5 Ekim 2019 Cumartesi - 11:29

İnci İlter'den Ahmet Turgut Tanrıverdi ile çok özel söyleşi

Gazeteci-yazar İnci İlter, Sosyolog, Şair, Akademisyen, Fotoğraf Sanatçısı, Bilim Uzmanı, Eğitimci Sayın Ahmet Turgut Tanrıverdi ile çok özel bir söyleşi gerçekleştirdi.

İnci İlter den Ahmet Turgut Tanrıverdi ile çok özel söyleşi
Facebook'ta Paylaş Twitte'da Paylaş Google+'da Paylaş Haberi Yazdır Arkadaşına Gönder Metni küçült Metni büyüt

İnci İlter, Ahmet Turgut Tanrıverdi ile şiir ve fotoğraflarını harmanladığı kitabı ‘Savaş Ya Da Pandomim”i konuştu.

Gazeteci-yazar İnci İlter sordu, Ahmet Turgut Tanrıverdi yanıtladı.

İnci İlter: Bize kısaca kendinizden bahseder misiniz? Kimdir Ahmet Turgut Tanrıverdi? 

26 Nisan 1978’de Tarsus’ta doğdum. Üniversite eğitimime başlayana dek eğitim hayatımı Tarsus’ta sürdürdüm. Lisans eğitimimi 1998 yılında Selçuk Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümünde tamamladım. Aynı yıl Milli Eğitim Bakanlığı çatısı altında öğretmenlik görevime başladım. 2015 yılında Çukurova Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Din Sosyolojisi Bölümünde Yüksek Lisansını tamamlayarak Bilim Uzmanı unvanımı kazandım. Yurt içi ve yurt dışı kongrelerde çeşitli sunumlar yaparak akademik hayatımı devam ettirdim ve Öğretim Görevlisi olarak Çukurova Üniversitesi’nde bir süre görev yaptım. Yürüttüğüm görevlerimin yanı sıra fotoğraf sanatı ile uğraşmaktayım. Çeşitli dergilerde yayınlanmış makalelerim mevcuttur. Akademik içerikli yayınlarımdan sonra kısa bir süre önce, şiir ve fotoğraflarımı harmanladığım “Savaş Ya Da Pandomim” isimli şiir kitabım yayınlandı.

İnci İlter: Sayın Tanrıverdi, Sizin geniş çaplı yönünüzün olduğunu ben biliyorum. Şiir ve edebiyat tutkunuz nasıl başladı. Okuyucularımıza biraz bahsedebilir misiniz?

Şiir ve Edebiyat tutkum lise yıllarımda başladı. Her an fikrine başvurabileceğim, edebiyat ve özellikle de şiirle ilgili derin bilgi ve tecrübeye sahip iki insan vardı o dönem hayatımda. Edebiyat öğretmenim Cevdet Güneyli ve Dayım Eyüp Erdoğan. Onların yazdığı şiirleri tekrar tekrar okuduğumu hatırlarım. Aynı kişiler beni klasik ve önemli isimleri okumam için yönlendirdiler. Gerek psikoloji ve sosyoloji gerekse şiir konusunda çok ciddi eserlerle tanıştım o dönemde. Eric Fromm’dan tutun da Nazım Hikmet’e kadar geniş bir okuma yelpazem oluşmuştu. Bu dönemdeki okuma alışkanlığım sayesinde ilk dizelerimi yazmıştım. Her ne kadar kayda değer ürünler olmasa da. Hatta şunu söyleyebilirim; kısa kısa dizelerle başladığım o dönemdeki şiir benzeri ürünlerimin hepsini yakmışımdır.

İnci İlter: Yazdığınız şiir olması bilinçli bir tercih mi? Başka türlerde de yazıyor musunuz?

