Dolar 45,6152
%0.06
Euro 53,0474
%0.01
Altın 6.610,150
%-0.76
Bist-100 13.634,00
%-2.69

Pzt

-8°

Sal

-12°

Çar

-3°
CHP Sözcüsü Zeynel Emre açıkladı: Olağanüstü kurultay için düğmeye basılıyor!

CHP Sözcüsü Zeynel Emre açıkladı: Olağanüstü kurultay için düğmeye basılıyor!

CHP'nin Seçilmiş Genel Başkanı Özgür Özel başkanlığında toplanan MYK toplantısı sona erdi. Parti Sözcüsü Zeynel Emre, MYK gündemiyle ilgili TBMM'de açıklamalarda bulundu. Emre, olağanüstü kurultay için düğmeye basıldığını belirterek, "Pazartesi imzaları topluyoruz. Mahkemenin kararının doğrultusunda yetkili olan delegelerin imzasını topluyoruz" ifadelerini kullandı.

  • Ege Postası
  • 31.05.2026 - 14:57
  • Güncelleme: 31.05.2026 - 15:31

CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in başkanlığında toplanan Merkez Yönetim Kurulu (MYK) sona erdi. Toplantının ardından açıklamalarda bulunan Parti Sözcüsü Zeynel Emre, CHP’ye yönelik organize bir kumpas süreci yürütüldüğünü ifade ederek "AKP'nin yargı kolları, partimiz içerisindeki maalesef butlan kollarıyla birlikte ortak hareket ederek böyle bir kumpası kurdular." dedi. Mahkeme tarafından geçmiş kurultayların iptal edilmesiyle birlikte partinin hukuki bir varlık yokluk savaşına girdiğini vurgulayan Emre, Siyasi Partiler Yasası gereği en geç Temmuz 2026’ya kadar olağanüstü kurultayın toplanması gerektiğini, aksi takdirde CHP’nin seçimlere girememe tehlikesiyle karşı karşıya kalacağını ifade ederek derhal kurultay ve seçim çağrısında bulundu.

CHP Lideri Özgür Özel’e yönelik Kılıçdaroğlu'nun başlattığı FETÖ iddialarına sert tepki gösteren Emre, bu iddiaların tamamen asılsız ve tutarsız iftiralardan ibaret olduğunu söyledi. Özel’in geçmişte FETÖ kumpaslarına karşı verdiği mücadeleyi ve 15 Temmuz gecesi Meclis çatısı altındaki duruşunu hatırlatan Emre, CHP’nin anketlerde birinci parti konumunda olması ve iktidarın karşısındaki adayların güçlü yükselişi nedeniyle bu operasyonlara maruz kaldığını belirtti. Emre, bu ablukayı dağıtmak adına meydanlarda, sokaklarda her türlü hukuki ve fiziki mücadeleyi halkla birlikte sürdüreceklerini ilan etti.

Emre'nin açıklaması şu şekilde:

Olağanüstü durumlar, olağanüstü şartları oluşturur. Bizler de öyle günlerden geçiyoruz. Biz bu şartlar altında Gazi Meclisimizde seçilmiş Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel'in başkanlığında MYK toplantımızı yaptık. Gündemi değerlendirdik.

"ELBETTE BÖYLESİNE ÖNEMLİ BİR YERDE SİYASET YAPAN BİRİ OLARAK HEDEF HALİNE GELECEKTİ"

Cumhuriyet Halk Partisi'nin içinde bulunduğu, içine düşürüldüğü bu kumpas sürecini değerlendirdik. Buradan nasıl çıkarız, hangi yol, hangi metotlarla halkımızla birlikte bu kumpasları savuştururuz bunu konuştuk. Tabii esasında gerek söz konusu butlan kararı çıkmadan evvel, gerekse çıktıktan sonra hemen hemen herkesin ortaklaştığı bir süreç var. Neden Cumhuriyet Halk Partisi'nin başına bu geldi? Neden Sayın Özgür Özel'e yönelik böyle bir olay gerçekleşti diye.

Çünkü biz biliyorduk ki, Cumhuriyet tarihinde hiç olmadığı kadar bir genel başkan, seçim dönemi dışında 110'dan fazla miting yapsın, milyonlarca yurttaşla buluşsun, Cumhuriyet Halk Partisi'nin geleneksel oyunun çok daha üzerinde bir oy oranıyla, bir buçuk yıldır yaşadığı kumpaslara karşın oyunu artırarak rakibinin önünde çıksın... Türkiye'nin bağımsızlığı için, ülkemizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün çizdiği yol doğrultusunda, ülkemizin bağımsızlığı ve emperyal hesapların dışında bir dış politik tutum sergilediği için elbette ki böylesine önemli bir coğrafyada, böylesine önemli bir yerde siyaset yapan biri olarak hedef haline gelecekti.

Biz bunu ülkemiz için yaptık. Biz biliyoruz ki burada bir Büyük Ortadoğu Projesi var ve o Büyük Ortadoğu Projesi'ne hizmet eden bir iktidar var. Buna karşın, hatırlarsanız son birkaç senedir Gazze'deki insanlık dramına, orada çocuk kadın demeden yapılan katliamlara, o işi meşrulaştırmak adına kurulan Gazze kuruluna şiddetle karşı çıkan ve bunu protesto amaçlı olarak altı partiyle Eyüpsultan'da ortak miting düzenleyen, farklı etkinlikler yapan, devlet başkanlarına mektup yazan ve bu planların dışında dünya içinde hukukun üstünlüğünü, insan haklarını, demokrasiyi, eşitliği savunan bir liderin hedef haline gelmesi elbette ki beklenen bir durumdu.

