Geçtiğimiz Pazar günü Türkiye’nin geleceğine yön verecek bir seçim yaşadık. Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayip Erdoğan 2014 yılının Ağustos ayının 10. günü Türkiye Cumhuriyetinin 12. cumhurbaşkanı seçildi.

Eşit koşullarda başlamayan ve eşit koşullarda yürütülmeyen bu seçim sonucunun, Türk milletinin gerçek iradesini, tercihini ve seçimini yansıtmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Zira seçim yakın zamanda yaşadığımız 30 Mart yerel seçimlerinden çok daha düşük bir katılım oranıyla yapıldı ve % 74 oranında katılım sağlandı. Neticede geçerli oyların % 51,7’sini alan RTE toplam seçmenin % 38’inin oyunu alarak cumhurbaşkanı oldu.

Bunda CHP’nin ve MHP’nin gösterdiği çatı adayının bu partilerin tabanlarında yeterli desteği ve karşılığı bulamaması, adayın yeterince tanınmaması ve aday belirleme sürecinde partilerin karar organlarının görüşünün alınmamasının etkisi olduğu gibi, seçimin katılımın daha yüksek olacağı Eylül yada Ekim aylarında değil, toplumun büyük bir bölümünün tatil yaptığı Ağustos ayı içerisinde yapılması etkili oldu.
 
İktidar partisi genel başkanı ve başbakan ünvanını taşıyan R.T.E. bu seçimle ünvanlarına bir yenisini daha ekledi ve cumhurbaşkanı seçilmesine rağmen başbakanlığı, milletvekilliğini, parti genel başkanlığını bırakmadı.

Cumhurbaşkanı, başbakan, vekil ve genel başkan!!! Kulağa ne kadar hoş geliyor değil mi'
 
Öfkeden ve kavgadan beslenen yapısıyla RTE’nin cumhurbaşkanı seçilmesi toplumun bir çok kesimince onaylanmasa da, “aman istikrar bozulmasın, ekonomik kriz çıkar” yada “Ekmeleddin İhsanoğlu’nu tanımıyoruz” gibi düşüncelerle bir çok kişinin RTE’ye oy verdiği bilinen bir gerçek.

Türk milletinin toplumu bölen, ayrıştıran, topluma kin ve nefret tohumları serpen bir cumhurbaşkanına değil, toplumu birleştiren, bütünleştiren, toplumun tüm kesimlerini kucaklayan bir cumhurbaşkanına ihtiyacı var.

12. Cumhurbaşkanı RTE’nin toplumun bu beklentilerini karşılayıp karşılamayacağı konusunda ciddi tereddütler var. Seçimden önce nasıl bir cumhurbaşkanı olacağının sinyallerini veren RTE, seçimden sonra Adli Yıl açılışında Yargıtay’da yapılacak törenlerde şayet Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu konuşma yaparsa törene katılmayacağını buyurarak nasıl bir cumhurbaşkanı olacağı konusunda ilk adımlarını attı.
 
İktidara geldiği ilk günden beri laik cumhuriyetin değerleriyle, kazanımlarıyla ve kurumlarıyla oynayan, “din ve inanç istismarını demokrasi ve özgürlük mücadelesi olarak altın tepsilerde sunan”, “şimdi paralel yapı dediği cemaat örgütlenmesiyle Türk Silahlı Kuvvetlerini, muhalif basını ve kral çıplak diye bağıranları tasfiye eden” bir kişinin cumhurbaşkanı olduktan sonra farklı bir davranış sergilemesini beklemek zaten abestir.
 
Türkiye’de bu gelişmeler yaşanırken çatı adayının beklenen sonucu alamaması nedeniyle CHP içerisinde muhalif sesler yükselmeye başladı ve 5-6 Eylül 2014 tarihinde kurultay kararı alındı. Bunun olması zaten parti içi demokrasinin bir gereği olduğu gibi başarıyla sonuçlanmayan bir seçimden sonra parti içi muhaliflerce kurultay istenmesi CHP’nin bir geleneğidir.
 
Buradaki yanlış, bu muhalefetin partinin yetkili organları önünde değil basının ve kamuoyunun önünde yapılıyor olması.

Türkiye’nin geçmekte olduğu bu süreçte, Cumhuriyeti kuran parti olan ve onu koruma misyonunu üstlenen CHP’nin en yetkili organlarından taban örgütlenmesine kadar sağduyulu olmak gibi bir sorumlulukları bulunuyor.

Kendi içindeki iktidar mücadelesi dışa yansıtılarak, parti bölünüyor havası yaratılması, bu süreçte verilecek en kötü görüntüdür. Böyle bir görüntünün 2015 seçimlerinde sandığa yansıması sonucunda, RTE ve AKP iktidarına son verilmesi fırsatının geri tepilmesinin sorumluluğunu kimse ödeyemez.
 
Cumhuriyet Halk Partisi Türkiye’yi yönetme iddiasında bir partidir… Çağdaş ve katılımcı bir demokrasi anlayışıyla, toplumun tüm kesimlerini kucaklayıp, hukukun üstünlüğünü yeniden tesis ederek, laik ve parlamenter sistemle Türkiye’yi yönetme iddiasındadır. Gerek tarihi ve kültürel birikimi, gerek de tüm kadrolarıyla bunu yapmaya muktedirdir.

Bu mesajın dışarıya da verilmesi gerekir. Bir an önce kurultay sürecinin tamamlanıp tüm kadrolarla 2015 seçimlerine hazırlanılması gerekiyor. 10 Ağustos cumhurbaşkanlığı seçimlerinde RTE cumhurbaşkanı olsa da, bu seçim belki de toplumun belli bir kesiminin içinde bulunduğu gaflet uykusundan uyanmasına vesile olacaktır…