Çarpıcı dizelerin bende yarattığı etki, şiir yazmak konusunda itici güç olmuştur. “Hasretinden prangalar eskittim” dizesi şiir tutkusu olan kimi etkilemez ki? Bilinçli bir tercih mi? Şiire herhangi bir öngörü ile başlanamayacağını düşünüyorum. Yani “Artık şiir yazmalıyım” “Ben de şiir yazarım” gibi ön şartlanmalarla ortaya nasıl bir ürün çıkabileceği tartışma konusudur. Kendiliğinden işleyen bir süreçtir bu. Sanırım benim doğal olarak kendimi ifade şeklim şiire yakınlığımı ortaya çıkarttı. Şiir dışında deneme ve küçürek öykü türünde yazıyorum; fakat şiir kadar yoğun yazmıyorum elbette.

İnci İlter: Uzun şiirler ile kısa şiirler arasında fark var mıdır? Şiirde anlatılmak istenen uzun yazılmış bir şiir de mi yoksa kısa şiirde mi daha açık öne çıkar?

Şiirin uzun ya da kısa olmasının bir önemi olmadığını düşünüyorum. Kimi zaman sayfalarca yazarsınız ama henüz dişe dokunur hiçbir şey anlatamadığınızı görürsünüz. Kimi zaman ise tek bir cümleyle bile dolu dolu fikirleri, duyguları karşı tarafa aktarabildiğinize şahit olursunuz. Bu bağlamda şiirin uzun ya da kısa oluşu değil; duygu ve düşünce aktarımı açısından donanımlı olması çok daha önemlidir. Son dönemde ön plana çıkmaya başlayan “küçürek öykü” tarzı buna en güzel örnek olarak gösterilebilir. Kısacık ifadelerle çok şey anlatıp, düşünmeye sevk etmek bu türün en göze çarpan özelliğidir. Kendi yazdıklarımdan bir örnekle bunu daha iyi açıklayabilirim sanırım:

Korkma !

Sakin ol !

Nefes al !

Sadece hesap vereceksin !

İnci İlter: Sizce sonradan şair olunabilir mi yoksa doğuştan gelen bir yetenek midir şiir yazmak?

Bence şiir yazmak ile şair olmak aynı şeyler değildir. Herkes birkaç kafiyeli sözcük ile az veya çok bir şeyler karalayıp bir şiir yazabilir fakat şair olmak salt estetik kaygılarla dizeleri art arda sıralamaktan ibaret olamaz. Şair dizelerinde belli bir vizyon ve misyon üstlenmeli mutlaka. Toplumsal sorunlar, aile ya da ilişkiler gibi toplumsal hayata dair her ne varsa, bunları karşı tarafa aktarabilmeli. Bu yüzdendir ki şair olmak için elbette belli bir istidat gerekir ancak bu istidadın; gözlemci olmak, gerekli kelime dağarcığına sahip olmak ve üstleneceği misyonun farkında olmak gibi unsurlarla desteklenip kalıcı bir yetenek haline dönüşmesi gerekir. Bu gereklilik yerine geldiği sürece “şair” dediğimiz liyakat gerektiren statü ortaya çıkabilecektir.

İnci İlter: Şiire ve şiir yazmaya merakınız nasıl ve ne zaman başladı? İlk şiirinizi ne zaman yazdınız?

Şiir konusundaki ilk tecrübelerim lise yıllarıma dayanır. Önemli isimleri okuyarak şiir macerama başlamış oldum bu süreçte. Nazım Hikmet Ran, Ümit Yaşar Oğuzcan, Orhan Veli Kanık gibi önemli isimlerin güzel ve anlamlı dizeleri beni şiir yoluna iten baş unsurlardı diyebilirim. İlk şiirimi 1992 yılında yazmıştım. İlk şiirim şu anda elimde olmamakla birlikte, bu şiiri Edebiyat dersinde okuduğumu hatırlıyorum. Hatırladığım dizelerden çıkarttığım sonuç ise; o şiiri şu an insan içine çıkartmamam gerektiğidir.

İnci İlter: Şiirde alışık olduğunuz bir tarz var mı? Mesela aşık tarzı, serbest ölçüde şiir ya da kafiye olmazsa gibi. Ya da hiç yazmam dediğiniz bir şiir tarzı var mı?