"SARAY'IN BİR CİCİ MUHALEFETİ HALİNE GELMEYİ REDDETMESİ KARŞISINDA BÖYLE BİR KUMPASI KURDULAR"

Değerli arkadaşlar, biz tabii şunu net olarak söyleyelim; burada bugünkü toplantımızda biraz genişletilmiş bir MYK yapmış olduk. Yani önceki dönem MYK'da yer alan ve Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi'nde görev alan altı arkadaşımızı da dahil ederek gündemi geniş bir şekilde değerlendirdik. Ve ortada şu sonuç var: Bu bahsettiğimiz çalışmalar, partimizin son yerel seçimlerdeki birinci oluşu, cesaretle mücadele etmesi, Saray'ın bir cici muhalefeti haline gelmeyi reddetmesi karşısında AKP'nin yargı kolları, partimiz içerisindeki maalesef butlan kollarıyla birlikte ortak hareket ederek böyle bir kumpası kurdular.

"TÜRKİYE CUMHURİYETİ ASLA TEK ADAM DEVLETİ HALİNE GELMEYECEKTİR"

Biliyorsunuz biz dün yüz binlerce vatandaşımızla birlikte Ankara'da, Ankara İl Başkanlığımızın önünde bayramlaştık. Daha sonra da belki de Cumhuriyet tarihinin en önemli yürüyüşlerinden birini yaparak Anıtkabir'e yürüdük. Atamıza gittik ve orada da o alan daha tıka basa dolmuşken dahi yürüyüşün devam ettiği, o kadar uzun bir kortejin olduğu bir süreci yaşadık. Şüphesiz ki tüm bunlar, gerek bizleri gerekse bu karar sonrasında bir an için umutsuzluğa kapılan vatandaşlarımız açısından da yüreklere su serpilen görüntüler olmuştur.

Türkiye Cumhuriyeti asla ve asla bir adamın, bir zümrenin, bir kişinin, bir partinin tekeline girmeyecektir. Türkiye Cumhuriyeti; egemenliği kayıtsız şartsız halktan alındığı, meşruiyetin halktan alındığı, çeşitli ayak oyunlarıyla, yargıyı kullanarak, farklı enstrümanları kullanarak, siyasi partilere kumpas yapılarak bir tek adam devleti haline gelmeyecektir.

"PARTİLİLERİN İRADESİNE DAYANMAYAN HİÇBİR YÖNETİMİN DE MEŞRUİYETİ YOKTUR"

Biz kendimize güveniyoruz, vatandaşımıza güveniyoruz. Bizim açımızdan 'meşruiyet nedir?' dediğimizde, hem siyasi partilerde hem de iktidarlar açısından halktan aldığınız oydur, bunun karşılığıdır. Bir parti halktan yeteri kadar destek bulmuyorsa ve rakibine gayriahlaki bir şekilde kumpaslar kuruyorsa o da meşruiyetini kaybetmiştir. Partiler açısından da delege iradesine dayanmayan, partililerin iradesine dayanmayan hiçbir yönetimin de meşruiyeti yoktur.

KILIÇDAROĞLU'NUN FETÖ SÖZLERİNE CEVAP VERDİ

Şimdi kıymetli arkadaşlarımız, bir konunun daha altını çizmek isterim. Sayın Genel Başkanımıza yönelik dünkü işte önceki genel başkanımızın yapmış olduğu bir "FETÖ artıklarını temizleyemediğim için özür dilerim" cümlesinden sonra, belli ki önceden çalışılmış, çok organize bir şekilde sosyal medyada ve çeşitli platformlarda saldırılar yapıldığını görüyoruz. Yani Sayın Genel Başkanımız Özgür Özel'i FETÖ ile ilişkilendirmeye çalışan, sanki irtibatı varmış gibi bir algı oluşturmaya çalışan bir aklı görüyoruz. Burada da hakikaten üzücü bir durum. Efendim işte bundan 10 yıl önce bir FETÖ itirafçısının bir beyanı varmış da o beyanı üzerine işte sanki oradaki ifadeler de doğruymuş gibi bir algı oluşturulmaya çalışılıyor.

Önce şunun altını çizelim; Sayın Özgür Özel ilk milletvekili olduğu dönemde, daha Cumhuriyet Halk Partisi kurumsal olarak Ergenekon davalarını takip etmeden, o kumpas davalarında gidip izlemiş, oradaki kumpasları dile getirmiş, gerek Ergenekon'da, gerek Balyoz'da, gerek İzmir Askeri Casusluk davasında, Mamak'ta, Hasdal'da, Hadımköy'de, Silivri'de ziyaret etmediği, mağdur edilen, tutsak edilen asker kalmamıştır.

Ve bu konuda kitap yazmıştır. İzmir askeri casusluk davasını kimse bilmezken oradaki kumpasları ortaya çıkarmıştır.

