğiniz zaman herkes kapısını çalıp evine gidip evinde bir bardak çayını, varsa sofrasında yemeğini yemiştir ya da bir kase yoğurt yiyorsa size eşlik etmişsinizdir Kemal Bey'e. Dönüp kimse Kemal Bey'e diyemez ki ‘Sen işte şöyle bir siyasette zenginleştin.’ Çok güçlü bir iktidarın olduğu bir yerde çok temiz bir liderinizin olması gerekiyor. İlkeli bir lideriniz olması gerekiyor. Kemal Bey ilkeli bir adam ve bu toplumu birleştiren bir adam. Toplumu kamplardan kurtaran bir siyasetçi.”

“Dolayısıyla bizim Kemal Bey'le yol yürümemiz, en azından onun felsefesinden gelen bir yapıyla yol yürümek gerektiğini biz ısrarla söyledik. Dolayısıyla o felsefeden sapıldığı zaman partinin nereye gittiğini gördük. Yani bir bakıyorsunuz ki işte Kemal Kılıçdaroğlu'na 38. Kurultay'da oy verdi diye ya da oy verenlerin yakını oldu diye bu partide bir dönem yaşadık. Değil belediye başkanı, değil belediye meclis üyesi, değil gençlik kolları yöneticisi; halk listelerinde yöneticileri şey attılar. Bırakın meclis üyesi yazmayı, yönetici bile yazmadılar. Bırakın yöneticiyi, kadın kollarını, gençlik kollarını yazmadılar. Bu kadar intikamcı, reddiyatçı bir anlayışın karşısında toplumu uzlaştıran bir lider var. Kemal Kılıçdaroğlu'na bağlılığımızın nedeni ilkesellik. Yani öznesinin Kemal Bey olması değil, onun ilkeleri aslında.”

VELİ AĞBABA AÇIKLAMASI: “YORUM YAPMAK İSTEMİYORUM”

Polat, Veli Ağbaba ile ilgili soruya ise şu yanıtı verdi:

“Veli Ağbaba ile ilgili yorum yapmak istemiyorum. Veli Bey kişi olarak iki yıldır konuşmasak da ailesinden birçok insanı tanırım. Sevdiğim bir aile. Ticari hayatlarını, iş hayatlarını bilemem. O yüzden kendime saygımdan dolayı yorum yapmasam bu konuya iyi olur ama siyasetçi her şeyine dikkat etmek zorunda. Yediği yemekten, gittiği tatile, gezdiği yere kadar dikkat etmek zorunda. Bu dönemde olur mu her ailede bir şeyler? Olur. Bu denli olması soru işareti midir? Soru işaretidir. Allah kimseyi bu tarz şeylerle sınamasın derim ben. Herkes kendinden mesul. Ben o konuya çok fazla girmek istemem ya. Kemal Bey'in mesela kim yakınıdır kim değildir bilemezsiniz. Kemal Bey sizi seviyor mu sevmiyor mu kişi olarak onu da bilemezsiniz. Yani Kemal Bey, Sayın Genel Başkanımız, son derece duygularına hakim bir yöneticidir. İşine duygularını karıştırmaz. Fakat Özgür Bey mesela grup toplantılarında çıkıp şeyi söylemiştir yani, ‘Ben yoksam Veli abiniz burada’ demiştir. Dolayısıyla Veli Bey'le Özgür Bey'i çok ayırmamak gerekiyor.”

BELEDİYELERE YÖNELİK SORUŞTURMALAR: “DÖNEMİN CİDDİ HATALARI OLDU”

Belediye başkanlarına yönelik yolsuzluk soruşturmalarına ilişkin de konuşan Polat, peşinen suçlu ilan edilmelerine karşı olduğunu söyledi:

