Dolar 45,6152
%0.06
Euro 53,0474
%0.01
Altın 6.610,150
%-0.76
Bist-100 13.634,00
%-2.69

Pzt

-8°

Sal

-12°

Çar

-3°
CHP'den MYK sonrası açıklama: 'Butlan gelmez, gelecekse de göreceği var'

CHP'den MYK sonrası açıklama: 'Butlan gelmez, gelecekse de göreceği var'

CHP'de eski Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu'nun sosyal medya paylaşımı parti yönetimini harekete geçirdi. Pazartesi günü yapılması planlanan MYK toplantısı öne çekilerek, bugün toplandı. Kritik toplantı sonrası açıklamada bulunan CHP Parti Sözcüsü Zeynel Emre, kurultay davasına ilişkin “mutlak butlan” tartışmalarına değinerek, “Söylentiler çok ama ben bunun gerçekleşeceğine inanmıyorum, ki inanmak istemiyorum. Genel Başkanımız da çok güzel ifade etti; butlan gelmez, gelirse de göreceği var” dedi.

  • Ege Postası
  • 21.05.2026 - 15:22
  • Güncelleme: 21.05.2026 - 16:45

Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP) önümüzdeki pazartesi günü gerçekleştirilmesi planlanan Merkez Yönetim Kurulu (MYK) toplantısı, CHP'de eski Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu'nun video paylaşımıyla yaşanan gelişmelerin ardından öne çekildi ve parti yönetimi, gelişen siyasi gündem doğrultusunda toplantıyı bugün acil koduyla gerçekleştirme kararı aldı.

Toplantının ardından CHP Parti Sözcüsü Zeynel Emre açıklamalarda bulunuyor.

"İKTİDARIN İŞİ GÜCÜ VARSA YOKSA ALGI"

Emre'nimn açıklamalarında öne çıkan konu başlıkları şu şekilde;

İktidar 19 Mayıs'ta yüzeysel bir etkinlik yaptı. Olmayanı gerçek gibi gösteren, aslında fiyaskoyla sonuçlanan bir PR çalışması oldu. Kocaeli'de Gençlik Şöleni biliyorsunuz, izlemişsinizdir. Buna iktidarı destekleyen yandaş kalemlerin 100 bin katılım dediği, halbuki salonun dahi 35 bin kişilik olduğu, gençlerin çoğunun WhatsApp gruplarında toplantının AK Parti'nin bir toplantısı olduğunu bilmediğini, yurttan götürüldüğünü, okuldan götürüldüğünü kameralardan saklandığını söyledi. Yani genel başkanımız da burada ifade etti. Hakikaten ibretlik bir durumla karşı karşıyayız. İktidarın işi gücü varsa yoksa algı. "Ben algıyı nasıl yöneteyim? İnsanları nasıl kandırayım?" Gerçek bu iktidarın umurunda değil.

Kötü yönetimin sonuçlarını yaşıyoruz. Bugün bizim yıllardan beri övündüğümüz işte "Avrupa'ya göre genç nüfusuz, dünyada genç nüfusuz, bunun avantajını bölgesel anlamda ciddi anlamda göreceğiz" söylemlerinin son dönemde açıkçası gitgide boşa düştüğünü görüyoruz. Çünkü genç nüfus oranının %14,8'e kadar gerilediğine şahitlik ediyoruz. Yine ülkemizdeki doğum oranındaki düşüşü düşündüğümüzde, önümüzdeki dönem böyle giderse, bu gidişatı değiştirmediğimiz sürece nüfusumuzun yaşlandığı, ekonominin iyice daraldığı bir Türkiye gerçeğiyle karşı karşıya kalacağız. 