En önemlisi ise o zamanki Genel Başkanımız Sayın Kılıçdaroğlu'nun uçakta bulunması nedeniyle 15 Temmuz gecesi inisiyatif almış, Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne gelmiş, burada meclisin açılmasına katkı sunmuş, meclise bomba atıldığı anda dahi genel kurulu terk etmemiş, meşruiyetin yanında durduğunu Cumhuriyet Halk Partisi adına ilan etmiş ve büyük bir cesaretle bu girişimi yapma konusunda bir an bile tereddüt etmemiş ve o günkü tutumu nedeniyle FETÖ'cüler hariç bu ülkedeki her kesimden, her siyasi partiden, her medyadan büyük takdirler almıştır, övgüler almıştır.

Buna karşın, efendim, iddia o ki bir FETÖ itirafçısı demiş ki; Manisa'da, Salihli'de -düzeltiyorum Salihli'de eczacılık yaparken efendim keşfedilmiş de parlatılmaya karar verilmiş. İsmi gitmiş yurt dışına, onaylanmış vesaire diye. Bir defa Sayın Özgür Özel hiçbir zaman Salihli'de eczacılık yapmamıştır. Sayın Özgür Özel o tarihte Türk Eczacıları Birliği yönetimindedir. Yani Ankara'dadır. Yine Sayın Özgür Özel'in, Genel Başkanımızın Sümerbank davasıyla parlatıldığını ifade etmiştir. Bakın, ifadelerdeki çarpıklıklara bakın. Halbuki Sümerbank davası orada beyan edildiği gibi 2010 yılında değil, 2005 yılında açılmıştır. Sayın Genel Başkanımızın kızı İpek hiçbir zaman, hiçbir FETÖ okuluna gitmemiştir. Bunu da sosyal medyada yazıp duruyorlar. O zaman Manisa Milli Eğitim Müdürlüğü kendi düzenlediği yarışmanın ödül törenini FETÖ'nün bir okulunda yaptığı için tüm öğrenciler ve öğretmenler tarafından oradadır ve birkaç saat orada bulunulmuştur. Yani baştan aşağı yalan, tutarsız, iftira ifadelerle bir algı oluşturulmaya çalışılmaktadır.

Bütün bunların kök nedeni, bakın bütün bunların kök nedeni demin söylediğimiz başlangıçtaki meseledir. Cumhuriyet Halk Partisi son yerel seçimlerin birinci partisidir. Cumhuriyet Halk Partisi'nin oyu 35 civarında seyretmekte idi. Rakibimizin 5 puan kadar önündeydik ve adı geçen adayların, olası cumhurbaşkanı adaylarının Tayyip Bey'in karşısında en az 10 puan ve üzerinde farkla seçimi kazanıyor görünmesi nedeniyle böyle bir operasyona girişilmiştir.

Bir hususun daha bu vesileyle altını çizmek isterim. Madem FETÖ'den bahsettik... Takip edenler bilir, ben de Cumhuriyet Halk Partisi'nin 15 Temmuz Darbe Araştırma Komisyonunda üye olarak görev yaptım. Okumadığımız iddianame, dosya, evrak, belge, bilgi kalmadı. Ve günün sonunda biz orada bir rapor yazdık. O rapor Meclis Başkanlığına, Komisyon Başkanlığına verildi. Ve Adalet Yürüyüşü esnasında 2,5 sayfalık, ilk etapta olmayan bir ek rapor, ek ilave yapılmak istendiğini görünce... O 2,5 sayfada da o zamanki Genel Başkanımız Sayın Kılıçdaroğlu'na yönelik FETÖ ile ilişkili ağır ithamlarda bulunduğundan, biz dedik ki 'Bunu kabul edemeyiz, ya bunu çıkartın ya biz buna cevap vereceğiz.' Ve sonrasında bize cevap hakkı tanıdılar. Bakın biz hiçbir iftira değil, hiçbir söylenti değil, hiç duymuştum görmüştüm değil, başlık açtık; AKP-FETÖ kardeşliğini, birlikte ülkeyi nasıl bu hale getirdiklerini, darbe yapacak güce bir tarikatın nasıl ulaştığını, buradaki ittifakı delilleriyle, belgeleriyle sunduk. 

Ve yine Cumhuriyet tarihinde bu meclis çatısı altında bizim sunduğumuz evraklarla birlikte o raporun bir belge haline dönüşüp de dağıtılmasını engellediler ve Cumhuriyet tarihinde tek basılmayan ve dağıtılmayan rapor olarak tarihe geçti. Ve burada şunun da altını çizelim; Sayın Özgür Özel'in genel başkanlığı boyunca belirlediği adaylar içerisinde hiçbir zaman hiçbir FETÖ'cü olmamıştır. Hiçbir danışmanı FETÖ'cü çıkmamıştır. Bakın, kimse böyle ithamlarda bulunamaz.

Ben tamamen resmi belgelere dayanarak çıkıp meclis genel kurulunda şunu söylemiştim, burada bir kez daha ifade edeyim: Bizi bırakın, Cumhuriyet Başsavcılığının darbe sonrası yazdığı iddianamelere göre, albayların erken emekliliğe sevki konusundaki yasayı FETÖ'nün isteği üzerine darbeden sadece birkaç ay önce AKP grubu çıkarmıştır.