“Yani ben şöyle, bu yolsuzluk soruşturmasına uğrayan arkadaşların peşinen suçlu ilan edilmesini çok doğru bulmam. Bu arkadaşlarımız çok genç. Aday belirleme kriterlerinin içerisinde bütçe yönetim kısmı çok bu dönem ele alınmadı. Dönemin ciddi hataları olduğunu biliyoruz. Dolayısıyla süreç içerisinde arkadaşlardan değil de sistemden kaynaklı çok ciddi problemler yaşıyoruz. Bu arkadaşlarımızı denetleyecek bir denetim mekanizmasının olmadığını görüyoruz. Yani siz bir sistem kurarsınız, bir şey kurarsınız, yöntem geliştirirsiniz, belediyelerinizi denetlersiniz. Denetlediğiniz belediyelerde bir şey varsa hemen o arkadaşlarınızı denetler. ‘Bak arkadaş, sen böyle böyle gidersen bunlar karşına gelebilir.’ Bunu da kim yapar? Belediyelerde, yerel yönetimlerde çok yetkin insanları oturtursunuz oraya. Tecrübeli insanları oturtursunuz. Sayıştay denetçilerini, mülkiye müfettişlerinden gelme birilerini oturtursunuz. Hata yapma ihtimalini belediye başkanına vermezsiniz. Şimdi belediye başkanlığı çok popüler ve güzel bir makam.”

“UMARIM HEPSİ AKLANIR”

Polat, genç belediye başkanlarının yeterli şekilde denetlenmediğini ve tecrübe eksikliklerinin onları operasyonlara açık hale getirdiğini savundu:

“Geldiğiniz zaman en kötü belediyenin 2 bin, 3 bin tane işçisi var. Bütçe kullanan, bir şey yapabilen, kentini bilen insanlar. Sokağa çıktığınız zaman herkes sizi görünce büyük bir saygı; ‘Başkanım, başkanım’ diyor. Dolayısıyla belediye başkanının bunları aşıyor olması, buradan bir karakter eğitimine uğramaması gerekiyor. Bunların hepsine partinin dikkat ediyor ve bu ölçütleri koyuyor olması gerekiyordu. Partinin belediye başkanlarını iyi tutuyor olması gerekiyordu. Ben bazı arkadaşlarımızı ziyarete gittim. Özellikle kişisel hukukum olan arkadaşlara geçmiş olsun ziyaretine gittim. Fakat çok sık görevde olan arkadaşlarımıza gitmek istemedim. Çünkü bir takım... Hani muhalif kimliğinizle biliniyorsunuz. Dolayısıyla o arkadaşların bir yargıyla iş birliği yapmasını sizden bilinmesini istemezsiniz. Dolayısıyla hem onları hem kendinizi korumak için gitmiyorsunuz. Ben gitmiyorum arkadaşlara. Buradaki arkadaşlara gittim. Mesela Görkem Başkan'ı ziyarete gittim. Ama İsmail Başkan'a gidemedim. En kısa zamanda ona da gideceğim. Diğer arkadaşlara da gideceğim. Bariz ahlaki sorunlar onlara yansımayan her arkadaşa gidebilirim. Ailelerinin benden talep edeceği her türlü gücüm nispetinde yardım edebilirim.”

Polat, “Ama şeyi, partinin buradaki faktörünü unutmamak gerekiyor. Çok genç arkadaşlar geldi. Mesela biz o zaman sevinmiştik genç arkadaşların geldiğine. ‘Bu gençleri bir komisyon kuracağız, o komisyon bu gençlerle ilgili denetleyecek’ dedi. Başında da Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanımızın olacağı iyi bir yaklaşımdı. Fakat hayata geçirilmedi. Arkadaşlar da biraz tecrübe eksikliğinden operasyona açık hale geldiler. Üzücü bir durum. Umarım hepsi aklanırlar. Hepsi sonuç itibariyle bu partinin, büyük bir çoğu gençlik kollarından yetişmiş arkadaşlar. Aklanırlar ve siyasette gençlerin de önünü açmış olurlar tekrardan” ifadelerini kullandı.

“TABELAYI ÇALIP GİDEN GERÇEK CHP’Lİ OLUR MU?”

