Dolar 43,3867
%0.08
Euro 51,5837
%0.06
Altın 7.038,200
%-0.11
Bist-100 13.177,00
%1.42

Pzt

-8°

Sal

-12°

Çar

-3°
Bahçeli: SDG kendini feshetmeli, DEM Parti eski hastalıklardan kurtulmalıdır

Bahçeli: SDG kendini feshetmeli, DEM Parti eski hastalıklardan kurtulmalıdır

MHP Lider Bahçeli, Halep'teki son olayların ardından DEM Parti'nin çağrısı ve SDG Lideri Abdi'ye çok sert tepki gösterdi.

  • Ege Postası
  • 13.01.2026 - 11:12

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin Grup Toplantısı'nda konuşuyor:

Yapılan bilimsel araştırmalara göre ilk insanın 3 milyon yıl önce düşünen ilk insanın 1 milyon yıl önce çağdaş tipte düşünen ilk insanın da 200.000 yıl önce ortaya çıktığı iddia edilmektedir. Buna rağmen süreklilik içinde devam eden çalışmalar bu tarihlerin çok daha eskiye dayandığını da göstermektedir. Bizim konumuz kesintisiz devam ede gelen mezkur tartışmaların doğruluğu veya yanlışlığı üzerine akıl ve fikir yürütmek değildir.

Anladığımız ve gördüğümüz asıl açmaz, asıl çarpıklık şudur. İnsanlık iki müessir ve mütemadi sorununu asla çözememiştir. Birincisi birlikte yaşama sorunu, diğeri de bağlayıcı, ahlaki, temel değer ve kurallara dayalı uluslararası düzen kurmak sorunudur.

Meşhur bir filozofun 19. yüzyıldaki şu sözü de bu iki sorunla mümde miştir. Buna göre insanlığın iki temel sorunu vardır. Birisi adaletsizlik, ikincisi de anlamsızlıktır. Adaletsizliğe karşı hukuk, anlamsızlığa karşı da sanat bulunmuştur. Ne var ki ne insan hukuka, ne de sanat insana ulaşabilmiştir. 1975 yılından bu yana dünyadaki çatışmaları inceleyen ve İsveç'te kurulu bulunan Uppsala çatışma verileri programına göre günümüzde orta ve büyük ölçekteki çatışma ve savaşların toplam sayısı dünya genelinde 185'e tırmanmıştır.

Bu tablo insanlık namına uyarıcı, kaygılandırıcı ve ürperticidir. Yaklaşık 5 milyar insan huzursuzluk sarmalında çatışma ve savaşların odağındadır. Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Trump'ın geçtiğimiz günlerde basına verdiği demeçte söylediği sözler çivisi çıkan kaosun pençesine düşen dünyanın hali pür malalinden başka bir şey değildir.

Bir gazetecinin "küresel yetkilerinizin herhangi bir kısıtlaması var mı" sorusuna, Trump'ın verdiği cevap aynısıyla şudur: "Kendi ahlakım, kendi aklım. Beni durdurabilecek tek şey bu. Uluslararası hukuka ihtiyacım yok." Öncelikle bir sorunun cevabı üzerinde düşünmemiz lazımdır. Devlet mi hukukun ürünü yoksa hukuk mu devletin sonucudur? Siyaset ve hukuk felsefecileri bu soruya çok kafa yormuşlardır. Hukuku yapanlarla siyaseti yapanlar, hukuku yapanlarla hayatın rotasını çizenler aynıdır. Bizim tarih, kültür ve fikir koordinatlarıyla söyleyecek olursak hukuk, devlet olma halinin mahsulü, devlet de hukukun ve adalet ruhunun mütemmim cüzüdür. Hukuku yapan devlet eğer hukuka uymaz, hukuku çiğnerse çeteden organize suç örgütlerinden hiçbir farkı kalmayacaktır. Buradan hareketle diyebiliriz ki mevcut ve mahut haliyle uluslararası hukukun aldığı ölümcül darbeler küresel mahiyette çeteleşmeyi, devlet altı yapıları, gücü yetene yetene mantığını yaygınlaştıracak elcümle korkunç bir durumu yeni ve yıkıcı bir normal olarak tescilleyecektir.

