AK Partili Çankırı’dan Tugay’a sert sözler: Kendi suçlarını bastırmak için yalan söylüyorlar!
AK Parti İzmir Milletvekili Ceyda Bölünmez Çankırı, NEO TV'de Ana Haber'e konuk oldu. İZSU Çiğli Atıksu Tesisi'nde hayatını kaybeden Sabri Kılınç'ın ölümü, İzmir Büyükşehir Belediyesi ve Başkan Cemil Tugay'ın tutumu hakkında konuşan Çankırı, Tugay’a ve belediye yönetimine yönelik çok sert eleştirilerde bulundu. Çankırı, "İZSU tarafından yollandığı söylenen, kimliği belirsiz, kendilerini müdür diye tanıtan kişiler vardı. Bunlar, 'Çocuklarını da işe alalım' diyerek, olayın nasıl olduğunu öğrenmeye çalışanlara adeta ajanlık yapan bir ekip gibiydi" dedi.
- Ege Postası
- 23.04.2026 - 11:17
- Güncelleme: 23.04.2026 - 11:46
EGEPOSTASI- İZSU Çiğli Atıksu Arıtma Tesisi’nde 1 Nisan’da yaşanan iş kazasında hayatını kaybeden Sabri Kılınç’ın (38) ölümü sonrası siyasette başlayan tartışmalar sürüyor. Cemil Tugay'ın aileye ve AK Parti İzmir Milletvekili Ceyda Bölünmez Çankırı'ya yönelik ifadelerine AK Partili Çankırı, NEO TV Ana Haber'de yanıt verdi.
Açıklamalarına İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay'ı eleştirerek başlayan Çankırı, kendisine yöneltilen 'siyasi şov' eleştirilerine şu sözlerle yanıt verdi:
"Yani bu soru ancak zaten Cemil Tugay tarafından sorulabilir. Çünkü hala işçisinin taziyesine gitmemiş birisi tarafından böyle bir soru sorulabilir. Ben bu sorunun sorulacağı en son kişilerden biriyim. Herkesin cenazesinde, mutlu gününde, acılı gününde, her anında yanında olmaya çalışan bir milletvekili olarak bunu da çok insani bir şekilde yaptım. Kaldı ki bir hafta sonra gitmek bile kendime yakıştıramadığım bir şeydi."
ACILI AİLEYE AJANLIK YAPAN BİR EKİP GİBİYDİLER
Hayatını kaybeden işçi Sabri Kılınç'ın ailesine yaptığı ziyaretteki izlenimlerini aktaran Çankırı, İZSU yetkilileri hakkında çarpıcı bir iddiayı gündeme getirerek, "1 Nisan’da Sabri Kılınç rahmetli oldu. Ben 8 Nisan Cumartesi günü ailenin acısını paylaşmaya gittim. Bir hafta olmuştu. Ama hâlâ Büyükşehir ekibinden ya da İZSU ekibinden hiç kimse gelmemişti. İZSU’nun genel müdür yardımcısı dışında... Bir de ailenin bize anlattığı, İZSU tarafından yollandığı söylenen, kimliği belirsiz, kendilerini müdür diye tanıtan kişiler vardı. Bunlar, 'Çocuklarını da işe alalım' diyerek, olayın nasıl olduğunu öğrenmeye çalışanlara adeta ajanlık yapan bir ekip gibiydi. Halbuki o ailenin acısını paylaşmak çok önemliydi. Ailenin anlattığı şey bir kelime bile değişmedi. Bu, onların acılarını da maalesef hafifletmiyor. Bizlerden istedikleri de her zaman için Sabri’nin nasıl öldüğünün, buradaki ihmaller silsilesinin tamamının ortaya çıkmasıdır." dedi.