Partiden ayrılan isimlerin tutumunu eleştiren Polat, “Yani şöyle, hangisi gerçek CHP'li? Bir kere tek bir örnek vereyim. Tabelayı çalıp giden gerçek CHP'li olur mu? Tabelayı çalıp giden. Bir kere siyasette istifa aciziyeti gösterir, bir Sol siyasette mücadele esastır, iki. Baştan mücadele edeceksiniz. Şimdi iktidarla nasıl mücadele edeceksiniz? Partinizin içinde haklılığınızı ispat edip mücadele etmeyi bırakıp başka bir yapıya giderseniz şunu doğrulamış olursunuz: ‘CHP 103 yıllık yüktür, ondan kurtulmamız lazım’ diyen vatandaşı doğrulamış olursunuz. Tamam mı? Şimdi baştan itibaren arkadaşlar terk edip giden... Şunu yaptılar; mücadeleden değil, CHP'den ne koparırız derdine düştüler. CHP'de kalıp hangi mücadeleyi veririzden ziyade ne koparır gideriz derdine düştüler. Oysa Parti Meclisi'nde Kemal Bey'i destekleyenlerden belki de çoktular, istifa edenlere baktığımızda. Belki Parti Meclisi'nden bir mücadele başlatabilirlerdi” diye konuştu.

“İŞ ÇIĞIRINDAN ÇIKARSA İSTİFA EDERSİNİZ”

Polat sözlerini şöyle sürdürdü:

“İlkesel bir ayrılık yaşıyorsanız, ilkesel bir karşı duruşunuz varsa neden Parti Meclisi'nden istifa ettiniz de Yüksek Disiplin'den istifa etmediniz? Örneğin orada da ilkesellik var, burada da ilkesellik var. Parti Meclisi'nden niye o kadar çabuk istifa ettiniz? Orada bir Kemal Kılıçdaroğlu var. Görevinin başında bir genel başkan var. Parti Meclisi üyesisiniz. O salonu açıp gidersiniz. Büyük bir cesaret ve özgüvenle kendi ilkeleriniz çerçevesinde koymanız gereken tavrı koyarsınız. O tavrınızda eğer başarılı olursanız devam edersiniz. Başarılı olmaz, artık iş çığırından çıkmış hale gelirse istifa edersiniz. Ama siz ilk günden istifa ettiniz. İlk günden solun temel prensibi olan mücadele etme, siyasal yaşamda mücadele hikayesini bir kenara bıraktınız. CHP'den ne koparırız zihniyetinde olanlar değil, CHP'ye ne katarız zihniyetinde olanlar gerçek CHP'lilerdir.”

“BİZ O SÜRECİN TAMAMINI GERİDE BIRAKMAK İSTİYORUZ”

Polat, geçmişte birlikte mücadele ettikleri isimlerle yaşanan ayrışmaya ilişkin şunları söyledi:

“Biz o sürecin tamamını geride bırakmak istiyoruz. Bu arkadaşlarımızın büyük bir çoğuyla bir kader birliği yaptık ve mücadele ettik. Birlikte mücadele ettik. Ben ve partide kalan arkadaşlarımız mutlak butlan süreci olduğu güne kadar kaybettiğimiz ve haksız bir şekilde kurultayın elimizden çalındığını bildiğimiz bir kurultaydı. Siz bu kentin önemli gazetecilerinden birisisiniz. Kamuoyuna dönük parti aleyhine bir cümle kurduğumu ya da parti yöneticileri aleyhine bir cümle kurduğumu duydunuz mu? Hayır. Diğer arkadaşlarımızın da duymadınız. Biz çünkü partiyi korumak zorundayız, parti bizim. O gün partide o arkadaşlarımız vardı. Hiçbir şekilde ne saygıyı, ne edebi, ne de parti kültürünü aşacak hiçbir şey yapmadık biz.”

CEMİL TUGAY’IN SEÇİM KAMPANYASI: “BENDEN BİR AN EVVEL YAPMAMI İSTEMİŞTİ”

Polat, Cemil Tugay’ın seçim kampanyası döneminde yaptığı açıklamaları hatırlatarak şu ifadeleri kullandı:

“Benim mesela Cemil Tugay'ın seçim kampanyası sırasındaki Hamza Dağ benim için çok kıymetli bir isimdir. Hamza Dağ'la ilgili yaptığım basın açıklaması ortada duruyor. Bilal Kırkpınar'dı galiba. Onunla ilgili ortada duruyor. Risk alarak davalar açıldı bir sürü benimle ilgili, orta yerde duruyor. Cemil Tugay'a yakın milletvekilleri bunları yapmazken, Cemil Tugay da ısrarla o basın açıklamasını bir an evvel yapmamı istemişti. O tarihte ben partim için onları göze alarak yaptım. Hani yanlış anlaşılmasın, Hamza da benim için kıymetlidir. Hem kişilikli bir insandır, bir de ben o tarihlerde babamı yitirdim biliyorsunuz. Babamın tabutunu kardeşimle ben sırtlanmıştık. Bir döndüm Hamza Dağ var yanımda. Ne benim o zamanki belediye başkanım vardı ne de aday olan arkadaşlar vardı. Bir tek Muhittin Selvitopu vardı, bir de Hamza Dağ vardı sağ olsunlar, milletvekilleri dışında.”

UTKU GÜMRÜKÇÜ’YE ÖVGÜ: “İNANILMAZ BİR PERFORMANS GÖSTERİYOR”

CHP İzmir İl Başkanı Utku Gümrükçü’nün çalışmalarını da değerlendiren Polat, şu ifadeleri kullandı:

“Şimdi yıllar önce Utku Gümrükçü ile ilgili, şimdi Yeni Parti’de olan bir Artvin milletvekiline şunu ifade etmiştim. ‘Ya Çiğli Belediye Başkanlığı'nı yapabilir mi Utku?’ demişti. Ben demiştim ki ‘Utku'yu bugün Çiğli Belediye Başkanı olarak görebiliriz. Yarın Utku'yu milletvekili olarak görebiliriz. Öbür gün Utku'yu Büyükşehir Belediye Başkanı olarak görebiliriz. Ondan sonra Utku'yu partinin zora düştüğü yerde her yerde görebiliriz’ demiştim. Kendisi sağdır. Utku'nun yanında da aynı şeyi ifade etmiştim. Utku Gümrükçü bu partinin evladı. Yani çocuk denecek yaşta il yöneticisi olmuş, aşama aşama partinin her alanında görev yapmış, ülkede tanınmış bir siyasetçidir siyasal tavrı itibariyle. Biz çok fazla ekip olmadık Utku'yla. Yani parti içi siyasi rekabeti bilenler... Ben Utku'yla çok siyaset yapmadım ama Utku inanılmaz bir performans gösteriyor Sayın Başkanımız.”

“UTKU NE YAPIYORSA AYNISINI YAPIN DİYORUM”

Polat, Gümrükçü’nün diğer il başkanlarına örnek gösterildiğini belirterek şöyle devam etti:

“Genel Merkez'e gelen belediye il başkanları, yeni il başkanlarına, ekibi, arkadaşlara biz diyoruz ki ‘Utku ne yapıyorsa aynısını yapın.’ Türkiye'deki il başkanlarımıza örnek, ciddi bir çıkış yakaladı. Partide yetişmek budur işte. Partinin zor anında... Ben biliyorum Utku Gümrükçü'nün evladı, çok geç evlendi biliyorsunuz başkanımız. Bir tane de oğlu var, Allah ona bağışlasın. Adamın çocuğun ayağı yanıyor, başkan çocuğunu doktora götüremedi işten, güçten, randevudan bırakamadı. O fedakarlıkla bu işe yükleniyor. Sağ olsun, var olsun. Ekibi de öyle. Gelen arkadaşlarımıza baktığınız zaman hangisi bu partili değil diyebilirsiniz, hangisi sırıtıyor diyebilirsiniz? Parti içi rekabetten yıpranmış arkadaşlarımız olabilir, eleştirilebilir. Ama yönetim kadrolarıyla birlikte bu siyasetin matematik işini de halletmiş olacaklar. Hem yürek var hem matematik olacak onlarda.”