"GENÇLERİMİZ AÇLIK VE YOKSULLUKLA BOĞUŞMAKTA" 

Düşük asgari ücretle, emekliye verilen maaşta, enflasyonda Avrupa birincisi olan Türkiye, doğurganlık oranında da sonlarda yerini alıyor. Sayın Erdoğan sürekli her katıldığı toplantıda konu aile, çocuk olduğunda en az 3 çocuktan bahsediyor. "En az 3 çocuk yapın" diyor. Ancak Sayın Erdoğan'ın o ekonomik refahı sadece kendi dar çıkar grubuna sunduğu gerçeği karşısında gençlerin gerçek anlamda durumundan haberi yok. Ülkemizde gençlerimiz açlık ve yoksullukla uğraşmakta, boğuşmaktadır. Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında beş ana başlıkta biz gençlerin problemlerine çözüm bulacağız. Bunlardan birincisi eğitim, ikincisi sağlık, üçüncüsü istihdam, barınma ve ekonomi alanlarında. Bütünleşik gençlik güvencesi paketimizi önümüzdeki dönem gençlerin değerlendirmesine sunacağız.

"ÖNCE EĞİTİMDEN BAŞLAYACAĞIZ"

Bu kapsamda ilk önce eğitimden başlayacağız. Ülkemizde kaliteli eğitim olacak. Ülkede sadece varlıklı ailelerin çocuklarının ulaşabildiği sınıfsal bir avantaj olmaktan çıkartacağız eğitimi. Devletin okullarında yeterli öğretmen, güvenlik görevlisi, sağlık personeli atamalarını muhakkak gerçekleştireceğiz. Yine okullarda bir öğün ücretsiz okul yemeği, ücretsiz temiz içme suyu uygulamasını tüm Türkiye'de yaygınlaştıracağız. Bizim okullarımızda uyuşturucu, suç çeteleri ve akran zorbalığına karşı kararlı ve etkili önlemler alacağız. Liseyi bitiren her gencin iyi bir yabancı dil bildiği, dünyadaki akranlarıyla rekabet edebilecek teknolojik kabiliyetlere haiz olmasını sağlayacağız. Bir yılda öğretim burslarını 1,5 çeyrek altın seviyesine yükselteceğiz. Cumhuriyet yurtları ile öğrencilerimizin barınma sorununu aşacağız.

"ÜLKEDE EN ÖNEMLİ PROBLEMLERİNDEN BİRİ NEPOTİZM"

25 yaş altı her gence iş, staj ve eğitim sunulmasını garanti eden 'Genç İstihdam Garantisi' programını uygulayacağız. Adil staj yasasını çıkartacağız. Genel Sağlık Sigortası ile borçlarını sileceğiz. İlk bilgisayar ve ilk cep telefonundan tüm vergileri kaldıracağız. Bizim açımızdan ülkemizdeki en büyük, en önemli problemlerden biri ne? Nepotizm. Mülakatlarla hayatları elinden alınan, hakları yenen milyonlarca gencin yaşadığı haksızlığı ortadan kaldıracağız."

"EMEKLİLER ALDIKLARI 20 BİN LİRA İLE YARIM KURBANLIK DAHİ ALAMAZ DURUMDALAR"