Şiirde alışık olduğum tarz serbest şiir diyebilirim. Şiirde kafiye olmak zorundadır diye bir önyargım asla olmadı. Hatta sırf kafiye olsun diye sözcükler arasında bir kaos yaratmaya karşı olduğumu söyleyebilirim. Şiirde olmazsa olmazım ise; şiirin kendi iç ritmin olması gerektiğidir. Her şiirin kendi bütünlüğü içinde kendine özgü bir ritmi olmalıdır mutlaka. Hatta bu iç ritim konusuna o kadar önem veriyorum ki, herhangi bir şiirimi yazdıktan sonra ses kaydı yaparak bu ritmi yakalayıp yakalayamadığımı kontrol ediyorum diyebilirim.

Hiç yazmam demekten öte yazamayacağımı düşündüğüm şiir tarzı aruzlu şiirdir. Hece ölçüsünü kısmen denemiştim fakat kendimi birkaç beden dar bir gömleğin içine sığmaya çalışıyor gibi hissettiğim an ölçü ile yazmak fikrimden vazgeçtim.

İnci İlter: Bütün şiirlerinizi ezbere biliyor musunuz? Ya da bunu gerekli buluyor musunuz?

Bütün şiirlerimi ezbere bilmiyorum maalesef. Bunu kendim için bir zül sayıyorum açıkçası. Belki de bir handikap; özellikle de söyleşiler anlamında. Ancak bazı şiirlerimi çok büyük zevkle öyle sık tekrar ediyorum ki ister istemez ezberlemiş oluyorum. Ezberlemenin gerekli olduğunu düşünüyorum. Keşke tam anlamıyla yapabilseydim diye hayıflanmadan geçemiyorum bu konuda.

İnci İlter: Toplumumuzda şair olmanın getirdiği bir sorumluluk var mıdır?

Toplumda bütün mesleklerin, icra alanlarının olduğu gibi şair olmanın da getirdiği / gerektirdiği sorumluluklar var kesinlikle. Bir şairin evrensel konular ve sorunların yanı sıra özellikle de kendi yaşadığı toplumdaki sorunlardan bihaber olması ya da kayıtsız kalması içinde kek olmayan bir pasta olmak benzeri bir durum ortaya çıkartır. Sorunları değerlendirip belki dile gelemeyenleri dile getirmek ve belki de sorunlara yönelik çözüm önerileri sunmak şeklinde bir tavrı olmalıdır bir şairin. Kısacası toplumsal konuları değerlendirmek bağlamında, sahip olduğu cazip aktarım yeteneğini kullanmalıdır şair.

İnci İlter: Şiirde gerçekçilik mi, ideal dünya mı yoksa hüzün mü?

Şiirde ideal dünya, gerçeklik veya hüzün gibi keskin bir çizgi çekmek noktasında şüpheliyim. Çünkü bunları bıçakla kesilmiş gibi birbirinden ayırmaya çalışmak imkânsıza yakın bir durumdur. Sonuçta her gerçeklik biraz hüzün, her hüzün biraz sorun ve her sorun ideal bir noktaya ulaşmak isteği doğurur beraberinde. Şiirlerimde bu üçlemeden en çok gerçeklik hüzün yer alsa da; olması gerekeni söylemekten de uzak durduğumu söylemem yanlış olur.

İnci İlter: İlk şiirinizi kaç yaşında iken yazdınız, kime yazdınız? Sizi yazmaya iten önemli etken; “kişi, olay veya fikir” var mıydı?

İlk şiirimi henüz 14 yaşında iken yazmıştım. Elbette çocukluk ve gençlik döneminin kesişiminde yazılan dizelere şiir denilebilirse. O dizeleri yazmaya iten sebep oldukça klasikti aslında. Kavak yelleri hangi gencin başından esmemiştir ki. İlk kez aile sevgisinin dışında bir sevgiyi tatmaya başladığım dönemde yazmıştım acemice dizelerimi.

