Dolar 45,6152
%0.06
Euro 53,0474
%0.01
Altın 6.610,150
%-0.76
Bist-100 13.634,00
%-2.69

Pzt

-8°

Sal

-12°

Çar

-3°
Bakan Gürlek’in ‘faili meçhul dosyalar’ açıklamasına CHP’li Bakan’dan sert çıkış: Adalet politikası değil imaj operasyonu!

Bakan Gürlek’in ‘faili meçhul dosyalar’ açıklamasına CHP’li Bakan’dan sert çıkış: Adalet politikası değil imaj operasyonu!

Adalet Bakanı Akın Gürlek’in faili meçhul dosyaların aydınlatılmasına yönelik açıklamalarına sert çıkışan CAO İçişleri Politika Kurulu Başkanı ve İzmir Milletvekili Murat Bakan, “Bu, bir adalet politikası değil, bir imaj operasyonudur” dedi. Öte yandan son zamanlarda CHP’li yerel yönetimlere yönelik operasyonlara da değinen CHP’li Bakan, “Adalet Bakanı, işe eskilerden değil, bugün yaptığı ve kendisinin müsebbibi olduğu adaletsizliklerden başlamalıdır” diye konuştu.

  • Ege Postası
  • 22.04.2026 - 12:46
  • Güncelleme: 22.04.2026 - 17:10

ŞİLAN KOCADAĞ/EGEPOSYASI- Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi (CAO) İçişleri Politika Kurulu Başkanı ve İzmir Milletvekili Murat Bakan gündeme ilişkin kritik açıklamalarda bulundu.

Adalet Bakanı Akın Gürlek’in “faili meçhul dosyalar” için özel birim kurulacağı yönündeki açıklamalarını sert sözlerle eleştiren Bakan, hukuk devleti tartışmalarına ilişkin çarpıcı mesajlar verdi. Bakan, açıklamalarında ayrıca son dönemde gündeme gelen okul güvenliği uygulamalarını da hedef alarak, hükümetin politikalarını “günü kurtarmaya yönelik ve yüzeysel” olarak değerlendirdi.

“ADALET BAKANLIĞI ‘ÖZEL BİRİM’ ELİYLE FAİLİ MEÇHUL AYDINLATMASI YAPAMAZ”

Akın Gürlek’in Adalet Bakanı olmasının ardından, eski dosyaların özel bir birim oluşturularak incelenmesini değerlendiren Bakan, “Sayın Bakan’ın açıklamasında iki ayrı yanlış vardır: Biri teknik, diğeri ilkesel. Teknik yanlış şudur: Faili meçhul dosyalarını açmak, delil toplamak, soruşturmayı derinleştirmek kolluğun işidir. Bu iş İçişleri Bakanlığı’na bağlı uzman birimlerin, adli kolluğun, dedektiflik kapasitesinin işidir. Adalet Bakanlığı’nın bir ‘özel birim’ eliyle faili meçhul aydınlatması mümkün değildir; bu hem yetki alanına hem de işin tabiatına aykırıdır. Asıl mesele ilkeseldir. Hukuk devletinde adalet bakanının lütfuyla tesis edilmez. ‘Ben geldim, özel birim kurdum, faili meçhulleri aydınlatacağım’ demek, yarın başka bir bakanın gelip başka bir yol tutacağının da itirafıdır. Adaletin bakanın kişisel inisiyatifine bağlandığı bir yerde hukuk devletinden söz edilemez. Bu açıklamanın kendisi, Türkiye’de hukuk devletinin bir kurum olarak artık işlemediğinin itirafıdır. Gerçekten milletin vicdanını dert edinen bir Adalet Bakanı için yapılacak iş bellidir:  önce Tayfun Kahraman’dan başlasın Can Atalay’dan bașlasın. Siz Sinan Ateş dosyasında adalet sağlayabiliyor musunuz? Toplumun vicdanı bu dosyada tatmin olabiliyor mu? Cevap ortadadır. Milletin vicdanını yaralayan bu dosyalar ortada dururken başka kapılardan yapılan açıklamalar samimi değildir” dedi.