Amerika Birleşik Devletleri Başkanı'nın savunduğu küresel çeteleşmedir, vandallığın taltifidir, şiddete ve silaha dayanan siyasetin kıtaları, coğrafyaları gayrı ahlaki, gayri hukuki ve zorbaca abluka altına alınmasıdır.

Küresel kurum ve kuruluşlardan kademeli olarak çekilen Amerika Birleşik Devletleri'nin dünyayı ateşe sürüklediği, insanlığın sonunu hazırladığı kıyamet senaryolarına ilkel bir inanç ve politik dağılıma eşliğinde refakat ettiği artık inkarı çok zor bir gerçek olarak karşımızdadır. Bugünkü dünya tablosunda demokrasi ne arada, ne Arafat'ta ne de raftadır.

Maalesef hepten kayıp, hepten yok hükmündedir. Bugünkü dünya tablosunda özgürlükler, insan hakları, insani miras ve değerler hazinesi emperyalizmin hücumuna uğramış vahşi batı eliyle tahrip ve yağma dönemi başlamıştır. Dizginlenemeyen hırslar, freni tutmayan ihtiraslar insan aklının önüne geçmiştir. Dip akıntı halinde asırlardan beri devam eden bölüşüm, paylaşım ve hakimiyet kavgaları geldiğimiz bu aşamada ulu orta yapılır olmuştur.

Petrol, doğalgaz, değerli maden ve mineraller çatışmalarının, savaşların ve aşırı gerilimlerin hem vasıtası hem de motivasyonu haline gelmiştir. Buna su kaynaklarına erişim yollarındaki tıkanıklıklar da. Uyarıyorum, herkesi sağduyuya davet ediyorum. Yaşadığımız çok vektörlü, çok matrisli ve çok parametreli cepheleşmelerin aynısına 1. ve 2. Dünya savaşları öncesinde de tesadüf edilmiştir. Ve bu savaşların olağanüstü tesirleri günümüze kadar devam etmiş, halen de etmektedir. Akıl ve vicdan köprüsü yıkılan Trump zincirleme çılgınlıkları, günbegün yayılan pervasızlıkları dünyayı karanlık bir uçurumun kenarına kadar sürüklemiş durumdadır.

İnsanlığın topyekün yeni bir savaşa girmesi, dahası bunun nükleer silahlarla tahkiminin yapılması. Ayrıca yönlendirilmiş enerji silahlarının, mikrodalga veya lazer ışınları kullanılarak hedeflerini etkisizleştiren silahların da kullanılması halinde olabilecekleri düşünmek bile korkunçtur.

Venezuela komplosu yalnızca bir testtir ve böylelikle tepkiler ölçülmüş yakın geleceğin stratejik analizleri yapılmıştır. Şimdi sırayı bir NATO üyesi olan Danimarka'ya bağlı Grönland almıştır. Trump'ın bu sorunu ister nazikçe ister sertçe çözeceğiz açıklaması yangına körükle giden bir sorumsuz ve şuursuzun dayatmasından başka bir şey değildir.

Bir NATO üyesi ülkenin hakimiyetindeki topraklara bir başka NATO üyesi ülkenin çökme ve işgal planı nasıl tarif ve tevil edilecektir? Bu şartlar altında NATO'nun değer ve hükmünden ahlaki ve hukuki bağlayıcılığından samimiyetle bahsetmek akla ve mantığa sığacak mıdır?

