Semra Kocabaş

Avustralya denince

9 Ocak 2020 Perşembe
Facebook'ta Paylaş Twitte'da Paylaş Google+'da Paylaş Haberi Yazdır Arkadaşına Gönder Metni küçült Metni büyüt

Belki şuan herkesin aklına ilk gelen, aylardır süren yangın. Ve o yangın yerinde yaşanan can kayıpları. Bakmaya içimizin almadığı doğal yaşamın içindeki hayvanların can çekişmeleri. Ben üzüntüden izleyemiyorum. Orman yangınlarında beni en çok üzen şey, o doğal yaşamın içinde hayatlarını sürdüren masum canlıların, yanarak can vermesi. Anlatamıyorum bile, kelimeler boğazımda düğümleniyor…

Konuyu biraz değiştireyim:  Avustralya denince ilk akla gelenler arasında ‘Kanguru’ vardır öyle değil mi? Peki ‘Kanguru’ ismini nereden almıştır, ne anlama geliyordur, bir bakalım. Aborjinler de ilk aklımıza gelenler arasında yer aldığına göre, herhalde adını da onlar koymuştur diye düşünerek yola çıkarsak, bir rivayete göre; Adaya ilk gelenler doğal olarak Aborjinlerle karşılaşır ve yanlarından koşarak geçen bir hayvanı görünce ‘Bu nedir’ diye sorarlar. Aborjinler cevaben kendi dillerinde ‘Bilmiyorum’ anlamına gelen, ‘Kanguru’ derler. O gün bugündür adı Kanguru olan bu hayvanın adı aslında Aborjinlerin dilinde ‘Bilmiyorum’dur.

Avustralya denince ilk aklan gelenler arasında yer alan bir bina var sırada şimdi. Sidney’de bulunan ünlü opera binasının mimarı, Danimarkalı Jorn Utzon’dur. Avustralya denince birçok insanın aklına limanda bulunan sembolik bu bina gelir. Devasa bir yelkenliyi andıran bu bina, bulunduğu yere oldukça yakışan bir tasarımdan oluşmuş bana göre. Jorn Utzon, 32 ülkenin katıldığı, 233 tasarımcı arasından seçilmiş bu arada… Sanıyorum turistlerin oldukça ilgisini çekiyordur bu yapı.

En büyük ada ama en küçük kıta olan Avustralya’nın başkenti Kanberra’dır. Benim gibi Sidney zannedenler varsa diye söyledim. (Canberra)… Aborjinlerse Avustralya’nın yerli halkı. Güneydoğu Asya’dan buraya göç etmiş kabileler. Kendilerine ait yazılı bir dilleri bile yok. En ilkel şekilde yaşıyorlar. Peki onların, yani yerlilerin hayatına müdahale eden İngilizlere bir göz atalım mı? Tasmanya Soykırımı sizlere bir şeyler çağrıştırıyor mu?

İngilizler, Kaptan James Cook liderliğinde Avustralya kıtasına ilk geldiklerinde, sömürgeciliğe başladıklarında yerli halkın hiç tanışmadığı bir sürü hastalığı da beraberlerinde getirmişler ve birçok insan bu hastalıklardan dolayı hayatını kaybetmiş. Maalesef…

Aborjinlerin kendilerine has yaşayışları ve kültürleri vardı, topraklarını her yerli gibi kutsal görüyorlardı, ayrılmak istemediler doğal olarak ancak bu durum, Aborjinlerin yaklaşık yüzde doksanının hayatını kaybetmesine sebep oldu.  Bu da tarihi bir gerçek… Dünyanın her yerinde yaşanan bu zulümlere ne zaman dur deriz hiç bilmiyorum. Tarihlerin gözü yaşlı sayfaları bunlar. Maalesef insanın en büyük düşmanı yine insanlar hatta doğanın da hayvanlarında en büyük düşmanı yine insanlar.

Konumuz aslında şu anda yaşanan, aylardır süren o büyük yangındı. Hatta o yangında yaşamını yitiren masum canlılar. Ne okyanus ne köpek balıkları ne ölümcül örümcekler, ne vahşi yaşam. Ne opera binası ne Aborjinler… Peki bu yangın nedir, nedendir? Tabi ki aylardır süren kuralık, aşırı sıcaklar buna neden oluyor. Orası muhakkak… Kuru otlar tutuşuyor, şimşekler tetikliyor derken her yıl böylesine büyük yangınlar ortaya çıkıyor.  Ve ortaya böylesine iç acıtan, Koalalar, Kangurular ve diğer tüm hayvanların neredeyse nesli tükenme noktasına gelecek kadar ciddi kayıplar yaşanıyor. Ben sadece birkaç saniye bakabildim, hala gözümün önünden gitmeyen o karelerle vicdanım cebelleşiyor. O yüzden, izlemeyi değil okumayı tercih ediyorum ama bu acı gerçeği değiştirmiyor. Biz sadece ‘üzgünüz’ diyebiliyoruz. Umarım bir an önce durdurulabilir, önlemler alınabilir diyeceğim ama ‘artık çok geç’ midir onu da bilemedim.

Bu yazıyı sonlandırırken, madem Avustralya dedik, ünlü oyuncu ve yönetmen Russell Crowe’dan bahsetmemek olmazdı. Çünkü ciddi bir hayranıyım. Ve de sanıyorum yine bu yazıyı bitirirken Anzac askerlerini anmadan da olmazdı. Vatan toprağımızda şehit düşmüş onca Avustralyalı genç, yine savaşın o kirli yüzüne yenik düşmüş canları olarak, artık bizim emanetimizdir. Çanakkale de, bizim vatanımızı savunan şehitlerimizle birlikte, topraklarımızda yatıyorlar.

YORUMLAR
 Onay bekleyen yorum yok.

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
 

Bu haber henüz yorumlanmamış...

FACEBOOK YORUM
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...
SOSYAL MEDYADA EGE POSTASI
ARŞİV
YAZARLAR
Mithat Umutoğulları
Gazetesini savunmak için abisini çağırmış!
Mithat Umutoğulları
Halil Solak
'İzmir Özkan’dır, Özkan mı kalacak?'
Halil Solak
Mustafa Ali Fırtına
Sahte imzaların gerçek kahramanı kim/kimler?
Mustafa Ali Fırtına
Semra Kocabaş
Zor olan hangisi?
Semra Kocabaş
Hüseyin Günlü
Mesuduyeli Süha
Hüseyin Günlü
Halit Umutoğulları
Canın sağolsun Göktuğ
Halit Umutoğulları
ANKET
Yeni sitemizi nasıl buldunuz?
ÇOK OKUNANLAR
FACEBOOK'TA EGE POSTASI
ÇOK YORUMLANANLAR
TWITTER'DA EGE POSTASI
EGE POSTASI
Ege Postası
KünyeKünye İletişimİletişim FacebookFacebook TwitterTwitter Google+Google+ RSSRSS Sitene EkleSitene Ekle Günün HaberleriGünün Haberleri