Delilli, belgeli ve bütün on binlerce sayfa içerisinde çok kereler nasıl ilişkide oldukları, nasıl irtibatlı oldukları çıkmıştır. Ama bir yerde Sayın Özgür Özel'in ismini göremezsiniz. Sayın Genel Başkanımızın ismini göremezsiniz. Bugün burada delegeyle seçilmiş, delege iradesiyle seçilmiş bugünkü MYK üyelerimizin hiçbirinin adını bir yerde göremezsiniz.

Bizim MYK'mızda bulunan, Genel Başkanımız tarafından alınan Yankı Bağcıoğlu Paşa, Balyoz kumpasında tutuklanmıştır ve büyük zulme uğramıştır. Bugün bizimle birliktedir, bugün Sayın Özgür Özel'in seçtiği irade içerisindedir. Ben buradan tüm halkımızın dikkatini çekmek istiyorum. Bu mesele bir siyasi parti meselesi değildir. Bu mesele Türkiye'de halkın oyuyla iradenin değişip değişmeyeceği, yönetimin değişip değişmeyeceği meselesidir.

Bir tarafta yüz binlerin varlığı, bir tarafta birkaç bin kişinin varlığı bunu göstermiştir. Ki maalesef Cumhuriyet Halk Partisi Genel Merkezi'nin önünde basına da yansıyan, sosyal medyada da paylaşılan şekilde 7 oklu bayraklar mı dersiniz, partimizin bayrağının yerlerde bırakılması mı dersiniz, getirilen kişiler mi dersiniz... Diyaloglardan bunları pekala görebiliyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi hiçbir zaman böylesine acı bir tabloyu görmemiştir.

CHP'NİN SEÇİME GİREMEME TEHLİKESİNİ AÇIKLADI

Efendim, buradan çıkış nasıl olacaktır? Bir an evvel seçim, bir an evvel kurultay. Hemen! Hiçbir bahanesi yoktur. Efendim, eğer şu deniyorsa; tedbir kararı vardır, olamazdır, şudur, budur... Yargıtay'a verilecek iki dilekçeye bakar. Temyizden feragat edilir, kesinleşmiş olur ve tedbir kararı da ortadan kalkmış olur. Kurultay kararı alınması önünde hiçbir engel kalmamış olur. Bütün bunlar bahanedir.

Ve partimizin önünde bir varlık yokluk meselesi vardır. Çünkü 2023, 4-5 Kasım ve sonrasındaki tüm kurultaylar mahkemece iptal edildiğinden, Cumhuriyet Halk Partisi'nin geçerli kurultayı Temmuz 2020 tarihlidir. Ve gerek Siyasi Partiler Yasası, gerek buna dayanarak hazırlanan tüzüklere göre 2 yıl artı 1 yıl uzatmalı olmak üzere 3 yılda bir en fazla kurultaylar yapılmak zorundadır. Hele hele bu süre 6 yılı geçerse o siyasi parti seçime giremez, bu çok açıktır. Bugün Temmuz 2026 itibariyle 6 yıllık süre dolacaktır. Bu Cumhuriyet Halk Partisi'ni çökertme, tarihten silme operasyonudur. Bir an evvel seçim demeyen, bu yönde karar almayan, irade göstermeyen herkes bu işin sorumlusu olur.

Kıymetli yurttaşlarımız... Biz bu kumpaslar karşısında her türlü siyasi, her türlü hukuki ve her türlü fiziki mücadeleyi yapacağız. Fiziki mücadele nedir bu? Meydanlara gideceğiz, mitingler yapacağız, dünkü yaptığımız gibi yürüyüşler yapacağız, sokak sokak dolaşacağız, halkımıza gerçekleri anlatacağız. Ve Türkiye'deki tüm siyasi partiler bilsinler ki; bugün bize, yarın onlara. Bugün Cumhuriyet Halk Partisi'nin hedef olması, iktidarın önünde birinci parti olmasıdır. O nedenle tüm Türkiye'de demokrasiye inanan, cumhuriyete inanan, milli iradeye, egemenliğe inanan herkesin bunun karşısında ve bu dayanışmanın yanında bulunması gerekir.

Kıymetli yurttaşlarımız, Cumhuriyet Halk Partisi birtakım televizyon programlarında günlerce konuşularak iftiralarla, yalanlarla dizayn edilecek bir parti değildir. Olacakların önceden sızdırılması, bundan sonra olacaklara ilişkin söylenen sözler, nasıl bir organize kötülükle karşı karşıya kaldığımızın en büyük kanıtıdır. O nedenle tüm yurttaşlarımızı ülkesine sahip çıkmaya, milli iradeye sahip çıkmaya, bu yönüyle de bütün dayanışma çağrılarımızda bizlerle birlikte olmaya davet ediyorum.

Değerli arkadaşlar, bizim bugün haftalık yaptığımız MYK toplantıları sonrasında biz bu ülkenin gencinin problemini, işçinin problemini, işsizliği, asgari ücretliyi, emeklinin durumunu, ülkedeki çiftçinin durumunu, bu ülkedeki milyonlarca çocuğun yatağa aç girmesini, eğitim problemini, gelecek kaygısını... Birçok probleme dikkat çekerdik. Ama dikkat ediyor musunuz değerli arkadaşlar? Gündemi öyle bir noktaya getirdiler ki, bütün televizyon programlarında halkın gerçek gündemi bir anda ortadan kalktı ve her yerde Cumhuriyet Halk Partisi ve Cumhuriyet Halk Partisi nasıl bölünür, efendim yeni parti kuruldu mu, içinde çatlaklar var mı gibi konular.

