23 Kasım 2014 Pazar - 10:35

Meşaleli eylemde Ankara'ya mesaj verecekler

​Bu yıl 33’üncü kez kutlanacak Öğretmenler Günü öncesinde öğretmenler kan ağlıyor. Mesleki ve ekonomik olarak birçok sıkıntı ile boğuşan öğretmenlerin sorunlarını masaya yatıran Eğitim-İş Sendikası 2 No’lu Şube Başkanı Ömer Lütfi Değirmenci, eğitim emekçilerinin haklı taleplerini dile getirmek amacıyla 24 Kasım’da gerçekleştirecekleri meşaleli yürüyüşe aydınlanmadan yana olan tüm herkesi davet etti ve “İzmir’de yaratacağımız aydınlık ile Ankara’ya sesimizi duyuracağız” dedi.

Meşaleli eylemde Ankara ya mesaj verecekler
Facebook'ta Paylaş Twitte'da Paylaş Google+'da Paylaş Haberi Yazdır Arkadaşına Gönder Metni küçült Metni büyüt

ERMAN ŞENTÜRK/HABER SERVİSİ- Birleşik Kamu İş Konfederasyonu’na bağlı sendikalardan Eğitim-İş, İzmir’de öğretmenler gününü ilginç bir eylemle kutlayacak. Sendikanın İzmir şubeleri olarak düzenleyecekleri meşaleli yürüyüş hakkında bilgiler veren Eğitim-İş İzmir 2 No’lu Şube Başkanı Ömer Lütfi Değirmenci,öğretmenlerin sorunlarını masaya yatırarak,eğitim emekçilerinin yaşadıkları mesleki sorunlarını ve taleplerini anlattı, Milli Eğitim Bakanlığı ve iktidara sert eleştiriler getirdi. Bu yıl 24 Kasım’da öğretmenlerin sorunlarına dikkat çekmeyi hedeflediklerini açıklayan Değirmenci, aynı zamanda Başöğretmen Atatürk’ü de anacaklarını belirterek, çağdaş, ilerici ve aydınlıkçı eğitimden yana olan tüm herkesi Pazartesi akşamı 18:30’da Basmane Meydanı’ndan başlayacak dev yürüyüşe destek vermeye çağırdı.


 
“HEM ATATÜRK’Ü ANACAĞIZ, HEM DE SIKINTILARI DİLE GETİRECEĞİZ”
Sözlerinin başında Öğretmenler Günü’nün tarihi açıdan önemine değinen Eğitim-İş Sendikası 2 No’lu Şube Başkanı Ömer Lütfi Değirmenci, “24 Kasım Atatürk’ün kendisine verilen başöğretmenliği kabul etmesinin yıldönümü. Bu zaten Bakanlar Kurulu kararı ile kendisine verilmiş bir unvan. Atatürk’ün en çok değer verdiği unvanının da bu olduğunu tahmin ediyorum. Kendisi zaten bir konuşmasında Cumhurbaşkanı olmasaydım Milli Eğitim Bakanı olmak isterdim demiştir. Eğitimle ilgilenmek istediğini ve eğitime çok büyük önem verdiğini de buradan anlıyoruz. Savaş yıllarında bile eğitimle ilgili kurultaylar düzenlemiş, harf devrimini başlatmış, okuma yazma oranının artması için özel çaba göstermiştir. Okuma yazma oranı o yıllarda yüzde 7 ile 9 arasında değişirken bu rakam git gide yükselmiştir. Bu ünvanı da sonuna kadar hak  etmiştir. Öğretmenler Günü de 1981 yılından bu yana 32 senedir aralıksız kutlanmaktadır” dedi.   