Önümüz bayram. Biliyorsunuz bu ülkedeki en zor durumda olanlar, en

başında kim gelir desek asgari ücretli, emeklinin durumu. Bu iktidarın sefalete sürüklediği, adeta düşman hukuku uyguladığı toplum kesimlerinin başında emekliler geliyor. 20.000 liralık emekli maaşı, ortalama emekli maaşının 22-23 bin lira seviyesinde olduğu bir durumda, bu iktidardan önce bir emekli, en düşük emekli maaşıyla bakın bir buçuk kurbanlık koç alabiliyordu. Bugün gelinen noktada bir kurbanlık ortalama 45.000 lira. Emekliler aldıkları 20 bin lira ile yarım kurbanlık dahi alamaz durumdalar. Altın hesabına vurursanız, AK Parti iktidara geldiğinde en düşük emekli maaşı ile 8 altın alınabiliyordu. Şu anda 2 çeyrek altın alınabiliyor. Bakın şurada gösterelim. 2002 yılı, emekli maaşı, 8 çeyrek altın alınabiliyordu, şu andaki hal bu. Hani Türkiye güllük gülistanlık, uçuyoruz, dünya bizi kıskanıyor dedikleri noktalardan biri bu. İkinci tabloya bakalım. Bakın. Bayram ikramiyesi... Bir önceki sene 2025'le baktığımız zaman 8 kilo kıyma alınabiliyordu 4000 liralık bayram ikramiyesi ile, şu anda 4 kilo kıyma alınabiliyor. Yarısı. Bunu domates alımına baktığınızda 200 kilodan 80 kilolara düştüğünü görüyoruz. Yine demin ifade ettim, bakın 2002 yılı göreve geldiklerinde 1,5 kurbanlık alıyordu, şu anda yarısını alamaz durumda. Türkiye'nin esasında gerçek gündemi bunlar. Cumhuriyet Halk Partisi olarak diyoruz ki; emekliye sadaka gibi ikramiye verilmez. Emekli ikramiyesi en az bir asgari ücret seviyesinde olması lazım. Ki, emekli dediğimizde insanların aklına yoksulluk gelmesin. Torununa harçlık verebilsin, asgari düzeyde olsa da geçimini sağlayabilsin, hayatını yaşayabilsin. İşte, tek yıldızlı motellerde 3-4 emeklinin bir odayı paylaştığı Türkiye gerçeğiyle karşı karşıyayız.

"KİMSE BU ÜLKEDE SAĞLIKLI BİR ŞEKİLDE YATIRIM YAPMAK İSTEMİYOR"

Çeyrek yüzyıllık dönemde, Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı ekonomide istediği parayı bir türlü bulamadığından, çıkarmak istediği 8. vergi paketiyle ülkemizi bir kez daha -ve bu kanunları defalarca tekrarladılar, sakıncalarını hep işaret ettik- ülkemizi bir kez daha kara paranın, uyuşturucu baronlarının merkezi haline getirmek istemektedir. Ülkede hukuk, adalet olmadığı için, doğrudan gelen yabancı yatırımcı sayısı 2026 yılı itibariyle son 20 yılın en düşük seviyesindedir. 2.7 milyar dolara gerilemiştir. Ki bunlar da yani kısa yoldan pasaportumuzu almak için emlak alıp para getirenler. Yatırım yaptığını düşünmeyin. İstihdama katkısı yok denecek kadar az. Çünkü, faiz lobilerine milletin parasıyla kaynaklar aktarılırken, kimse bu ülkede sağlıklı bir şekilde yatırım yapmak istemiyor.

"İKTİDAR HAL BÖYLEYKEN NE VAR NE YOK SATMAYA DEVAM EDİYOR"

Bakın kıymetli yurttaşlarımız, sadece bu yılın ilk 4 ayında faize ödediğimiz para 1.1 trilyon lira. Aynı dönem içerisinde yatırıma ayrılan para ise 242 milyar. İşte böyle bir döngüde ekonominin düzelmesi mümkün değil. Değerli yurttaşlarımız, biz basın toplantılarımızda bu ülkenin zenginliklerinin, bu ülkenin varlıklarının, ta Cumhuriyet döneminden beri kurulan fabrikalarının nasıl çok ucuz rakamlara, yerli yabancı işbirlikçilere peşkeş çekildiğini anlatıyoruz. Ve bir yandan da ülkemizin doğasının, güzelliklerinin, milli parkların satıldığı, talan edildiğinden bahsediyoruz. Ancak iktidar hal böyleyken ne var ne yok satmaya devam ediyor. Daha yeni, 19 Mayıs Salı günü Sayın Erdoğan'ın imzasıyla resmi gazetede 11346 sayılı bir kararname yayımlandı. Buna göre, 23 ilde toplam 1 milyon metrekare alan orman vasfından çıkartıldı. Yani 145 adet futbol sahası büyüklüğündeki bir alan daha talana, imara açılacak. Üzülerek ifade ediyorum ki, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde hiçbir iktidar, hiçbir dönem kendi ülkesine, kendi insanına, kendi dağına, ormanına, denizine bu kadar zarar vermedi. Ülkeyi parsel parsel satarken, bu halkın geleceği, özgürce yaşaması için mücadele edenleri, daha iyi bir Türkiye hayali kuranları da hapislerde tutuyorlar. Hapiste susturmak istiyorlar.