İSTİFALAR İÇİN: “O DALGA ÇOK KALICI OLMUYOR”

Son dönemde CHP’den yaşanan istifalara ilişkin konuşan Polat, sosyal medyanın etkisine dikkat çekti:

“Şimdi biz bu yayına girmeden önce bir arkadaşımız geldi. Sohbet ettik değil mi? Dedi ki ‘Gaza geldim istifa ettim. Hemen geri döndüm partime. Ertesi gün partime döndüm’ dedi. Şimdi toplumun bir kesimi dayatıyor. Sosyal medya algısıyla insanları sürü psikolojisine, kitle psikolojisine doğru yönlendiriyor. O dalga çok kalıcı bir dalga olmuyor. O dalga çok kalıcı olmuyor. Sonuç itibariyle altının bir mantıkla, bir felsefeyle, bir ideolojiyle beslenmediği her hareket, her reflektif davranış eninde sonunda patlamaya mahkumdur. Eninde sonunda.”

MAHMUT TANAL ÖRNEĞİ ÜZERİNDEN SOSYAL MEDYA ELEŞTİRİSİ

Polat, sosyal medyada yaşanan algı değişimlerine Mahmut Tanal üzerinden örnek verdi:

“Ben çok basit bir örnek vereyim. Bir milletvekilimiz. O zaman birlikte milletvekilliği yapıyorduk. Şimdi Yeni Parti’nin milletvekili, Mahmut Tanal. Çok şeylerin tarzını marzını sevmediğim insanlardan biri. Adam çıktı, Akbelen direnişine gitti. Akbelen direnişinde jandarmayı kovaladı. Amiyane bir hareketti bence. Hoş bir hareket değildi. Sosyal medyada linç başladı. ‘Vay sen milletin askerini, jandarmasını nasıl kovalarsın be edepsiz adam’ gibi. Özür dilerim. İnanılmaz bir linç yedi. Bir hafta, on gün. Aynı adam sonra gitti İstanbul direnişleri sırasında bir böyle kendince ‘Onun burada ne işi var, bunun şurada ne işi var’ diye bir slogan tutturdu kendine. Bu genç nesil sosyal medya trollerinin hoşuna gitti. Parlatılmaya başladı. Sonra dedi ki ‘Sen hangi bilmem kimsin’ diye o Akbelen’de linç ettiklerini de koydular. ‘Sen o musun işte, doğayı korumak için polisi bile karşına alan mısın?’ demeye başladılar. Sosyal medyanın topluma okutmaya çalıştığı kitap bir gün baştan başlıyor, bir gün tersten başlıyor.”

“BİZ SEÇMENLE NASIL BARIŞIRIZ?”

CHP’nin yeniden seçmenle güçlü bağ kurabilmesi için politika üretmesi gerektiğini savunan Polat şunları söyledi:

“Zaten o kitabı doğru okutmak gerekiyor. Biz seçmenle nasıl barışırız? Bir kere parti işi aynı zamanda ideoloji, birçok şeyi var. Bir de matematik hesabı var. Cumhuriyet Halk Partisi tüm il ve ilçelerde örgütlülüğünü tamamladığı zaman 70 bine yakın profesyonel gençlik, kadın, il, ilçe, belde teşkilatlarıyla beraber 70 bin örgütlü insana tekabül ediyor. E bunu mahalle temsiliyle beraber örgütlediğiniz zaman bu yüz binlere tekabül ediyor. Bu yüz binlerle sahaya indiğiniz zaman ama elinizde politik setleriniz oluşarak sahaya indiğiniz zaman, yani mesela politika ürettiğiniz zaman, örneğin Terörsüz Türkiye; bunu iyi anlattığınız zaman sizi toplum anlayacaktır. Demokrasilerde vatandaş seçmeyi bilir. Vatandaşı düşünün, pazara gittiği zaman bütçesine göre en iyisini seçmeyi ya da zevkine göre en iyisini seçmesini bilen vatandaş kendi hayatına dokunacak en iyi politikaları seçebilir. Bizim toplamda yüzde 48 buçuklara çıkmamızın sebebi de o vaat setlerimizin güzel sunulmuş olmasından kaynaklı. Yoksa çıkarsanız ‘Vay ona özgürlük, vay buna bilmem ne, vay sen falan’ diye konuşur ve dünyayı algılayıp insanlara o dünyayla ilgili iyi politikalar üretmezseniz toplum sizden kalıcı olarak...”