 
“ANKARA’YA SESİMİZİ DUYURACAĞIZ”
Eğitim-İş Sendikası olarak mesleki anlamda tespit ettikleri sıkıntıları paylaşan Ömer Lütfi Değirmenci, mevcut ortam itibarı ile öğretmenlerin yaşadıkları sorunlar nedeniyle sağlıklı nesiller yetiştirmekten çok uzak olduklarını söyledi ve şöyle devam etti: “24 Kasım’da bir yandan Atütürk’ü anmış olacağız, bir yandan da öğretmenlik mesleğinin kutsallığına vurgu yapacağız. Diğer bir yandan da öğretmenliğin birikmiş olan sorunlarını yapacağımız yürüyüşle kamuoyunun gündemine getireceğiz. İzmir’den güçlü bir eylemle Ankara’ya sesimizi duyurmak istiyoruz. Öğretmenlerin bir yandan mesleki ve ekonomik açıdan çok ciddi sorunları bulunmakta. Bu sorunların daha da önemli olan, iktidarların, özellikle AKP iktidarının eğitime bakış açısı. Günümüzde eğitime siyaset karıştırılmış ve öğretmenliğe bakış açısı değişmiştir. Zorunlu eğitimin süresi arttırılsa bile eğitimin içi boşaltılmış ve bir şey ifade etmemektedir. Geldiğimiz noktada, eğitimin kalitesi giderek düştüğünden, düşünmekten ve okumaktan yoksun, sosyal aktiviteleri kısıtlı, olayları yorumlamayan, kendisine verildiği kadarını kabul eden bir toplum yaratılmaktadır. Bununla birlikte öğretmen yetiştirme politikalarımız da oldukça yetersizdir. İktidarın eğitime yaklaşımı, tutumları sonucunda süresi ne kadar olursa olsun böyle bir yapı ile eğitimli bir birey yetiştirmek çok zor.”  
 
“YANDAŞ SENDİKAYA ZORLAMAK ANAYASAL HAK İHALİDİR”
Konuşmasının devamında ülkedeki mevcut siyasi tablodan eğitimin de nasibini aldığını dile getiren Değirmenci, “İktidar toplumu değişik politikalar üzerinden ayrıştırdığı için, sürekli hükmedebileceği, sürekli idare edebileceği kesimleri oluşturmaya çalışıyor. Zaman zaman “Benim polisim”, “Benim medyam”, “Benim iş adamım”, “Benim ülkem”, “Benim insanım” laflarını duyuyoruz. Bu benim kelimesi bir sahiplenme ifadesidir. İnsan sahip olduğu varlıkları da istediği gibi yönetebilir, kullanabilir. Bu söylem demokratik bir söylem tarzı değil. Bunun eğitimdeki karşılığı da “Benim sendikam” kavramı ile oluşturulan yandaş sendikadır. İktidarın tüm baskı unsurlarını kullanarak, özellikle yeni atanan genç arkadaşlarımızı daha göreve başlar başlamaz önlerine bir sendika kayıt formu koyuyorlar. İnsanlar özgür iradeleri ile sendikalara üye olurlar. Burada bir anayasal hak ihlali var. Siz iktidar erkini bir baskı unsur olarak kullanıp, bir sendikayı işaret ederek, “Buraya üye olacaksın” demek demokratik bir ülkede olabilecek bir şey değildir. Suni bir şekilde, aşırı büyüyen bir sendika ile karşı karşıyayız. Biz bu eğitim dönemine okullarda müdürler olmaksızın girdik. Ve halen o kaos devam ediyor. geçtiğimiz günlerde mülakatlar yapıldı. Burada yandaş sendikaların üyeleri yüzde 80 oranında başarılı oldu. Eğitim-İş Sendikası üyesi olup da bu mülakatlarda başarılı olan sayısı ise çok az. Atamalarda ve tayinlerde yandaş sendika üyeliği aranmakta. Burada devletin gücü kullanılıyor ve öğretmenler üzerinde bir baskı unsuru söz konusu. Aksi takdirde bir sendikanın 30 binlerden bir anda 200-300 bin üyeye ulaşması mümkün değil. Biz ise kendi duruşumuzla, kendi ilkemizle, kendi çıkarlarımızla  büyüyoruz. Biz kimseye makam, mevki vaat etmiyoruz. Sendika dediğiniz muhalif, iktidarın karşısında çalışanın hakkını koruyacak bir örgüttür. Yandaş sendikanın iktidar karşısında dik durmasını ve bizim hakkımızı korumasını beklemek mümkün değil” ifadelerini kullandı.
 