"NEYDEN RAHATSIZ OLURSUNUZ?"

Bu ülkenin yetiştirdiği çok kıymetli, tarihimizde iz bırakan ozanları vardır. Bunlardan bir tanesi de Aşık Mahzuni Şerif'tir. Bakın gelinen noktada Ankara Birlik Tiyatrosu'nun 600 kez oynanan Aşık Mahzuni Şerif oyunu, Amasya'nın Gümüşhacıköy ilçesinde bir ilçe milli eğitim müdürü tarafından efendim değerlerimiz açısından sakıncalı bulunuyor ve sahnelenmesine izin verilmiyor. İşte bir ülkenin çöküşü nasıl olur dediğimizde; ekonomide kötüye gider, adalette kötüye gider, kendi kültürüyle kavga eder, kendi insanıyla kavga eder. Bu ülkenin bağrından kopmuş, Anadolu'da yetişmiş ozanların sesine, oyununa, düşüncesine dahi tahammül edemez. Neyden rahatsız olursunuz siz?

"TEK BİR GÜNÜMÜZ YOK Kİ SİLİVRİ'DEKİ DURUŞMALARDA YENİ BİR SKANDAL OLMASIN"

Cumhuriyet Halk Partisi olarak son seçimlerin birinci partisi ve o seçimden bugüne kadar da yapılan tüm araştırmalarda ülkenin birinci partisi pozisyonunda olarak sürekli AKP'nin ele geçirdiği yargı kollarının saldırısı altındayız. Başta Sayın İmamoğlu olmak üzere milyonlarca oy alan belediye başkanımız hapiste ve sudan gerekçelerle. Tek bir günümüz yok ki Silivri'deki yapılan duruşmalarda yeni bir skandal patlak vermesin, yeni bir kumpas çökmesin. Bunlara değineceğiz.

"İKTİDARIN ÇARESİZLİĞİNE İŞARET EDİYOR"

Ancak bizim belediye başkanlarımızın öyle bir nokta ki sesini kıstılar, fotoğrafına dahi tahammül edemiyorlar. 18 Mayıs tarihinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı bir yazı yazıyor kaymakamlıklara, diyor ki;

Cumhuriyet Halk Partili belediye başkanları, Sayın İmamoğlu olmak üzere 14 belediye başkanını sayıyor, diyor ki 'Bunların fotoğrafını her taraftan kaldıracaksın.' Öyle ya madem siz tezlerinizde çok haklısınız, madem bu insanlar kötü suçlar işledi, madem biz hesapta sizin iddianıza göre sokağa çıkamayacak halde olacaktık, insanların fotoğrafından niye korkuyorsunuz? İşte bu iktidarın çaresizliğine işaret ediyor.

Sürekli kumpaslarla karşı karşıyayız dedik, orada yaşanan hadiselerden bahsettik. Mesela İBB davasında, hani diyor ya önceki başsavcı şimdiki Adalet Bakanı, 'İşte etkin pişmanlıktan ifadesini çeken kimse yoktu' diye. Geçtiğimiz hafta Murat Kapki isimli bir sanık dedi ki; 'Ben öyle bir noktaya geldim ki, malıma el koydular, beni içeri attılar, aileme soruşturma açtılar, eşimle tehdit ettiler. Bana Roma'yı sen mi yaktın deselerdi kabul ederdim, o noktadaydım. Ben hayatımda İnan Güney'i görmedim mesela. Ama İnan Güney'i suçladım.' Ve döndü oradaki İnan Güney'e, yani Beyoğlu Belediye Başkanımıza, 'Hakkını helal et, özür diliyorum senden' dedi. 'Artık yeter' dedi. 'Benim ağzımdan insanlara iftira attılar' dedi. Yalnız şunu da tabii ifade etmek isterim: Her bir hafta hukuken daha büyük bir skandalla karşı karşıya kalıyoruz, daha büyük eziyetleri görüyoruz. Şimdi yeni bir aşamaya geçildi. Tutuklanan kimselere soru dahi soramıyorlar. Tutukluyorlar, ondan sonra da diyorlar ki: 'Sen şu tarihte şu kişinin şoförüydün. Gel iftira at, çık; yoksa çıkamazsın.'