SORU-CEVAP

Salı günü grup toplantısını yapacak mısınız Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde? Sayın Kemal Kılıçdaroğlu'nun yapılmaması adına dilekçe gönderdiğini biliyoruz, kamuoyuna yansımıştı. Bu konuda ne söylersiniz? Daha önce yaptığınız açıklama geçerli mi?

Biz grup toplantımızı yapacağız. Yani bunu net söyleyelim. Şimdi bakın kıymetli arkadaşlarım, zorla güzellik olmaz. Milletvekili grubu, milletvekilleri tarafından, organları milletvekilleri tarafından seçiliyor. Herhalde şunda hiçbir tartışma yok değil mi? Milletvekili grubunun çok büyük bir kesimi, yüzün üzerinde bir sayıyla Sayın Özgür Özel'in yanında, ona karşı yapılan haksızlık olduğunu görüyor. Ve ortada seçilen grup başkanvekilleri var, seçilen grup başkanı var. İçtüzüğe göre bu gerçekleşmiş, Meclis Başkanı almış, Meclis Başkanlığı seçiminin usulüne uygun olduğunu kabul edip internet sitesinde yer vermiş. Şimdi hal böyleyken, biz grup başkanı sıfatıyla da olsa, genel başkan sıfatıyla da olsa, grup başkanvekillerini hiçbir şekilde Cumhuriyet Halk Partisi'nin yıllardır kullandığı salona sokmayız, konuşturmayız diye söylenen sözün bir anlamı yoktur. Kaldı ki bakın şunun altını çiziyoruz: Bizim konuşmak için salonlara ihtiyacımız yok. Genel Başkanımız nerede konuşursa grup toplantısı oradadır."

Kılıçdaroğlu'nun konuşmasında eski, birlikte çalıştığı çalışma arkadaşlarına yönelik suçlamalar... Uşak Belediye Başkanı Özkan Yalım... İkinci sorum da... istifa eden milletvekili... TV programında... teşekkür etti. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Yani şöyle, ikincisinden başlayayım. Açıkçası içler acısı. Bakın o televizyon programında, yıllardan beridir, gerek önceki dönemler gerek 2023 sonrasında, partimize yönelik hiç olmadık iddialar, suçlamalar... Sadece Türkiye'de Cumhuriyet Halk Partisi varmış, sanki Türkiye'de hiçbir iktidar partisi yok, diğer partiler yok, ülkenin problemleri yok; bütün bunlar yok da Cumhuriyet Halk Partisi'ne yönelik karalamaların yapıldığı, suçlamaların yapıldığı bir televizyon kanalı ve partinin içi karışsın diye çabalayan bir kanal. Orada yıllardan beri hakaretamiz ifadelerle partimize yönelik suçlamaların olduğu bir kanala hakikaten yani teşekkür edilmesi içler acısı. Ama bir yönüyle de içinde bulunduğumuz kumpası gösteren bir durumun ispatı. Ne diyoruz? AKP'nin yargı kollarıyla maalesef partimizdeki butlan kolları bir araya geldi ve bu süreç işlendi.

Şimdi Uşak konusuna gelince... Uşak Belediye Başkanı Özkan Yalım, daha evvel bir kez ön seçimle milletvekili olmuştur 2015 tarihinde. İki kez de daha önceki yönetim zamanında milletvekili sıralamasına konmuştur, birinci sıraya. Yani Sayın Kılıçdaroğlu genel başkanken iki kez milletvekili sıralamasına koymuştur. Yine bakıldığı zaman belediye başkanı aday belirlemede de, hani anketler genel merkezde durur, şehirde en önde çıktığı için farklı isimlerle defalarca sorularak aday gösterilmiştir. Bunun karşısında belediye başkanı olduktan sonra da, bildiğim kadarıyla Kılıçdaroğlu'nun çok fazla ziyaret ettiği belediye yoktur ama kendisi de ziyaret etmiştir Uşak Belediyesi'ni. 

Ve bir soruşturma sonrasında çıkan, ortaya çıkan görüntüler ve o zaman gerekçesini anlattığımız nedenlerle (ki biliyorsunuz yine çok iftiralarda bulunulmuştu bize 'efendim disiplin işlemi yapamazlar, edemezler' vesaire diye), biz disiplin soruşturması başlattık ve kendisini kesin ihraç istemiyle disipline verdik.

Şimdi tabii burada o kadar çok kara propaganda ve yalan var ki... Mesela o basın toplantısında ben şunu anlatıyorum: Diyorum ki; 'Bir siyasi parti var, kendi parasıyla araç almış. Aracın içi sıfır. Aracın gerçekten içinin Uşak Belediyesi'nden yapılıp yapılmadığını medyada, basında gördük ama ilgili kuruma yazı yazdık. Bunun bedeli nedir? Siz... Uşak Belediyesi mi bunu ödemiştir? Ödediyse yani onu iade edin, biz size parti olarak bunu verelim.' Bu yazıyı yazdık. Daha sonucu gelmeden tabii bu butlan kararı çıktı.