Tek taraflı ve bağnaz şekilde istedim, öyle düşündüm, alacağım, yapacağım, vuracağım, yargılayacağım demek hür dünyaya rest çekmek haydi yüreğiniz yetiyorsa gelin de savaşalım demek anlamına gelmeyecek midir? Allah için söyleyiniz. ABD'nin fiilen üstlendiği küresel jandarmalık pozisyonunda beşeriyet acırlar, tok esirler mevkiinde görülmeyecek midir?

Gerçi 1946 yılında dönemin Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Truman'ın yine dönemin Danimarka dışında işin özünde pek bir değişiklik olmadığını da işaret etmektedir. O zaman Truman 100 milyon dolar altın karşısında işin özünde pek bir değişiklik olmadığını da işaret etmektedir. O zaman Truman 100 milyon dolar altın karşılığında Grönland'ı satın almak istemiş, teklif Danimarka yönetimi tarafından reddedilmiştir.

Bunun yanı sıra Küba'ya sözde özgürlük getirmenin, Kolombiya'ya cezalandırmanın, Panama veya Kanada üzerinde hak iddiasının, İran'ı vurmanın aleni hesap ve hedefiyle meşgul olan Amerika Birleşik Devletleri'nin küresel yok oluştan önce kendi sonunu da hazırladığı ortadadır. Küresel konvansiyonel savaş tehdidi ciddi düzeydedir. Türkiye olarak her ihtimali sıfır hatayla ele almak, yüksek bir öngörüyle değerlendirmek, nitekim buna muvafık siyasi, askeri ve ekonomik tahkimatı sabır ve sebat içinde yapmak artık vatan ve millet ve millet ve bekanın şerefidir. 19. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu'na hasta adam yaftası vurmuşlardı. Bugünün dünyasında gerçek hasta adam Amerika Birleşik Devletleri'dir. İçeriden çürümüş, büyük oranda insan kalitesini yitirmiş, anlam ve varlık nedenini kaybetmiş, toplum yapısına sahip olan Amerika Birleşik Devletleri'nin kristal vazo gibi 50 parçaya ayrılacağı günler emin olunuz ki uzak değildir. Bu ülkenin siyonist haydutlara verdiği ve kumanda odası evangelizmin felaket senaryoları ile teçhiz edilmiş desteğini diri tutabilmek için Latin Amerika ve Ortadoğu'nun enerji kaynaklarını sömürme planı elbette son çırpınışlarıdır. Dünya Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail'den müteşekkil değildir. Birleşmiş Milletlere üye diğer 191 ülke meydanın boş olmadığını göstermelidir. Siyonizmin atına binen Nevzuhur kovboylar mutlaka bu attan düşerek ineceklerdir. Milletleri kendi coğrafyalarında, kendi beşeri ve ekonomik kaynaklarından vazgeçmeye zorlama siyasetinin yeni ismi Monroe doktrinidir. Tek kutuplu dünya tamamen istisna bir dönemin ürünüdür. Yeni kutupların doğduğu günümüzde kaybedeceğimiz zaman yoktur. Başkalarının senaryolarında oyalanacak vaktimiz yoktur. Dünyanın mazlum ülkeleri ve yardım eli bekleyen insanlık umut aramaktadır. Asırlar öncesinde olduğu gibi devletimizin küresel güç olması yine hedefimizdir. Böylesi bir uyanış ve silkinniş hürriyete, paylaşmaya, hakkaniyete hasret insanlık için Türkiye'mizi bir kutup başı yapacaktır. Bunu yapmanın yolunu bir konuşmamda da belirtmiştim. Selçuklu Devleti'nin bayrağında iki yöne bakan çift başlı kartaldan Osmanlı'ya ve Cumhuriyete miras kalan stratejik vizyon hepimize rehber olmalıdır. Bu bir pençesi batıyı, bir pençesi doğuyu kavramış ve üç kıtada muazzam bir coğrafyayı koruyucu kanatları altına almış kartaldır. Söz konusu mukadderatla perçinli mirastan doğan Ay Yıldız jeopolitiğin önünü sonuna kadar açıktır. Dünyanın Türkçe okunacağı böylesi bir hakimiyet ise asla saldırgan, sömürücü, baskıcı olmayacaktır. Adil, hoşgörülü, paylaşımcı olacak, saygı duyulacak, dostluğu da her zaman ve zeminde aranacaktır. Bunu görmek isteyenlerin Anadolu coğrafyasındaki 1000 yıllık tarihimize bakmaları yeterlidir. Ancak bu yüksek ülküler özel hasretler gerektirir ve buna ulaşmanın yolu dünyadaki gelişmeleri doğru okuyabilen bir görüş derinliğinden insanlığın yaşadığı ahlak ve değer buhranını analiz eden manevi olgunluktan mazlum toplumlara ait emek, değer ve kaynakların nasıl sömürüldüğünü gören sorgulayıcı bakıştan beşeriyeti bir rakip gibi değil, Allah'ın emaneti bir kutlu paylaşma vasıtası olarak yorumlayan adalet duygusundan ve bunları akıl, sabır, vizyon, bilgi, dikkat ve sevgiyle oluşacak bir terkibin aramızda filizlenmesinden geçecektir. Değerli arkadaşlarım.