Bunlardan bir tanesi ve ifadesini de göstereceğim sizlere. Böyle bir dosya, böyle bir ifadeyle Türkiye Cumhuriyeti'nde bugüne kadar tutuklanan hiç kimse olmamıştı.

Bakın, adamı hiç tanımam. Şuna bakın; şüpheli ifade tutanağı, tek sayfa. Sorulan soruya... Bir soru sormuşlar, şöyle bir cevap. Bir soru! Adamın adı Gökhan Cumali. Tutukluyorlar. Geçtiğimiz hafta İstanbul'da Turgut Koç isimli bir şahıs tutuklanmıştı. Onun şoförü... Onu tutuklamışlar, ifade bu. Yani somut yöneltilen bir suçlamaya dahi ihtiyaç duymuyorlar. Eskiden FETÖ ile işbirliği içerisindeyken FETÖ çeşitli kumpaslar kurardı, dosyaları doldururdu. Ama bu dönem ona da ihtiyaç duymuyor. Şimdi bakın bu kişiyi söyledim. Bu kişiyle ilgili bugün tarafımıza değişik bir bilgi ulaştı. Avukatı 19 Mayıs 15.10'da Silivri 3 No'luya gidiyor. Diyor ki, 'Ben müvekkilimle görüşmek istiyorum.' Diyorlar ki, 'Görüşemezsin.' Niye? 'Kurum dışında.' Ya nereye gitti bu adam? 'Bilgi veremeyiz.' Avukatı ilgili kişinin eşini arıyor. Diyor ki, 'Ya eşin kurum dışındaymış.' Eşi diyor ki, 'Mümkün değil. 15 dakika önce biz görüntülü konuştuk cezaevinden, oradaydı.' 19 Mayıs'ta 22.20'de başka bir avukat gidiyor. Bakın skandala bakın! Diyor ki, 'Kurum dışında yine.' Ya nereye gider bu adam, tutuklu? 20 Mayıs 09.30'da yine avukat gidiyor. Bir de 'Kurum dışında, gizlilik sebebiyle bilgi veremeyiz' diyorlar. Yine kurum dışında deniyor. Nereye götürülüyorsa... Saat 10.00'da bu sefer Gökhan'ın eşi kapalı görüşe gidiyor cezaevine. Gökhan'la görüştürüyorlar. Gökhan'a diyor ki, 'Ya sen neredesin? Avukatlar geliyor, senin olmadığını söylediler.' O da diyor ki, 'Yoo, bütün gün buradaydım.' Şimdi, avukat görüşünden uzaklaştırıyorlar. Sonra öğle saatlerinde bizim milletvekillerimiz; burada bir gariplik ortaya çıkınca Tahsin Ocaklı ve Ali Gökçek gidiyorlar, yine kurum dışında olduğu söyleniyor. Peki, 21 Mayıs 09.00'da avukatı tekrar Silivri Cezaevi'ne gidiyor. Diyor ki, 'Müvekkiliniz Çağlayan'a sevk edildi.' 'Ya' diyor, 'Nasıl olur benim haberim yok avukatı olarak?' Çağlayan'a gidiyor avukat. Savcı kalemi tarafından Gökhan'ın orada olduğu söyleniyor. İfade almak için getirildiğini söylüyorlar. Peki, Tahsin Ocaklı milletvekilimiz ve avukatı, 3 gündür neden böyle bir durum yaşandığını sormak için Başsavcıvekiline gidiyor. Görüşme sonrası dosya savcısı kâtibini tekrar arıyor. 'İfade almaktan vazgeçti savcı' diyor ve tekrar geri götürülüyor.

