Semra Kocabaş

Depremler

27 Ocak 2020 Pazartesi
Facebook'ta Paylaş Twitte'da Paylaş Google+'da Paylaş Haberi Yazdır Arkadaşına Gönder Metni küçült Metni büyüt

17 Ağustos depremini unutabilmek pek mümkün olmadı. 12 Kasım depremini unutabilmek zaten mümkün değil… Yıl 1999, benim Elazığ’dan - Bolu’ya tayinle gelmemin ardından henüz bir yıl bile geçmemişti… Bunun Türkçesi şu olsa gerek, geldim ve depreme yakalandım. Çok şükür, hayattayız… Ama çok insan kaybettik, çok…

Öncesinde ve sonrasında olanları söylemiyorum, sadece şu son bir haftanın içinde yaşanan ve en büyük deprem olan, 6,8 şiddetinde ki Elazığ depremini söylüyorum. Hatta Elazığ-Malatya depremi demek belki daha doğru olur:

Sevindiğim bir nokta var ki, daha önce oldukça büyük iki depreme şahitlik etmiş biri olarak; Bu şiddetteki bir deprem için yıkım, yaralı ve ölüm olaylarına baktığımda, dediğim gibi sevindirici bulduğum bir tabloyla karşılaşıyorum. Tabi ki bir tek ölüm, yaralı ve yıkım da bizleri çok üzer. Aksi mümkün değil ancak gerçekten, yaralı sayısının, kayıplarımızın, yıkılan binalarımızın sayısı tahminimden oldukça az. Bunun sebebini henüz tam olarak bilmiyorum.

Sadece bu tabloya seviniyorum o kadar. Çünkü 6,8’lik şiddettin de olan bir deprem için (ki saniyesi de çok kısa sayılmaz bana göre, derinliği de çok fazla değil) gerçekten korkunç bir tablo bekliyordum. Çok şükür, buna şükür.

Hayatlarını kaybeden vatandaşlarımıza Allahtan rahmet diliyorum. Yaralı kardeşlerime ise acil şifalar dilerim. Bir an önce sağlıklarına kavuşurlar inşallah. Yakınlarını kaybedenlere sabır ve baş sağlığı diliyorum. En kötüsü de ne biliyor musunuz, evsiz barksız kalmak, sokakta kalmak… / Üstelik kış ayı, çok soğuk…

Çadırlar kuruluyor elbet, devletimiz ve yardıma koşan herkes, canla başla yardımcı olmaya çalışıyorlar. Bizim birlik-beraberlik duygumuzu, yardımseverlik duygumuzu görüyorsunuz, televizyonlardan izliyorsunuz.

Bir can kurtarabilmek için canını hiç sayanları… Bir can kurtarınca gözyaşlarına boğulan koca koca adamları izlerken, bizlerde gözyaşlarımızı tutamıyoruz. Biz böyle bir milletiz. Biz kardeşiz. Birimizin ayağına taş değse, bütün ülke birlik olup, oraya koşup ne yapacağımızı şaşırıyoruz.

Çok takdir edilesi ‘bir millet olabilme’ durumudur bu bana göre. Yabancı ülkelerde bu gibi durumlarda, bu tarz görüntüler gözüme çok da fazla çarpmadı açıkçası. Tam olarak bilmemekle birlikte, bizim ülkemizdeki bu durumu başka yerlerde görebilmek pek mümkün değil gibi… Tam da bu noktada belki de söylenilmesi gereken şu; Keşke her durumda bu kardeşliğimiz her şeyin üstünde olsa. Siyasetin üstünde, kavgaların üstünde, anlaşmazlıkları üstünde…

Depremzede olmak çok zordur.

Çadırlarda kaldığımız dönemde, kızım çok küçüktü. Bir sabah uyandığımızda, elleri gece yorganın dışında kaldığı için, soğuktan şişmişti. Hiç unutmuyorum o anı… İnsan ne yapacağını gerçekten bilemiyor. Garip bir çaresizlik hissi ile ve yine deprem olacak korkusu ile şaşkın bir ruh haline bürünüyor. Yemek yok, banyo-tuvalet büyük sorun, hele kış ayı ise, bizim oralar ve şimdi Elazığ-Malatya’nın da olduğu gibi çok soğuk, eksilerde, ayaz oluyor.

Televizyondan izlemekle orada olmak ve bunları yaşamak arasında büyük fark var. Evet duygulanıyor ve ağlıyoruz ama ben onların neler yaşadığını biliyorum. Tahmin ediyorum demiyorum, biliyorum. Çünkü ağaçtan düşenin halinden, ağaçtan düşen anlıyor. Nasrettin hocanın fıkrasında olduğu gibi…

Ülkemiz son aylarda sürekli deprem haberleriyle sarsılıyor. Korkuyoruz… Gelecekte olabilecek tahminlerden dolayı da korkutuluyoruz… Hele hele İstanbul depremini kimse düşünmek bile istemiyor. Orada yaşanabilecek kaos, sanırım kelimelerle anlatılabilecek gibi de değil…

O zaman ne diyoruz, bir an öne kentsel dönüşüm müdür, deprem öncesi tahmin çalışmaları mıdır, olduktan sonra değil, olmadan alınacak tedbirler midir, her ne ise, bir an önce bunlara başlanılmalı ve son hızla bu çalışmalar bitirilmelidir.

Ki olabilecek bir depremde kayıplarımızı en aza indirebilelim… Sıfır kayıp hayalimiz belki ama mümkün görünmüyor. O zaman en az kayıp, en az yıkım, en az kaos…

Belediyeler niye var, hükümetler niye var, devlet niye var…

İnsanın canından daha önemli olan ne var?

Nokta…

(Elazığ ve Malatya’daki tüm dost ve iş arkadaşlarıma büyük geçmiş olsun dileklerimle. Herhangi bir şeye ihtiyaç olduğunda, [email protected] adresinden bana ulaşabilirsiniz.)

YORUMLAR
Toplam 1 yorum var, 1 adet görüntüleniyor. Onay bekleyen yorum yok.

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
 
Uğur özdemir 27 Ocak 2020 Pazartesi 19:42

Yaşayan bilir.. Çok güzel özetlemişsiniz.

Yorumu oyla      0      0  
FACEBOOK YORUM
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...
SOSYAL MEDYADA EGE POSTASI
ARŞİV
YAZARLAR
Mithat Umutoğulları
Gazetesini savunmak için abisini çağırmış!
Mithat Umutoğulları
Halil Solak
'İzmir Özkan’dır, Özkan mı kalacak?'
Halil Solak
Mustafa Ali Fırtına
Sahte imzaların gerçek kahramanı kim/kimler?
Mustafa Ali Fırtına
Semra Kocabaş
Gupse Özay ve filmleri
Semra Kocabaş
Hüseyin Günlü
Mesuduyeli Süha
Hüseyin Günlü
Halit Umutoğulları
Canın sağolsun Göktuğ
Halit Umutoğulları
ANKET
Yeni sitemizi nasıl buldunuz?
ÇOK OKUNANLAR
FACEBOOK'TA EGE POSTASI
ÇOK YORUMLANANLAR
TWITTER'DA EGE POSTASI
EGE POSTASI
Ege Postası
KünyeKünye İletişimİletişim FacebookFacebook TwitterTwitter Google+Google+ RSSRSS Sitene EkleSitene Ekle Günün HaberleriGünün Haberleri