İnci İlter: Şiirlerinizde yaşanmışlıktan mı yola çıkarsınız yoksa diğer şiirlerin size verdiği bir ilhamdan mı? Hangisi doğru şairlik örneğidir?

Şiirlerimde kesinlikle yaşanmışlıklardan yola çıkıyorum. Yaşamım içerisinde meydana gelen tüm olayların (ister olumlu ister olumsuz), bende bıraktığı izler bana ilham kaynağı oluyor diyebilirim. Bir dost sohbetinde iken kurduğum tek bir cümle bile, sonraki süreçte bir şiirin başlangıcı veya konusu haline gelebiliyor. Başka bir şiirden ilham almaktan ziyade başka şairlerden esinlenmek daha olası geliyor bana. Şiirle uzun yıllar iç içe olan bir insanın kendi tarzını oluştururken başka şairlerden etkilenmesi oldukça doğal bir durum fakat bu etkinin “esinlenmek” tadında kalması, şairin ve şiirlerinin özgünlüğü açısından önemli bir noktadır. Şiirin tadında bazı esintiler olabilir ama bu taklit boyutuna ulaşmamalıdır.

İnci İlter: Sizce Türkiye’de şiir denilince neden okunmaz, alınmaz ve hatta kimse tenezzül edip bakmaz bile deniliyor (buna benzer şeyler söyleniyor)?

Türkiye’de şiire karşı olumsuz bir önyargının oluşmasında toplumsal hayattan ya da hayatın tüm yönlerinden kopuk dizelerin insanlara sürekli sunulmuş olmasıdır diyebilirim. Ülkemizde ismi ön plana çıkmış on yıllar boyunca anılmaya, saygı duyularak okunmaya devam edilen isimlere baktığımızda, bu isimlerin toplumun kaygı, beklenti, aşk, sıkıntılı durumlar ve sancılı geçiş dönemleri gibi konuları dile getirdiğini görebiliriz. Onları bu noktalara taşıyan asıl unsur da budur zaten. İnsanlara sadece sevimli görünmeye ve onların yalnızca bir yönüne (aşk gibi) hitap etmeye çalışan hangi eser ve eser sahibi kalıcı olabilmiş? Üstelik konu sadece aşk olsa bile bunun naif bir anlatımını kim tercih etmez ki? “Ben senin en çok ellerini sevdim, sıcacık ve ak pak” diyen bir dize ve bu dizenin sahibi bu yüzden kalıcı olmuştur bence. Popüler olmakla kalıcı olmak çok ayrı dünyaların özellikleridir. Hepimizin malumu olmakla birlikte, edebiyat tarihi nice popüler isimleri yutmuştur.

İnci İlter: Sizce şiirde imgenin yeri ne olmalıdır?

Şiirde imge kullanımı olmazsa olmaz unsurlardan birisidir. Bir şairi çarpıcı, okunası, etkili ve özgün kılan kullandığı imgelerdir. Klasik olarak bilinen imgeler yerine yeni ve özgün imgeler elbette şiirin daha etkili ve güçlü olmasını sağlayacaktır. İmgeleri kullanmak noktasında biraz cesur olunması gerektiği kanaatindeyim. Yeni bir sözcüğü kullanmak “bana ne tür tepkiler getirir” fikrinden ziyade şiirin ahengine, konu bütünlüğüne ve çarpıcı bir etki yaratmasına katkı sağlayabilecek her türlü imge cesaretle kullanılabilmelidir.

Örnek olarak şunu söyleyebilirim. Yasaklanmış bir tutumu taşıyan ya da davranışı gerçekleştiren bir insanın yaşadığı iç gerilimi şu şekilde dile getirmek hem özgün bir tarzı hem de dizelerin daha güçlü olmasını beraberinde getirecektir:

“…Ensest bir halin arifesinde gibisin,

Başı kesik bir hayvan titremesinde…” 

İnci İlter: Sizi en iyi anlatan şiir hangisidir?