Şimdi bakın, bunlar görülmüş şeyler değil. Hani diyoruz ya işkence yok diye; burada bir psikolojik işkence var. İnsanları baskı altına alıp iftiracılığa zorlamak... Ve bunun da haklarında soru dahi sormadan, soramadan, delil dahi oluşturmadan, önce bir tutukluyorlar; 'git cezaevine derdini anlat'. Böyle bir ülkenin gerçekten düzelmesine, gelişmesine imkân yok.

Şimdi kıymetli yurttaşlarımız, bir yandan da çok garip yargı uygulamaları devam ediyor. Hani İBB davasında 'Yok şu kadar kamu zararı var' dediler, bilmem neler... Hepsi fos çıktı ya! Size bir örnek daha anlatmak istiyorum. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, İstanbul Altın Rafinerisi iddianamesi... 6 Ekim 2025'te operasyon yapılmış. 543 milyon dolarlık sahte ihracat beyanı var diyor. Örgüt lideri dahil hepsi tahliye oldu değerli arkadaşlar Bizim partimizin, altını çizerek ifade edeyim, bugün itibarıyla yeni çıkan bir araştırmaya göre (PR araştırma) bizi yüzde 35, yüzde 31 rakibimizi gösteriyor. Arada net olarak 4 puanlık bir fark var. Ve biz bunca kara propagandanın, bunca iftiranın ortasında bu sefer de çok daha çirkin; kadın vekiller üzerinden, aileler üzerinden iftiraların yayıldığı, arkadaşlarımızın namusuna laf uzatıldığı bir Türkiye gerçeğiyle karşı karşıya kaldık. 

Maalesef bunu da başından beri İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı döneminden itibaren Akın Gürlek'in yaptığı operasyonları savunan aynı hesaplar, aynı sayfalar, aynı kişiler bu kez de bakıyorsunuz arkadaşlarımızın namusuna, iffetine yönelik çok çirkin, bel altı iftiralar yapıyorlar. Ve burada değerli arkadaşlar, şunu da söylemek lazım: Yani bugün Türkiye'de siyaset yapan, farklı siyasi partilerde bulunan başta kadın siyasetçiler olmak üzere, ciddi bir dayanışma göstermesine, bu kirliliğe karşı, bu iftira düzenine karşı bir arada durması lazım. Biz neden hedef olduğumuzu biliyoruz, yurttaşlarımız da biliyor. Bizi bir şekilde yolumuzdan döndürmek istiyorlar. Bir şekilde partimizi karıştırmak istiyorlar. Ve burada şunu da ifade edeyim: Bir süredir hukukta yeri olmayan saçma sapan bir 'butlan' tartışması var. Yani bugüne kadar Yüksek Seçim Kurulu'nun genel uygulamalarının dışında, Yüksek Seçim Kurulu'nun anayasal yetkisini gasp etmekten bahseden, her ne kadar ilk derece mahkemesince reddedilse de sürekli 'Ha bugün butlan kararı çıktı, ha parti bugün şöyle oldu, böyle oldu' diye partinin de içini karıştırmak istenen bir akıl var. Yurttaşlarımız önce şu soruyu kendi kendine sorsunlar: Bugün Cumhuriyet Halk Partisi'nin oyu yüzde 35 değil de 15, iktidarın oyu da 45 olsaydı Allah korusun, bu davaların hiçbiri olur muydu? Bu soruşturmalar olur muydu? Bugün efendim butlan, yani hukukçular bilir, bir işlemdeki kurucu unsurun bulunmaması. Yani bunun Türkiye'de yaşanan kongrelerle, kurultaylarla ilgisi olan bir durum değil. Bakın çok açık ifade edelim. 2023 yılında gerçekleşen kurultayımız ki o zaman ben Seçim ve Hukuk İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı olarak televizyonlara çıktım, anlattım. Dedim ki; 'Ya son bir kez daha Sayın Kılıçdaroğlu'na oy verin, yerel seçimden sonra değerlendirmesini yaparız' dedik. Ama delege farklı düşündü. Delege başka bir yönde irade gösterdi. Demokrasi böyle bir şey. Birinci tur geçti, ikinci turda yine iradesini sandığa yansıttı. Üzerinden geçti, bir olağanüstü kurultay daha yapıldı. Olağan kurultaylar yapıldı. Ya dört kere irade ortaya çıktı. Şimdi 3 yıl öncenin durumuna partiyi götürüp böyle geçmişe, Sayın Erdoğan planlıyor arkadaşlar, 'Acaba geçmişe ışınlandırıp da Cumhuriyet Halk Partisi'ni kaotik bir durumun içine sokabilir miyim?' diye. Cumhuriyet Halk Partisi türlü badireler atlatmış, bugünlere gelmiş, Türkiye'nin en köklü partisidir. Ve önümüzdeki döneme de birlik bütünlük içerisinde yürümek tarihi sorumluluğudur. Çünkü bu açmazdan, ülkemizi bu kaostan bizim iddiamız 'biz çıkartacağız'. Toplumsal muhalefete önderlik yapma gibi bir iddiamız var, sorumluluğumuz var. 