İran'da para birimi riyalin rekor düzeyde değer kaybetmesinin ardından başkent Tahran'daki tarihi kapalı çarşı esnafının 16. gününde kitleselleşerek ülke geneline yayılmıştır. Bu anlattığım madalyonun bir yüzüdür. Diğer yüzü ise İran'a yönelik organize ve çok aktörlü istihbarat ve emperyalist provokasyonlar, kumpas ve tertiplerdir. Büyü olan dikkat ve tefrik ve tefsir edilmesi gereken de bu yüzüdür. İran'daki şiddet olaylarında çok sayıda kişi hayatını kaybetmiştir. Hem olay hem de olması gereken siyasi gerçekliğe bakarak diyebilirim ki İran'ın huzursuzluğu, İran'ın bölünmüşlüğü, İran'ın sancısı içinde kıvranması Türkiye'yi ve bölge ülkelerini her açıdan tehdit etmektedir. Komşu ülke İran'ın siyaseti ve toprak bütünlüğü iç barış, istikrar ve huzur iklimi Türkiye için hayat memat konusudur. Hangi mihrakların devrede olduğunu, hangi planların uygulamaya geçtiğini nasıl bir ilanının hedeflendiği parkta oynayan çocuklara sorsak onlar bile itiraf ve ifade edeceklerdir. Buzdağının yalnızca görünen kısmına değil su altında kalan bölümüne bakmak lazımdır. İran'a neşter vuran, İran'ı fethetmek için örtülü operasyon yapan siyasi ve askeri ve ekonomik tehditlerle köşeye sıkıştırmaya çalışan mihrakların hüviyetleri belli, habis ve hayasız hedefleri bilinmektedir. Tehdit son derece tanıdık ve yakındır. Gezi Parkı olayları ile İran'daki malum olaylar arasındaki benzerlikler üzerine dikkatle düşünmemizi özellikle temenni ediyorum. Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail'in...

İran'a karşı saldırı pozisyonuna geçmesi, doğrudan müdahale amacıyla ülkenin daha da karışmasını gözlemlemeleri, daha doğrusu karıştırılmasını temin etmeleri az evvel bahsettiğim küresel konvansiyonel savaşa bir adım daha yaklaşmaktır.

İran'daki olaylara siyasi, ahlaki, inanç, kültür ve komşuluk bağları gereğince mutlaka karşı durulmalı, karşı çıkılmalıdır. Üzerinde yaşadığımız coğrafyanın siyonist ve emperyalist kuşatma ve kurcalamaya alt edilmesi alt üst edilmesi, etnik ve mezhebi fay hatlarının kırılarak husumet mevzilerinin Bu nedenle gün bir ve beraber olma günüdür. etnik ve mezhebi fay hatlarının kırılarak husumet mevzilerinin Bu nedenle gün bir ve beraber olma günüdür.