Yani bir tarafta Cumhuriyet Halk Partisi gibi 103 yıllık bir parti, her yıl milyarlarca harcaması olan bir parti. Yani Cumhuriyet Halk Partisi gibi (bir parti), kişilerden bahsetmiyoruz. Ve öteki tarafta da yine bir kamu parası, belediye. Yani ikisinin de parası aslında kamudan gelen bir şey, biz de hazineden alıyoruz parayı. Öyle değil mi? Büyük bir kesimi seçim yardımı olarak hazineden alıyoruz. Mesela o toplantıda ben bu durumu anlatıyorum. Diyorum ki; 'Bize burada bir aracın iç dizaynını soruyorsunuz; 80 tane aracı İstanbul Büyükşehir Belediyesi AK Parti'deyken, genel merkeze aracıyla, şoförüyle, trafik cezasıyla, yakıtıyla birlikte tahsis etmiş, belgeleri var, suç duyurusunda bulunmuşuz... Ya sürekli şu aracın içini konuşuyorsunuz, biraz da şunu konuşun! Biraz da 500 milyon dolar değerinde hediye edilen tank palet fabrikası karşılığında hediye edilen uçağı konuşun!' Öyle değil mi?

Yani burada bir eksiklik varsa biz iyi niyetle onu düzeltmeye çalışıyoruz parti olarak. Bir şahsın cebine giden, bir şahsın, bir genel başkanın ya da bir genel başkan yardımcısının, bir milletvekilinin kendi aracı değil, partinin aracı orada duruyor. Ve diyorum ya, faturası duruyor, parti tarafından ödenmiş. Bunu bile alıp çarpıtıyorlar.

Cumhuriyet Halk Partisi sözcüsü, efendim sözüm ona, ben bir rakam vererek '175.000 Euro + KDV' gibi küçük rakam demişim... Yalanın sınırı yok, rakam da vermiyorum, ağzımdan rakam çıkmıyor! Çünkü rakamı tespit etmek amacıyla yazı yazmışız diyoruz. 'Tam olarak iki fatura tek fatura haline getirmiş, bizimki ne kadar? Gerçekten böyleyse ödeyelim' demişiz. Ama düşünebiliyor musunuz, ortada 80 tane aracın ve on milyonlarca, yani bugünün parasıyla belki 100 milyona varan bir kamu zararı var. Bir kamu zararı var, almış kullanmışlar, şahıslar kullanmış. Bugünkü Meclis Başkanı kullanmış! Hepimizin parasıyla bütçesi oluşturan bir kurumdan diyorum ya, aracını, şoförünü, yakıtını, cezasına kadar kullanmış, bunlarla ilgili hiçbir şey konuşulmuyor. Ve o kanallara da teşekkür ediliyor.

Yani kumpasın aslında bu kadar çok yönlü olduğunu göstermek adına burayı böyle detaylıca açmak istedim. Bizim dönemimizde, görev yaptığımız dönem içerisinde çok sayıda belediyemize operasyon yapıldı. Biz bunlar içerisinden parti hukukuna yakışmayacak, parti ahlakına yakışmayacak durum olduğunda bizzat en resmen işlem yaptık. Ama çok çok çok büyük bir kısmını nasıl kumpas olduğunu delilleriyle, belgeleriyle anlatmaya devam edeceğiz.

Mutlak butlan kararından sonra yapılan açıklamalarda, bayram tatili boyunca Kılıçdaroğlu cephesinden bir kurultay tarihi açıklanmadığı takdirde bayramdan sonraki Pazartesi günü olağanüstü kurultay için delegelerden imza toplanacağı ifade edilmişti. Şu ana kadar bir tarih telaffuz edilmedi. Yarın böyle bir süreç başlatılacak mı?

Başlatıyoruz arkadaşlar. Şimdi bu soruya şöyle de cevap vereyim, bakın işin nasıl bir siyasi mühendislik olduğunu görelim:

Genel merkez tarafından, genel merkeze bir butlan sonrasında, tedbiren bir görevden uzaklaştırma ve eski yönetimin getirilmesine karar verildi. Aynı gerekçelerle İstanbul İl Kongresi de iptal edildi. Sonra yapılan kongreler de geçersiz sayıldı. Dikkat ederseniz orada bir tedbir kararı verilmedi. Niye? Çünkü oradaki siyasi mühendislik devam edecek. Orada hesapta işte süreci yayıp istedikleri gibi yönetimi atayacaklar. Onun için tedbir kararıyla eski yönetimin gelmesini istemiyorlar. Niye? Her ne kadar eski yönetimde Canan Kaftancıoğlu ceza almış ve kesinleşmiş ve siyasi yasaklı da olsa, vekâleten orada başkan vekili olarak duran ve görev yapan arkadaşların çok büyük bir kesimi bu yapılan siyasi operasyona ve bu butlana da karşı. Şimdi bunu bildikleri için o eski yönetimi getirmiyorlar. Bunun da altını çizelim.

Tabii hesap şöyle de tutmuyor... Ben önce sizin sorduğunuza cevap vererek bunu açayım; biz Pazartesi, yarın, imzayı topluyoruz. Çok kısa süreci içinde topladığımızı göreceksiniz. Yani orada da sorun yok. Ve şunu da ifade ettik: Hangi delegelerle isteniyorsa onunla da toplarız. Üye isterse onunla da toplarız. Kim isterse. Ama mahkemenin kararı doğrultusunda yetkili olan delegelerin hepsinin imzasını toplayacağız, kim yetkiliyse.