“İZMİR HALKI ÖRGÜTLÜ TOPLUMA İNANAN BİR HALK”

İzmir’in toplumsal örgütlenme açısından önemli bir potansiyele sahip olduğunu söyleyen Polat, kent için de çeşitli örnekler verdi:

“İzmir o kadar güzel bir mücadele alanı ki İzmir halkı örgütlü topluma inanan bir halk. Çok çabuk örgütlenebilen bir halk. Şimdi İzmir'i o kadar iyi örgütleyebilirsiniz ki İzmir'den hikaye yazmanız, dünyaya bir hikaye yazmanız çok kolay. İzmir'in körfez problemi var. İzmir'in belediye başkanı halkı arkasına alır. Kumbaraları koyar, o parayı o halk da öder İzmir'de. Ben burada ciddi bir yüzülebilir körfez projesi ortaya koyduğumda herkes gelir. Yani bu çamuru taşıyıp İzmit'te yapıldığı gibi yaparsam İzmir halkı arkamdan gelir. Ya da işte İzmir mesela yeşil bir kent değil. ‘İzmir'i yeşillendiriyorum’ dediğin zaman o fidanları dağıtmaya başladığında 70 yaşındaki teyze bahçesinde boş bulduğu toprağa o fidanı diker İzmir'de. Örgütlenmesi, ikna edilmesi, doğrular ekseninde ikna edilmesi çok kolay bir kent çünkü eğitim düzeyi yüksek bir kent İzmir.”

Polat, “Politik yani şöyle, siz mesela diyelim küresel iklim kriziyle ilgili bir politik setiniz olursa ikna edebilirsiniz. Ya da Türkiye'de yeni bir kalkınma modeli önerilmiştir. Dört ayağı birbirine yere basan bir kalkınma hamleniz, programınız olursa ikna edebilirsiniz. Su kullanımı ile ilgili bir projeniz olursa tüm Türkiye'yi ikna edebilirsiniz. Ya da adil bölüşüm kaynakları ile ilgili politik setiniz oluşmuşsa ikna edebilirsiniz ama kalkıp da ‘Vay ben en güzel bağırırım, vay ben en iyi küfrederim, vay ben en iyi laf sokarım’ derseniz toplumu ikna edemezsiniz. Bu refleksle size gelenler farklı refleksle size gidebilir, az önce bahsettiğim örnekte olduğu gibi” dedi.

CEMİL TUGAY İLE İLİŞKİSİ: “İKİ YILDIR SELAMLAŞMIYORUZ”

Polat, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay ile kişisel bir husumeti olmadığını ancak yaklaşık iki yıldır konuşmadıklarını açıkladı:

“Cemil Tugay ile... Ya benim kişisel bir husumetim, kavgam yok. Kendisiyle konuşmuyoruz. Aşağı yukarı iki yıldır kendisiyle selamlaşmıyoruz. Aynı koltuklarda, aynı sırada koltukta oturduğumuzda birbirimizin yüzüne bakmıyoruz, uçakta dahi. Ama buna rağmen partide olmasından rahatsız olacağım bir tip diye ifade etmem. Bir başkan diye ifade etmem. Sonuç itibariyle insanların geldiği iklim, habitat çok önemlidir. Mesela ben... Kız kardeşlerim ve annem Ankara'da beni ziyarete gelmişlerdi. Birileri parti değiştiriyordu o zaman. Benim durgunluğuma, tepkisizliğime ablam tavır koydu. ‘Sen niye durgun ve tepkisizsin?’ dedi. ‘Ne diyeyim?’ dedim. ‘Niye mesaj atmıyorsun bununla ilgili?’ dedi. Ya bu kişisel bir tercih. Annem, ablam ve kız kardeşim memurlar, o yüzden isimlerini vermek istemiyorum. Bizimle ilişkin olmadığını, aile olarak seni reddedeceğimizi... Böyle bir siyasal parti değiştirmek, öyle bir şeyim yok yani. Böyle bir ihtimalim yok benim. Onlar benim gidenlere karşı tepki duymayışımdan...”

“CEMİL BEY GİDERSE KIZINA NE DİYECEK?”