SENDİKA MASAYA OTURMASAYDI, İKTİDAR DAHA FAZLA ZAM VERECEKTİ
Geçtiğimiz yılki toplu sözleşme sürecinde sendikanın izlediği tutumun öğretmenlere büyük zarar verdiğini söyleyen Değirmenci, “Söz konusu sendika maaşlarda yaşanan enflasyon farkının da sorumlusudur. Biz bu yıl alamadığımız enflasyon farkını da talep edeceğiz. 2013 yılında yapılan toplu sözleşmede masaya oturan sendika ne yazık ki 2,5 milyon memurun haklarını savunamamıştır. O masaya bir sendika oturmasaydı, iktidar daha fazla zam verecekti. Bu tüm memurlar için de geçerliydi. Asgari ücrete gelen zam öğretmen maaşlarına gelen zamdan daha yüksekti” diye konuştu.
 
ÜCRETLİ ÖĞRETMENLİK TAŞERONLAŞMA VE EMEK SÖMÜRÜSÜDÜR
2014 yılı itibarı ile eğitimin geriye gittiğini ve mesleki anlamda bir diğer sıkıntının da kadro olduğunu vurgulayan Eğitim-İş 2 No’lu Şube Başkanı Ömer Lütfi Değirmenci şunları söyledi: “Öğretmenlerimizin yüzde onuna yakını, yani 60-70 bin öğretmenimiz ücretli olarak çalıştırılıyor. Hükümet kadro ve öğretmen açığını, ücretli öğretmen çalıştırarak aşmaya kapatmaya çalışmaktadır. Bu eğitimde taşeronlaşma ve emek sömürüsü demektir. Bir ücretli öğretmen haftada tüm derslere girse bile, 30 saatte 960 TL para alıyor. Yani bir asgari ücret kadar para veriyorsunuz, tüm derslere giriyor ve bu öğretmen arkadaşımızdan da sağlıklı bir nesil yetiştirmesini bekliyorsunuz. Bu öğretmen arkadaşımızın kredi kartlarına olan borcunu düşünmemesi lazım. Tek düşünmesi gereken o çocuklara en iyi nasıl eğitim veririm, nasıl katkıda bulunurumdur. Öğretmenlerimizin maaşlarının mesleki açıdan yetersiz olduğunu söylüyoruz. Memurların maaşlarında mutlaka ve mutlaka iyileştirme yapılması gerekir. Öğretmenlerimizin kendilerini geliştirebilmesi açısından bilimi, yenilikleri takip etmesi, kendisini yenilemesi gerekiyor. Aksi takdirde öğrenci karşısında yetersiz konuma düşersininiz. Eğitimcilerin devamlı olarak kendisine yatırım yapması gerekir. Aslında öğretmenin öğrenciliği de bitmiyor. Ama bunun da bir bedeli var. Ama bu şu andaki maaşlarla karşılaşması mümkün değil.”
 
ÖĞRETMENLERİN YÜZDE 81’İ BORÇLU
Geçtiğimiz haftalarda yaptıkları anket çalışması neticesinde ulaştıkları verileri paylaşan Değirmenci, “Öğretmenlerimizin yaşadıkları dramlar ne yazık ki devam ediyor. Sendika olarak bir anket çalışması yaptık. Buradan çıkan sonuçlarda öğretmenlerin ekonomik durumlarını öğrendik. 33 ilde ve 1004 öğretmende çıkan sonuçlara göre, Türkiye’de öğretmenler borçlu. Hangi okula  giderseniz gidin, yüzde 81 borçlu. Borçlu insan borcunun günü yaklaştıkça bir sıkıntı içerisine girer. Öğretmenlerinin yüzde 80’inin kredi kartı borcu, yine yaklaşık yüzde 80’inin bankalara kredi borcu var. Bu öğretmen arkadaşlar nasıl başarılı olacak, kendilerini derslerine verecek. Bu arkadaşlarımız sadece temel ihtiyaçlarını karşılayabilmek ve ailelerine bakabilmek için borçlanıyor” dedi.
 
“ALIM GÜCÜ SIFIRA DOĞRU GİDİYOR”
“Eskiden bir öğretmen emekli olunca bir ev alırdı, artan parasıyla da yerli bir araba alabiliyordu” diyen 2 No’lu Şube Başkanı Değirmenci, “Şu anda bir öğretmen emekli olunca alabileceği en fazla tutar 50 bin TL kadar. Bugün kentin merkezini bırakın, en uzak mahallelerde dahi bu parayla ev almak mümkün değil. Bir evin ancak yüzde 25’ini alabiliyorsunuz. Emekli ikramiyeleri gerçek alım gücü olarak sıfıra doğru gidiyor” sözleriyle öğretmenlerin emekli olduklarında dahi sıkıntılarının devam ettiğine değindi.
 