Bu konuda öncelikle şunu belirtmem gerekiyor sanırım. Tüm şiirlerim yaşamımdaki olaylardan beslenmektedir. Bu bağlamda beni en iyi anlatan bir şiirimin ya da tüm yaşamımı kapsayacak kadar geniş içeriğe sahip bir şiirimin şu an için olması imkânsız gibi görünüyor. Ölmeden hemen önce, tüm yazdıklarımın bir özeti olarak birkaç dize karalayabilirsem belki bu beni en iyi anlatan şiir haline gelebilecektir. Nazım Usta’nın da dile getirdiği gibi;

“…Ve sana söylemek istediğim en güzel söz:

Henüz söylememiş olduğum sözdür…”

İnci İlter: Yazdığınız şiirin bitmiş olduğunu nasıl anlıyorsunuz? Bitmesi bir yana, sosyal mecralarda yayınlama kararını verirken, kendi kendinizle hesaplaşırken göz önünde bulundurduğunuz kıstaslar nelerdir?

Yazdığım bir şiirin bitmiş olduğunu o an kendi yaşadığım rahatlama durumundan anlıyorum. Bu ifade biraz ilginç gelebilir belki ama bir şiire yakın olduğumu ve tabir yerindeyse duygu ve düşüncelerimi doğurmam gerektiğini içimde oluşan gerginlik ele veriyor çoğu zaman. Buna bağlı olarak da şiiri yazdığım esnada doğum öncesi yaşanan sancıların yerini kucağımda yeni doğmuş bir bebek olduğunun rehaveti almaya başlıyor. Bu, işin psikolojik boyutu elbette. Daha gerçekçi olarak baktığımda şu şekilde ifade etmem doğru olur sanırım. Bir şiir zorlamayla ortaya çıkmaz ve çıkmamalı. Sipariş üstüne yazılamaz gerçek duygular. Bu nedenle de ister henüz bir dize yazmış olun isterse destan denilebilecek kadar uzun uzun sözler etmiş olun; kalem daha fazla hareket etmiyorsa orada sonlandırmak gerekir şiiri. Duygu taşmaları bitmediyse zaten, kalem sizin isteminizin dışında akıp gidecektir kâğıt üzerinde.

Şiirlerimi sosyal mecralarda yayınlama kararını verme noktasında ise kullandığım kriter beni yansıtmaya en çok yaklaşan şiirlerimden olmasıdır. Elbette yazdığım şiirlerin geniş kitlelere ulaşmasını istemek doğaldır ama ilk kaygı olarak bunu dile getirmem yanlış olur. Bunun yanı sıra; ben yaptım oldu diyerek yayınlamam hiçbir şeyi. Nitelikli olması ve o dizeleri okuyan ya da dinleyen her insanın tek bir kelime bile olsa kendi hayatına ilişkin bir şeyler yakalaması önemli kriterlerimdendir.

İnci İlter: Eserleriniz arasında “gözbebeğim” diyebileceğiniz bir tanesi var mı?

Şu ana kadar yazdığım şiirlerin içerisinde bende en çok iz bırakan ve vazgeçilmezim olan “Zaman” isimli şiirimdir. Nedendir bilmiyorum ama zamanı düşünmek, sorgulamak bir tutku halindedir bende. Belki bu yüzden bu şiirin ayrı bir yeri var diyebilirim. Zamanın yakalanamayacağını bile bile zamanı yazmaya çalışmak belki cesaret ötesi bir duruma götürse bile zamanı düşünmekten ve yazmaya çalışmaktan vazgeçmeyeceğimden eminim.

İnci İlter: Şiirlerinizde ne tür konuları ele alıyorsunuz?

Şiirlerimde ön plana çıkan konular: yalnızlık, hüzün, toplumdaki çarpık ilişkiler ve olaylar, kişisel iç hesaplaşmalar ve kendim için yaptığım sorgulamalardır. Özellikle kendimle hesaplaşma seanslarım şiirlerimde çokça yer tutar. Belki bir özeleştiri belki erdemli bir yaşam kaygısıyla kat etmek istediğim mesafelerden kaynaklanıyor sorgulamalarım; ama bir gerçektir ki kendimi sorgulamaktan vazgeçemiyorum.