Cemil Tugay’ın olası bir parti değişikliğine ilişkin de değerlendirmede bulunan Polat şöyle konuştu:

“Cemil Bey giderse Cemil Bey'le ilgili de tweet atmam. Atmam yani. Ben adamın kendi tercihi, kendi ailesine, kendi çocuğuna yapacağı bir şey, bırakacağı bir miras. Evet. Şimdi ben diyelim ki kendi seçildiğim partiden başka bir partiye gidersem mahcup olurum. Ama seçmene değil, kendi evladıma mahcup olurum. Evladımın gözünün içine bakamam. Yani bu mesela diyelim görev süren biter. Partiyle ayrılırım, dinlenirim. Bu başka bir şey. Ama bildiğim kadarıyla Cemil Bey'in bir kızı var. Kızına ne diyecek yani?”

“PARTİDEN GİDERSEM ADRES ARANACAKSA BİLİN Kİ KABRİSTANDIR”

Kendi siyasi geleceği konusunda kesin konuşan Polat, şu ifadeleri kullandı:

“Benim diyelim ki kendi sözüm kendimi bağlıyor. Dedim ki; benim için partiden gidersem bir adres aranılacaksa bilin ki kabristandır. O duruyor. Şimdi Cemil Bey, Özlem Hanım gittiğinde bir açıklaması var. ‘Parti değiştiren eşini değiştirir, ailesini değiştirmiş gibi’ bir de dedi. Şimdi bu laf orada duruyor. Bundan sonrasını kendi düşünecek, kendi kişisel tarihi açısından düşünecek. CHP, Mahir Polat'ın babasının partisidir ama malı değildir. CHP, Kemal Kılıçdaroğlu'nun babasının partisidir Sayın Genel Başkanım ama malı değildir. CHP kimsenin malı değildir. Bu toplumun oy verenlerinin, hizmet edenlerinin partisidir. Dolayısıyla Mahir Polat var diye, işte o var diye, bu var diye partiden küsüp gitmek ya da gelmekte tereddüt etmek, partide siyaset yapmış, adı bir şeye bulaşmamış arkadaşlar açısından bir engelleyici şey değildir.”

Polat, “Dolayısıyla CHP seçmeninin malıdır, Türkiye Cumhuriyeti'nin malıdır, görev yapan herkesin malıdır ama kimsenin babasının malı değildir” ifadelerini kullandı.

“DEVLET BAHÇELİ'NİN HAKKINI YEMEMEK GEREKİYOR”

Polat, “Terörsüz Türkiye” olarak adlandırılan sürece ilişkin de değerlendirmelerde bulundu. Sürecin ekonomik ve toplumsal boyutlarına dikkat çeken Polat şöyle konuştu:

“Yani ben biliyorsunuz iş dünyasından geliyorum. Orada 10 dakikalık bir görüşme yapmıştım. Orada iş dünyası ekonomik yönüyle de analiz etmiştim. 2.3 trilyon ölçülebilir terörün, 40 yılı geçkin bir terörün Türkiye'ye maliyeti var. 518 milyar dolar da Türkiye'nin dış borcu var, 2026 ilk çeyreği itibariyle. Yani bizden çok şey götürdü terör, çok şey götürdü çatışma ortamı. İnsanımızı, kaynağımızı... Türkiye'nin neredeyse üçte biri ticaret yapılamaz, yaşanamaz, turizm yapılamaz, tarım ve hayvancılık yapılamaz hale geldi. Şimdi orada canlanan, sanki yeniden Türkiye'nin siyasal ve ekonomik hayatına entegre olacak bir bölgeden bahsediyoruz. Ya çok katmanlı bir problem, çok katmanlı bir problem ama temel şudur: Biz solcuların, sosyal demokratların birçoğunun çocuğu ya da yeğeninin adı Barış'tır. Bunun karşısında olmak doğru bir şey değildir. Bunun karşısında mütedeyyin insanların bile olması doğru değildir.”