“ÖĞRETMENLERİN AKP DÖNEMİNDE YÜZDE 30 KAYBI VAR”
Eğitim emekçilerinin en büyük sıkıntısının maddi yetersizlikler olduğunun altını çizen Eğitim-İş 2 No’lu Şube Başkanı Değirmenci, Atatürk’ün şu sözlerini hatırlatarak gelinen noktayı özetledi: “Cumhuriyetin ilk yıllarında vekillerin durumu çok kötü. Dönemin maliye bakanı gelip Atatürk’e vekillere zam yapmak lazım, ne yapalı, neyi uygun görürsünüz diye soruyor. Atatürk de, bir öğretmenin maaşını geçmeyecek şekilde zam yapın cevabını veriyor. 1930 yılında öğretmenlerin maaşı 90 lira. Bugün bu rakamlara baktığınızda, evet maaşlar çok artmış dedirtiyor. Alım gücü olarak bakarsak, o dönemki 90 lira ile öğretmenler 24 tane tam altın alabiliyorlar. AKP iktidara geldiğinde 2002 yılında maaşlar eridi, eridi 540 lira maaşa geldik ve 5 tane tam altına düştü. Yüzde 80’lik bir kayıp var. AKP iktidarı geldikten sonra ise bu rakam 2 bin 200 liralara yükseldi. 3,5 altın oldu. AKP iktidarında da öğretmenin alım gücü yüzde 30 kaybolmuş. AKP iktidarı döneminde öğretmen maaşları diğer meslek grupları ile karşılaştırıldığında alım gücü erimiş durumda. 2002 yılında polisten ve hemşireden yüksek maaş alan öğretmenlerin durumu yerinde saymaya başladı. 2011 yılında çıkan kararname ile tüm meslek gruplarının maaşlarında iyileştirme yaptılar, sadece öğretmenlere yapmadılar. Öğretmenlerin ücretleri yoksulluk sınırının bin 200 TL altında. Maaşlarda acilen bir iyileştirme gereklidir. Bu yıl Öğretmenler Günü’nde en büyük talebimiz de bu olacak.”
 
EKONOMİK SIKINTILAR VE MESLEKİ TÜKENMİŞLİK
Alanlarda dile getirecekleri bir diğer taleplerinin ise emekli öğretmenlerinin ücretleri olduğunu belirten Değirmenci, şöyle devam etti: “Emekli olan arkadaşlarımızın maaşları bin 700 TL’ye düşüyor. Ortalama bin 200 TL’lik bir gelir kaybı söz konusu. Emeklilik yaşına gelen arkadaşlarımızın çocukları da belli bir yaşa gelmiş oluyor. Ya üniversite okuyacak, ya da evlenecek. Öğretmenimiz hadi çocuk okulu bitirsin, hadi şu düğünü yapalım, ya da evin taksitleri hafiflesin, emekli olayım diyerek emekli olamıyor. Bu öğretmen arkadaşlarımız da bu sorunlara kafa yorduğu için kendisini okuluna, sınıfına, işine veremiyor. Bu da mesleki tükenmişliği beraberinde getiriyor. Ekonomi sıkıntılar mesleki tükenmişlik yaratıyor. Öğretmenlik yıpratıcı bir meslek. Kendi sıkıntılarının yanı sıra, öğrencilerinin sıkıntıları ile boğuşuyorsunuz. 25 yılını dolduran bir öğretmenimiz bunun üzerine maddi sıkıntılar ve tükenmişlik de gelince zaten emekli olamıyor. Biz emekli maaşlarına bir düzenleme mutlaka yapılmalı bu kayıplar kabul edilebilir bir düzeye çekilebilmeli diyoruz. Bu makasın daraltılmasını ve tükenmişlik hissine kapılan arkadaşlarımızın rahatlıkla emekli olmasını istiyoruz. Böylece dışarıda atama bekleyen 350 bin öğretmen arkadaşımızın da göreve başlamasını bekliyoruz. Bu hem emekli öğretmen arkadaşlarımız, hem de genç öğretmen adaylarımız için bir taleptir.”
 