Şiirlerimin konuları arasında yok denebilecek kadar az yer tutan konu ise “aşk”tır. Örneğin; “Savaş Ya Da Pandomim” isimli yeni çıkan şiir kitabımda aşkla ilgili tek şiir var, o da “Aşkın Ölümü” ismini taşıyor. Aşkın bana ne anlam ifade ettiği sanırım şiirimin isminden de rahatlıkla anlaşılabilir. Aşk yoktur diyemem ama aşk bir gün mutlaka ölür ve öldürür.

İnci İlter: Etkilendiğiniz şairler var mı? Sizi ne yönden etkilediler? Ben de şiir yazmak istiyorum, şair olmak istiyorum diyen amatör kalemlere söylemek istedikleriniz nelerdir?

Edebiyat dünyasında haklı bir isim yapmış ve etkisini hala devam ettirebilen isimlerden etkilenmemek imkânsız. Orhan Veli’nin alışılagelmişin dışında yazdığı dizelerinden her şeyin şiirde yer alabileceği cesaretini kazandım mesela. Ya da Nazım Hikmet’in şiirlerinde, hangi şartlarda olunursa olunsun insanın kendini ifade edebileceğini görmem çok etkili oldu yaşamımda ve kalemimde. Hasret çekmenin bile en azından şiir anlamında çok güzel dizelerle anlatılabileceğini hissettim Ahmed Arif’in dizelerinde.

Aşk konusunda olumsuz diye nitelendirebileceğim bakış açımı ise edebiyat dünyamıza baktığımızda daha iyi çözümleyebiliriz sanırım. Şairlerin dizelerinde genel olarak aşk acısı çekme, aşkına kavuşamama, aşk için yeterli olmama durumlarını görüyoruz genelde. Ve günlük yaşamdan da edindiğim gözlemlerimle birleştiğinde neden böylesine olumsuz bir tavır takındığım daha iyi anlaşılacaktır.

Şiire tutkusu olan ve şiir yazmak isteyen yeni kalemlere ilk önerim; düşünsel ve ruhsal olarak çok iyi beslenmeleri gerektiğidir. Beslenmekten kastım ise uzun süreli okuma süreçlerinden geçmeleri gerektiği. Bu beslenme sürecine kısa bir süre bile olsa ara vermeleri; zayıflamaya ve hatta düşünsel hayatın sonlanmasına kadar gidebilir. Bunun dışında Sosyolog olmam sebebiyle belki de; yaşamı çok iyi gözlemlemeleridir tavsiyem. Ancak tek yönüyle değil. Yaşamın her anını bir gözlem alanı olarak değerlendirmeleri gerekir. Çünkü yaşam tek yönlü olamayacak kadar karmaşık bir bütündür. Sadece acı, sadece neşe, sadece aşk veya sadece eğlence üzerine kurulu bir yaşam olamaz hiçbir zaman. Bu yüzden hayatı (kişisel veya toplumsal açıdan), her yönüyle yansıtmak gerekir dizelere.

İnci İlter: Son olarak gündemde ısrarla kalmaya devam eden bir türlü bitmek bilmeyen çocuk istismarları, kadın cinayetleri ve hayvana şiddet hususunda neler söylemek istersiniz?

Toplumsal yaşamda her türlü sorun az veya çok tolere edilebilir belki; ama çocuk istismarı, kadın cinayeti ve hayvana şiddet konusu bunların kapsamına asla giremez. Uzun uzun laflar edilebilir bu konuda ama işin özünü kavramak yeterli olacaktır. Hangi insanın haddinedir ki; bir başka canlının canını almak. Ne ahlaki ne dini ne de insani açıdan kabul edilebilir bir durum değildir bu. Ayrıca söz konusu olan bir çocuk ise bunun dile getirilmesi bile biz normal insanlara acı verirken bu eylemi yapan insanların sosyalleşme sürecinde hangi gezegende yaşadığını anlamak mümkün değil. Kadın hakları, çocuk hakları ya da ismi ne olursa olsun, temelde insan hakları denilen bir gerçeklik var ki; uzun yıllar öncesinde bunu yazılı hale getirmiş insanoğlu. Bunu bugün bile anlayamamış kavrayamamış olan insanların varlığından bizim de toplumsal sorumluluklarımız anlamında kendimizi sorgulamamızı gerektirir diye düşünüyorum. Eğitimin sadece okulda olmayacağı gerçeğini kabullenip, toplumla barışık bireyler yetiştirmek için seferber etmeliyiz bütün imkânlarımızı.