Değerli arkadaşlar bakın, bu süreci böyle zamana yayarak ilerletmenin hiçbir mantığı yok. Niye derseniz? Dedim ya, yani böyle siyasi mühendislikler yapılıyor ama saray merkezli yapıdan bu siyasi mühendislik hareketlerinin böyle her zaman doğru çıkacağını falan düşünmeyin, çoğunlukla da duvara tosluyorlar. Öyle doğru hesaplar yapılsa, 2019'da sandığa giren 4 oyun 3'ü geçerli, 1'i geçersiz sayılıp yerel seçim iptal edilmezdi. Sonuçta 800 bin fark yenmezdi.

Şimdi bakın burada da... Eski yönetimin göreve gelmesine karar verildi ama eski yönetimde de önemli bir sayıyla, arada bir farkla 'Bu yapılan olmaz kardeşim, bir an evvel seçime gidilmeli' diyen bir sayı olduğu için Parti Meclisi toplantısı iptal edildi. İptal edilmek zorunda kalındı.

Tekrar grup toplantısına dönmek istiyorum da, Meclis Başkanlığı'ndan hani itiraz oldu mu? "Bizim salonlara ihtiyacımız yok" dediniz. Eğer salı günü grup toplantısı yapmaya imkân olmazsa başka bir yerde, Meclis dışında bir grup toplantısı olabilir mi?

Bizim toplanmak, konuşmak için özel olarak bir şeye ihtiyacımız yok. Ama bakın burası Türkiye Büyük Millet Meclisi, Gazi Meclis. Buranın teamülleri var, kuralları var. Burada meclis grubu iç yönetmeliği açıktır, kurulların nasıl seçileceği açıktır. Seçilen grup başkanı ve grup başkanvekillerinin ve partinin milletvekillerinin, partimize tahsisli bir salona alınmaması gibi bir ihtimali düşünmek istemiyoruz. Ve bu kapsamda da özel bir iletişim içerisinde değiliz. Orası bizim salonumuz. Biz orada gideceğiz konuşmamızı yapacağız. Olması gereken bu. Ha bir anormallik olursa o zaman yapacağımızı o zaman görmüş olacağız birlikte. Bir arkadakine söz verelim sırayla, sonra size söz vereyim.

Kemal Kılıçdaroğlu dün arınma mesajı verdi. İhraç edilebileceği mesajlarını da verdi. Siz de yarın olağanüstü kurultay için delegelerden imza alacaksınız. Bir ihraç süreci başlarsa Özgür Özel ve ekibinin, yönetimlere karşı sizin izleyeceğiniz yeni yol haritası ne olacak?

Sözcü: Şimdi arkadaşlar, biz tabii hep hukuk içerisinde, hep meşruiyet içerisinde meseleleri ele almaya devam edeceğiz. Bir defa partiler neye göre yönetilir? Kendi tüzüklerine göre yönetilir, iç yönetmeliklerine göre yönetilir. Bizim tüzüğümüz açıktır. Sayın Özgür Özel'in disipline verilebilmesi için bu kararın Parti Meclisi'nden geçmesi gerekir. Parti Meclisi'nde zaten yeterli çoğunluk olmuş olsa, o kurul çoktan toplanırdı. Buyurun, aynı mıydı? Buyurun.

Anıtkabir yürüyüşü... Anıtkabir içerisinde de dikkat çeken bazı görüntüler ortaya çıktı. Sayın Özgür Özel'in özellikle mozoleye çelenk koyması sırasında, üzerinde "Genel Başkan" yazılı bir yazı... Önce avluda o yazının olduğunu gördük, sonra içeride mozolede o yazının olmadığını gördük. Ve Sayın Özgür Özel'in de Anıtkabir görevlileriyle arasında bu yazıyla bağlantılı bir gerginliğin de yaşandığına tanık olduk. Bütün bunlar neden yaşandı orada? Yani siz de oradaydınız, neler oldu, neler yaşandı? Onu öğrenmek isteriz.

Şimdi değerli arkadaşlar, şüphesiz biz birtakım zorluklar yaşayacağız bundan sonraki dönemde de. Yani aslında bütün bu zorlukların ve olabileceklerin öngörüsünü Sayın Genel Başkanımız gerek meydanda gerek Kurultay konuşmasında, "Ben size zorlu bir yol vadediyorum. Yani acı çekeceğiz birlikte, üzüntü çekeceğiz ama bunun sonu iyi olacak" minvalinde yapmış olduğu konuşmada saklıydı. Biz biliyorduk ki, bizim oyumuz, bizim potansiyelimiz yüzde 20'ler falan olsa bu bizim başımıza gelmeyecekti. Oralarda kalsaydık bir problem olmayacaktı. Ve bu karar sonrasında da birçok engellemeyle karşılaşacağız.