Bizim partimize hiçbir şekilde kimse kara çalamaz. Türlü türlü iftiralar atıyorlar. Bakın baktığınız zaman bunların hiçbiri ispatlanamıyor. Görüntülenemiyor. 'Efendim duymuştum, öyle demişti, böyle olmuştu'nun ötesine geçmiyor.

Ve bugün Sayın İmamoğlu oradaysa, halk tarafından ciddi karşılığı olduğu için, Sayın Erdoğan kendisi için tehdit gördüğü için orada. Bugün Cumhuriyet Halk Partisi saldırıya uğruyorsa, bu Türk siyasetine yapılan bir saldırıdır.

Sandıkla; iradenin, milli egemenliğin, halk iradesinin sandığa yansımasına, sandıkla iktidarın değişmesine yönelik saldırıdır. Bu sadece bizim problemimiz değildir. O nedenle de...

Partimizi karıştırmak için sürekli, sabahtan akşama kadar, gerek sosyal medyada gerek televizyon programlarında yalan yanlış haberler yapan kimselere itibar etmeyin. Biz her türlü hoşgörüyü gösteren bir anlayışta partimizi yönetiyoruz. Bununla birlikte Cumhuriyet Halk Partisi yönetimi yetkiyi partinin kıymetli üst kurul delegelerinden almıştır. Yetki ve sorumluluk özdeştir. Eğer bir alanda yapmanız gerekeni yapmazsanız sorumluluğunuzu yerine getirmemiş olursunuz.

HASAN ÖZTÜRKMEN'E İHRAÇ TALEBİ

Bu kapsamda, bugün itibarıyla üzülerek ifade ediyorum, Gaziantep Milletvekilimiz Hasan Öztürkmen'in, butlan karşısında, butlan gelirse buna karşı sergileyeceğimiz tavır şu olur, bu olur şeklinde butlanı normalleştiren, böyle bir kumpası sanki olabilirmiş gibi bahsetmesi bizim açımızdan, bizim partimize yönelik bir darbe girişiminden bahsedilmesidir. Bu hiçbir şekilde meşru gösterilemez. Kendisi milletvekilimizdir, Merkez Yönetim Kurulu'nda görüştük, Parti Meclisi'nin gündemine alacağız. Kendisinin kesin ihraç istemiyle disiplin kuruluna sevkini ilk toplantısında Parti Meclisi karara bağlayacak. Kendisi milletvekili olduğu için bu konuda yetki Parti Meclisi'nde. Bunu da buradan sizlerle paylaşmış olayım.