İran Türklüğünün olaylara soğuk ve mesafeli tavrı da ayrıca değerli ve tebrike layıktır. İran halkı emperyalizmin köstebek lider projesine ve siparişine müsaade etmeyecektir. İran'daki traktörler de herhangi bir dış bağlantılı dayatmanın ve dalaverenin bozuk tarlasını sürmeye, böylesi bir şer oyununa alet olmaya, sonucu çok tehlikeli olan istikrarsızlığa çanak tutmaya yanaşmayacak, hiçbir yanlışa ortak olmayacak, hiçbir mütecaviz girişime kalkışmayacak, emperyalizmin taşeronu olmaya heves etmeyecek, gündeme bile almayacaktır.

Bakınız Suriye'nin orasına burasına yuvarlanan siyonist alçaklık suyu bulandırmak, iç bütünlüğü yıkmak, iç bölümleri kışkırtmak için her yola tevessül ve teşebbüs halindedir. Halep'in Eşrafiye ve Şeyh Maksud mahallelerinin içine alan çatışmalar her açıdan düşündürücü.

SDG, YPG yanlış üstüne yanlış yapmıştır. Halep ordaysa arşının Şam'da olduğu netleşmiştir. Trump ise ayaküstü bunları satmıştır. Şu gerçeğe tekrar vurgulamakta yarar olacaktır. PKK'nın örgütsel varlığı feshedilmiş, silahlar bırakılmıştır. Bu terör örgütünün uzantısı olan SDG YPG'nin de akıbeti aynı olmalıdır. Bizim için yegane geçerli olan İmralı'nın 27 Şubat çağrısı barışa ve kucaklaşmaya davettir. Üstelik bölücü terör örgütünün bütün yapılarını bağlamaktadır. SDG ve YPG bundan bağımsız değildir. Olması da mümkün değildir.

Özellikle mazlum abdi simli terörist Siyonizm'in yandaşıdır. İsrail'in kuklasıdır. PKK'nın kurucu önderliğine saygısız ve sadakatsizdir. Hiç kimse bilhassa DEM Parti Halep'te Kürt kardeşlerimize saldırıldığını, kanlarının döküldüğünü söylemez. Söyleyemez. Söylese bile bunun inandırıcılığından bahsedilemez. Kürt kardeşlerimizin kanı bizim kanımızdır. Acısı bizim acımızdır. Masumların arkasına saklanan, onları ölüme sürükleyen SDG ve YPG'dir. Çok şükür Suriye ordusu sivilleri sabırla tam tekmil halinde tahliye etmeyi başarmış. Onların kılına bile dokunmamıştır. Den Parti yetkililerinin Türkiye'yi uyarıyoruz diyerek başlayan söz ve açıklamaları SDG YPG'yi aklama ve arkalama niyetleri hakikaten çok üzücü ve sorunlu bir dildir. Terörsüz Türkiye'nin adım adım gerçekleştiği bu bir süreçte her türlü fedakarlık yapılıyorken birdenbire Halep gerekçesiyle sokaklara dökülmek, sivri dile saplanıp kalmak, Diyarbakır'dan İstanbul'a kadar meseleyi bağlamından koparıp istismar etmek hiç kimseye bir şey kazandırmayacaktır. Bilinmelidir ki Türk'ün kanı Kürde Kürt'ün kanı da Türkiye haramdır.

Yorum Yazın

Yukarıdaki alan boş bırakılamaz

Yorum yazma kurallarını okudum ve kabul ediyorum.

Yukarıdaki alan boş bırakılamaz
Yukarıdaki alan boş bırakılamaz
Yorumlar
Yeniden eskiye
Eskiden yeniye
Öne çıkanlar

Bu habere hiç yorum yapılmamış... İlk yorum yapan sen ol.