Hayvanlar konusunda farklı bir durum nasıl beklenilebilir ki bu tür zihniyetlerden. Savunmasız canlılara kendi gücünü bu şekilde yansıtan insanlarla ilgili daha fazla konuşarak onlara prim yapma imkânı vermek istemiyorum açıkçası.

Yolunuz açık, yürek sesiniz daim, kaleminiz kavi olsun Ahmet Bey.

Çok teşekkür ederim İnci Hanım. Bu güzel dilekleriniz ve eserlerime verdiğiniz değer benim için bir onur kaynağıdır. Edebiyat, şiir ve toplumsal yaşam konusunda düşüncelerimi paylaşma imkânını sunmanız büyük incelikti. Şiir tadında bir hayat diliyorum…

ÖNCEKİ HABER   SONRAKİ HABER
Kaf-Kaf Büyükçekmece'yi ağırlıyor
 
Isıtan kumaşa Avrupa'dan büyük ilgi
YORUMLAR
 Onay bekleyen yorum yok.

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
 

Bu haber henüz yorumlanmamış...

FACEBOOK YORUM
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...
KATEGORİDEKİ DİĞER HABERLER
İzmir'deki Picasso sergisine ziyaretçi akını
İzmir'deki Picasso sergisine ziyaretçi akını
İki yaka Havagazı Fabrikası'nda buluştu
İki yaka Havagazı Fabrikası'nda buluştu
Sinematekte bu sefer İzmir beyazperdede!
Sinematekte bu sefer İzmir beyazperdede!
43 yıldır ekmeğini horoz şekerinden kazanıyor
43 yıldır ekmeğini horoz şekerinden kazanıyor
İzmir'den dünyaya 57 karikatür bakışı sergisi
İzmir'den dünyaya 57 karikatür bakışı sergisi
Dünya müziği Anadolu'yla İzmir'de buluşuyor
Dünya müziği Anadolu'yla İzmir'de buluşuyor
İzmir'de 'Picasso' kuyruğu
İzmir'de 'Picasso' kuyruğu
Sezon açılışı 'Arf Sabiti' oyunu ile yapıldı
Sezon açılışı 'Arf Sabiti' oyunu ile yapıldı
Adnan Saygun’da sezon açılıyor
Adnan Saygun’da sezon açılıyor
http://www.baybel.com.tr
SOSYAL MEDYADA EGE POSTASI
ARŞİV
YAZARLAR
Mithat Umutoğulları
CHP'li başkanlar ne yapıyor?
Mithat Umutoğulları
Halil Solak
Murat Bakan 'uzlaşı adayı'nı ne güzel tarif etmiş!
Halil Solak
Mustafa Ali Fırtına
Güzelin dedikodusu çok olur!
Mustafa Ali Fırtına
Yalçın Küçükdamar
Göztepe düşmeyecek
Yalçın Küçükdamar
Hüseyin Günlü
'Düşler ülkesi'
Hüseyin Günlü
Halit Umutoğulları
Canın sağolsun Göktuğ
Halit Umutoğulları
ANKET
Yeni sitemizi nasıl buldunuz?
ÇOK OKUNANLAR
FACEBOOK'TA EGE POSTASI
ÇOK YORUMLANANLAR
TWITTER'DA EGE POSTASI
EGE POSTASI
Ege Postası
KünyeKünye İletişimİletişim FacebookFacebook TwitterTwitter Google+Google+ RSSRSS Sitene EkleSitene Ekle Günün HaberleriGünün Haberleri