Polat, Kürtlerin Kurtuluş Savaşı dönemindeki tutumuna ilişkin de, “Kürtlerde yazılı tarih çok yok. Dengbejler ile gidiyor. Bir Kurtuluş Mücadelesi sırasında aşiretlerin birliği toplanıyor. Bire karşılık bütün Doğu ve Güneydoğu'daki Kürt aşiretleri Beraz Birliği dedikleri birlik. Yazılı tarihe de geçmiştir bu. Bir karar veriyorlar. Ya işgalcilerle birlikte olacaklar ya Kuvayi Milliyecilerle birlikte olacaklar. Dönüyor Kürtler diyorlar ki ‘Bizim ortak bir tarihimiz var, ortak bir geçmişimiz var, ortak bir dinimiz var.’ Ortaklıklarını öne çıkartıp ‘Ecnebilerle bir arada olamayız’ diyorlar. Ve Kurtuluş Mücadelesi'nin önemli aktörlerinden birine dönüşüyorlar” dedi.

“ET VE TIRNAK GİBİ OLMUŞUZ”

Türkiye’de Türkler ve Kürtlerin toplumsal olarak iç içe geçtiğini belirten Polat şöyle devam etti:

“Şimdi Kürtler bu coğrafyada Türklerle en yakın anlaşabilen toplum. Bizim ülke açısından söylemiyorum. Bir de akraba olmuşlar. Yakın coğrafya. Suriye'deki Kürtlerle Araplar ve Türkmenler birbirlerinden etnik olarak ayrılmışlar. Kız alıp verme hikayesi, hısımlık hikayesi orada yoktur. Kendi bölgelerine hapsolmuşlardır hepsi. Irak'ta da İran'da da öyledir. Ama biz öyle miyiz? Ahmet Arif diyor ki ‘Tavuklarımız bile birbirine karışmış.’ Et ve tırnak gibi. Ben Gaziantepli bir yurttaşım. Eşim Osmaniyeli, eşimin kökenleri Bulgaristan göçmeni. Yani bir bakıyorsunuz benim oğlumun Ankaralı bir kız arkadaşı var, ciddi bir kız arkadaşı var. Bizim toplum her katmanıyla et ve tırnak gibi olmuş.”

“Dolayısıyla çatışmaları ortadan kaldırıp ortaklıkları, tıpkı 1919'lu, 20'li, 18'li süreçlere geri dönecek gibi ortaklıkları öne çıkarıp birlikte yaşamın ortaklığını öne çıkarttığımız zaman hem huzur içerisinde hem de refah içerisinde yaşayabileceğimiz bir ülke bizimkisi. Aslında onlarca yıldır, kırk yılı aşkın bir süredir bu süreç bu toprakların dışından tetiklendi. Bu süreç bu toprakların dışında yönetildi. Ama ilk defa bu toprakların içine dahil edilmiş, bu toprakların iradesiyle... Burada mesela Devlet Bahçeli'nin hakkını yememek gerekiyor. Bu toprakların bütün siyasal aktörlerinin, ekseri siyasal aktörlerinin iradesiyle bu süreç ortadan kaldırılıyor. Ve gerçekten milli birlik ve kardeşliğe doğru giden yol hepimiz açısından huzurun ve refahın geldiği bir süreci doğuracak.”

“CHP KENDİ BİRLİĞİNİ YENİDEN TESİS EDECEK”

Programın sonunda İzmirlilere de mesaj veren Polat, önümüzdeki dönemde daha aktif olacağını söyledi:

“Sevgili İzmirliler, biz çok malzeme değil, çok önemli projelerle karşınızda olacağız. Cumhuriyet Halk Partisi kendi birliğini yeniden tesis edip iktidarın en büyük alternatifi olduğunu çok yakın süreçte yaşayarak göreceğiz. Önümüzdeki süreç aranızda yine 2023 öncesinde nasıl olduysam olacağım. Çünkü beni engelleyen kimse olmayacak.”

Yorum Yazın

Yukarıdaki alan boş bırakılamaz

Yorum yazma kurallarını okudum ve kabul ediyorum.

Yukarıdaki alan boş bırakılamaz
Yukarıdaki alan boş bırakılamaz
Yorumlar
Yeniden eskiye
Eskiden yeniye
Öne çıkanlar

Bu habere hiç yorum yapılmamış... İlk yorum yapan sen ol.