“BU TABLONUN ÜZERİNE ‘ADALET GETİRİYORUM’ SÖYLEMİ OTURMAZ”

Adalet Bakanı Akın Gürlek’in açıklamalarının anlamının belli olduğunu söyleyen Bakan, “Bir tarafta adalet getirme iddiası, öbür tarafta hız kesmeyen bir hukuksuzluk pratiği. Onursal Adıgüzel 41 yaşında, üç dönem milletvekilliği yapmış, bir siyasi partinin Genel Başkan Yardımcılığı’nı yürütmüș bir isim tutuklamaya dayanak teşkil etmeyecek, delil karartma veya kaçma şüphesi kurulamayacak bir mevzudan gecenin bir yarısı evinden alınıp tutuklanmıştır. Silivri’deki dosyaların içinin ne kadar boş olduğu, her duruşmada daha açık görülmektedir. İzmir’de önceki dönem Büyükşehir Belediye Başkanı ve bürokratlar yedek tutukluluklarla cezaevinde tutulmakta; bir belediye başkanı ‘usulsüz işe alım’ iddiasıyla gözaltına alınmaktadır. Bu tablonun üzerine ‘adalet getiriyorum’ söyleminin oturması mümkün değildir. Ortada adalet değil, adaletsizlik görüntüsü vardır.”ifadelerini kullandı.

“ADALET POLİTİKASI DEĞİL İMAJ OPERASYONU!”

Gürlek’in, İstanbul’daki operasyonların ardından toplumda bir imaj yenileme, iyi görünme çabası gösterdiğini belirten Bakan, “Sayın Bakan’ın İstanbul merkezli siyasi operasyonlardaki rolü kamuoyunun gündemindedir. Bu rolün üzerini örtmenin yolu olarak ‘faili meçhulleri aydınlatma’, ‘milletin vicdanını tatmin etme’ söylemi devreye sokulmuştur. Bu, bir adalet politikası değil, bir imaj operasyonudur. Söz ile eylem arasındaki mesafe bu kadar açıkken, söylemin inandırıcılığı kalmaz. Silivri Mahkemesi’nde yargılanan siyasi tutuklular, boş iddianameler, gecenin bir yarısı yapılan ev baskınları, yedek tutukluluklar bugünün Türkiye’sinin gündemiyse, “adalet birimi kuruyorum” açıklamasının siyasi anlamı tek bir şeydir: Bugün yapılan hukuksuzlukların üzerini örtmek. Adalet Bakanı, işe eskilerden değil, bugün yaptığı ve kendisinin müsebbibi olduğu adaletsizliklerden başlamalıdır” diye konuştu.

“MEB’İN GÜVENLİK MİMARİSİNE DAİR ORTAYA KOYDUĞU BİR ÇALIŞMA YOK”

Milli Eğitim Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı arasında bir protokol imzalanmış ve 55 bin okula kamera sistemi kurulacağı, polis tarafından sürekli izleneceğini açıklanmıştı. CHP’li Bakan Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’taki olayların ardından böyle bir çalışmaya gidilmesini eleştirerek, “Kamera sistemi elbette gereklidir; ancak okul güvenliği kamera ile polis izlemesine indirgenebilecek bir mesele değildir. Dünyada okul güvenlik mimarisi diye akademik olarak da çalışılan, saldırılara karşı tasarlanmış bütüncül bir yaklaşım vardır. MEB’in bu güvenlik mimarisine dair ortaya koyduğu bir çalışma yoktur. Protokol bu boşluğu kapatan değil, üstünü örten bir düzenlemedir. Birinci mesele fiziki güvenliktir. Her okulda görevlendirilebilecek bir güvenlik unsuru olması gerekir. Bizim önerimiz nettir: Yedi yılını doldurmuş, Türk Silahlı Kuvvetleri’nde görev yapmış uzman erbaşlardan, psikolojik değerlendirmeden geçirilmiş olanların, çocuk güvenliği ve okul güvenliği hizmet içi eğitimi aldıktan sonra bu alanda görev alması; hem insan kaynağı hem güvenlik mimarisi açısından sağlıklı bir çözümdür” dedi.