“NÖBET GÖREVİ ÜCRETE TABİİ OLSUN”
Norm kadro uygulamasında da düzenleme beklediklerini söyleyen Ömer Lütfi Değirmenci, “Öğretmenlerin kendi dertleri yetmiyormuş gibi okullarda bir iki günlük nöbet görevleri var. O da sorumluluğu yüksek bir iş. Sizden hesap sorulabiliyor. Nöbetçi, olduğunuzda dikkatinizi oraya vermek zorundasınız. Bu görev şu anda fahri olarak yapılıyor. Karşılığında ücret alınmıyor ama, hem bedenen hem de fikren bir emek harcanıyor. Bu nöbet görevi ücrete tabii olsun istiyoruz” şeklinde konuştu.
 
“OKULLARIN YÜKÜNÜ VELİLERE YÜKLEDİLER”
Tüm imkansızlıklara rağmen eğitim öğretim faaliyetlerinin devam ettiğini ancak esas yükün öğrenci velilerine verildiğini belirten Değirmenci, “17-25 Aralık sürecinde yaşan hükümet ve cemaat ayrışması sonucunda dershaneler kapatıldı. Güçlü olanlar özel okullar açacak. Şimdi özel okullara verilen teşvik arttı. Gelinen sonuç, eğitimin özelleşmesini teşvik etmektir. Hem kurumlara, hem de velilere özel okullarda teşvik veriliyor. Özel eğitimin hedeflenen payı yüzde 25’lere çıkmış durumda. 7 bin tane müdürü görevden aldılar. İzmir’de ise bu rakam bin civarında. Cemaate yakın müdürler 8 yılını doldurmuş idarecileri görevden aldılar. Okullarda bir kaos var. Okul bir bütündür. Yan unsurları da idareciler ve hizmet personelidir. Okullara gidiyorsunuz, müstahdemi okul aile birliği tutuyor. Memur yok, onun işini öğretmen arkadaşlar yapıyor. Güvenlik görevlisi yok, onu da okula aile birliği karşılamaya çalışıyor. Devlet milli eğitimin yükünü özelleştirme yolu bir kısmını özel sektöre havale etmiş, devletin elinde kalan kısmını da velilerin sırtına yüklemiş durumda” dedi.
 
“TÜM OKULLARI İMAM HATİP YAPACAKLAR”
Son dönemde eğitim politikalarında yaşanan en büyük sorunlardan bir tanesinin dini eğitime ağırlık veren kurumlara sağlanan ayrıcalıklar olduğunu da kaydeden Ömer Lütfi Değirmenci, şunları söyledi: “Cumhurbaşkanımızın eskiden bir söylemi vardı, “Dindar ve kindar nesil yetiştireceğiz. Bu dindar nesil yerde yetişecek? “Benim” dediği İmam Hatip’lerde. 8 yıllık zorunlu eğitim 12 yıla çıkartılırken asıl hedef zorunlu eğitimi kademelendirip kesintili hale getirmek ve bu sayede İmam Hatip Okulları’nı hayata geçirmekti. Bunu yaptılar ve birçok yerde İmam Hatip’ler açıldı. Birçok yerde normal okullar dönüştürüldü. Öyle yerler var ki, gidecek normal okul bulamıyorsunuz. En son TEOG sınavında insanları İmam Hatip’lere yönlendirebilmek için ellerinden geleni yaptılar ve skandal sonuçlar ortaya çıktı. Yüz kilometre ötedeki okullara kayıt yaptırılanlar, İmam Hatip’e kaydolan Rum vatandaşlar gibi şeyler ortaya çıktı. Ama bu inatlarından vazgeçmiyorlar. Her yerde İmam Hatip açılıyor ve sayıları artıyor. Ve devletim tüm gücünü kullanarak ilçelerde kaymakamlar, milli eğitim müdürleri, müftüler, herkesin gücünü kullanarak velileri teşvik  ediyorlar, ikna ediyorlar. Milli Eğitim de bu konuda ayrımcılık yapıyor. Benim dediği İmam Hatip’lere ayrıcalıklar sunup, tüm imkanları verirken, diğer okullara başınızın çaresine bakın deniyor. Ve okulların tüm yükünü velilere bırakıyorlar. Bu süreç devam ettiği takdirde tüm okulların İmam Hatip olmasının önünde bir engel yok.”
 