Ama ben şunun altını bir kez daha çizeyim. Yani biraz resmin büyüğüne baktığımızda, Türkiye 196 ülke içerisinde belki de en önemli coğrafyada, en kıymetli toprak parçasına sahip. İki kıtanın birleştiği ve gerek kuzeyimizde gerek güneyimizde çatışmaların yaşandığı, dünyanın geleceği açısından çok önemli bir coğrafyadayız. Biz bu coğrafyada olan biteni, siyaseti sadece günlük olaylarla değerlendirmeyelim. Demin işaret ettim, yani benzer zamanlarda emin olun Pedro Sanchez'e de soruşturma açılması tesadüf değil. Çünkü bir akıl tamamen bir hegemonya kurmaya çalışıyor. Bu hegemonyada bizim içinde bulunduğumuz coğrafyada, burada, buraya biçilen bir rol var; Büyük Ortadoğu Projesi, bunun eş başkanlığı, bölgedeki ülkelerin sınırlarının yeniden çizilmesi, İsrail'in yaptıklarına göz yumulması... Bunun karşısında duran, şiddetle karşı çıkan her siyasi akım her tarafta hedef olmaya devam edecektir. Yani bu kararları, operasyonları, bütün bu yaşadıklarımızı ve günlük olayları da bakarken bu gözle bakmakta da fayda görüyoruz. Gerçekleri halkımızın bilmesi açısından.

Orada Genel Başkan sıfatına mı itiraz vardı?

Şüphesiz, tabii öyle. Yani o sıfatın kullanılması açısından bazı yerlerde biz bunlarla karşılaşacağız. Kastettiğim oydu, o günkü o tartışma da o. Ama biz onu çok büyütmedik. Çünkü bizim açımızdan o anki duygu, o an yaşadıklarımız, oradaki yüz binlerin varlığı, Atamızın huzurunda... Bu daha çok detay bir konu geldi bize, onun için onu biz orada çok büyütmedik. Çünkü hani meşruiyeti nereden alırsın, desteği nereden alırsın, liderliği nereden çıkarırsın dediğinizde; liderliğinizi sizin sokaklar, meydanlar, milyonlar belirler. Arkanızda halk desteği varsa lidersiniz. Siz "Düşün önüme, yürüyün" dediğinizde insanlar, yüz binler sizin peşinizden geliyorsa lidersiniz.

Anıtkabir Komutanlığı'ndan daha önce izin alınmamış mıydı çelenk için? Bir protokol krizi yaşanmasına neden olarak bu gösteriliyor da. Bir saat, bir buçuk saat öncesinden genellikle ziyaretten öncesinde bir resmî onay alınır deniyor.

Evet, şimdi şöyle. Biz bu yürüyüşü böyle günler öncesinden planlamadık açıkçası. Yani o gün düşünülen, hani orada insanlar farklı illerden geldi. Yüz binlerce insan. Orada güzel bir duygu ortaklığı yakalandı, konuşuldu ve birlikte de bir yürüyüş yapılmasına o an karar verildi. Temas çok erken olmuştur diyemiyorum onun için, hani temas eden ben değilim bizim arkadaşlardan başkaları ama tam hangi dakika, hangi saat onu bilemiyorum. Ancak bu konuda hani gerekli görüşmeler yapıldıktan sonra orada yüründü. Dikkat ederseniz bir engelleme ya da hani ne orada ne öncesinde yaşanmadı yani.

İmza toplayacağız Kurultay için dediniz. Çoğunluk imzası toplandıktan sonra Genel Başkanın onayına gerek var mı, yoksa tüzük gereği zaten prosedür işlemeye başlıyor mu Kurultay için? Nasıl bir süreç?

Yarıdan bir fazlası toplandıktan sonra bu CHP Genel Merkezi'ne tebliğ edilir. Kural böyledir. Ve orada da azami bir süresi vardır. O süre içerisinde, yani en fazla 45 günlük süre içerisinde Kurultay'ı toplamanız gerekir. Eğer bu yönde hemen bir karar alınmazsa yine mahkeme yoluna başvuruluyor. Süreç öyle. Tamam herhalde değil mi?

Temmuz 2026'ya kadar yapılması gerekliliğini söylediniz. Siyasi partiler kanunu... Yoksa seçime giremeyeceğini... Eğer Temmuz 2026'yı geçerse nasıl bir süreç olacak partide?

Şimdi tehlikenin boyutu orada. Cumhuriyet Halk Partisi... Bunu seçim hukukundan anlayan, geçmiş içtihatları bilen uzmanlara danıştığınızda da söylerler. Bu sürenin hiçbir yorumda (ki bazı yorumlar daha dar yorumdur, o "2+1 yıllık süreyi ilave 1 yıl uzatma" olarak değerlendirir, 4 yıl) ama her halükarda 6 yıl en uzun süre olarak hesaplanır. E bizim şimdi aradaki kurul... üç tane, o dört tane olan Kurultay'ı siz kabul etmediğiniz zaman, size Temmuz 2020 kalıyor. Haziran-Temmuz 2026'da da 6 yıllık süre dolmuş oluyor. Mevzuat da açık: "6 yıllık süre boyunca kendi kongresini, büyük genel kurulunu yapmayan partiler seçime giremez" deniyor. Şimdi biz bu tehlikenin farkındayız, işaret ediyoruz işte. O nedenle tüm Cumhuriyet Halk Partili seçilmişleri burada sorumluluk almaya davet ediyoruz. Bu bizim varlık yokluk meselemiz.

Yorum Yazın

Yukarıdaki alan boş bırakılamaz

Yorum yazma kurallarını okudum ve kabul ediyorum.

Yukarıdaki alan boş bırakılamaz
Yukarıdaki alan boş bırakılamaz
Yorumlar
Yeniden eskiye
Eskiden yeniye
Öne çıkanlar

Bu habere hiç yorum yapılmamış... İlk yorum yapan sen ol.