“’KAMERA TAKALIM, POLİS İZLESİN’ YAKLAŞIMI YALNIZCA GÖRÜNTÜYÜ YÖNETEN BİR YAKLAŞIM”

Güvenlik unsurunun tek başına yeterli olmadığını belirten Bakan, “Asıl mesele, okullardaki şiddet ve saldırı olaylarının arkasında yatan dinamiktir. Bu çocuklar neden radikalleşiyor? Neden kendilerini silahlı, kutsal bir davanın ya da bir yeni nesil çetenin içinde buluyorlar? Maraş’ta yaşadığımız olay münferit değildir; İzmir Balçova’da da benzer bir tablo yaşanmıştır: Dijital ağlar üzerinden radikalleşen bir lise öğrencisi karakola saldırmış, polislerimizi şehit etmiştir. Arka planda çocukların aidiyet, kimlik ve saygınlık arayışı vardır. Kimisi kutsal bir dava peşinde olduğunu düşünerek, kimisi yeni nesil çetelere ve organize örgütlere katılarak kendine yer açmaya çalışır. Bu tablonun karşısına çıkılacak yegâne cevap disiplinler arası bir çalışmadır. Siber güvenlik birimlerinin dijital ağlardaki radikalleşmeyi izlemesi, eğitim sisteminin psiko-sosyal destek kapasitesinin güçlendirilmesi, aile-okul iletişiminin yeniden kurulması gerekir. ‘Kamera takalım, polis izlesin’ yaklaşımı; meseleyi anlamayan, yalnızca görüntüyü yöneten bir yaklaşımdır” ifadelerine yer verdi.

“DEVLETİ YANGIN SÖNDÜREN İTFAİYEYE İNDİRGEYEN BU ANLAYIŞ ASIL GÜVENLİK MESELESİDİR”

Bakanlıkların infial yaratan bir olay olmadan önce doğru önlemleri almamasını, toplum baskısının ardından çalışmalar yapmasını da eleştiren Bakan, “Bu, tek bir olaya özgü bir eksiklik değildir; bu ülkede devlet yönetim kültürünün bugünkü genel biçimidir. Olay olmadan harekete geçmeyen, olay olduktan sonra ise tepki refleksiyle, günü kurtarmaya dönük açıklamalarla konuyu kapatmaya çalışan bir yönetim anlayışı vardır. Kadın cinayetlerinde de böyleydi, okul saldırılarında da, terör olaylarında da. Her seferinde aynı şablon: Olay yaşanır, gün boyu açıklama yapılır, birkaç gün sonra dosya kapanır, sistemde hiçbir şey değişmez. Oysa modern devlet önleyici mekanizmalar üzerine kurulur. Risk analizi, erken uyarı sistemleri, kurumlar arası eşgüdüm, sivil asker kriz koordinasyonu, istihbarat paylaşımı bunların tamamı, olay yaşanmadan çalışması gereken mekanizmalardır. Türkiye’de bu mekanizmalar ya hiç kurulmamıştır ya da siyasallaşmış, iş göremez hâle getirilmiştir. Bakanlıkların infial sonrası harekete geçmesi yalnızca bir yönetim zaafı değildir; aynı zamanda toplumun güvenlik hissini aşındıran, her olayla birlikte kurumlara güveni biraz daha düşüren bir süreçtir. Devleti yangın söndüren bir itfaiyeye indirgeyen bu anlayış, ülkenin asıl güvenlik meselesidir” diye açıklama yaptı.  

 

Yorum Yazın

Yukarıdaki alan boş bırakılamaz

Yorum yazma kurallarını okudum ve kabul ediyorum.

Yukarıdaki alan boş bırakılamaz
Yukarıdaki alan boş bırakılamaz
Yorumlar
Yeniden eskiye
Eskiden yeniye
Öne çıkanlar

Bu habere hiç yorum yapılmamış... İlk yorum yapan sen ol.