Değerli arkadaşlar, kıymetli yurttaşlarımız; evet zor günlerden geçiyoruz. Mücadele ediyoruz, direniyoruz. Biz buna mecburuz. Gençlerimizi, çocuklarımızı biz umutsuzluğun o dip kuyusundan çıkartacağız. Onlara güzel bir gelecek bırakacağız. Çeyrek yüzyıllık dönemde çok acılar yaşandı, çok üzüntüler yaşandı, çekildi. Artık bizim insanımızın mutlu olmaya hakkı var. O nedenle de bıkmadan usanmadan çalışmaya devam edeceğiz. Biz hiçbir şekilde hak yemedik. Hakkımızı da yedirmeyiz.

"ÜLKENİN ŞAHSIN DEVLETİ HALİNE GELMESİNE İZİN VERMEYİZ"

Uzun süredir suskunluğunu bozan Kemal Kılıçdaroğlu'nun yayımladığı video ve Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcılarından Sayın Mustafa Yılmaz'ın dünyaptığı değerlendirmede kullandığı "Mutlak butlanın çıkması demek, Türkiye'de 45 gün içerisinde baskın seçime gitmesi demektir" ifadelerini değerlendiren Emre, 

"Şimdi, insanların kaygılı olması, kumpaslarla karşılaşırım endişesi taşıması normal. Tabii tüm bunları normalleştirmemek lazım. Yani bu endişeleri taşımak normal ama Türkiye Cumhuriyeti Devleti köklü devlet geleneği olan, uzun süreli bir çabanın sonrasında cumhuriyetin ilan edildiği, bedeller ödendiği, meclisin açıldığı, milli egemenliğe dayalı bir cumhuriyettir. Bunu hiçbir güç ortadan kaldıramaz.

Zaman zaman zarar verenler olacaktır. Zaman zaman anayasadan kaynaklı, anayasanın boşluklarından faydalanarak göreve gelip anayasayı dinlemeyen, uygulamayanlar olacaktır ama bu durum elbet son bulacak. Yani dolayısıyla ben bu endişeleri görüyorum, duyuyoruz. Kendi aramızda konuştuğumuz ya da diğer partilerdeki arkadaşlarla istişare ettiğimizde de insanların endişesini görüyoruz.

"BUTLAN GELMEZ, GELECEKSE DE GÖRECEĞİ VAR"

Ama bizim ülkeye borcumuz var, hep birlikte farklı düşünsek de. Bu ülkenin şahsım devleti haline getiremeyiz. Buna müsaade etmeyiz.

Bu açıklamalar, diyorum ya hani dayanışma duygusu zaman zaman konuşuyoruz da şüphesiz önemli. Çünkü salt Cumhuriyet Halk Partisi'nin bir şeyi değil. Yani düşünebiliyor musunuz, bugün Yüksek Seçim Kurulu oy birliğiyle, ki orada bulunan AKP'li temsilcinin de "kardeşim olur mu böyle bir şey" dediği bir durumda. Siz kalkıyorsunuz işte yüz yıllık bir birikim, YSK'nın yetkisi olduğu açık, anayasa açık, hemen bir tane mahkeme aracılığıyla tüm bunu ters yüz edecek bir şeyden bahsedebiliyorsunuz.

Söylentiler çok ama ben bunun gerçekleşeceğine inanmıyorum, ki inanmak istemiyorum. Ha, Genel Başkanımız da çok güzel ifade etti; butlan gelmez, gelirse de göreceği var.

 

Yorum Yazın

Yukarıdaki alan boş bırakılamaz

Yorum yazma kurallarını okudum ve kabul ediyorum.

Yukarıdaki alan boş bırakılamaz
Yukarıdaki alan boş bırakılamaz
Yorumlar
Yeniden eskiye
Eskiden yeniye
Öne çıkanlar

Bu habere hiç yorum yapılmamış... İlk yorum yapan sen ol.