BELEDİYE BAŞKANINI DEĞİL, İHMALLERİ SUÇLUYORUM
Yaşanan iş kazasındaki ihmaller zincirine dikkat çeken Çankırı, İzmir'de daha önce yaşanan benzer acı olayları da hatırlattı: "Bu, bizim yaşamımızda olmaması gereken bir şey. Başka illerde de görüyoruz. Herkesin başına gelebilecek bir şey. Hepimizin işletmesi var. Bu belediyede oldu diye ben burada kesinlikle belediye başkanını suçlamıyorum. Ben buradaki ihmalleri suçluyorum. Ve ihmallerden sonra o insanların acısını paylaşmamalarını, oradaki ihmallerin bir daha başka bir arkadaş tarafından yaşanmaması için alınan önlemleri anlatmamalarını eleştiriyorum. Ama maalesef bunların hiçbiri olmadı. Üstelik bu bugün ilk karşılaştığımız olay da değil. Alsancak’taki elektrik çarpmasında hayatını kaybeden iki kardeşimiz için de geçerli. Damdan düşen arkadaşımız için de geçerli. 'Taşeron firma elemanı' demeleri de geçerli. İZBAN’da çalışan bir arkadaşımız rahmetli olduğunda da gitmemiş olmaları geçerli. O zaman da aileye ben gittim."
SİYASİ ŞOV DEĞİL, YALANLARI ÇÜRÜTMEK İÇİN PAYLAŞTIK
Taziye ziyareti videosunun paylaşılma nedenini açıklayan Çankırı, Büyükşehir cephesinden gelen yanıltıcı söylemlere karşı mecbur kaldıklarını ifade etti: "Etik düstur... Çok önemli bir şey siyasette. Ben bazen artık kendime yakıştıramadığım hususlarda davranıyorum ama maalesef buna zorlanıyorsunuz. Eğer sizin kişiliğinize kalkıp da 'sosyal medya vekilliği yapılıyor', 'siyasi şov yapılıyor' deniliyorsa, evet, kötü huylara sahip bir milletvekili tarafından meclis üyelerimizin olduğu toplantıda bunun konuşulması bence hiç etik ve şık değil. Bu da sizin yapmış olduğunuz ayıbı ve yanlışı örtmez. İZBAN’da rahmetli olan arkadaşa da gittiğimde ben her zaman arkadaşlarımla birlikteydim. Kameralar var. Yani büyük kameralar taşımıyoruz biz. Cep telefonu, herkesinki gibi. Videolar çekiliyor tabii ki siyaseten yaptıklarımızı anlatmak adına. Ve ben o ailenin videosunu Cumartesi günü ziyarete gittim diye vermedim. Pazar günü de koymadım. Ta ki pazartesi günü bizim meclis üyelerimiz Cemil Tugay’a, 'Siz vincin parasını ödememişsiniz.' diyor. Çünkü kendileri her yerde, "Biz vinci kiraladık. Biz ailenin yanında ilk dakikadan beri vardık. Bu olay gündüz oldu, gece olmadı. Kendinize siyasi çıkar olarak görüyorsunuz" dediler' ta ki denilene kadar paylaşmadım. Bunun üzerine ben hemen arkadaşlara bir video yaptırdım. 'Arkadaşlar, onların söylediği yalanları ve bizim o acılı ailenin yanına gittiğimizdeki gerçekleri paylaşın' dedim."
CEMİL TUGAY'IN YÜZÜNE VURDUĞUMUZ İLK YALAN DEĞİL!
Mecliste yaşanan gerginliklerin temelinde Büyükşehir yönetiminin kendi suçlarını bastırma çabası yattığını belirten Çankırı, diğer projelere dair çelişkileri de sıraladı: "Bu hafta bütün mecliste bizim bir kadın meclis üyemize 'sahtekâr' demesinden tutun, oradaki kavgalara, kıyametlere kadar hepsinin zemininde aslında bu var: Kendi suçlarını bastırmak. Ama hangi yanlışlarını düzeltmeye çalışıyorlar? Hiçbirisini düzeltmeye çalışmıyorlar. Cemil Tugay’ın yüzüne vurduğumuz ilk yalanı da değil bu. Karşıyaka’daki TOKİ arazisiyle ilgili konuda kendisinin imzası var orada. Bunun gibi çöp için Menderes, Yamanlar’da hâlâ başvurmadıkları ÇED'ler var. Alsancak’taki katlı otoparkta 'Biz fizibilite çalışıyoruz' dediler. Ben de 'İstiyorum fizibilite raporunu, verin fizibilite raporunu' dedim. Bir buçuk yıl oyaladılar bizi. Niçin oyaladınız siz? Bize dediniz ki 'Biz orası için çalışıyoruz.' Bir buçuk yıl sonra ise 'Hayır efendim, burasının yapım bedeli tutmuyor' dediler. Zübeyde Hanım Huzurevi’nin geçtiğimiz yıllarda nasıl satılmaya çalışıldığını açıkladım. Bunun gibi aslında bir sürü şeyde maalesef yalanı yüzüne vurmuş bulunuyoruz."