“AYDINLANMANIN SİMGESİ MEŞALELER İLE YÜRÜYECEĞİZ”
İzmir’de Eğitim-İş Sendikası’nın üç şubesinin ortaklaşa düzenleyeceği yürüyüşe çağrıda bulunarak sözlerine son veren Değirmenci, “24 Kasım tarihinde 18:30’da Basmane Meydanı’ndan Konak’a gerçekleştireceğimiz meşaleli yürüyüşte konfederasyonumuza üye sendikalar da bize katılacak.Meşale aydınlanmanın simgesi olacak. Bu ülkeyi aydınlatan öğretmenlerimiz, “Biz aydınlatma görevimizi yapıyoruz, sorunlarımızı görmeniz için de bu eylemi yapıyoruz” diyecek. Bugüne kadar görmediğiniz sorunlarımızı görün demek istiyoruz. Konak’ta yapacağımız basın açıklaması ile eylemimizi tamamlayacağız. İzmir’e özel bir eylem olacak ve Ankara’ya sesimizi duyuracağız. Taleplerimizi duyurmak adına, sendikamız üyesi olsun ya da olmasın, tüm eğitim emekçilerini, diğer tüm sendikaları, emek örgütlerini ve siyasi partileri de yapacağımız bu yürüyüşe destek olmaya çağırıyoruz” diye konuştu. 

  SONRAKİ HABER
 
Bir günde kazalara iki can
YORUMLAR
 Onay bekleyen yorum yok.

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
 

Bu haber henüz yorumlanmamış...

FACEBOOK YORUM
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...
KATEGORİDEKİ DİĞER HABERLER
Bağırın herkes duysun erkek şiddeti son bulsun
Bağırın herkes duysun erkek şiddeti son bulsun
Selvitopu'dan Baro Başkanı'na ziyaret
Selvitopu'dan Baro Başkanı'na ziyaret
Sait'ten Urla'ya müjde!
Sait'ten Urla'ya müjde!
Tepecik Senfoni büyüledi
Tepecik Senfoni büyüledi
Öldürülen müdür gözyaşlarıyla toprağa verildi
Öldürülen müdür gözyaşlarıyla toprağa verildi
CHP lideri, Ege zirvesi için geliyor
CHP lideri, Ege zirvesi için geliyor
Turistik ilçede RES eylemi
Turistik ilçede RES eylemi
Çanlar su için çalıyor
Çanlar su için çalıyor
İşaret dilinin de şivesi var
İşaret dilinin de şivesi var
http://www.baybel.com.tr
SOSYAL MEDYADA EGE POSTASI
ARŞİV
YAZARLAR
Mithat Umutoğulları
Murat Bakan Yücel'e savaş mı açtı? Gerilimin perde arkası
Mithat Umutoğulları
Halil Solak
Kılıçdaroğlu’nun önerisine neden karşı çıkıyorlar! Vekillerin hesabı ne?
Halil Solak
Mustafa Ali Fırtına
Güzelin dedikodusu çok olur!
Mustafa Ali Fırtına
Halit Tunç
Bir İzmir Masalı Ve Kahramanmaraş
Halit Tunç
Yalçın Küçükdamar
Göztepe düşmeyecek
Yalçın Küçükdamar
Hüseyin Günlü
Sezuan'ın iyi insanı
Hüseyin Günlü
Halit Umutoğulları
Canın sağolsun Göktuğ
Halit Umutoğulları
ANKET
Yeni sitemizi nasıl buldunuz?
ÇOK OKUNANLAR
FACEBOOK'TA EGE POSTASI
ÇOK YORUMLANANLAR
TWITTER'DA EGE POSTASI
EGE POSTASI
Ege Postası
KünyeKünye İletişimİletişim FacebookFacebook TwitterTwitter Google+Google+ RSSRSS Sitene EkleSitene Ekle Günün HaberleriGünün Haberleri