12 SAAT VİNÇ BULUNMAMASI BÜYÜKŞEHİR'E YAKIŞMIYOR
Kaza gününe dair vahim detaylar paylaşan Ceyda Bölünmez Çankırı, sözlerini adalet çağrısıyla tamamladı: "Vincin parasının kimin tarafından ödendiği çok büyük bir mesele değil. Burada esas kendilerine sormaları gereken o kadar çok soru var ki... Saat iki buçukta o kardeşimiz, Sabri Kılınç, Çiğli Atık Tesisi’ne giriyor. Oraya girdikten sonra bu adamın saat beşte mesaisinin bitmesi lazım. Mesai bitiminde çıkmıyor. Mesai bitiminde çıkmadığı gibi araç takip sistemi de var sonuçta. Ailesi arıyor. Ailesi, bir iki saat sonra eve gelmeyince kendisini aramaya başladığında, 'Kemalpaşa’dadır, şuradadır, buradadır' diyerek hedef şaşırtılıyor. 'Hiç orada olduğunu düşünmedik' gibi bir sebep ortaya konuluyor. Bu arkadaşın yanında, normalde böyle bir aracı taşırken olması gereken yedek bir yol göstericinin bulunması gerekirken, yalnız başına gidiyor. Yani aile saat yediden sonra aramaya başlıyor.
ORADA NEDEN VİNÇ YOK?
Dokuzdan sonra baba oraya gidiyor. Ve baba oraya gittiğinde esas kendilerine sormaları gereken soru şu: Orada niçin bir vinç yok? Sonuçta orası bir atık tesisi. Kendileri de biliyor. Ben geçtiğimiz günlerde sordum: 'Niçin her sene 50 bin tonluk kireç ihalesi yapılıyor orada?' Neden? Çünkü orası bir balçık alanı. Orada daha öncesinde yaşanan bir sürü problem var. Orada kendilerinin o vincin olmaması ve kendi şoförleriyle bir vincin tahsis edilmemesi, 12 saat içerisinde bir büyükşehir belediyesine yakışmıyor. Yani İzmir’in hangi ilçesinde olursa olsun, oradan kiralamak değil, hemen itfaiyesiyle ya da farklı bir kurumuyla müdahale edilmesi gerekirdi. Ki orası bir İZSU’ya ait tesis. O tesiste zaten bu ekiplerin olması lazım. Şoförüne kadar olması lazım. Bu saatten sonra da siz aileyi zaten yanıltıcı yönlendirmeler yaptığınız için, aile 15 bin lirayı da oradaki arkadaşımız tarafından çok rahat bir şekilde ödenecek bir şey olarak gördü. Ama keşke bunlar yaşanmasaydı. Bugün maalesef Sabri aramızda değil. Yarın başka bir Sabri’nin böyle bir riskle karşı karşıya kalmaması bizim için en önemli şey. İş güvenliğinin sağlanması gerekiyor. O yüzden burada bu acılı ailenin acısını artık daha fazla büyütmemek gerekiyor. Bunun sorumluları, failleri kimse ortaya çıkarılmalı. Bir daha da böyle bir acı yaşanmaması için bütün önlemler alınmalı. Ve kim suçluysa cezası en sert şekilde verilmelidir."
Yorum Yazın